vs. - Türkçe İngilizce Sözlük

vs.

"vs." teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 1 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
vs. ed. karşı

"vs." teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 1 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
vs. etc. zf.

"vs." teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 10 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
vs (versus) ed. -e karşı
versus (vs) ed. karşı
versus (vs) ed. aleyhinde
versus (vs) ed. karşısında
vs. (versus) kısalt. aleyhinde
vs. (versus) kısalt. karşı
vs (veterinary surgeon) kısalt. veteriner hekim
Ticaret/Ekonomi
equality vs. efficiency tradeoff i. eşitlik ve etkinlik arasında denge
Psikoloji
sacred vs. profane i. kutsal ve dünyevi
Star Wars
jedi vs. sith: the essential guide to the force i. jedi vs. sith: temel güç rehberi

"vs." teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
otobüs vs bilet ücreti carfare i.
rüzgardan vs korunup özellikle güneş ışınlarını yakalamak üzere tasarlanmış yer suntrap i.
seçme (tiyatro vs. için) audition i.
zehir zemberek (bir yazı/söylev vs.) vitriolic i.
(belge/evrak vs üzerine) ad-soyadın baş harfleriyle atılan kısa imza initialing i.
(temizlik vs gibi) ev işleri household chores i.
(belge/evrak vs üzerine) ad-soyadın baş harfleriyle atılan kısa imza initialling i.
(soğuktan vs) birbirine vuran dişler chattering teeth i.
meyve veya sebzenin iki ucundaki sert kısımlarını kesip atmak (yeşil fasulye vs) top and tail i.
(genelde tablet/cep telefonu vs taşımak için kullanılan) çok gözlü orta boy çanta pocket pouch i.
konuşma vs. ara verme caesura i.
pul, bilet, seyahat kuponları vs. saklandığı defter carnet i.
bir kurum tarafından hizmet verilen yakın alan/çevre (okul, hastane, sosyal hizmetler vs.) catchment area i.
iskoç ya da irlanda halkının müzik, dans vs. eşliğinde gerçekleştirdiği geleneksel buluşma ceilidh i.
dergi, gazete vs. ortasında yer alan ve aynı habere ayrılmış karşılıklı sayfa çifti centre spread i.
konuşma vs. ara verme cesura i.
yüksek perdeden tekrarlayan kuş, maymun vs. sesi chattering i.
(acı, sinir, huzursuzluk vs.) hafifletme easing i.
(sinir, ağrı vs.) hafifletme easement i.
(sinir, ağrı vs.) azaltma easement i.
(sinir, ağrı vs.) rahatlatma easement i.
hafifçe havaya yayılmak (koku vs) tinge with f.
bez vs'ye sarmak wrap up f.
doktorlara yönelik düşüncesini/tavrını vs değiştirmek make a difference in one's attitude toward doctors f.
hayatının en iyi/güzel/muhteşem vs. gösterisini yapmak put on a performance of a lifetime f.
destek/yardım vs istemek enlist f.
(daire vs) içini yakmak/tahrip etmek gut f.
(hastalık vs.) nüksetmek act up f.
(saat vs) çalmak bong f.
katılaşmak(fikir vs) calcify f.
başarısız avdan sonra tekrar uçuşa geçmek (şahin, doğan vs.) cancelier f.
başarısız avdan sonra tekrar uçuşa geçmek (şahin, doğan vs.) canceleer f.
delmek (çorap vs.) tear f.
kaymadan sorunsuz bir şekilde dönüş yapmak (kayak vs) carve f.
(bir mektuba, vs.) tarih atmak bear date f.
okyanusu aşan (gemi vs) transocean s.
pasifik okyanusu'nu aşan (gemi vs) transpacific s.
tedavide vs. pek başvurulmayan of little use s.
kapıdaki (tehlike vs.) impending s.
önlü arkalı (fotokopi vs) duplex (copying) s.
anlaşılması ve kullanılması kolay (bilgisayar yazılımı vs.) intuitive s.
ısı üreten (yemeklerdeki biber vs.) calorifacient s.
ısı üreten (yemeklerdeki biber vs.) Calorificient s.
fotoğraflanmaya hazır (yazı/çizim vs.) camera-ready s.
kaçınılabilir (sorumluluktan vs.) abdicable s.
streç (pantolon vs.) stretch s.
zehir zemberek (bir yazı/söylev vs.) vitriolic s.
