|
Categoría |
Turco |
Inglés |
|
| General |
|
| 1 |
General |
enginlik (denizde) |
vastness n. |
|
| 2 |
General |
denizde yüzen üstü düz buz kütlesi |
floe n. |
|
| 3 |
General |
denizde yüzen veya kıyıya vuran şeyler |
flotsam and jetsam n. |
|
|
|
| 4 |
General |
denizde çarpışmalar |
collisions at sea n. |
|
| 5 |
General |
hem karada hem de denizde yaşayan canlı |
amphibian n. |
|
| 6 |
General |
boğaz (denizde) |
strait n. |
|
| 7 |
General |
denizde sığlık |
shelf n. |
|
| 8 |
General |
denizde gaz petrol |
offshore oil-gas n. |
|
| 9 |
General |
denizde bulunan buz yığını |
ice pack n. |
|
| 10 |
General |
geminin denizde çalkalanması |
labour n. |
|
| 11 |
General |
denizde kendi halinde yüzen şeyler |
drift stuff n. |
|
| 12 |
General |
geminin denizde çalkalanması |
labor n. |
|
| 13 |
General |
denizde mal ve can kurtarma |
salvage n. |
|
|
|
| 14 |
General |
denizde yüzen buz kütlesi |
icepack n. |
|
| 15 |
General |
(denizde) sığ yer |
bank n. |
|
| 16 |
General |
eskiden denizde kullanılan bir tür soyunma kabini |
bathing machine n. |
|
| 17 |
General |
denizde bir dalgakıran, mendirek oluşturmak için suya yığılan taş veya beton |
pierre-perdu n. |
|
| 18 |
General |
denizde yüzmek |
swim in the sea v. |
|
| 19 |
General |
denizde olmak |
be at sea v. |
|
| 20 |
General |
yüzmek (denizde veya ırmakta) |
bathe v. |
|
| 21 |
General |
denizde yıkanmak |
bathe v. |
|
| 22 |
General |
(gemi) denizde çalkalanmak |
labour v. |
|
| 23 |
General |
boy vermek (denizde vb) |
check the depth v. |
|
| 24 |
General |
boy vermek (denizde vb) |
touch the bottom v. |
|
| 25 |
General |
denizde kaybolmak |
be lost at sea v. |
|
| 26 |
General |
(gemi) denizde çalkalanmak |
labor v. |
|
| 27 |
General |
(denizde, karda) şambrele binip kaymak |
tube v. |
|
| 28 |
General |
(denizde, karda) şambrele binmek |
tube v. |
|
| 29 |
General |
(denizde uzaktaki bir nesneyi) yaklaşarak görünür hale getirmek |
rise v. |
|
| 30 |
General |
denizde mahsur kalmak |
be stranded in the sea v. |
|
| 31 |
General |
dar (denizde) |
strait adj. |
|
| 32 |
General |
karada ve denizde yaşayan |
amphibious adj. |
|
| 33 |
General |
denizde geçen |
saltwater adj. |
|
|
|
| 34 |
General |
denizde olan |
saltwater adj. |
|
| 35 |
General |
(açık denizde) yola koyulmuş |
outward-bound adj. |
|
| 36 |
General |
denizde inşa edilmiş |
sea-built adj. |
|
| Phrasals |
|
| 37 |
Phrasals |
nehirde, denizde taşımak |
ferry across v. |
|
| 38 |
Phrasals |
birini ya da bir şeyi nehir, denizde taşımak |
ferry someone or something across v. |
|
| 39 |
Phrasals |
birini ya da bir şeyi nehir, denizde taşımak |
ferry someone or something across something v. |
|
| 40 |
Phrasals |
(suda, denizde, okyanusta) seyretmeye başlamak |
launch out on (something) v. |
|
| 41 |
Phrasals |
(suda, denizde, okyanusta) seyre çıkmak |
launch out on (something) v. |
|
| 42 |
Phrasals |
(denizde seyreden bir geminin) dümenini rüzgara çevirmek |
luff up v. |
|
| 43 |
Phrasals |
(denizde seyrederken) rüzgara doğru dönmek |
luff up v. |
|
| Phrases |
|
| 44 |
Phrases |
boğulacaksan büyük denizde boğul |
i might as well be hanged for a sheep as a lamb expr. |
