another one - Turco Inglés Diccionario

another one

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Significados de "another one" en diccionario turco inglés : 3 resultado(s)

Inglés Turco
General
another one pron. başkası
Try on another one.
Başkasını dene.

More Sentences
another one pron. bir diğeri
Similarly, the production under licence by EU countries in third countries is another one of such issues.
Benzer şekilde AB ülkeleri tarafından üçüncü ülkelerde lisans altında üretim yapılması da bu konulardan bir diğeridir.

More Sentences
another one pron. bir tane daha
There is another one in the morning.
Sabah bir tane daha var.

More Sentences

Significados de "another one" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
special ottoman foundation for helping one another n. avarız vakıfları
getting along with one another n. geçim
advantages over one thing to another n. bir şeyin diğerine karşı avantajları
kill one another v. kırışmak
compensate for one thing with another v. bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek
set one person against another v. fitne sokmak
fit into one another v. çakışmak
like one another v. hoşlaşmak
snatch something from one another v. kapışmak
settle accounts with one another v. ödeşmek
push one another v. itişmek
look at one another v. bakışmak
cause to fight with one another v. dövüştürmek
embrace one another v. kucaklaşmak
snatch from one another v. kapışmak
pit one against another v. boy ölçüşmek (iki şey)
pit one person against another v. birbiriyle yarışmak
compensate for one thing by another v. bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek
fly at one another's throat v. gırtlak gırtlağa gelmek
pit one thing against another v. boy ölçüşmek
play with one another v. oynaşmak
weigh one thing against another v. karar vermeye çalışırken bir şeyi başka bir şeyle karşılaştırmak
sue one another v. mahkemeye düşmek
collide with one another v. çakışmak (birbiri ile)
pit one person against another v. boy ölçüşmek
give one another written certifications v. senetleşmek
joke with one another v. şakalaşmak
bite one another v. dalaşmak
confront one another v. yüzleşmek
greet one another v. merhabalaşmak
pit one thing against another v. birbiriyle yarışmak
zipper one thing into another v. bir şeyi başka bir şeye fermuarla takmak
parlay one thing into another v. bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
pit one person against another v. birbiriyle boy ölçüşmek
pit one against another v. birbiriyle yarışmak (iki şey)
turn against (for one person to another) v. aleyhine dönmek
not to exchange (one thing) for (another) v. değiştirememek
exchange ideas with one another v. karşılıklı fikir alışverişi yapmak
exchange ideas with one another v. karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak
lean (one thing) against (another) v. dayandırmak
make signs to one another v. işaretleşmek
pile one trouble on another v. derde dert katmak
alternate one subject with another v. konu değiştirmek
come one after another v. birbiri ardına gelmek
learn from one another v. birbirinden (bir şeyler) öğrenmek
confuse one thing with another v. bir şeyi başka bir şey sanmak
confuse one thing with another v. bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
leave one’s wife for another woman v. başka bir kadın için karısını terk etmek
stand close to one another v. birbirlerine yakın durmak
same as one another adj. birbiriyle aynı
one after another adv. birbiri peşi sıra
with one another adv. birbiriyle
one after another adv. sıra ile
facing one another adv. karşılıklı
one thing on top of another adv. birbiri üstüne
one after another adv. birbiri arkasından
one after another adv. birer birer
one thing on top of another adv. üst üste
one after another adv. art arda
one after another adv. arka arkaya
one after another adv. birbiri ardından
in one way or another adv. bir türlü
one after another adv. birbiri arkasına
one after another adv. peş peşe
one after another adv. birbiri ardına
in one way or another adv. o ya da bu şekilde
one another pron. birbirlerini
one another pron. birbirine
one another pron. yekdiğerini
one another pron. karşılıklı olarak
one another pron. birbirini
one another pron. birbirleri
one another pron. birbiri
one another pron. yekdiğeri
one way or another conj. ama öyle ama böyle
Phrasals
drag something from one place to another v. bir şeyi bir yerden başka bir yere sürüklemek/taşımak
vacillate between (one person or thing) and (another) v. (iki kişi/iki şey) arasında kararsız kalmak
vacillate between (one person or thing) and (another) v. (iki kişi/iki şey) arasında karar verememek
vacillate between (one person or thing) and (another) v. (iki kişi/iki şey) arasında kalmak
Phrases
one trouble after another expr. kambur üstüne kambur/kambur kambur üstüne
friendship is one thing business is another expr. dostluk başka alışveriş başka
