dock - Turco Inglés Diccionario

dock

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

dock — Definition

Pronunciación (IPA):
(AmE /dɑːk/ – BrE /dɒk/)
Categoría gramatical:
İsim: dock (docks); Fiil: dock (docks – docked – docking)
Sinónimo:
berth, moor
Antónimos:
undock, depart

Significados de "dock" en diccionario turco inglés : 84 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
dock n. rıhtım
My father used to take us to the docks to see the ships.
Babam bizi gemileri görmemiz için rıhtıma götürürdü.

More Sentences
dock v. rıhtıma yanaşmak
The ship hasn't even docked yet.
Gemi henüz rıhtıma yanaşmadı bile.

More Sentences
dock n. gemi havuzu
dock n. dok
dock v. doka çekmek
General
dock n. rıhtım
My father used to take us to the docks to see the ships.
Babam bizi gemileri görmemiz için rıhtıma götürürdü.

More Sentences
dock n. iskele
A few minutes later, the ferry left the dock.
Birkaç dakika sonra feribot iskeleden ayrıldı.

More Sentences
dock n. kuzukulağı otu
The cows ate all the docks in our garden.
İnekler bahçemizdeki tüm kuzukulağı otlarını yedi.

More Sentences
dock v. kuyruğunu kısaltmak
The lambs are docked by the use of rubber rings.
Kuzuların kuyruğu lastik halkalar kullanılarak kısaltılır.

More Sentences
dock v. uzayda kenetlenmek
The ship will dock at the ISS tomorrow.
Gemi yarın UUİ'yle uzayda kenetlenecek.

More Sentences
dock v. limana yanaşmak
The ship hasn't even docked yet.
Gemi daha limana yanaşmadı bile.

More Sentences
Law
dock n. sanık sandalyesi
The fact is that, at the moment, it is the complainant who is in the dock.
Gerçek şu ki şu anda sanık sandalyesinde olan kişi şikayetçidir.

More Sentences
Computer
dock n. yuva
I bought a charging dock to place in my car's dash.
Arabamın ön paneline yerleştirmek için bir şarj yuvası aldım.

More Sentences
dock v. kabloyla (birbirine) bağlamak
We used to dock our computers to each other to play together.
Birlikte oyun oynamak için bilgisayarlarımızı kabloyla birbirine bağlardık.

More Sentences
Aeronautic
dock v. kenetlenmek
The Russian Soyuz spacecraft has docked at the International Space Station.
Rus Soyuz uzay aracı Uluslararası Uzay İstasyonu'na kenetlendi.

More Sentences
dock v. uzayda kenetlenmek
The ship will dock at the ISS tomorrow.
Gemi yarın UUİ'yle uzayda kenetlenecek.

More Sentences
Marine
dock n. rıhtım
My father used to take us to the docks to see the ships.
Babam bizi gemileri görmemiz için rıhtıma götürürdü.

More Sentences
dock v. limana yanaşmak
The ship hasn't even docked yet.
Gemi daha limana yanaşmadı bile.

More Sentences
dock v. rıhtıma yanaşmak
The ship hasn't even docked yet.
Gemi henüz rıhtıma yanaşmadı bile.

More Sentences
Breeding
dock v. kuyruğunu kısaltmak
The lambs are docked by the use of rubber rings.
Kuzuların kuyruğu lastik halkalar kullanılarak kısaltılır.