|
| 45 |
Phrases |
boğulacaksan büyük denizde boğul |
better to be hung for a wolf than a sheep expr. |
|
| 46 |
Phrases |
dalgasız denizde usta denizci yetişmez |
smooth seas don't make good sailors expr. |
|
| 47 |
Phrases |
dalgasız denizde usta denizci yetişmez |
smooth seas do not make good sailors expr. |
|
| Proverb |
|
| 48 |
Proverb |
sakin denizde herkes kaptan kesilir |
anyone can hold the helm when the sea is calm |
|
| 49 |
Proverb |
denizde daha bir sürü balık var |
there are plenty more pebbles on the beach |
|
| 50 |
Proverb |
denizde daha bir sürü balık var |
there are plenty of (other) pebbles on the beach |
|
| 51 |
Proverb |
denizde daha bir sürü balık var |
there are other pebbles on the beach |
|
| 52 |
Proverb |
dalgasız denizde herkes kaptan |
in calm water, every ship has a good captain |
|
| Colloquial |
|
| 53 |
Colloquial |
denizde ölüm |
deep six n. |
|
| Idioms |
|
| 54 |
Idioms |
denizde ölenlerin mezarı |
davy jones's locker n. |
|
| 55 |
Idioms |
büyük denizde küçük balık |
little frog in a big pond n. |
|
| 56 |
Idioms |
küçük denizde büyük balık |
big frog in a small pond n. |
|
| 57 |
Idioms |
büyük denizde küçük balık |
a small fish in a big pond n. |
|
| 58 |
Idioms |
küçük denizde büyük balık |
a big frog in a small pond n. |
|
| 59 |
Idioms |
küçük denizde büyük balık |
a big fish in a little pond n. |
|
| 60 |
Idioms |
küçük denizde büyük balık |
a big fish in a small pond n. |
|
| 61 |
Idioms |
büyük denizde küçük balık |
a small frog in a big pond n. |
|
| 62 |
Idioms |
büyük denizde küçük balık |
a little frog in a big pond n. |
|
| 63 |
Idioms |
küçük denizde büyük balık |
big fish in a small pond n. |
|
| 64 |
Idioms |
küçük denizde büyük balık |
frog in a small pond n. |
|
| 65 |
Idioms |
dalgalı bir denizde giden bir gemide dengeyi kaybetmeden ve deniz tutması yaşamadan yürüyebilme/durabilme |
one's sea legs n. |
|
| 66 |
Idioms |
dalgalı bir denizde giden bir gemide dengeyi kaybetmeden ve deniz tutması yaşamadan yürüyebilmek |
have one's sea legs v. |
|
| 67 |
Idioms |
dalgalı bir denizde giden bir gemide dengeyi kaybetmeden ve deniz tutması yaşamadan yürüyebilmek |
get one's sea legs v. |
|
| 68 |
Idioms |
küçük denizde büyük balık olmak |
be big fish in a small pond v. |
|
| 69 |
Idioms |
(denizde, gölde) taş sektirmek |
make ducks and drakes v. |
|
| 70 |
Idioms |
denizde daha bir sürü balık olmak |
not be the only pebble on the beach v. |
|
| 71 |
Idioms |
denizde kum onda para/zaman |
have something to burn v. |
|
| 72 |
Idioms |
denizde kum onda para/zaman |
have (something) to burn v. |
|
| 73 |
Idioms |
denizde rüzgarın geldiği yöne doğru gitmek |
sail near the wind v. |
|
|
|
| 74 |
Idioms |
denizde rüzgara karşı yol almak |
sail near the wind v. |
|
| 75 |
Idioms |
denizde yaşamayı bırakmak |
swallow the anchor v. |
|
| 76 |
Idioms |
denizde sürüklenmek |
go by the board v. |
|
| 77 |
Idioms |
denizde, havuzda, suda olmak |
be in the drink v. |
|
| 78 |
Idioms |
denizde kum onda para/zaman |
have to burn v. |
|
| 79 |
Idioms |
denizde kum gibi |
sixpenny expr. |
|
| 80 |
Idioms |
denizde kum gibi |
twopenny expr. |
