| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | tear i. | gözyaşı | ||
|
Because it reduces the amount of oxygen that reaches the cornea and restricts normal tear production. Çünkü korneaya ulaşan oksijen miktarını azaltır ve normal gözyaşı üretimini kısıtlar. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | tear f. | yırtılmak | ||
|
I tore a ligament in my knee and had to have surgery. Dizimdeki bir bağ yırtıldı ve ameliyat olmak zorunda kaldım. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | tear f. | yırtmak | ||
|
I tore a ligament in my knee and had to have surgery. Dizimde bir bağ yırttım ve ameliyat olmak zorundaydım. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | tear i. | yırtık | ||
| Genel | ||||
| Genel | tear i. | yaş | ||
|
The eyes of everyone were full of tears. Herkesin gözleri yaşlarla doluydu. More Sentences |
||||
| Genel | tear i. | gözyaşı | ||
|
Because it reduces the amount of oxygen that reaches the cornea and restricts normal tear production. Çünkü korneaya ulaşan oksijen miktarını azaltır ve normal gözyaşı üretimini kısıtlar. More Sentences |
||||
| Genel | tear f. | kopmak | ||
|
I had my thumbnail torn off. Başparmağım koptu. More Sentences |
||||
| Genel | tear f. | yarılmak | ||
|
Beneath such strange might, even the earth started to tear. Böylesi tuhaf bir gücün altında yeryüzü bile yarılmaya başladı. More Sentences |
||||
| Genel | tear f. | koparmak | ||
|
Two soul mates torn apart by the social climate of their time. Yaşadıkları dönemin sosyal iklimi tarafından birbirinden koparılan iki ruh ikizi. More Sentences |
||||
| Genel | tear f. | yırtmak | ||
|
I tore a ligament in my knee and had to have surgery. Dizimde bir bağ yırttım ve ameliyat olmak zorundaydım. More Sentences |
||||
| Genel | tear f. | parçalamak | ||
|
Two terrible world wars tore our Continent apart. İki korkunç dünya savaşı kıtamızı parçaladı. More Sentences |
||||
| Genel | tear f. | parçalanmak | ||
|
Beneath such strange might, even the earth started to tear. Böyle sıradışı bir gücün altında yeryüzü bile parçalanmaya başlamıştı. More Sentences |
||||
| Genel | tear f. | parçalanmak | ||
|
Beneath such strange might, even the earth started to tear. Böyle sıradışı bir gücün altında yeryüzü bile parçalanmaya başlamıştı. More Sentences |
||||
| Genel | tear f. | bölmek | ||
|
Tom tore the paper in half. Tom kağıdı ikiye böldü. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | tear f. | yırtmak | ||
|
I tore a ligament in my knee and had to have surgery. Dizimde bir bağ yırttım ve ameliyat olmak zorundaydım. More Sentences |
||||
| Teknik | tear f. | yırtılmak | ||
|
I tore a ligament in my knee and had to have surgery. Dizimdeki bir bağ yırtıldı ve ameliyat olmak zorunda kaldım. More Sentences |
||||
| Medikal | ||||
| Medikal | tear i. | göz yaşı | ||
|
Tom looked at me, with a tear in his eye. Tom gözünde yaşla bana baktı. More Sentences |
||||
| Medikal | tear i. | gözyaşı | ||
|
Because it reduces the amount of oxygen that reaches the cornea and restricts normal tear production. Çünkü korneaya ulaşan oksijen miktarını azaltır ve normal gözyaşı üretimini kısıtlar. More Sentences |
||||
| Medikal | tear i. | yırtılma | ||
|
Rarely, some drugs can cause tendinitis and tendon rupture (spontaneous tear). Nadiren bazı ilaçlar tendinit ve tendon kopmasına (spontan yırtılma) neden olabilir. More Sentences |
||||
| Matbaa | ||||
| Matbaa | tear i. | yırtılma | ||
|
Rarely, some drugs can cause tendinitis and tendon rupture (spontaneous tear). Nadiren bazı ilaçlar tendinit ve tendon kopmasına (spontan yırtılma) neden olabilir. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | tear i. | damla | ||
| Genel | tear i. | yırtık yer | ||
| Genel | tear i. | yarık | ||
| Genel | tear i. | camdaki defo | ||
| Genel | tear i. | sökük | ||
| Genel | tear i. | koparma | ||
| Genel | tear i. | yırtma | ||
| Genel | tear i. | parçalama | ||
| Genel | tear i. | çatlak | ||
| Genel | tear i. | acele | ||
| Genel | tear i. | acele | ||
| Genel | tear f. | yolmak | ||
| Genel | tear f. | yarmak | ||
| Genel | tear f. | paralamak | ||
| Genel | tear f. | fırlamak | ||
| Genel | tear f. | hırpalanmak | ||
| Genel | tear f. | kapıvermek | ||
| Genel | tear f. | hızla kapmak | ||
| Genel | tear f. | bölünmek | ||
| Genel | tear f. | yıpratmak | ||
| Genel | tear f. | yıpranmak | ||
| Genel | tear f. | acele etmek | ||
| Genel | tear f. | koşuşturmak | ||
| Genel | tear f. | çekip çıkarmak | ||
| Genel | tear f. | düşüncesizce hareket etmek | ||
| Genel | tear f. | delmek (çorap vs.) | ||
| Irregular Verb | ||||
| Irregular Verb | tear f. | tore - torn | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | tear i. | yıkma | ||
| Medikal | ||||
| Medikal | tear f. | (cilt) yaralanmak | ||
| Argo | ||||
| Argo | tear i. | alem | ||
| Argo | tear i. | cümbüş | ||