you - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

you

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"you" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 8 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
you zm. siz
you zm. sen
General
you zm. seni
you zm. size
you zm. sizler
you zm. sana
you zm. genellemelerde kullanılır
you zm. sizi

"you" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
thank you ünl. teşekkür ederiz
thank you ünl. teşekkürler
thank you ünl. teşekkür ederim
thank you ünl. sağ ol
General
be content with what you have f. elindekiyle yetinmek
be glad to meet you f. tanıştığına memnun olmak
end up being wrong although you are right f. haklıyken haksız duruma düşmek
feel that you belong in a place f. kendini bir yere ait hissetmek
make more money in a week than you earn in a year f. birinin bir yılda kazandığından fazlasını bir haftada kazanmak
pretend that you didn't hear f. duymamazlıktan gelmek
quit when you are on top f. zirvede bırakmak
30 days after service of this notice on you i. bu ihbarnamenin size tebliğ edilmesinden (tebliğ edildiği tarihten) 30 gün sonra
i saw you on television i. seni televizyonda görmüştüm
pay-as-you-go phone i. kontörlü hat
people around you i. çevrendeki insanlar
thank you certificate i. teşekkür sertifikası
thank you plaque i. teşekkür plaketi
thank-you i. teşekkür
thank-you note i. teşekkür yazısı
three of you i. üçünüz
before you zf. nezdinizde
by you zf. sizin tarafınızdan
many of you zm. pek çoğunuz
none of you zm. hiçbiriniz
u (you) zm. sen veya siz
blast you! ünl. allah belanı versin!
c ya (see you) ünl. görüşürüz
god damn you! ünl. allah canını alsın!
god damn you! ünl. allah belanı versin!
god speed you! ünl. allah işini rast getirsin
good for you! ünl. aferin!
good health to you! ünl. sıhhatler olsun
goodness for you! ünl. ilahi sana
goodness upon you! ünl. ilahi sana
here's to you! ünl. şerefe
may god help you! ünl. allah versin
off with you! ünl. defol!
shame on you! ünl. yazıklar olsun sana
shame on you! ünl. utan!
shame on you! ünl. aşkolsun
thank you! ünl. sağ ol
thank you! ünl. sağ olun
thank you! ünl. mersi
thank you! ünl. teşekkür ederim
thank you! ünl. sağol
thank you! ünl. eksik olma
y'all (you all) ünl. siz hepiniz
you! ünl. ayol
Phrases
among you aranızda
as you know biliyorsunuz ki
as you may know bilebileceğin üzere
as you may know bilebileceğiniz üzere
as you may see below aşağıda göreceğiniz üzere
as you noticed sizin de farkettiğiniz gibi
as you probably know bileceğiniz gibi
as you probably know bileceğiniz üzere
as you probably know bildiğiniz gibi
as you see takdir edersiniz ki
as you will recall hatırlanacağı üzere
as you will recall hatırlanacağı gibi
as you would appreciate takdir edersiniz ki
at least as much as you en az sizin/senin kadar
believe me, i'm not lying to you gözüm çıksın ki
below you can find our offer teklifimiz aşağıda yer almaktadır
below you can find our offer teklifimizi aşağıda bulabilirsiniz
bet you bahse girerim ki
between you aranızda
big brother is watching you! büyük birader seni izliyor
big brother is watching you! büyük birader sizi izliyor
dance with the one that brung you dere geçerken at değiştirme
dance with the one that brung you "seni bulunduğun yere getirenden vazgeçme
do it like you mean it hakkını vererek yap
don't promise what you can't deliver tutamayacağın sözleri verme
fake it till you make it gerçekten öyle olana kadar...mış gibi (öyleymiş/olmuş/başarmış) gibi yap
happy new year to you and your family sizin ve ailenizin yeni yılını kutlarım
happy new year to you and your family size ve ailenize mutlu yıllar
happy new year to you and your family sana ve ailene mutlu yıllar
happy new year to you too size de mutlu yıllar
happy new year to you too sana da mutlu yıllar
help us help you size yardımcı olabilmemiz için bize yardım edin
hope to see you again tekrar görüşmek üzere
hope to see you again tekrar görüşmek dileğiyle
hoping to hear from you soon sizden en kısa sürede haber alabilmek dileğiyle
hoping to hear from you soon en kısa sürede haberleşmek dileğiyle
hoping to hear from you soon sizden en kısa sürede haber alabilmek umuduyla
hoping to hear from you soon en kısa sürede haberleşmek umuduyla
how dare you? bu ne cüret?
