| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | vital s. | hayati | ||
|
There was no harm to any of his vital organs. Hayati organlarından hiçbirine zarar gelmemişti. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | vital s. | çok önemli | ||
|
It's vital to optimize your website and ensure it provides a good user experience. Web sitenizi optimize etmek ve iyi bir kullanıcı deneyimi sağladığından emin olmak çok önemlidir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | vital s. | yaşamsal | ||
|
The people of the candidate countries therefore have nothing positive to expect as regards their vital interests. Dolayısıyla aday ülkelerin halklarının yaşamsal çıkarları açısından olumlu hiçbir beklentileri yoktur. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | vital s. | yaşayan | ||
| Genel | ||||
| Genel | vital s. | canlı | ||
|
The street was filled with vital music and people dancing. Sokak canlı bir müzikle ve dans eden insanlarla doluydu. More Sentences |
||||
| Genel | vital s. | hayati önem taşıyan | ||
|
The fight against terrorism and against the proliferation of weapons of mass destruction is vital. Terörizm ve kitle imha silahlarının yayılmasına karşı mücadele hayati önem taşımaktadır. More Sentences |
||||
| Genel | vital s. | önemli | ||
|
And yet it is topical and vital in terms of world affairs. Yine de dünya meseleleri açısından güncel ve önemli. More Sentences |
||||
| Genel | vital s. | çok önemli | ||
|
It's vital to optimize your website and ensure it provides a good user experience. Web sitenizi optimize etmek ve iyi bir kullanıcı deneyimi sağladığından emin olmak çok önemlidir. More Sentences |
||||
| Genel | vital s. | hayati | ||
|
There was no harm to any of his vital organs. Hayati organlarından hiçbirine zarar gelmemişti. More Sentences |
||||
| Genel | vital s. | gerekli | ||
|
Clean water, air and earth are vital for everyone. Temiz hava, su, toprak herkes için gerekli. More Sentences |
||||
| Genel | vital s. | hayati öneme sahip | ||
|
There is information to the effect that criminal organisations have infiltrated vital infrastructures. Suç örgütlerinin hayati öneme sahip altyapılara sızdığına dair bilgiler bulunmaktadır. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | vital s. | çok önemli | ||
|
It's vital to optimize your website and ensure it provides a good user experience. Web sitenizi optimize etmek ve iyi bir kullanıcı deneyimi sağladığından emin olmak çok önemlidir. More Sentences |
||||
| Medikal | ||||
| Medikal | vital s. | hayati | ||
|
There was no harm to any of his vital organs. Hayati organlarından hiçbirine zarar gelmemişti. More Sentences |
||||
| Psikoloji | ||||
| Psikoloji | vital s. | yaşamsal | ||
|
The people of the candidate countries therefore have nothing positive to expect as regards their vital interests. Dolayısıyla aday ülkelerin halklarının yaşamsal çıkarları açısından olumlu hiçbir beklentileri yoktur. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | vital s. | yaşayan | ||
| Genel | vital s. | dirimsel | ||
| Genel | vital s. | çok gerekli | ||
| Genel | vital s. | ehemmiyetli | ||
| Genel | vital s. | yaşam için gerekli | ||
| Genel | vital s. | yaşamsal önemde | ||
| Genel | vital s. | öldürücü | ||
| Genel | vital s. | can alıcı | ||
| Genel | vital s. | hayat dolu | ||
| Genel | vital s. | esaslı | ||
| Genel | vital s. | son derece önemli | ||
| Genel | vital s. | mecburi | ||
| Genel | vital s. | elzem | ||
| Genel | vital s. | zaruri | ||
| Genel | vital s. | yaşamsal öneme sahip | ||
| Genel | vital s. | ölümcül | ||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | vital s. | hayati önemi haiz | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | vital s. | yaşam destekleyici | ||