|
| 81 |
Idioms |
denizde kum gibi |
threepenny expr. |
|
| 82 |
Idioms |
denizde kum gibi |
tuppeny expr. |
|
| 83 |
Idioms |
denizde kum gibi |
twopenny-halfpenny expr. |
|
| 84 |
Idioms |
denizde daha çok balık var |
there are plenty more fish in the sea expr. |
|
| 85 |
Idioms |
boğulacaksan büyük denizde boğul |
might as well be hung for a sheep as (for) a lamb expr. |
|
| 86 |
Idioms |
boğulacaksan büyük denizde boğul |
might as well be hung for a sheep as a lamb expr. |
|
| 87 |
Idioms |
denizde başka balıklar da var |
there are other (good) fish in the sea expr. |
|
| 88 |
Idioms |
denizde daha çok balık var |
there are plenty/lots more fish in the sea expr. |
|
| Speaking |
|
| 89 |
Speaking |
denizde kum onda para |
he has pots of money expr. |
|
| 90 |
Speaking |
denizde kum onda para |
he is rolling in it expr. |
|
| Trade/Economic |
|
| 91 |
Trade/Economic |
denizde barınak |
refuge n. |
|
| 92 |
Trade/Economic |
denizde ve karada ticaret yolları |
trade routes n. |
|
| 93 |
Trade/Economic |
denizde el koyma |
prize n. |
|
| 94 |
Trade/Economic |
denizde mal ve can kurtarma |
salvation n. |
|
| Law |
|
| 95 |
Law |
denizde işlenen haksız fiil |
maritime tort n. |
|
| 96 |
Law |
denizde ele geçirilen malların limana güvenli şekilde taşınması için yapılan savaş sözleşmesi |
ransom bill n. |
|
| 97 |
Law |
(barış zamanında) devletin açık denizde seyahat eden gemileri üzerinde sahip olduğu münhasır yargı yetkisi |
freedom of the seas n. |
|
| Institutes |
|
| 98 |
Institutes |
denizde can güvenliği uluslararası sözleşmesi |
international convention for the safety of life at sea n. |
|
| Technical |
|
| 99 |
Technical |
denizde meydana gelen depremi |
seaquake n. |
|
| 100 |
Technical |
gemilerinin açık denizde herhangi bir engel olmadan serbest olarak hareket edebilmesi |
freedom of the seas n. |
|
| 101 |
Technical |
karada ve denizde hareket eden araç |
amphicar n. |
|
| 102 |
Technical |
yatay ufuk ile denizde görünen ufuk çizgisi arasındaki düşey açı |
dip n. |
|
| 103 |
Technical |
geminin denizde ilerlediği açıyı ölçmekte kullanılan bir alet |
oscillometer n. |
|
| 104 |
Technical |
denizde seyahat etmeye uygun |
seaworthy adj. |
|
| 105 |
Technical |
denizde doğmuş |
sea-born adj. |
|
| Telecom |
|
| 106 |
Telecom |
denizde can güvenliği |
safety of life at sea n. |
|
| Transportation |
|
| 107 |
Transportation |
denizde bir yük gemisinin diğerine kıç tarafından yakıt transferi yapması |
astern fueling n. |
|
| 108 |
Transportation |
gemi veya yükün denizde kaybedilmesi |
average n. |
|
| 109 |
Transportation |
denizde meydana gelen gemi veya yük kaybından kaynaklı masraf |
average n. |
|
| 110 |
Transportation |
denizde meydana gelen hasar nedeniyle ortaya çıkan gemi veya yük kaybı |
average n. |
|
| 111 |
Transportation |
geminin veya yükün denizde zarar görmesi |
average n. |
|
| 112 |
Transportation |
denizde meydana gelen gemi veya yük kaybının ilgili taraflarca eşit bölüşülmesi |
average n. |
|
| Marine |
|
| 113 |
Marine |
ani silkinti (gemi denizde giderken) |
lurch n. |
|
| 114 |
Marine |
denizde yaşayan kirletici organizmalar |
marine fouling organisms n. |