vs et cetera zf.
vs and so on zf.
vs etc zf.
araba (bayırda, karda, vs.) kaydı the car skidded expr.
Öbek Fiiller
(hap vs.) patlamak kick in f.
bir şeyi bir şeyden ayırmak (kemiği etten ayırmak vs.) trim something away (from something) f.
(okuldan/takımdan vs) atılmak/çıkarılmak wash out f.
(bir şeyin/bakkal vs) üst katında/üzerinde yaşamak live above something f.
(bir şeyin/bakkal vs) üst katında/üzerinde yaşamak live over something f.
yankı uyandırmak (halk arasında vs) resonate with someone f.
ile karşılaştırıldığında (iyi/kötü vs.) görünmek stack up against f.
emerek vs. çıkarmak pump something out f.
emerek vs. çıkarmak pump something out of f.
(pantolona/gömleğe vs) (boya vb) bulaşmak rub off onto f.
(koltuğa/sedire vs.) gömülmek/uzanmak sink back into something f.
(alınan malları vs.) hesaplatmak check out f.
(yağmur vs.) yağmak come down f.
çamura vs. bulamak cake someone or something with something f.
yeni bir albüm vs. çıkarmak come out f.
birinin iş, uzmanlık vs. alanı içerisinde bulunmak come within something f.
üstünde pijamayla, kısacık etekle vs. dışarı çıkmak come out in something f.
yeni bir albümü vs. piyasaya çıkarmak/sürmek come out f.
birinin iş, uzmanlık vs. alanı içerisine girmek come within something f.
arabayı, tekneyi, uçağı vs. bir yere doğru yöneltmek steer toward something f.
arabanın vs. burnunu bir yere doğru çevirmek steer toward something f.
(birini) çalıntı vs. bir şeyle yakalamak catch (someone) with (someone or something) f.
(birini) köpeklerle peşine düşerek vs. yakalamak catch (someone) with (someone or something) f.
(birini) çalıntı vs. bir şey üstündeyken yakalamak catch (someone) with (someone or something) f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. saymak chalk something up (to something) f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. atfetmek chalk up f.
(birini) kavgaya, yarışmaya vs. davet etmek challenge (someone) to (something) f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. saymak chalk up f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. yormak chalk up f.
(birini) kavgaya, yarışmaya vs. çağırmak challenge someone to something f.
görüşü, sözü vs. hakkında (biriyle) tartışmak challenge (one) on (something) f.
görüşüne, sözüne vs. karşı çıkmak challenge (one) on (something) f.
görüşüne, sözüne vs. itiraz etmek challenge (one) on (something) f.
görüşüne, sözüne vs. itirazda bulunmak challenge (one) on (something) f.
(birini) kavgaya, yarışmaya vs. çağırmak challenge (someone) to (something) f.
(birini) kavgaya, yarışmaya vs. davet etmek challenge someone to something f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. vermek chalk up f.
görüşünün, sözünün vs. doğru olmadığını savunmak challenge (one) on (something) f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. atfetmek chalk something up (to something) f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. yormak chalk something up (to something) f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. vermek chalk something up (to something) f.
bir ödemeyi şirketin vs. hesabına yazmak charge off f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. saymak charge off f.
bir ödemeyi şirketin vs. hesabına yazmak charge (something) (up) to (something) f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. yormak charge off f.
bir ödemeyi şirketin vs. hesabına yazmak charge something up to someone or something f.
bir ödemeyi şirketin vs. hesabına yazmak charge something against something f.
