|
Catégorie |
Turc |
Anglais |
|
| General |
|
| 1 |
General |
gelecekte olacak şey |
future n. |
|
| 2 |
General |
(ileri yıllarda yok olacak olan) bebeğin vücundaki yağ |
baby fat n. |
|
| 3 |
General |
birbirine yakın olacak veya birbiri içine sığacak şekilde yerleştirilmiş bir grup nesne |
nest n. |
|
| 4 |
General |
(video oyunlarında) çok oyunculu bölümlerde oyuna dahil olacak uygun oyuncuların konumlandırılması |
matchmaking n. |
|
| 5 |
General |
bir düzleme dağılmış belirli sayıdaki noktanın veya cismin her birine uzaklığının toplamı minimum olacak şekilde yerleştirilmiş nokta |
median point n. |
|
|
|
| 6 |
General |
geri dönülemez durumlara neden olacak sınır |
rubicon n. |
|
| 7 |
General |
(yakında ölüp kargalara leş olacak) bir deri bir kemik at |
crow-bait n. |
|
| 8 |
General |
gün içinde gerekli olacak eşyaların taşındığı küçük bir sırt çantası |
daysack n. |
|
| 9 |
General |
kadınları giysilerine birden fazla olacak şekilde taktığı süs iğnesi |
scatter pin n. |
|
| 10 |
General |
gelecekte var olacak insan |
superman n. |
|
| 11 |
General |
(golfte) deliğe par sayısından bir fazla olacak şekilde yapılan skor |
bogey n. |
|
| 12 |
General |
yarın olacak olmak |
be due tomorrow v. |
|
| 13 |
General |
sert şartlara dayanıklı olacak şekilde tasarlamak |
ruggedize v. |
|
| 14 |
General |
her iki yanında olacak şekilde iki koldan eşlik etmek |
flank v. |
|
| 15 |
General |
sert şartlara dayanıklı olacak şekilde tasarlamak |
ruggedise v. |
|
|
|
| 16 |
General |
kendi çıkarına olacak şekilde davranmak |
trim v. |
|
| 17 |
General |
ışığın aralıklı olarak hızla parlamasına sebep olacak ani hareketler yapmak |
glance v. |
|
| 18 |
General |
… olacak gibi durmak |
rine [dialect] [uk] v. |
|
| 19 |
General |
kendi çıkarına olacak şekilde davranmak |
hedge v. |
|
| 20 |
General |
hataya sebep olacak şekilde aşırı düzeltmek |
overcorrect v. |
|
| 21 |
General |
(ayrı ürünleri) tek ünite olacak şekilde beraber gruplamak |
package v. |
|
| 22 |
General |
rakip olacak kadar iyi olmak |
rival v. |
|
| 23 |
General |
sert şartlara dayanıklı olacak şekilde tasarlanmış |
ruggedized adj. |
|
| 24 |
General |
yakında olacak |
imminent adj. |
|
| 25 |
General |
ha oldu ha olacak |
close at hand adj. |
|
| 26 |
General |
ha oldu ha olacak |
at hand adj. |
|
| 27 |
General |
ha oldu ha olacak |
very near adj. |
|
| 28 |
General |
yakında olacak olan |
approaching adj. |
|
| 29 |
General |
sert şartlara dayanıklı olacak şekilde tasarlanmış |
ruggedised adj. |
|
| 30 |
General |
yasal kovuşturmaya neden olacak |
actionable adj. |
|
| 31 |
General |
sırayla gömülü olacak şekilde kakmalı (mücevher) |
channel-set adj. |
|
| 32 |
General |
ayaklar zemine yakın olacak şekilde dans eden |
terre à terre adj. |
|
| 33 |
General |
iki kolu veya tepe noktası olacak şekilde çatallanmış |
biforked adj. |
|
| 34 |
General |
bilge olacak kadar yaşlı (kimse) |
wise in years adj. |
|
| 35 |
General |
moda olacak kadar sıradan |
obligatory adj. |
|
|
|
| 36 |
General |
gelecekte belirli bir pozisyonda olacak |
in line adj. |
|
| 37 |
General |
doğuştan olacak şekilde şartlandırılmış |
instinctive adj. |
|
| 38 |