how do i/we/you know that? ne malum?
I look forward to hearing from you cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum
I look forward to hearing from you cevabınızı dört gözle bekliyorum
I present to you huzurlarınızda
I sense much fear in you (star wars - master yoda) içinde çok fazla korku olduğunu seziyorum
I'd like to take this opportunity to thank all of you bu vesileyle hepinize teşekkür ederim
i am afraid i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
i am keeping my fingers crossed for you senin için dua ediyorum
i am sorry to inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
i baptize you in the name of the father, and of the son and of the holy spirit seni baba, oğul ve kutsal ruh adına vaftiz ediyorum
i got to hand it to you kabul etmek zorundayım ki
i hope this email finds you well umarım iyisinizdir
i hope this email finds you well e-postamı aldığınızda sağlık ve afiyette olacağınızı umarım
i hope this email finds you well umarım bu e-posta size ulaştığında sağlık ve esenlik içindesinizdir
i hope this email finds you well umarım her şey yolundadır
i kindly request you to take necessary action gereğini rica ederim
i kindly request you to take necessary action gereğinin yapılmasını arz ederim
i want you to know that bilmeni isterim ki
i would have known you know that şunu bilmiş ol ki
i would have known you know that şunu bilmelisin ki
if you don't mind me saying sormamda bir sakınca yoksa
if you don't mind me saying sormamda sakınca yoksa
if you don't mind me saying söylememde bir sakınca yoksa
if you haven't already done so henüz yapmadıysanız
if you haven't done so yet henüz yapmadıysanız
if you run low elindekiler tükenirse
if you run low elindekiler azalırsa
if you run low elindeki azalırsa
in case you have noticed fark ettiyseniz
in case you have noticed fark ettiysen
in place of you senin yerine
in place of you sizin yerinize
instead of you sizin yerinize
instead of you senin yerine
it is unfortunate that i have to inform you üzülerek belirtmek durumundayım ki
it is unfortunate that i must inform you üzülerek belirtmek durumundayım ki
it's so hard to leave you senden ayrılmak o kadar zor ki
just to let you know Bilmenizi isterim
kindly request you to do the needful gereğinin yapılmasını arz ederim
kindly request you to do the needful gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim
let me assure you seni temin ederim ki
like the people around you çevrendeki insanlar gibi
lucky for you ne kadar şanslısın ki
lucky for you şükret ki
make it up as you go along kervan yolda düzülür
may I present to you huzurlarınızda
mind you düşünecek olursak
mind you gerçi
mind you ne var ki
much to my regret i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
now that you mention it mademki buna değindin
now that you mention it mademki söyledin
on account of you sayenizde
people like you senin gibi insanlar
place to see before you die ölmeden önce görülmesi gereken yer
places to see before you die ölmeden önce görülmesi gereken yerler
see you in the next issue bir sonraki sayıda görüşmek üzere
someone like you sana benzeyen biri
someone like you senin gibi biri
something you notice right away hemen fark edeceğin bir şey
thank you ellerin dert görmesin
thank you for abiding by our rules kurallarımıza uyduğunuz için teşekkür ederiz
thank you for following our rules kurallarımıza uyduğunuz için teşekkür ederiz
thank you for obeying our rules kurallarımıza uyduğunuz için teşekkür ederiz
thank you for your attention ilginiz için teşekkürler
thank you for your kindness nezaketiniz için teşekkür ederim
thank you for your patience sabrınız için teşekkür ederiz
thank you kindly çok teşekkür ederim
thanking you in advance for your attention to this matter gereğini müsaadelerinizle arz ederim
thanking you in advance for your attention to this matter gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim
thanking you in advance for your attention to this matter gereğini arz ederim
thanking you in advance for your attention to this matter gereğinin yapılmasını arz ederim
that’s typical of you hiç şaşırtmadın!
