durumda - Turco Inglés Diccionario

durumda

Significados de "durumda" en diccionario inglés turco : 1 resultado(s)

Turco Inglés
Phrases
durumda in case of something expr.

Significados de "durumda" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
acınacak durumda olan wretched adj.
yeni ve iyi durumda pristine adj.
her durumda in any case adv.
General
havadaki su buharının yoğunlaşma sonunda sıvı veya katı durumda yere düşmesi precipitation n.
şaşılacak durumda olma prodigiousness n.
belirli bir durumda ve zamanda giyilen kıyafet regalia n.
iyi durumda olma soundness n.
zor ve tehlikeli bir durumda desteksiz olma out on a limb n.
acınacak durumda olma deplorableness n.
güçsüz durumda olan kimse underdog n.
eski ingilizcede rüşvet alabilecek durumda olma salably n.
kredi verilebilir durumda olma creditworthiness n.
birlik durumda yaşayan aynı türden organizmaların oluşturduğu topluluk colony n.
zayıf durumda olan ülke underdog n.
daha üst seviyede bir güç kaynağı dolayısıyla görevini yapamayacak durumda olma shadowing n.
çalışır durumda operating state n.
güçsüz durumda olan grup underdog n.
meydana gelen olumsuz durumda pay sahibi olma contributory fault n.
eski ingilizcede rüşvet alabilecek durumda olma saleably n.
belli bir durumda ya da zamanda giyilen kıyafet raiment n.
bir durumdan öğrenilen becerinin ona benzer başka bir durumda kullanılması carry-over n.
zor durumda başvurulacak çare refuge n.
gelişir durumda olma thrivingness n.
zenginleşen bir durumda olma thrivingness n.
acil durumda birinin yerini alan kimse jack-at-a-pinch n.
başka bir şeyle bitişik durumda olmak lap n.
zor durumda olan kimse hard case n.
çok iyi durumda olan damga mint n.
çok iyi durumda olan sikke mint n.
beklenmedik bir durumda sergilenen aşırı gerginlik buck fever n.
kendine bakacak durumda olmayan kişilerin ev işlerini yapması için para ödenen kimse home help [uk] [new zealand] n.
ev hanımının işleri yerine getiremediği durumda evi çekip çeviren sosyal hizmet uzmanı homemaker [us] [canada] n.
sıkıntılı durumda olma horn of a dilemma n.
ölçülebilir iki kümeden ilkinin ikincisini kapsadığı durumda ilk kümenin ölçümünün ikincisinden daha az veya ona eşit olması monotonicity n.
kınanacak durumda olma reprehensibility n.
iyi durumda kalamama reverting n.
suçluların suç mahallinden çabuk kaçabilmesi için çalışır durumda bırakılan araba getaway car n.
belirli bir durumda kalma continuance n.
belirli bir durumda bekleme continuance n.
zor durumda bırakan şey disadvantage n.
belirli bir (fiziksel) durumda olma point [obsolete] n.
iyi durumda olma proof [dialect] n.
daha iyi durumda olmak be better off v.
işlerin ne durumda olduğuna bakmak see how the land lies v.
çok güç durumda olmak be in dire straits v.
olmak (belirli bir durumda) stand v.
nazik bir durumda olmak hang in the balance v.
zor durumda kalmak be stuck in a difficult situation v.
çok zor bir durumda olmak be at bay v.
sıkışık bir durumda olmak be pressed v.
iyi işler durumda olmak be in good working order v.
diğerlerine göre daha kötü durumda olmak be at the bottom of the heap v.
durumda olmak stand v.
sıralanmış durumda olmak be in order v.
belirli bir durumda yetkisini kullanarak kural veya yasa uygulatmamak waive v.
diğerlerine göre daha kötü durumda olmak be at the bottom of the pile v.
zor bir durumda olmak be up a gum tree v.
zor durumda bırakmak leave someone in a difficult situation v.
başkasına göre avantajlı bir durumda olmak have an advantage over someone v.
belirli bir durumda kalmak go v.
kullanılmaz durumda olmak lapse v.