General |
dışa doğru olacak şekilde bağlı |
outward-bound adj. |
|
| 39 |
General |
genel formu sfenoid olacak şekilde simetrik (diad simetri eksenli monoklinik kristal) |
sphenoidal adj. |
|
| 40 |
General |
vücut neredeyse yatay olacak şekilde yürüyen |
pronograde adj. |
|
| 41 |
General |
osmotik basınçları eşit olacak şekilde |
isosmotically adv. |
|
| 42 |
General |
öforiyle ilgili olacak şekilde |
euphorically adv. |
|
| 43 |
General |
aynı mesafede olacak şekilde |
equidistantly adv. |
|
| 44 |
General |
örnek olacak şekilde |
exemplarily adv. |
|
| 45 |
General |
eşit uzaklıkta olacak şekilde |
equidistantly adv. |
|
| 46 |
General |
ikilik notalardan daha küçük entervallere ait olacak şekilde |
enharmonically adv. |
|
| 47 |
General |
uçta olacak biçimde |
distally adv. |
|
| 48 |
General |
ha oldu ha olacak |
very close adv. |
|
| 49 |
General |
aşağı doğru olacak şekilde |
downwardly adv. |
|
| 50 |
General |
aşağı yönlü olacak şekilde |
downwardly adv. |
|
| 51 |
General |
uygun olacak şekilde |
suitably adv. |
|
| 52 |
General |
uygun olacak şekilde |
properly adv. |
|
| 53 |
General |
uygun olacak şekilde |
accommodately adv. |
|
| 54 |
General |
art arda olacak şekilde |
tandemwise adv. |
|
| 55 |
General |
on kat olacak şekilde |
tenfold adv. |
|
| 56 |
General |
gerilimle ilgili olacak şekilde |
tensionally adv. |
|
| 57 |
General |
geçiş olacak şekilde |
transitionally adv. |
|
| 58 |
General |
üç köşeli olacak şekilde |
trigonally adv. |
|
| 59 |
General |
üç köşeli olacak şekilde |
triquetrously adv. |
|
| 60 |
General |
yardımcı olacak şekilde |
assistantly adv. |
|
| 61 |
General |
gerekli miktardan az olacak şekilde |
under adv. |
|
| 62 |
General |
gerekli dereceden az olacak şekilde |
under adv. |
|
| 63 |
General |
yarısı olacak şekilde |
halfendeale adv. |
|
| 64 |
General |
ilaçlarla ilişkili olacak şekilde |
medicamentally adv. |
|
| 65 |
General |
binde bir olacak şekilde |
millesimally adv. |
|
| 66 |
General |
engel olacak şekilde |
hinderingly adv. |
|
| 67 |
General |
ani ve şiddetli bir faaliyette olacak şekilde |
off adv. |
|
| 68 |
General |
ani ve gürültülü bir faaliyette olacak şekilde |
off adv. |
|
| 69 |
General |
daha az olacak şekilde |
off adv. |
|
| 70 |
General |
işten uzakta olacak şekilde |
off adv. |
|
| 71 |
General |
özel hayatta olacak şekilde |
off-camera adv. |
|
| 72 |
General |
faydalı olacak şekilde |
opportunely adv. |
|
| 73 |
General |
(kalkanın) sağ tarafında olacak şekilde |
dexterwise adv. |
|
| 74 |
General |
suç ortağı olacak şekilde |
complicitly adv. |
|
| 75 |
General |
aynı daire içinde olacak şekilde |
concyclically adv. |
|
|
|
| 76 |
General |
sonu felaket olacak şekilde |
fatally adv. |
|
| 77 |
General |
iç yapıda olacak şekilde |
internally adv. |
|
| 78 |
General |
iç işleyişe ait olacak şekilde |
internally adv. |
|
| 79 |
General |
(armacılıkta) haç kollarında olacak şekilde |
in saltire adv. |
|
| 80 |
General |
(armacılıkta) haç kollarında olacak şekilde |
saltirewise adv. |
|
| 81 |
General |
(armacılıkta) haç kollarında olacak şekilde |
saltireways adv. |
|
| 82 |
General |
kalın olacak şekilde |
thick adv. |
