birbirine - Turco Inglés Diccionario

birbirine

Significados de "birbirine" en diccionario inglés turco : 4 resultado(s)

Turco Inglés
General
birbirine mutual adj.
Parents of the victims got together for mutual support.
Kurbanların aileleri birbirlerine destek amacıyla bir araya geldiler.

More Sentences
birbirine each other adv.
Furthermore, I learned that the research projects for both forms of stem cells are dependent upon each other.
Ayrıca her iki kök hücre türüne yönelik araştırma projelerinin birbirine bağımlı olduğunu öğrendim.

More Sentences
birbirine together adv.
Rub the two pieces together to create a spark.
Bir kıvılcım oluşturmak için iki parçayı birbirine sürtün.

More Sentences
birbirine one another pron.
The three of them looked at one another.
Üçü de birbirine baktı.

More Sentences

Significados de "birbirine" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
birbirine açılan odalar interconnecting rooms n.
birbirine bağlı olma interconnection n.
fransız riviera'sında, nice'le menton arasındaki yarlardan geçen birbirine paralel üç yol corniche n.
merdiven (iki katı birbirine bağlayan) staircase n.
birbirine eşit hale getirme equalizing n.
birbirine geçme engagement n.
birbirine benzerlik kinship n.
ayakları birbirine vurarak zıplama entrechat n.
birbirine karışan görüntü dissolve n.
iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan beton yol causeway n.
birbirine bağlantılılık interconnectedness n.
birbirine tutkunluk cohesiveness n.
birbirine göre ayarlama coordination n.
birbirine dolaşma embranglement n.
bünyece birbirine benzeyiş homogeny n.
birbirine benzerlik uniformity n.
sıkıştırıp birbirine kaynatma impaction n.
birbirine dolaşma embrangling n.
çark dişlerinin birbirine girmesi mesh n.
birbirine zıt iki şey antipodes n.
birbirine dolama entwining n.
pantolonu ve bluzu birbirine düğmelenen çocuk tulumu pantywaist n.
iki sert yüzün birbirine sürtünmesinden çıkan ses crepitation n.
birbirine geçirme enlacement n.
birbirine çarpan madeni şeylerin çıkardığı ses clash n.
birbirine bağlılık interdependence n.
birbirine çok bağlı topluluk phalanx n.
birbirine geçirme enlacing n.
eşlerin birbirine kötü davranması spousal abuse n.
birbirine denk yapan equilibrator n.
merdiven (iki katı birbirine bağlayan) stairway n.
birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri spouse n.
birbirine bindirme imbrication n.
birbirine tıpatıp benzeyen iki şey tweedledum and tweedlelee n.
birbirine yakın bulunma juxtaposition n.
birbirine yakın koyma juxtaposition n.
birbirine yakın bulundurma juxtaposition n.
birbirine bağlı yaşlı evli çift darby and joan n.
birbirine karışma intermingling n.
birbirine uymama mismatch n.
birbirine benzememezlik nonuniformity n.
birbirine yakın olan gözler closely set eyes n.
bir bölgeyi birbirine düşman topluluklara ayırma balkanisation n.
dostları birbirine düşüren kimse alienator n.
birbirine karışma amalgam n.
bir kitabı ortadan açtığımızda birbirine bakan sayfaları biri diğerinin aynadaki yansıması olarak düşünülerek ortaya çıkarılan estetik görüntü tekniği book matching n.
birbirine bağlama concatenation n.
birkaç cihaz veya elektrik devresinin birbirine bağlanması hook-up n.
birbirine yakın olan gözler close set eyes n.
birbirine yakın olan gözler narrow-set eyes n.
birbirine bağlama interlock n.
birbirine bağlı olma interdependence n.
birbirine benzeyenler the like n.
birbirine geçmeli (zincir) bilezik chain bracelet n.
(birbirine) karışmazlık immiscibility n.
ailede birbirine benzeme family likeness n.
birbirine bağlı olma interconnectedness n.
birbirine karışan akarsu confluent n.
serçe parmaklarını birbirine sarıp söz mü deme pinky promise n.
serçe parmaklarını birbirine sarıp söz mü deme pinky swear n.
birkaç cihaz veya elektrik devresinin birbirine bağlanması hookup n.
birbirine eşit hale getirme equalising n.
birbiriyle bağlantılı ya da birbirine benzeyen insanların ya da şeylerin oluşturduğu grup constellation n.
bütün dünyanın birbirine bağlı ve bağımlı olması ve insanların buna uygun davranması one-world n.
(soğuktan vs) birbirine vuran dişler chattering teeth n.
birbirine eşit hale getirme adequation n.
rugby'de iki takımın sekiz oyuncusunun birbirine kenetlenmesi sırasında arka bölümdeki uç oyuncuları back row n.
terasları ve bahçeleri birbirine bitişik olan evler back-to-back n.
bir şeyin inşasında topluca iş yapıp birbirine yardım etme raising bee n.
bir şeyin inşasında topluca iş yapıp birbirine yardım etme barn raising n.
birbirine iltimas geçme backscratching n.
fransa ve ingiltere'yi denizden birbirine bağlayan, iki ülkenin ortak yapımı olan demir yolu tüneli la manche n.
brezilya'ya özgü, partnerlerin birbirine sıkıca sarılıp yakın temasta bulunduğu balo salonu dansı lambada n.
