living - Turco Inglés Diccionario

living

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

living — Definition

Significado:
yaşayan, geçim
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈlɪvɪŋ/ – BrE /ˈlɪvɪŋ/)
Categoría gramatical:
Sıfat/İsim

Significados de "living" en diccionario turco inglés : 46 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
living adj. canlı
Trafficking in human beings is organised in order to remove organs from living donors.
İnsan ticareti, canlı donörlerden organ almak için organize edilmektedir.

More Sentences
General
living n. yaşama
But living in Europe means living with compromises.
Ama Avrupa'da yaşamak tavizlerle yaşamak demektir.

More Sentences
living n. hayat
He earns his living by teaching English.
Hayatını İngilizce öğreterek kazanıyor.

More Sentences
living n. geçim
I do this on a regular basis and this is how I make my living.
Bunu düzenli olarak yapıyorum ve geçimimi bu şekilde sağlıyorum.

More Sentences
living n. geçinme
What will you do for a living after university?
Üniversiteden sonra geçinmek için ne iş yapacaksın?

More Sentences
living n. yaşam
The standard of living is high in that country.
O ülkede yaşam standardı yüksek.

More Sentences
living adj. yaşayan
All living things need love and care.
Yaşayan tüm canlıların sevgiye ve ilgiye ihtiyacı vardır.

More Sentences
living adj. canlı
Trafficking in human beings is organised in order to remove organs from living donors.
İnsan ticareti, canlı donörlerden organ almak için organize edilmektedir.

More Sentences
Trade/Economic
living n. geçim
I do this on a regular basis and this is how I make my living.
Bunu düzenli olarak yapıyorum ve geçimimi bu şekilde sağlıyorum.

More Sentences
living n. yaşama
But living in Europe means living with compromises.
Ama Avrupa'da yaşamak tavizlerle yaşamak demektir.

More Sentences
General
living n. ekmek parası
living n. geçim yolu
living n. yaşantı
living n. yaşam tarzı
living n. oturma
living n. hayat biçimi/şekli
living adj. kuvvetli
living adj. diri
living adj. faal
living adj. canlandırıcı
living adj. güncel
living adj. sağ
living adj. dirimli
living adj. zinde
living adj. yaşayanlara özgü
living adj. geçerli
living adj. kullanılan
living adj. mevcut
living adj. halen kullanılan
living adj. kullanımda
living adj. yerli
living adj. doğal
living adj. tabii
living adj. sağlam
living adj. sarsılmaz
living adj. güçlü
living adj. yanan
living adj. kor halinde
living adj. akıcı
living adj. akışkan
living adj. hakiki
living adj. pek çok
living adj. son derece
Trade/Economic
living n. maişet
Archaic
living n. gelir getiren mülk
living n. gelir getirmesi amacıyla rahibe verilen kiliseye bitişik arazi

