fulled - Turco Inglés Diccionario

fulled

fulled — Definition

Significado:
dolu, tam
Pronunciación (IPA):
(AmE /fʊl/ – BrE /fʊl/)
Categoría gramatical:
Sıfat
Sinónimo:
complete
Antónimos:
empty

Significados de "fulled" en diccionario turco inglés : 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
full adj. tok
We enjoyed the full sound of her guitar last night.
Dün gece gitarının tok sesinin tadını çıkardık.

More Sentences
full adj. tam
I wrote a full review of the film.
Filmin tam incelemesini yazdım.

More Sentences
full adj. dolu
The entrance hall was full of people.
Giriş salonu insanlarla doluydu.

More Sentences
General
full adj. doymuş
I can't eat anymore; I'm full.
Artık yemek yiyemiyorum; doymuş durumdayım.

More Sentences
full adj. son
Away went the car at full speed.
Araba son hızla uzaklaştı.

More Sentences
full adj. bol
The arms of his shirt were full.
Gömleğinin kolları boldu.

More Sentences
full adj. bütün
You can check out the full details for the new season here.
Yeni sezonun tüm detaylarına buradan göz atabilirsiniz.

More Sentences
full adj. karnı tok
Your desserts are tempting, but we are full.
Tatlılarınız çok cazip ama karnımız tok.

More Sentences
full adj. dolmuş
Furthermore, the agendas of the two remaining plenary part-sessions of this year are already full.
Ayrıca bu yılın kalan iki genel kurul oturumunun gündemleri de şimdiden dolmuş durumda.

More Sentences
full adj. komple
You will take the full license after a year.
Bir yıl sonra komple lisansı alacaksınız.

More Sentences
full adj. meşgul
I have my hands full.
Fazla meşgulüm.

More Sentences
full adj. etine dolgun
The trousers are suitable for fuller bodies.
Pantolonlar daha etine dolgun vücutlara uygundur.

More Sentences
full adj. dolgun
One side of her full lips lifted.
Dolgun dudaklarının bir tarafı kalktı.

More Sentences
full adj. tamamen
It is a very low threshold; it is very easy to go back to a full normal procedure.
Bu çok düşük bir eşik; tamamen normal bir prosedüre geri dönmek çok kolay.

More Sentences
full adj. büyük
You did not even use the full five minutes you were entitled to, which is greatly to your credit.
Hakkınız olan beş dakikanın tamamını bile kullanmadınız ki bu sizin için büyük bir övünç kaynağıdır.

More Sentences
full adj. dolu
The entrance hall was full of people.
Giriş salonu insanlarla doluydu.

More Sentences
full adj. tüm
The Commission, as the sole executive, should be able to retain full responsibility for adopting executive instruments.
Komisyon, tek yürütme organı olarak, yürütme araçlarının kabul edilmesinde tüm sorumluluğu elinde tutabilmelidir.

More Sentences
full adj. en yüksek
The full speed of the car is 160 miles per hour.
Arabanın en yüksek hızı saatte 160 mildir.

More Sentences
full adj. dolu dolu
I prepared a full holiday plan for us.
Bizim için dolu dolu bir tatil planı hazırladım.

More Sentences
full adj. yoğun (tat)
You can get a fuller flavour by cooking it medium-rare.
Orta-az pişmiş şekilde hazırlayarak daha yoğun bir lezzet elde edebilirsiniz.

More Sentences
full adv. doğrudan
The light shone full on his face.
Işık doğrudan yüzüne yansıyordu.

More Sentences
full adv. tamamen
It is a very low threshold; it is very easy to go back to a full normal procedure.
Bu çok düşük bir eşik; tamamen normal bir prosedüre geri dönmek çok kolay.