kolye gibi birbirine zincirleme bağlanmış bir dizi benzer şey necklace n.
birbirine yakın olacak veya birbiri içine sığacak şekilde yerleştirilmiş bir grup nesne nest n.
iki kişinin birbirine yardım ettiği ya da birbirini koruduğu sistem the buddy system n.
birbirine geçme engagement n.
birbirine benzerlik unifromness n.
birbirine sürtünme jostle n.
birbirine yakın veya paralel yerleştirilen iki küçük parmaklık bars gemel n.
birbirine bağlı olmama unsolidity n.
birbirine çok benzer iki veya daha fazla şeyden biri kissing cousin n.
çitleri birbirine bağlayan şey urith [obsolete] n.
tap dansında topukları havada birbirine vurma bells n.
iki şeyi birbirine sıkıca bağlamaya yarayan ip parçası lasher n.
birbirine yakın konumlanmış ve grup olarak kabul edilen bir dizi yer vicinage n.
halat bükümlerinin uçlarını sonraki iki halat gövdesi boyunca birbirine tutturarak yapılan boşa cevizi düğümü matthew walker n.
halat bükümlerinin uçlarını sonraki iki halat gövdesi boyunca birbirine tutturarak yapılan boşa cevizi düğümü matthew walker knot n.
genellikle uyumsuz elementlerin birbirine karışması mellay n.
genellikle uyumsuz elementlerin birbirine karışması melee n.
bir çıkrığa dolanmış ve her iki ucu birbirine bağlanmış ip veya zincir messenger n.
stadyumdaki izleyicilerin birbirine izleyen bölümler halinde ayağa kalkarak kollarını kaldırıp sonra da oturarak yarattıkları dalgalanma efekti mexican wave n.
birbirine dolanan kimse veya şey wreather n.
kenarlarından birbirine iliştirilmiş kağıt destesi book n.
su yolunda birbirine bağlı kütük bariyeriyle kapatılmış alan boom n.
iki parçayı birbirine tutturmak için kullanılan kıskaç alet hold-down n.
iki parçayı birbirine tutturmak için kullanılan kıskaç alet holddown n.
keten iple birbirine bağlanan kuru çiçek saplarından yapılan maori salı mokihi n.
birbirine karışan sesler lurry n.
birbirine karışmış grup lurry n.
birbirine prangayla bağlı mahkumlar gang [us] n.
birbirine yapıştırma glutination n.
birbirine bağlama glutination n.
eskiden kuzey ingiltere'de birbirine benzeyen iki idolden biri golden calf n.
(ahşap blokların birbirine vurduğunda çıkardığı sese benzeyen) keskin, boğuk ses chock n.
(parmaklar arasında ritmik şekilde birbirine vurulan) iki düz ahşap parçası clappers n.
(iki veya daha fazla şeyin) birbirine girmesi clash n.
hançerin bıçak ile sapını birbirine bağlayan kısmı dagger n.
birbirine geçmiş halkalar gymnal n.
birbirine benzeşmeyen veya nihai birlikten yoksun unsurlar multiverse n.
kaplamalı iki yüzeyi birbirine yapıştıran tutkal impact adhesive n.
birbirine bağımlı şekilde yapılan çalışma communion n.
birbirine yaklaştırma compacture [obsolete] n.
birbirine geçen şey conjunct n.
birbirine yamama consarcination n.
birbirine karışan şey commingler n.
parçaların birbirine ve bütüne göre düzenlenmesi composing n.
birbirine bağlı parçalardan oluşan bütün complex n.
birbirine bağlı bir dizinin birleşmesi concatenation n.
birbirine bağlı olan unsurlardan oluşan dizi concatenation n.
sistemi kullanan kişinin sesli yanıt alabilmesi için bir yazılım program tarafından birbirine eklenmiş olan birleştirilmiş veya kaydedilmiş sözcükler concatenated speech n.
birbirine bağlı şeylerin sırası concatenation n.
barakanın iki ucunu birbirine bağlayan geçit dogtrot [dialect] n.
iki seyyar evin birbirine cıvatalanmış ve yerleşik halde kullanımı doublewide n.
birbirine düzgünce geçme dovetailing n.
birbirine düzgünce oturma dovetailing n.
düşünsel olarak birbirine bağlı kişilerden oluşan grup family n.
birbirine ters unsurlar incompatibilities n.
akıl ve maddenin birbirine eşlik etmesine karşın birbiri ile ilişkili olmadığını öne süren felsefi teori parallelism n.
birbirine denk unsurlar parallel n.
birbirine geçirilerek koni şekli oluşturan bir dizi ağırlık pile [obsolete] n.
iki kişinin birbirine kenetlenerek itişmesi clinch n.
uyumlu şekilde birbirine karıştırma contemperature n.
iki tazıyı birbirine bağlamak için zincirle birleştirilen tasmalar couple n.
düz duvar cephesinde komşu iki duvarı birbirine bağlayan bölüm curtain n.
burçlu cephede komşu iki burcu birbirine bağlayan parçası curtain n.
gemi inşaatında yapı elemanlarını birbirine bağlayan işçi fastener n.
birbirine bağlama inosculate n.
birbirine geçirme interlocking n.
birbirine girmişlik intimacy n.
birbirine dolama intertwist n.
birbirine geçmiş olma intertanglement n.
birbirine dolanmışlık intervolution n.
birbirine karıştırma interunion n.
birbirine dolanma intertwist n.
birbirine dolama interweave n.
izomorfizmle birbirine bağlı maddeler isomorph n.
iki büyük yapıyı veya boşluğu birbirine bağlayan dar kısım isthmus n.
(birbirine yapıştırılmış deri kırpıntılarından oluşturulan) fabrika üretimi deri pancake n.
dalların kesilip birbirine örülmesi plashing n.