that’s typical of you tam senden beklenen şey!
that’s typical of you yine yapacağını yaptın!
the events you are about to see izlemek üzere olduğunuz olaylar
the more words you know the more you can say ne kadar çok kelime bilirsen o kadar çok konuşursun
the person you have called can not be reached at the moment please try again later aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz
the rest of you geri kalanlarız
there you are ne yaparsın ki
there you go ne yaparsın ki
this allows you to... -e/-a imkan verir
this is to inform you (bu yazı) sizi bilgilendirmek için
this is to inform you bilginize
through you şahsınızda
till death do you part ölüm sizi ayırana dek
to be honest with you ama dürüst olmak gerekirse
towards you size doğru
towards you sana doğru
treat others as you would have them treat you sana nasıl davranmalarını istiyorsan diğerlerine öyle davran
treat others as you would have them treat you sana nasıl davranılmasını istiyorsan diğerlerine öyle davran
unfortunately i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
very you tam sana göre
very you sana uygun
what conclusions can you draw? ne sonuçlar çıkarıyorsun?
what I understand from what you wrote senin yazdıklarından anladığım
what if i told you ne söylesem
what matters most is how you see yourself önemli olan kendini nasıl gördüğündür
what strikes you gözünüze (en çok) çarpan
what strikes you dikkatinizi (en çok) çeken
what you plant now you will harvest later ne ekersen onu biçersin
when you say denilince
when you say denince
when you speak of denince
when you speak of denilince
why thank you iltifata karşılık daha sevecen bir teşekkür etme
wishing you a healthy and happy new year sağlıklı ve mutlu bir yıl dileğiyle
you are all set hazırsın
you are all set artık hazırsın
you are at the right address doğru adrestesiniz
you are what you eat yediğin ne ise, sen osun
you are what you listen to ne dinliyorsan o'sun
you have no debt borcunuz yok
you have no debt borcun yok
you have no debt borcunuz bulunmamaktadır
you make it sound like öyle bir konuşuyorsun ki
you of course sen tabii ki
you only live once sadece bir kere yaşarsın
you seem out of sorts keyifsiz görünüyorsun
you seem out of sorts neşesiz görünüyorsun
you snooze, you lose sona kalan, dona kalır
you will never walk alone asla yalnız yürümeyeceksin
you-uns sizler
Proverb
a fall into a ditch makes you wiser yaptığın hata/yanlıştan ders alarak bir daha tekrar etmezsin
as you make your bed, so you must lie in it kendi düşen ağlamaz
as you make your bed, so you must lie on it kendi düşen ağlamaz
as you sow, so shall you reap ne ekersen onu biçersin
as you sow, so shall you reap insan ektiğini biçer
believe nothing of what you hear, and only half of what you see duyduğunun hiç birine, gördüğünün yarısına inan
believe you can and you're halfway there inanmak başarmanın yarısıdır
better the devil you know than the devil you don't know tanıdığın düşman tanımadığın dosttan yeğdir
bite the hand that feeds you besle kargayı oysun gözünü
come again whoever you are ne olursan ol yine gel
come, come whoever you are gel ne olursan ol gel
do good things and good things will happen to you iyilik yapan iyilik bulur
do good things and good things will happen to you iyilik yap iyilik bul
do unto others as you would have them do unto you başkalarına sana davranılmasını istediğin gibi davran
do unto others as you would they should do unto you sana yapılmasını istmediğini, bir başkasına yapma
don't halloo till you are out of the wood daha paçayı kurtarmadan o kadar sevinme
don't put off for tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
either seem as you are or be as you seem ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol
either seem as you are or be as you seem ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
fool me once, shame on you; fool me twice, shame on me beni bir kere aldatırsan sen utan, ikincide ben kanarsam ben utanayım
If at first you don't succeed try try and try again (ilkinde başaramazsan) denemekten vazgeçme
If at first you don't succeed try try and try again pes etme
If you can't beat 'em, join 'em! eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl!