More Sentences
full n. öz
full n. dolu şey
full n. doluluk
full n. azami miktar
full n. doyurucu öğün
full n. tam boyut
full n. tam porsiyon
full n. en yüksek derece
full n. en üst mertebe
full n. tam not
full v. çırpmak
full v. yıkayıp çektirmek
full v. vaftiz etmek
full adj. geniş
full adj. şişman
full adj. elinden gelenin en iyisi
full adj. tok (aç olmamak)
full adj. acıkmamış
full adj. tamam
full adj. kalın
full adj. tastamam
full adj. bol (giysi)
full adj. pür
full adj. iri
full adj. balıketi
full adj. tutulmuş
full adj. (giysi) gevşek
full adj. en çok
full adj. yuvarlak
full adj. maksimum
full adj. toparlak
full adj. bol miktarda saf renk tonu içeren
full adj. işe gömülmüş
full adj. tamamlayıcısı olan
full adj. mümkün olduğunca kapsamlı
full adj. çıkıntılı
full adj. eksiltme içermeyen
full adj. en üst seviyeye gelmiş
full adj. sabrının sınırına gelmiş
full adj. zengin
full adj. kendini kaptırmış
full adj. uygun şekilde bütünlenen
full adj. detaylı şekillendirilmiş
full adj. öne çıkan
full adj. düzenli
full adj. en geniş alana yayılmış
full adj. gücünün sonuna ulaşmış
full adj. doygun
full adj. (işe, uğraşa) dalıp gitmiş
full adj. düzgün bölüştürülmüş
full adj. şişkin
full adj. normalin üzerine çıkmış
full adj. mükemmel
full adj. azami boyutta olan
full adj. tamamen dalıp gitmiş
full adj. vasıflı
full adj. aynı ebeveynleri paylaşan (bireyler)
full adj. koşulsuz
full adj. iyice doldurulmuş
full adj. çok yakın tanıdık
full adj. kusursuz
full adj. her yeri işgal eden
full adj. kendini iyice vermiş
full adj. yetkin
full adj. king boy (yatak)
full adj. şartsız
full adj. (vurgu anlamında) tam bir
full adj. aşırı bilinen
full adj. azami
full adj. (gemi) omurgayı tamamen kaplayan
full adj. kafası meşgul olan
full adj. gereken nitelikleri haiz olan
full adj. maksi boy (yatak)
full adj. tereddüde yer vermeyen
full adj. uzmanlığı olan
full adj. sınırda olan
full adj. tam karşıya bakan
full adj. kabul görmüş
full adv. düz giderek
full adv. bütünüyle
full adv. düz şekilde
full adv. hepten
full adv. azami ölçüde
full adv. baştan başa
full adv. tepeden tırnağa
full adv. tam olarak
Colloquial
full adj. körkütük sarhoş
full adj. zom olmuş
Technical
full n. derin
full v. dinklemek
full adj. koyu
Computer
full expr. pencere büyüt
Textile
full v. dinklemek
full v. kastarlamak
full v. (elbiseyi) kabarıklaştırmak
full v. (yünlü kumaşa) kontrollü keçeleştirme yapmak
full v. (kumaşı) toparlayıp büzerek kalınlaştırmak
full v. (iğne işi) büzerek toplamak
full adj. geniş kıvrımlı
full adj. geniş plileri olan
Furniture
full n. king boy yatak
Marine
full adj. (yelkenler) rüzgardan şişmiş
Gastronomy
full adj. gövdeli (şarap)
full adj. aromatik
Biology
full adj. aynı ebeveynlerden gelen soyla kurulan
full adj. iki ebeveyni de ortak olan (kardeşler)
Astronomy
full n. dolunay
full n. dolunay evresi
full v. dolunay evresine girmek
full adj. dolunaya ait veya ilgili
full adj. dolunay olan
Linguistics
full adj. (ses değişimi derecesi) normal
full adj. kısaltılmamış
full adj. (sesli harf) kalın
Sport
full n. (serbest stil kayakta) ters takla ve tam dönüş içeren bir manevra
Baseball
full adj. üç top ve iki vuruştan oluşan sayı
full adj. üç kalede de birer koşucunun olması
Card
full n. (pokerde) full house biçimindeki el
full adj. (pokerde) full house destedeki üçlüden olan
full adj. full house destedeki üçlüye ait veya ilgili
Music
full adj. tok sesli
full adj. zengin melodili
full adj. baskın tonlu
full adj. (parçayı, bölümü) tamamlayarak sonlandıran
Archaic
full adj. bitkin düşmüş
full adj. hali kalmamış
full adj. yatak döşek hasta olan
Slang
full adj. sarhoş