one way or another expr. değişik şekillerde
one way or another expr. bir şekilde
one way or another expr. ama öyle ama böyle
one way or another expr. şu veya bu şekilde
one way or another expr. şu ya da bu şekilde
at one time or another expr. zaman zaman
at one time or another expr. ara sıra
at one time or another expr. bazen
one way or another expr. öyle ya da böyle
one kind or another expr. şu veya bu şekilde
as one door closes, another opens expr. bir kapı kapanırsa diğeri açılır
as one door closes, another one opens expr. bir kapı kapanırsa diğeri açılır
one door closes and another one opens expr. bir kapı kapanırsa diğeri açılır
as one door closes, another (one) opens expr. bir kapı kapanırsa diğeri açılır
one door closes and another one opens expr. gümüş kapı kapanırsa altın kapı açılır
as one door closes, another opens expr. gümüş kapı kapanırsa altın kapı açılır
as one door closes, another (one) opens expr. gümüş kapı kapanırsa altın kapı açılır
as one door closes, another one opens expr. gümüş kapı kapanırsa altın kapı açılır
it's one thing to (do something), it's another to (do something else) expr. (bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil
a is one thing, b is (quite) another expr. (bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok
it's one thing to (do something), it's another to (do something else) expr. (bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. (bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil
a is one thing, b is (quite) another expr. (bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil
Proverb
what's one man's meat's another man's poison birinin sevinci ötekinin mutsuzluğudur
one law for the rich and another for the poor zengin kağnısını dağdan aşırır fakirin eşeği düz yolda şaşırır
one law for the rich and another for the poor zengine şekerden helva basarlar fakire pekmez bile bulunmaz
one good turn deserves another eğer sana yardım edilmişse sen de onlara yardım et
one good turn deserves another yapılan iyilik karşılıksız kalmaz
one man's loss is another man's gain birinin kaybı bir başkasının kazancıdır
one man's loss is another man's gain sen kaybederken başkası kazanır
one man's trash is another man's treasure birinin çöpü başkasının hazinesidir
when one door shuts, another opens bir kapı kapanır bir kapı açılır
when one door shuts another opens bir kapı kapanır bir kapı açılır
when one door shuts another opens bir kapı kapanır bir diğeri açılır
one man's virtue is another man's sin birinin fazileti, diğerinin günahıdır
as one door closes, another opens bir kapı kapanırken başka bir kapı açılır
one word leads to another laf lafı açar
one word leads to another sohbet bambaşka bir yere gider/bir şekilde gelişir
one word leads to another konu konuyu açar
one word leads to another laf hiç umulmadık yerlere gider/gelir
one word leads to another laf başka yerlere gider
one word leads to another sohbet umulmadık şekilde gelişir
one door closes and another one opens bir kapı kapanır diğeri açılır
as one door closes, another (one) opens bir kapı kapanır diğeri açılır
one door closes, another opens gümüş kapı kapanırsa altın kapı açılır
one door closes, another opens bir kapı kapanır, diğeri açılır
one door closes, another opens bir kapı kapanırsa diğeri açılır
one person's loss is another person's gain biri kaybeder biri kazanır
one law for the rich and another (law) for the poor zengine şekerden helva basarlar fakire pekmez bile bulunmaz
one law for the rich and another (law) for the poor zengin kağnısını dağdan aşırır fakirin eşeği düz yolda şaşırır
one person's loss is another person's gain biri kaybederken başkası kazanır
one person's loss is another person's gain birinin kaybı bir başkasının kazancıdır
saying is one thing, doing is another söylemekle yapmak/yerine getirmek ayrı şeyler
saying is one thing, doing is another söylemesi kolay, yapması zor
saying is one thing, doing is another söylemek/söz vermek kolay, önemli olan icraata geçirebilmek
saying is one thing, doing is another söylemek/söz vermek kolay da önemli olan yapmak/yerine getirmek
saying is one thing, doing is another söylemesi kolay, önemli olan yapmak/yapabilmek
saying is one thing, doing is another demesi kolay
when one door shuts, another (one/door) opens bir kapı kapanırsa diğeri açılır
when one door shuts, another (one/door) opens gümüş kapı kapanırsa altın kapı açılır
when one door closes, another (one/door) opens bir kapı kapanır diğeri açılır
when one door closes, another (one/door) opens bir kapı kapanırsa diğeri açılır
when one door closes, another (one/door) opens gümüş kapı kapanırsa altın kapı açılır
when one door shuts, another (one/door) opens bir kapı kapanır diğeri açılır
Colloquial
play one against another v. aralarını bozmak
play one against another v. birbirlerine düşürmek
play one against another v. birbirine düşürmek
one way and another expr. değişik şekillerde