bir şey yüzünden daha beter durumda olmamak be none the worse v.
çok zor bir durumda olmak be in desperate straits v.
zor durumda kalmak hard up v.
zor durumda olmak be in a tight corner v.
durumda olmak be in a position to v.
daha elverişli durumda olmak have the inside track v.
çok zor bir durumda olmak be in dire straits v.
olmak (hayat/işler herhangi bir durumda) go v.
en iyi durumda olmak be at one's best v.
hakim durumda olmak domineer v.
çok zor bir durumda olmak be in a bad way v.
zor durumda bırakmak strand v.
yanar durumda tutmak keep in v.
güç bir durumda bulunmak tight corner v.
kötü durumda olmak be in a bad condition v.
kötü durumda olmak be in a poor condition v.
kötü durumda olmak be in bad condition v.
kötü durumda olmak be in a bad state v.
kötü durumda olmak be in bad state v.
mali açıdan kötü durumda olmak be financially in bad shape v.
kötü durumda olmak be in poor condition v.
kötü durumda olmak be in bad shape v.
zor durumda bırakılmak be put on the spot v.
borçlu durumda bulunmak be indebted v.
zor durumda bırakmak put someone in a tight spot v.
zor durumda bırakmak leave someone in a tight spot v.
zor durumda bırakmak leave someone in the lurch v.
bulunmak (belirli bir durumda) stand v.
zor durumda bırakmak leave in the lurch v.
zor durumda olmak be on the hook v.
iyi durumda olmak be in good condition v.
zor durumda bırakılmak be put in an awkward position v.
zor durumda olmak be in a difficult situation v.
zor durumda olmak be in an awkward situation v.
güç durumda olmak be in an awkward situation v.
güç durumda olmak be in a difficult situation v.
iyi durumda olmak be in good shape v.
kafa olarak hazır durumda olmak be mentally ready v.
çalışır durumda olmak be in working order v.
kötü durumda olmak ail v.
acil durumda (birinin) yerini almak backstop v.
kötü durumda olmak be ill off v.
içinden çıkılmaz bir durumda olmak be at a stand v.
sabit bir durumda tutmak embalm v.
güç durumda bırakmak impale v.
güç bir durumda bırakmak empale v.
zor durumda bırakılmak sack v.
zor durumda kalmak land [uk] v.
(genç doğanları) yarı serbest durumda tutmak hack v.
çözmesi zor bir durumda olmak hard put v.
müşkül durumda olmak hard put v.
gelişmemiş durumda olmak bud v.
pasif durumda olmak hibernate v.
alışılan durumda kalmak hold v.
(belirli bir durumda) olmak go v.
(belirli durumda) olmaya devam etmek go v.
belirli bir durumda var olmak rule v.
belirli bir durumda olmayı sürdürmek dwell v.
belirli bir durumda olmak dwell v.
(bir yerde veya durumda) bırakmak continue v.
(bir yerde veya durumda) tutmak continue v.
belirli bir durumda tutmak possess v.
(kendini bir durumda) bulmak find v.
ilerleme göstermeyen durumda olmak flatline v.
önceki durumda olmak pre-exist v.
önceki durumda olmak preexist v.
kenara ayırıp iyi durumda tutmak preserve v.
pasif durumda olmak stand v.
kullanılabilir durumda olmak survive v.
(kendini bir durumda) bulmak find v.
yapacak durumda olmamak be in no condition v.
durumda olmak be v.
zor durumda bırakmak embarrass v.
zor durumda bırakmak bind v.
kötü durumda flyblown adj.
işler durumda functioning adj.
iyi durumda well off adj.
şaşırmış bir durumda at a loss adj.
güç durumda embattled adj.
yapamayacak durumda unable adj.
acınacak durumda deplorable adj.
daha iyi durumda better off adj.
görev yapamaz durumda out of commission adj.
iyi durumda well adj.
yola çıkabilecek durumda (araba) roadworthy adj.
kötü durumda in bad repair adj.
iyi durumda in good condition adj.
yatar durumda olan couchant adj.
müşkül durumda at a low ebb adj.