|
| 115 |
Marine |
denizde uygulama |
execution at sea n. |
|
| 116 |
Marine |
denizde çarpışmaların önlenmesi için kanun |
law for preventing collision at sea n. |
|
| 117 |
Marine |
özellikle denizde yapılan yolculuk |
voyage n. |
|
| 118 |
Marine |
denizde yaşayan kaynakların kullanılma sistemi |
marine living resources exploitation system n. |
|
| 119 |
Marine |
denizde oluşan çime benzer yeşillik |
marine ranching n. |
|
| 120 |
Marine |
denizde yaşayan bakteriler |
marine bacteria n. |
|
| 121 |
Marine |
geminin denizde sallanması nedeniyle hissedilen mide bulantısı |
sea sickness n. |
|
| 122 |
Marine |
denizde pere çalışmaları |
riprap works at sea n. |
|
| 123 |
Marine |
denizde bulunulan noktayı belirlemek amacıyla tespit edilen ve iki sabit nesneyi birleştiren çizgi |
transit n. |
|
| 124 |
Marine |
denizde beyaz köpüklü dalgaların oluşması |
whitecapping n. |
|
| 125 |
Marine |
denizde dökülen beton |
marine concrete n. |
|
| 126 |
Marine |
zaman zaman karadan-denizde esen meltem |
land-sea breeze n. |
|
| 127 |
Marine |
denizde elverişlilik belgesi |
certificate of seaworthiness n. |
|
| 128 |
Marine |
denizde durgunluk |
doldrums n. |
|
| 129 |
Marine |
denizde zapt ve müsadere |
right of prize and capture n. |
|
| 130 |
Marine |
açık denizde terk edilmiş gemi |
abandoned ship n. |
|
| 131 |
Marine |
fırtınalı denizde rüzgara karşı seyir |
thrash n. |
|
| 132 |
Marine |
fırtınalı denizde rüzgara karşı seyir |
thresh n. |
|
| 133 |
Marine |
geçmişte denizde gök cisimlerinin yüksekliğini ölçmekte kullanılan alet üzerinde yer alan orta parça |
transversary n. |
|
| 134 |
Marine |
geçmişte denizde gök cisimlerinin yüksekliğini ölçmekte kullanılan alet |
cross-staff n. |
|
| 135 |
Marine |
geçmişte açık denizde güneşle alakalı gözlem yapmakta kullanılan on beş derecelik yaya sahip eski bir alet |
almucanter staff n. |
|
| 136 |
Marine |
geçmişte açık denizde güneşle alakalı gözlem yapmakta kullanılan on beş derecelik yaya sahip eski bir alet |
almucantar staff n. |
|
| 137 |
Marine |
hem karada hem denizde hizmet vermek için eğitilmiş taburlara mensup askerler |
marines n. |
|
| 138 |
Marine |
kanvasın standart denizde kullanım ölçümü |
bolt n. |
|
| 139 |
Marine |
denizde ve can kurtarma faaliyetlerinde gemilerin kullandığı farklı renkte fenerlerin yakıldığı işaretler |
coston lights n. |
|
| 140 |
Marine |
açık denizde seyredebilen tekne |
sea boat n. |
|
| 141 |
Marine |
açık denizde seyretmeye elverişli tekne veya gemi |
seaboat n. |
|
| 142 |
Marine |
açık denizde seyreden gemiler |
seacraft n. |
|
| 143 |
Marine |
denizde yol almak |
sail v. |
|
| 144 |
Marine |
açık denizde seyir halinde olan gemide olmak |
be at sea v. |
|
| 145 |
Marine |
denizde yol almak |
sailing v. |
|
| 146 |
Marine |
fırtınalı denizde rüzgara karşı seyretmek |
thrash v. |
|
| 147 |
Marine |
dalgalı denizde öne arkaya yalpa yapmak |
make heavy weather v. |
|
| 148 |
Marine |
fırtınalı denizde baş kıç vurmak |
make heavy weather v. |
|
| 149 |
Marine |
dalgalı denizde yalpalayıp baş-kıç vurmak |
weather v. |
|
| 150 |
Marine |
(gemi, tekne) yeniden denizde seyretmek |
renavigate v. |
|