Significados de "fulled" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
in full adv. eksiksiz
General
full moon n. dolunay
full stop n. son
full stop n. nokta
full authority n. tam yetki
full cost model n. tam maliyet modeli
full participation n. tam katılım
full point n. durak
full flavor n. gerçek lezzet
full member n. tam üye
at full capacity n. tam kapasitede
full time n. fultaym
full dress n. çok resmi toplantılarda giyilen elbise
full disclosure n. eksiksiz açıklama
full power n. tam yetki
full measure n. tam ölçü
full stop n. nokta noktalama işareti
full unity n. tek yürek
full age n. rüşt yaşı
full sail n. pupa yelken
full membership n. tam üyelik
full flavour n. gerçek lezzet
a full week n. tam bir hafta
full ablution n. boy abdesti
full beard n. sakallı ve bıyıklı
full moon n. bedir
full point n. nokta
full independence n. tam bağımsızlık
full scale n. tam ölçek
full dress n. frak
full complement n. donanım
full complement n. tam kadro
full blood n. tam kan
full moon n. mehtap
full time n. tam mesai
full moon n. ayın on dördü
a full week n. olaylarla dolu bir hafta
child above 7 but not of full age n. mümeyyiz
full attention n. pürdikkat
being full n. tokluk
full complement n. tam
full information n. ayrıntılı bilgi
full stop n. durma
full employment policies n. tam istihdam politikaları
full employment n. tam istihdam
full dress n. resmi elbise
full fare n. tam bilet
full equivalence n. tam eşdeğerlik
full report n. ayrıntılı rapor
house full n. kapalı gişe
full name n. ad ve soyad
ticket at full fare n. tam bilet
full address n. tam adres
full information n. tam bilgi
full time n. tamgün
full gold coin n. tam altın
full ablution n. gusül
full rights n. tüm haklar
full responsibility n. tam sorumluluk
full range n. tam alan
full concentration n. tam konsantrasyon
full support n. tam destek
full sexual intercourse n. tam birleşme
full performance n. tam performans
full force n. tam güç
full guarantee n. süresiz teminat
full scholarship student n. tam burslu öğrenci
full commitment n. tam adama
full commitment n. tam bağlılık
full brother n. öz kardeş
full sister n. öz kardeş
full length portrait n. boy fotoğrafı
full time n. tam gün
full sunlight n. tam güneş ışığı
full line n. tam çizgi
full load n. tam yük
full load operation n. tam yükle çalışma
full pathname n. tüm yol adı
full line n. dolu çizgi
full diet n. yüksek değerli besin
full gloss n. ayna gibi
full load speed n. tam yük hızı
full-time n. fultaym
full-scale n. büyük çaplı
full-stop n. durak
full-time n. tamgün
full-length film n. uzun metrajlı film
full-time job n. tamgün bir çalışma gerektiren iş
full-page advertisement n. tam sayfa reklam
full-load n. tam yük
full-time n. tam gün
full-length body shot n. boy fotoğrafı
full-figured woman n. balık etli
full-day kindergarten n. tam gün anaokulu
full confidence n. sonsuz güven
full dress n. kuyruklu ceket
full blast n. tam hız
full blast n. son hız
full sexual intercourse n. tam cinsel birleşme
full speed ahead n. tam yol ileri
a full-court press n. büyük uğraş
the full text n. tam metin
full-length mirror n. endam aynası
full disclosure n. tam ifşa
full attendance n. tam katılım
full meal n. tam öğün
full metal jacket bullet n. metal zarflı mermi
full awareness n. tam farkındalık
full solution n. tam çözüm
full brother n. ana baba bir erkek kardeş
full sister n. ana baba bir kız kardeş
full dress n. resmi giysi
a life full of happiness n. mutluluk dolu bir hayat
memory full message n. hafıza dolu mesajı
a full range of services n. çok çeşitli/kapsamlı hizmetler
a full range of services n. her çeşit/türlü hizmet
full transformation n. tam dönüşüm
a full deck n. tam deste
assuming full responsibility n. tüm sorumluluğu kabul etme
assuming full responsibility n. bütün sorumluluğu kabul etme
full-page ads n. tam sayfa reklamlar
full team n. tam kadro
full-quarter saddle n. geniş ağızlı eyer
full address n. açık adres
full carnal knowledge n. tam cinsel münasebet
full title n. tam başlık
full year n. tam yıl
full potential n. tam potansiyel
full story n. tüm hikaye
full title n. tam isim/ad
full title n. tam ünvan
full sovereignty n. tam egemenlik
full lip n. köfte dudak
full lip n. kalın dudak
full answer n. tam cevap
full metal jacket n. kurşun çekirdeğin etrafında tamamen bakır kaplama olan mermi
full response n. tam yanıt
full-fledged hospital n. tam teşekküllü hastane
full body shot n. boy fotoğrafı
full frame n. tam çerçeve
full text n. tam metin
full lockdown n. tam kapanma
full gainer n. bir tür dalgıç dalışı
full to the gunwales n. ağzına kadar dolu
full to the gunwales n. taşacak kadar dolu
full-time job n. tam zamanlı iş
full bottom n. uzun yargıç peruğu
full blood n. soyu karışmamış kimse
full cousin n. teyze/hala oğlu
full marks [uk] n. tam puan