More Sentences
General
dock n. havuz
dock n. yük rampası
dock n. tersane
dock n. kesinti
dock n. kısa kesilmiş kuyruk
dock n. gemi havuzu
dock n. liman
dock n. kuyruğun kemikli kısmı
dock n. dok
dock n. eyer kuskunu
dock n. ücret
dock n. sanık yeri
dock n. antrepo
dock n. (şarj vb.) istasyon
dock v. kısaltmak (kuyruğunu)
dock v. havuza çekmek
dock v. ücretini kesmek
dock v. doka çekmek
dock v. doka girmek
dock v. kesmek (ücretten)
dock v. havuza girmek
dock v. kesmek
dock v. kısaltmak
dock v. indirmek
dock v. uzayda başka gemiye kenetlemek
dock v. azaltmak
dock v. limana girmek
dock v. kuyruğunu kesmek
dock v. (kuyruğunu) kesmek
dock v. kısmak
dock v. maaşından kesmek
dock v. kesmek (ücret/maaş)
dock v. yanaştırmak
Trade/Economic
dock n. dok
dock n. yükleme-boşaltma alanı
dock v. ücret kesmek
dock v. (maaşta/ücrette) kesinti yapmak
Law
dock n. mahkemede sanığın oturduğu yer
dock n. sanık yeri
Technical
dock v. havuzlamak
Computer
dock adj. yapışık
dock expr. yuvala
Aeronautic
dock n. uçağın dış kısımlarını çevreleyerek bunlara erişim sağlayan bir iskele
dock n. hangar
dock v. uzayda başka gemiye kenetlemek
Marine
dock n. dok
dock n. gemilerin yolcu ve yükünün boşaltıdığı veya onarıldığı havuz
dock n. gemi havuzu
dock n. tersane
dock n. yanaşlık
dock v. doka çekmek
dock v. limana girmek
dock v. (limana) rıhtım inşa etmek
Gastronomy
dock v. (kraker) pişirmeden önce delmek
Chemistry
dock v. moleküler bir reseptörle birleştirmek
Zoology
dock n. bazı hayvanlarda vücudun kuyruk köküne birleşik olan kısmı
Botanic
dock n. karabuğday benzeri bir ot
dock n. kuzu kulağı
dock n. rumex cinsi çeşitli bitkilere verilen ad
dock n. çeşitli geniş yapraklı otsu bitkilere verilen ad
Breeding
dock n. eyer kuskunu
dock n. kısa kesilmiş kuyruk
dock n. kuyruğun kemikli kısmı
Theatre
dock n. sahne yanında dekorların konduğu boşluk