If you can't beat them, join them! eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl!
If you can't lick 'em, join 'em eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl
If you don't make mistakes you don't make anything hata yapmıyorsan hiçbir şey yapmıyorsun demektir
If you don't make mistakes you don't make anything hiçbir şey yapmazsan hata da yapmazsın
ıf you have it flaunt it mütevazı olma gerçek sanırlar
if you bow at all bow low bir işi yapıyorsan layıkıyla/tam yap
if you buy cheaply, you pay dearly ucuz etin yahnisi yavan olur
if you can't beat them, join them bükemediğin bileği öpeceksin
if you can't lick 'em, join 'em bükemediğin bileği öpeceksin
if you fly with the crows, you get shot with the crows kargayla uçan leşe, şahinle uçan ete konar
if you fly with the crows, you get shot with the crows kargayla uçan mezara, kartalla uçan saraya gider
if you have a hammer, everything looks like a nail çekiç elindeyse her şey çivi olur
if you lie down with dogs you will rise up with fleas üzüm üzüme baka baka kararır
if you lie down with dogs you will rise up with fleas körle yatan şaşı kalkar
if you play with fire, you get burned ateşle oynarsan yanarsın
if you run after two hares you will catch neither aynı anda iki şeyi birden yapmak için çabalarsan ikisinden de olursun
if you run after two hares you will catch neither iki karpuz bir koltuğa sığmaz
if you want a man to work well feed him first aç ayı oynamaz
if you want a thing done well do it yourself kendi ununu kendin öğüt
if you want a thing done well do it yourself bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
if you want peace, prepare for war eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan
if you want peace, you must prepare for war eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan
if you would be well served kendi ununu kendin öğüt
if you would be well served bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
if you would be well served, serve yourself işinin iyi görülmesini istiyorsan, kendi işini kendin gör
Keep your shop and your shop will keep you bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gülersen herkes seninle güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
laugh and the world laughs with you, weep and you weep alone iyi günde herkes yanında olur, ama kötü günde yanında kimse kalmaz
look before you leap bin düşün bir söyle
look before you leap iki ölç bir biç
look before you leap yapmadan önce iyice düşün!