parayı, işgücünü vs. bir yere kanalize etmek channel something in f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. atfetmek charge off f.
tecrübesizliklerine, hastalığına vs. vermek charge off f.
bir ödemeyi şirketin vs. hesabına yazmak charge something up f.
(ağrı) yavaşça parmaklarına vs. çekilmek fade back f.
saçı arkaya doğru dümdüz tarayıp jöleyle vs. sabitlemek slick back f.
yarayı vs. bir ilaçla treat someone (for something) (with something) f.
tedaviyle vs.) iyileştirmeye çalışmak treat someone (for something) (with something) f.
(bir şeyi yapmak) tam senlik/onluk vs. bir iş olmak trust (one) to (do something) f.
birinin iş, uzmanlık vs. alanı içerisine girmek come within f.
(bir ses vs.) ile yankılanmak echo with f.
koparılacak ya da yırtılacak yeri deliklerle ayrılmış (kağıt vs.) tear off s.
İfadeler
bir sonraki/ilk/ikinci vs. seferinde (some) time round zf.
bir sonraki/ilk/ikinci vs. seferinde (some) time around zf.
elden/elimden vs başka bir şey gelmiyor/gelmedi/gelemezdi/gelmiyordu cannot but expr.
vesaire (vs.) so on and so forth expr.
gösteri/konser vs. sona erdi elvis has left the building expr.
sanatçı/grup vs. binadan/alandan ayrıldı elvis has left the building expr.
ne kadar aptalca vs. how (something) can you be? expr.
bu ne açgözlülük, aptallık vs. how (something) can you get? expr.
ne kadar aptalca vs. how (something) can you get? expr.
bir insan daha ne kadar açgözlü, aptal vs. olabilir how (something) can you get? expr.
bir insan daha ne kadar açgözlü, aptal vs. olabilir how (something) can you be? expr.
ne kadar açgözlüler, aptallar vs. how (something) can you be? expr.
ne kadar açgözlüler, aptallar vs. how (something) can you get? expr.
bu ne açgözlülük, aptallık vs. how (something) can you be? expr.
Konuşma Dili
yoğun keyif/zevk (özellikle uyuşturucu vs gibi uyarıcı maddelerin yarattığı etki sonucunda) rush i.
istediği her iş vs. onun olmak be there for the taking f.
istediği her iş vs. ha deyince onun olmak be there for the taking f.
(birinin) istediği her iş vs. hazırda olmak be there for the taking f.
(polis anonsu vs. için) yolu açın! make a hole expr.
daha iyi (görebilmek vs. için) (all) the better to (do something) expr.
Deyim
(birbiriyle ilişkili/birbirine bağlı) olaylar/etkinlikler/deneyimler/kişiler vs zinciri daisy chain i.
depresyon vs. hastalarına doktor veya psikolog tarafından reçete edilen evcil hayvan emotional support dog/cat i.
tarçınlı, çilekli vs. yahudi simidi catholic bagel i.
böcek/karınca vs. kaynamak crawling with some kind of creature f.
(tatilden vs. sonra) işine dönmek back in harness f.
(tatilden vs. sonra) işine dönmek back into the harness f.
(değerlendirmenin vs) kapsamını geniş tutmak cast one's net wider f.
(değerlendirmenin vs) kapsamını geniş tutmak cast one's net wide f.
yoğun bir (çalışma/kampanya vs.) döneme girmek go into overdrive f.
kalabalığı vs yararak ilerlemek fight one's way out f.
kalabalığı vs yararak ilerlemek fight one's way out of something f.
(bir yer) bir ses vs. ile yankılanmak echo with something f.
(bir felakete vs.) doğru gidiyor/sürükleniyor olmak headed for something f.
(bağırarak vs) sesini duyurmak make oneself heard f.
birine bir şey (hastalık vs.) bulaştırmak infect someone with something f.
(büyüme/satışlarda artış vs sonrası) bir durgunluk dönemine girmek hit a plateau f.
üstü başı pejmürde/dökülüyor/dağınık/yırtık pırtık vs. olmak look like something the cat brought/dragged in f.
(yemeye vs. ara verip) nefes almak come up for air f.
kendisine/yeteneğine/becerisine/bilgisine vs. güvenmek feel your oats f.
hoş vs.) bir yanı olmak be touched with something f.