|
| Phrasals |
|
| 83 |
Phrasals |
her bir bölümün alanı bir öncekinden küçük olacak şekilde biçimlendirmek |
draw in v. |
|
| 84 |
Phrasals |
(birinin yararına olacak bir şey) teklif etmek |
offer for (one) to (do something) v. |
|
| 85 |
Phrasals |
birinin zararına olacak şeyler, deliller toplamak |
pile on v. |
|
| 86 |
Phrasals |
birinin zararına olacak şeyler, deliller toplamak |
pile onto v. |
|
| 87 |
Phrasals |
bir şeyi birinin/bir şeyin aleyhinde olacak şekilde yapmak |
weight something against someone or something v. |
|
| 88 |
Phrasals |
bir şeyi birine/bir şeye karşı olacak şekilde yönlendirmek |
weight something against someone or something v. |
|
| 89 |
Phrasals |
bir şeyin birinin/bir şeyin aleyhinde olacak tarafına ağırlık vermek |
weight something against someone or something v. |
|
| 90 |
Phrasals |
bir şeyi birinin/bir şeyin aleyhinde olacak şekilde işlemek |
weight something against someone or something v. |
|
| 91 |
Phrasals |
bir şeye birinin/bir şeyin aleyhinde olacak açısından bakmak |
weight something against someone or something v. |
|
| 92 |
Phrasals |
… olacak şekilde tasarlamak/düzenlemek/değiştirmek |
gear toward v. |
|
| 93 |
Phrasals |
… olacak şekilde tasarlamak/düzenlemek/değiştirmek |
gear to v. |
|
| 94 |
Phrasals |
(birini/bir şeyi birinin/bir şeyin) öncesinde olacak şekilde ayarlamak |
put (someone or something) in front of (someone or something) v. |
|
| 95 |
Phrasals |
(birini/bir şeyi birinin/bir şeyin) öncesinde olacak şekilde ayarlamak |
put (someone or something) ahead of (someone or something) v. |
|
| Phrases |
|
| 96 |
Phrases |
derhal/hemen olacak |
no sooner said than done expr. |
|
| 97 |
Phrases |
her biri sesi ayrı ayrı olacak şekilde |
on sound-by-sound basis expr. |
|
| 98 |
Phrases |
olacak olur |
things do occur expr. |
|
| 99 |
Phrases |
şimdi ne olacak? |
where do we go from here? expr. |
|
| 100 |
Phrases |
olacak dua var olmayacak dua var |
not all prayers are answered expr. |
|
| 101 |
Phrases |
olacak iş mi bu! |
that would never do! expr. |
|
| 102 |
Phrases |
olacak iş değil! |
that would never do! expr. |
|
| 103 |
Phrases |
olacak iş değil! |
it would never do! expr. |
|
| 104 |
Phrases |
olacak iş mi bu! |
that will never do! expr. |
|
| 105 |
Phrases |
olacak iş değil! |
it will never do! expr. |
|
| 106 |
Phrases |
olacak iş değil! |
that will never do! expr. |
|
| 107 |
Phrases |
olacak iş mi bu! |
it will never do! expr. |
|
| 108 |
Phrases |
olacak iş mi bu! |
it would never do! expr. |
|
| 109 |
Phrases |
(birine veya bir şeye) sonu ne olacak |
what will become of (someone or something) expr. |
|
| 110 |
Phrases |
(birine veya bir şeye) ne olacak |
what will become of (someone or something) expr. |
|
| 111 |
Phrases |
uç, uç böceğim, yarın düğün olacak, annem sana terlik pabuç alacak |
ladybug, ladybug, fly away home expr. |
|
| 112 |
Phrases |
peki çocuklar ne olacak? |
think of the children expr. |
|
| 113 |
Phrases |
olacak iş değil ya |
contrary to all reason expr. |
|
| 114 |
Phrases |
(birine) pahalıya mal olacak |
it/that will cost (one) expr. |
|
| 115 |
Phrases |
bunun bir bedeli olacak |
it will cost you expr. |