more you get, the more you want hep daha fazlasını istersin
more you have, the more you want hep daha fazlasını istersin
never halloo till you are out of the woods daha paçayı kurtarmadan o kadar sevinme
never make a threat you cannot carry out asla yerine getiremeyeceğin bir tehdit savurma
never put off till tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
never trouble trouble till trouble troubles you sorun seni üzmeden sorunu dert etme
tell me who you go with and I'll tell you who you are bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim
the hair of the dog that bit you çivi çiviyi söker
the truth shall set you free gerçek seni özgür kılar
thing you don't want is dear at any price ucuz etin yahnisi yavan olur
thing you don't want is dear at any price bir şey sadece fiyatı ucuz olduğu için alınmaz
think twice before you speak once iki düşün, bir konuş
think twice before you speak once iki düşün, bir söyle
what can you expect from a hog but a grunt can çıkar huy çıkmaz
what can you expect from a hog but a grunt huylu huyundan vazgeçmez
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkar huy çıkmaz
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkmadıkça huy çıkmaz
what can you expect from a hog but a grunt? huylu huyundan vazgeçmez
what doesn't kill you makes you stronger seni öldürmeyen şey, güçlendirir
what you don't know can't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
what you don't know can't hurt you bilmediklerin seni üzmez
what you don't know won't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
what you don't know won't hurt you bilmediklerin seni üzmez
what you sow is what you reap insan ektiğini biçer
what you sow is what you reap ne ekersen onu biçersin
When you lie down with dogs you get fleas itle yatan pireyle kalkar
When you lie down with dogs you get fleas körle yatan şaşı kalkar
whether a thing is worth doing or not really depends on how you look at it bir şeyin yapmaya değer olup olmadığı ona nasıl baktığına bağlıdır
why buy a cow when you can get milk for free nerede beleş oraya yerleş
why buy a cow when you can get milk for free maşa varken elimi niye ateşe sokayım
why buy a cow when you can get milk for free bedava bulabiliyorsam neden para vereyim
you are never too old to learn öğrenmek için hiçbir zaman geç değildir
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı yok
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı olmaz
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı yoktur
you can catch more flies with honey than with vinegar çanakta balın olsun arı yemenden gelir
you can catch more flies with honey than with vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you can lead a horse to water but you can't make it drink zorla güzellik olmaz
you can lead a horse to water, but you can't make it drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
you can not teach an old dog a new trick huylu huyundan vazgeçmez
you can not teach an old dog a new trick can çıkar huy çıkmaz
you can not teach an old dog a new trick kırk yıllık kani olur mu yani
you can not teach an old dog new tricks ağaç yaşken eğilir
you can take a horse to water but you can't make him drink zorla güzellik olmaz
you can take a horse to water but you can't make him drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
you cannot have your cake and eat it hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
you cannot have your cake and eat it too hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
you cannot lose what you never had sahip olmadığın şeyi kaybedemezsin
you cannot make a silk purse out of a sow's ear eşeğin kulağını kesmekle küheylan olmaz
you cannot make an omelet without breaking eggs yumurtaları kırmadan omlet yapamazsın
you cannot make an omelet without breaking eggs (figüratif) bir şeyleri başarmak için birilerini incitmek/kırmak zorunda kalabilirsin
you cannot make bricks without straw gerekli malzeme olmadan bir iş yapılamaz
you cannot put new wine in old bottles eski köye yeni adet olmaz
you cannot serve god and mammon hem tanrının hem de paranın emrinde olunamaz
you cannot teach an old dog new tricks eski köye yeni adet getiremezsin
you cannot teach an old dog new tricks yaşlı köpeğe yeni numara öğretemezsin
you cannot teach an old dog new tricks huylu huyundan vazgeçmez
you can't hide the truth güneş balçıkla sıvanmaz
you can't keep a good man down karakterli insan başarısız olmaz
you can't keep a good man down aklı başında adam yıkılmaz
you can't keep a good woman down karakterli insan başarısız olmaz