Significados de "dock" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
graving dock n. kalafat havuzu
dock warrant n. ambar makbuzu
floating dock n. yüzer liman
floating dock n. yüzer havuz
floating dock n. yüzen havuz
wet dock n. yüzer havuz
dry dock n. kuru havuz
hickory dickory dock n. bir çocuk şarkısı
loading dock n. yükleme bölümü/alanı
dock labourer n. dok işçisi
dock labourer n. liman işçisi
dock labourer n. rıhtım çalışanı
dock labourer n. gemi yükleme işçisi
screw dock n. büyük uskurlu gemi
sectional dock n. ayrı bölümler veya kesonlardan yapılmış bir tür yüzer havuz
go into dry dock v. havuza girmek
put in the dock v. suçlamak
dock with the space station v. uzay istasyonuna kenetlenmek
dock at some place v. iskeleye demirlemek
dock something from something v. maaşından/haklarından kesmek
Phrasals
dock from v. (maaşından/haklarından) kesmek
dock from v. -den kesmek
Idioms
dock your pay v. hesabından/ücretinden kesmek
put (one) in the dock v. (birini) suçlamak/suçlu görmek
put (one) in the dock v. (birini) yoğun/sıkı bir incelemeye/denetlemeye tabi tutmak
put somebody in the dock v. birini suçlamak
in dock [uk] expr. önemli bir kişiyle başı belada
in dock expr. limanda
in dock [uk] expr. tutuklanmış
in dock [uk] expr. sanık sandalyesinde
in dock [uk] expr. gözaltında
in dock expr. limanda demirlemiş
in dock [uk] expr. bir yetkiliyle başı dertte
in dock [uk] expr. uygun değil
in dock [uk] expr. tamirhanede
in dock [uk] expr. saf dışı
in dock [uk] expr. pasif
in the dock expr. yoğun inceleme altında
in the dock expr. sanık koltuğunda/sandalyesinde
in the dock expr. detaylı inceleme/tetkik altında
Trade/Economic
dock warrant n. rıhtım makbuzu
dock receipt n. yük teslim belgesi
dock dues n. dok ücreti
dock dues n. rıhtım ücreti
dock receipt n. varan
dock receipt n. rıhtım makbuzu
dock warrant n. ambar makbuzu
dock warrant n. dok makbuzu
wet dock n. liman doku
oil dock n. petrol iskelesi
dock receipt n. liman makbuzu
dock shed n. rıhtım hangarı
dock charges n. rıhtım resmi
dock company n. rıhtım şirketi
dock warrant n. resepis
timber dock n. kereste yükleme rıhtımı
dock warehouse n. rıhtım antreposu
dock strike n. rıhtım işçilerinin grevi
bonded dock n. gümrük ambarı
delivered free at dock adj. rıhtımda teslim
ex dock adj. rıhtımda teslim
Law
felon's dock n. sanık sandalyesi
felon's dock n. mahkemede sanığın oturduğu yer
(defendant) to sit in the dock v. sanık sandalyesine oturmak
(defendant) to stand in the dock v. sanık sandalyesine oturmak
appear in the dock v. sanık sandalyesine oturmak
Technical
graving dock n. kuru havuz
dry dock n. kuru havuz
dock crane n. rıhtım vinci
wet dock n. sulu havuz
wet dock n. yükseltme havuzu
pond dock crane n. yüzer havuz vinci
floating dock n. yüzer havuz
loading dock n. yükleme peronu
dry dock n. kuru kızak
dock shelter n. şişme körük
balance dock n. bir tür yüzer iskele
hydraulic dock n. yüzer havuz
dry-dock v. kuru havuza girmek
Computer
dock cd audio n. dok ses cd'si
dock line in n. kundak hat girişi
dock change n. yuva değişikliği
dock mic2 n. dok mik2
dock cd n. dok cd
dock phone n. dok tel
dock id n. yuva kimliği
dock aux n. dok eklentisi
dock line n. hat tak
dock video n. dok video
dock mic expr. mikrofon tak
Telecom
charging dock n. şarj istasyonu
Construction
dock leveller n. yükleme rampası
dock structures n. rıhtım yapıları
Railway
loading dock n. yük rampası
Aeronautic
landing helicopter dock n. doklu helikopter gemisi
Marine
dry dock n. kuru dok
dock worker n. tersane işçisi
wet dock n. yüzer havuz
dock master n. havuz kaptanı
dock worker n. liman işçisi
dry dock n. gemiyi alacak kadar büyük ve suyu boşaltılabilir havuz
dry dock n. sabit havuz
dry dock n. kuru havuz
dry dock n. kızak
floating dock n. yüzer havuz
dry-dock caisson n. kuru havuz kapağı
dock worker n. dok işçisi
dock-walloper n. dok işçisi
dock-walloper n. liman işçisi
dock-walloper n. yük boşaltma işçisi
dock worker n. yük boşaltma işçisi
dock worker n. gemi yükleme işçisi
dock-walloper n. tersane işçisi
dock-walloper n. gemi yükleme işçisi
wet dock n. içinde su olan havuz
graving dock n. kuru havuz
graving dock n. suyu boşaltılabilen havuz
dock dues n. dok ücreti
dry dock n. suyu boşaltılabilen havuz
dock dues n. rıhtım ücreti
dry dock n. gemi tamir havuzu
dock charge n. dok ücreti
graving dock n. gemi tamir havuzu
dock charge n. rıhtım ücreti
wet dock n. yük doldurma boşaltma havuzu
floating dock n. yüzen havuz
dock warrant n. havuz ruhsatı
dock dues n. havuzlama resmi
graven dock n. karaya sabitlenmiş iskele
loading dock n. yükleme iskelesi
loading dock n. yükleme rıhtımı
ferry dock n. feribot iskelesi
boat dock n. tekne iskelesi
dry dock area n. çekek alanı
dock labourer n. liman işçisi
dock labourer n. liman çalışanı
dock line n. rıhtım halatı
dock-worker n. liman işçisi
dock-worker n. gemi yükleme işçisi
dock-worker n. dok işçisi
slip dock n. zemini eğimli rıhtım
take into dry dock v. havuzlamak
approach the dock v. limana yanaşmak
dry dock v. (gemiyi) kuru havuza koymak
dry-dock v. kuru havuza koymak
dry dock v. (gemi) kuru havuza girmek
lsd (landing ship dock) abrev. havuzlu çıkarma gemisi
Gastronomy
patience dock n. labada
patience dock n. efelek
Biology
dock to dock expr. ambardan ambara (geçen süre)