|
| 116 |
Phrases |
tuzlu olacak |
it/that will cost (one) expr. |
|
| 117 |
Phrases |
(birine) pahalıya mal olacak |
it/that will cost (one) expr. |
|
| 118 |
Phrases |
bunun bir bedeli olacak |
it/that will cost (one) expr. |
|
| 119 |
Phrases |
bunun bir bedeli olacak |
it/that will cost (one) expr. |
|
| 120 |
Phrases |
tuzlu olacak |
it will cost you expr. |
|
| 121 |
Phrases |
güneş gökyüzünü kızıla boyarsa, yarın hava güzel olacak demektir |
red sky at night, shepherd's delight expr. |
|
| 122 |
Phrases |
olacak gibi |
as to be expr. |
|
| 123 |
Phrases |
ha oldu ha olacak |
close to hand expr. |
|
| Proverb |
|
| 124 |
Proverb |
oldu olacak kırıldı nacak |
it's no use crying over spilt milk |
|
| 125 |
Proverb |
bir aksilik sonradan olacak daha büyük bir problemi engelleyebilir |
a stumble may prevent a fall |
|
| 126 |
Proverb |
gökyüzü açıksa don olacak demektir |
clear moon, frost soon |
|
| Colloquial |
|
| 127 |
Colloquial |
filmlerde olacak kadar etkileyici/duygusal bir hareket |
hollywood moment n. |
|
| 128 |
Colloquial |
filmlerde olacak kadar etkileyici/duygusal bir an |
hollywood moment n. |
|
| 129 |
Colloquial |
(bir şey) kesin olacak |
there's no question of (something) n. |
|
| 130 |
Colloquial |
(bir şey) şüphesiz ki olacak |
there's no question of (something) n. |
|
| 131 |
Colloquial |
gelecekte olacak olayları tahmin eden kimse |
prophet n. |
|
| 132 |
Colloquial |
olacak bir sonraki kötü şeyi beklemek |
wait for the next bad thing to happen v. |
|
| 133 |
Colloquial |
(kendine) zararı olacak bir davranışta bulunmak |
do (oneself) no favors v. |
|
| 134 |
Colloquial |
ayarlamaları/düzenlemeleri (bir şey) olacak şekilde yapmak |
work things so (that) (something is the case) v. |
|
| 135 |
Colloquial |
olacak iş/şey değil |
be on v. |
|
| 136 |
Colloquial |
çakırkeyif olacak kadar içmek |
have a few v. |
|
| 137 |
Colloquial |
(bir şey) olacak gibi olmak |
look like (something) v. |
|
| 138 |
Colloquial |
sayı olacak atış yapmak |
sink v. |
|
| 139 |
Colloquial |
(topa) sayı olacak şekilde vurmak |
sink v. |
|
| 140 |
Colloquial |
yazılı/baskılı tarafı görünür olacak şekilde |
face out adj. |
|
| 141 |
Colloquial |
15 dakikalığına ünlü (andy warhol'un "bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" sözüne istinaden kullanılan bir ifade) |
famous for fifteen minutes adj. |
|
| 142 |
Colloquial |
15 dakikalığına ünlü (andy warhol'un "bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" sözüne istinaden kullanılan bir ifade) |
famous for 15 minutes adj. |
|
| 143 |
Colloquial |
ha oldu ha olacak |
about to happen expr. |
|
| 144 |
Colloquial |
o da bir şey mi; ne olacak yani |
big deal expr. |
|
| 145 |
Colloquial |
ha oldu ha olacak |
in the offing expr. |
|
| 146 |
Colloquial |
bundan sonra da böyle olacak |
so it has been expr. |
|
| 147 |
Colloquial |
bundan sonra da böyle olacak |
and so it shall be expr. |
|
| 148 |
Colloquial |
bekle/dur bak ne olacak! |
just you wait! expr. |
|
| 149 |
Colloquial |
ihtiyacın olacak şeyleri getir |
bring things that you will need expr. |
|
| 150 |
Colloquial |
olacak iş mi? |
are you kidding me? expr. |
|