Significados de "living" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
living creature n. varlık
living creature n. canlı
living being n. canlı
General
loose living n. ahlak kurallarına aykırı olarak yaşama
place where one earns his living n. ekmek kapısı
way of living n. yaşayış
high living n. lüks hayat
living creature n. canlı varlık
living language n. yaşayan dil
living up to n. daha önceden belirlenmiş olan standartları karşılama
cost and standard of living n. yaşam standardı ve maliyeti
living death n. yaşayan ölü
living environment n. yaşam çevresi
incapacity of earning one’s living n. maluliyet
living space n. yaşam alanı
struggle to earn a living n. geçim derdi
cost of living index n. geçim endeksi
living cells n. canlı hücreler
the living n. yaşayanlar
communal living n. toplumsal yaşam
riotous living n. sefahat
living picture n. canlı tablo
bare living n. kıt kanaat geçinme
living wage n. geçindirebilecek maaş
one living away from home n. gurbetçi
living conditions n. yaşam koşulları
living room n. salon
base for living n. yaşam sınırı
place where one earns one's living n. geçim kapısı
incapacity of earning one’s living n. malullük
living standard n. hayat standardı
living being n. canlı varlık
cost of living index n. geçim indeksi
living together n. birlikte yaşama
living up to n. birinin beklentilerini karşılama
living conditions n. hayat şartları
standard of living n. hayat standardı
cost of living n. yaşam maliyeti
high cost of living n. hayat pahalılığı
cost and standard of living n. yaşam standardı ve maliyet
the problem of earning a living n. boğaz derdi
living arrangements n. yaşam biçimi
modes of living n. yaşam şekilleri
the struggle to make a living n. geçim derdi
a living n. geçim
sanitary living conditions n. sağlıklı yaşama koşulları
living conditions n. yaşam şartları
cost of living n. geçim gideri
cost of living n. hayat pahalılığı
high-pressure living n. baskılı yaşam
living-room suite n. salon takımı
cost-of-living index n. geçim indeksi
non-living thing n. cansız varlık
son-in-law living in his wife's parents' house n. içgüveyisi
living quarters n. barakalar
living creatures n. canlı yaratıklar
living room n. oturma odası
living unit n. yaşama hacmi
living thing n. canlı
living space n. yaşama alanı
living tissue n. canlı doku
living organism n. canlı organizma
level of living n. yaşama düzeyi
level of living n. hayat seviyesi
level of living n. yaşam düzeyi
level of living n. hayat düzeyi
living legend n. yaşayan efsane
living skills n. yaşama becerileri
quality living n. kaliteli yaşam
living dead n. yaşayan ölü
joy of living n. yaşam sevinci
main living area n. esas yaşama alanı
living costs n. geçim masrafları
living expenses n. geçim masrafları
assisted living n. yardımlı yaşam tesisi
assisted living facility n. yardımlı yaşam tesisi
collective living n. ortaklaşa yaşam
culture of living together n. birlikte yaşama kültürü
living unit n. yaşama birimi
living in a foreign country n. yabancı bir ülkede yaşama
a rational person living in the real world n. gerçek dünyada yaşayan aklı başında bir insan
better living conditions n. daha iyi yaşam koşulları
all living creatures n. tüm yaşayan canlılar
all living creatures n. tüm canlılar
the joy of living n. yaşama sevinci
living quarters n. yaşam alanları
assisted living facility n. destekli yaşam tesisi
joy of living n. yaşama sevinci
the art of living n. yaşama sanatı
living faith n. güçlü iman
living proof n. canlı kanıt
living quarters n. yaşama alanı
living quarters (in a house) n. yaşama alanı
living status n. yaşayış/yaşam durumu
every living cell n. her yaşayan hücre
living cell n. canlı hücre
living cell n. yaşayan hücre
non-living target n. cansız hedef
healthy living n. sağlıklı yaşam
means of living n. geçim kaynağı
living relative n. hayatta kalan akraba
living relative n. yaşayan akraba
natural living environment n. doğal yaşam alanı
living creatures n. mahlukat
living quarters n. yaşam mahalli
living conditions n. hayat koşulları
living space n. mekan
condition of living n. yaşam koşulu
living condition n. yaşam koşulu
condition for living n. yaşam koşulu
living will n. yaşam iradesi
aquatic living beings n. su canlıları
living room curtain n. salon perdesi
barrier-free living n. engelsiz yaşam
living arrangement n. yaşam alanı
living force n. yaşam kuvveti
living quarters n. mesken
living standard n. hayat standardı
living standard n. yaşam standardı
living unit n. daire
living unit n. apartman dairesi
high living n. zengin ve güzel yemeklerle beslenme
living accommodations n. yaşam alanları
cost-of-living n. geçim gideri
cost-of-living n. hayat pahalılığı
cost-of-living n. yaşam maliyeti
posslq (person of the opposite sex sharing living quarters) n. karşı cinsten ev arkadaşı
free living n. keyfine düşkün yaşam
free living n. yiyip içip keyfine bakma
enhance the quality of living v. yaşam kalitesini artırmak
depend on somebody for a living v. eline bakmak
make one's living v. geçinmek
make one's living v. geçimini kazanmak
make a living v. geçinmek
scramble for a living v. yaşam savaşı vermek
eke out a living v. kıtı kıtına idare etmek
struggle to make a living v. geçim derdine düşmek
increase the quality of living v. yaşam kalitesini artırmak
eke out a living v. kıt kanaat geçinmek
scrape a living v. zar zor geçinmek
earn a living v. geçinmek
scratch a living and pay one's bills v. geçim derdine düşmek
earn one's living v. hayatını kazanmak
earn a living v. hayatını kazanmak
be sick of living v. canından bezmek
make a living the hard way v. ekmeğini taştan çıkarmak
make life a living hell for v. dünyayı haram etmek
make one's living v. hayatını kazanmak
maintain a standard of living v. hayat standardı tutturmak
maintain a standard of living v. yaşam standardı tutturmak