you can't make a silk purse out of a sow's ear eşeğin kulağını kesmekle küheylan olmaz
you can't make an omelette without breaking eggs yumurtaları kırmadan omlet yapamazsın
you can't make an omelette without breaking eggs (figüratif) bir şeyleri başarmak için birilerini incitmek/kırmak zorunda kalabilirsin
you can't make bricks without straw gerekli malzeme olmadan bir iş yapılamaz
you can't take it with you when you die dünya malı dünyada kalır
you can't teach an old dog new tricks yaşlı köpeğe yeni numara öğretemezsin
you can't teach an old dog new tricks huylu huyundan vazgeçmez
you can't teach an old dog new tricks eski köye yeni adet getiremezsin
you can't tell a book by its cover kimseyi dış görünüşüne göre yargılama
you don‘t miss something until it's gone kaybedinceye kadar eldekinin değeri bilinmez
you get what you pay for ne kadar ekmek o kadar köfte
you get what you pay for ne kadar köfte o kadar ekmek
you have to be cruel to be kind dost acı söyler
you have to be cruel to be kind birinin iyiliği için onu şimdi üzecek bir şey söylemek
you have to eat a peck of dirt before you die (üzülme/dert etme) herkes payına düşeni yaşar/herkes sıkıntı yaşar
you must lose a fly to catch a trout kaz gelen yerden tavuk esirgenmez
you must lose a fly to catch a trout kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez
you never know till you try denemeden bilemezsin
you never know till you try denemedikçe bilemezsin
you never know what you can do till you try denemedikçe bilemezsin
you never know what you can do till you try denemeden bilemezsin
you never miss the water till the well runs dry kuyu kurumadan suyun kıymeti bilinmez
you never step into the same river twice aynı nehirde iki kez yıkanılmaz
you pays your money and you takes your chance (parayı verdin ama) artık ne çıkarsa bahtına
you pays your money and you takes your chances (parayı verdin ama) artık ne çıkarsa bahtına
you reap what you sow ne ekersen onu biçersin
you reap what you sow ektiğini biçersin
you scratch my back and I scratch yours sen bana yardım et ben de sana yardım edeyim
you scratch my back and I scratch yours sen beni destekle ben de seni destekleyeyim
you sleep in the bed you make kendi düşen ağlamaz
you win a few, you lose a few her zaman başarılı olamazsın
you win some, you lose some her zaman başarılı olamazsın
Colloquial
(if you) excuse me izninizle
(if you) excuse me izninle
a few of us would like to take you to dinner birkaçımız sizi yemeğe çıkarmak istiyoruz
a woman is waiting for you there orada sizi bekleyen bir kadın var
admitting you have a problem is the first step bir problemin olduğunu kabullenmek ilk adımdır
admitting you have a problem is the first step bir sorunun olduğunu kabullenmek ilk adımdır
all you need is to want it tek yapmanız gereken onu istemek
and are you still? hala öyle misin?
and you know it ve sen de bunu biliyorsun
anything you want to name daha başka aklınıza ne gelirse
anytime you want ne zaman istersen
anytime you want istediğin zaman
anytime you want istediğiniz zaman
anytime you wish istediğiniz zaman
anytime you wish istediğin zaman
before you can say knife soluk almadan
before you can say knife fırsat bulmadan
before you can say knife birden
betcha (bet you) bahse girerim ki
betcha (bet you) bahse girerim
bring things that you will need ihtiyacın olacak şeyleri getir
bully for you! helal olsun sana!
but you did not say so the last time we talked en son konuştuğumuzda öyle demiyordun ama
but you first ama önce sen
can't you dig it? anlamıyor musun?
can't you see görmüyor musun
can't you see that? görmüyor musun?
can't you smell it? kokusunu alamıyor musun?
come and go as you please istediğiniz gibi gelip gidin
come back to bite you/someone kötü bir davranışın yapan kişiye ileride bazı olumsuz sonuçlar getireceğini belirten bir söz
come on i'll buy you breakfast gel sana kahvaltı ısmarlayayım
come on you can do it haydi bunu yapabilirsin
cross that bridge when you come to it o işi de/onu da zamanı gelince hallederiz
don’t let the door hit you on the way out hiç durma! ne bekliyorsun?
fancy seeing you here! kimleri görüyorum!
find it if you can bul bulabilirsen
fine and you? iyidir ya sen?
fits you perfect çok yakışmış
fits you perfect on numara olmuş
flattery will get you nowhere yağcılık bir işe yaramaz/bana sökmez
for once in your life you listen to your father hayatında bir kez olsun babanı dinle
for you and me senin ve benim için
for you only sadece sana
for you only sadece senin için
get away with you! yok devenin nalı!
get away with you! hadi be ordan!
get away with you! külahıma anlat!
get away with you! yok yaa!
give me all you got göster bakalım marifetini
glad you asked sorduğuna sevindim
glad you could stop by uğradığına sevindik
glad you could stop by geldiğin için teşekkür ederim
glad you could stop by gelebilmene sevindik
glad you could stop by uğradığın için teşekkür ederim
glad you could stop by geldiğine sevindim
glad you could stop by uğradığına sevindim
glad you could stop by geldiğin için teşekkür ederiz
glad you could stop by uğradığın için teşekkür ederiz
glad you could stop by geldiğine sevindik
glad you could stop by gelebilmene sevindim
god protect you from all evil tanrı seni tüm kötülüklerden korusun
good to see you smiling gülümsediğini görmek güzel
have i offended you in some way? yoksa seni kırdım mı?
haven't you ever felt like you were different? hiç kendini farklı hissettiğin olmadı mı?
haven't you heard? haberin yok mu?
haven't you made enough mistakes for one day? bir günde yeterince hata yapmadın mı?
here you are buyurun
here you are buyur bakalım
here you are gördün mü
here you are bu kadar
here you are al işte
here you are işte karşımdasın
here you are söylemiştim sana
here you are buyur
here you are demedim mi
here you are ne yaparsın ki
here you go bak işte yaptın
here you go işte bu
here you go bak işte oldu
here you go al bakalım
here you go buyur al
here you go al bakayım
hey are you there hey orda mısın
hey you by the car hey sen arabanın yanındaki
hi how are you today merhaba bugün nasılsın
hi how are you today selam bugün nasılsın
hope you are well umarım iyisindir
hope you are well inşallah iyisinizdir
hope you are well umarım iyisinizdir
i blocked you seni engelledim
i blocked you seni blokladım
i'll see you anon yakında görüşürüz
in case you change your mind fikrini değiştirmen halinde
in case you change your mind fikrini değiştirebileceğini düşünerek
in case you change your mind fikrinizi değiştirmeniz halinde
in case you change your mind fikrini değiştirecek olursan
in case you change your mind fikrini değiştirme ihtimaline karşılık
in case you haven't noticed fark ettiysen
in case you haven't noticed fark etmediysen
isn't that what you wanted? istediğin de bu değil miydi?
isn't this what you wanted? istediğin bu değil miydi?
it’s been a while since you and i talked seninle konuşmayalı uzun zaman oldu
it'll take you all night bu bütün gecenizi alır
just as you said tam da senin dediğin gibi
just as you said tam da dediğin gibi
just as you say tam da senin dediğin gibi
just as you say tam da dediğin gibi
just do what you got to do sadece yapman gerekeni yap
just do what you have to do sadece yapman gerekeni yap
just like you said dediğin gibi
just you wait bekle/dur bak ne olacak!
just you wait hele bir dur sen!
know what you are doing ne yaptığının farkında olmak
know what you are doing ne yaptığını bilmek
like you are saying sizin söylediğiniz gibi
like you said sizin söylediğiniz gibi
like you told me to senin bana dediğin gibi
like you wouldn't believe inanamayacağın kadar
look behind you! arkana bak!
love you! seviyorum seni!
makes you appreciate life insanı hayata bağlıyor
mind how you go kendine dikkat et/iyi bak
more fool you! aptallığın/salaklığın daniskası
more than you know bildiğinden daha fazla
neither you nor me ne sen ne de ben
nice place you have here evin çok güzelmiş
not if I see you first eğer daha önce ben seni görmezsem
not if I see you sooner eğer daha önce ben seni görmezsem
now that you mention it değinmişken
now that you mention it sözü açılmışken
now that you mention it söz açılmışken
now that you mention it bahsetmişken
now you are gone artık yoksun
nuts to you! kaybol!
nuts to you! yok ol!
nuts to you! defol!
obviously you have a plan senin bir planın olduğu belli
off you go! artık başlayın!
off you go! hadi git artık!
once you get something in your blood (bir şey) bir kere kanına girdi mi
once you love someone insan sevmeyegörsün
once you love someone insan bir defa sevmeyegörsün