you - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

you

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"you" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 8 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
you zm. siz
you zm. sen
General
you zm. seni
you zm. size
you zm. sizler
you zm. sana
you zm. genellemelerde kullanılır
you zm. sizi

"you" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
thank you ünl. teşekkür ederim
thank you ünl. teşekkürler
thank you ünl. teşekkür ederiz
thank you ünl. sağ ol
General
be content with what you have f. elindekiyle yetinmek
be glad to meet you f. tanıştığına memnun olmak
pretend that you didn't hear f. duymamazlıktan gelmek
make more money in a week than you earn in a year f. birinin bir yılda kazandığından fazlasını bir haftada kazanmak
feel that you belong in a place f. kendini bir yere ait hissetmek
quit when you are on top f. zirvede bırakmak
end up being wrong although you are right f. haklıyken haksız duruma düşmek
thank-you i. teşekkür
30 days after service of this notice on you i. bu ihbarnamenin size tebliğ edilmesinden (tebliğ edildiği tarihten) 30 gün sonra
thank-you note i. teşekkür yazısı
thank you plaque i. teşekkür plaketi
people around you i. çevrendeki insanlar
three of you i. üçünüz
someone you don't know i. tanımadığın biri
someone you don't know i. bilmediğin biri
someone you don't know i. tanımadığın birisi
someone you don't know i. bilmediğin birisi
you are my country i. vatanım sensin
by you zf. sizin tarafınızdan
before you zf. nezdinizde
when you arrived zf. vardığında
when you arrive zf. vardığında
u (you) zm. sen veya siz
none of you zm. hiçbiriniz
many of you zm. pek çoğunuz
good for you! ünl. aferin!
off with you! ünl. defol!
here's to you! ünl. şerefe
blast you! ünl. allah belanı versin!
god damn you! ünl. allah belanı versin!
good health to you! ünl. sıhhatler olsun
shame on you! ünl. yazıklar olsun sana
shame on you! ünl. aşkolsun
thank you! ünl. eksik olma
c ya (see you) ünl. görüşürüz
god damn you! ünl. allah canını alsın!
god speed you! ünl. allah işini rast getirsin
you! ünl. ayol
shame on you! ünl. utan!
may god help you! ünl. allah versin
thank you! ünl. sağol
thank you! ünl. sağ olun
thank you! ünl. mersi
thank you! ünl. teşekkür ederim
y'all (you all) ünl. siz hepiniz
goodness upon you! ünl. ilahi sana
goodness for you! ünl. ilahi sana
after you ünl. önden buyur
after you ünl. önden buyurun
that's enough, thank you expr. bu kadar yeter, teşekkürler
Phrases
you-uns i. sizler
before you know where you are zf. daha ne oldum/neredeyim demeden
before you know where you are zf. daha ne/nerede olduğunu anlamadan/fark etmeden
before you know where you are zf. zaman nasıl geçti/zamanın nasıl geçtiğini anlamadan/fark etmeden
before you know where you are zf. bir (de) bakmışsın
before you know it zf. daha ne oldum/neredeyim demeden
before you know it zf. daha ne/nerede olduğunu anlamadan/fark etmeden
before you know it zf. zaman nasıl geçti/zamanın nasıl geçtiğini anlamadan/fark etmeden
before you know it zf. bir (de) bakmışsın
this is a gift for you expr. bu size bir hediye
this is a gift for you expr. bu sana bir hediye
start from where you are expr. yapmaya başlamazsan hiç tecrübe/deneyim edinemezsin
wherever you go, there you are expr. nereye gidersen git kendini de götürürsün
as you do expr. senin yaptığın/yapacağın gibi
you're only as old as you feel expr. hissettiğin yaştasın
start from where you are expr. başarmak istiyorsan yapmaya başlamalısın
wherever you go, there you are expr. nereye gidersen git kendinden kaçamazsın
as you do expr. normal bir şekilde
you're only as old as you feel expr. hissettiğin kadar yaşlısın
wherever you go, there you are expr. nereye gidersen git sorunlarını da beraberinde götürürsün
as you do expr. tıpkı senin yapabileceğin gibi!
as you do expr. sanki/çok normalmiş gibi
as you do expr. çok normal gibi
as you do expr. ne var bunda
take me as you find me expr. beni olduğum gibi kabul et
if it was a snake, it would've bit you expr. çok yakınında
if it was a snake, it would've bit you expr. hemen dibinde
if it was a snake, it would've bit you expr. yanı başında
if it was a snake, it would've bit you expr. burnunun dibinde
if it was a snake, it would've bit you expr. ayağının dibinde
if it was a snake, it would've bit you expr. şuracıkta
you can't be a little bit pregnant expr. çok az hamile olamazsın
you can't be a little bit pregnant expr. ya içindesin ya dışında
you can't be half pregnant expr. yarım hamile olamazsın
you can't be half pregnant expr. ya içindesin ya dışında
that's show biz (for you) expr. eğlence dünyası tam da böyle işler
that's show biz (for you) expr. eğlence dünyası ne yaparsın?
that's (someone or something) for you expr. tam senlik …
that's (someone or something) for you expr. tam senin kalemin
that's (someone or something) for you expr. tam sana layık …
there's (someone or something) for you expr. tam senlik …
there's (someone or something) for you expr. tam senin kalemin
there's (someone or something) for you expr. tam sana layık …
there's (or that's) for you expr. somut örneği
there's (or that's) for you expr. kusursuz örneği
there's (or that's) for you expr. ta kendisi
there's (or that's) for you expr. al sana …
my heart bleeds for you expr. ah canım
my heart bleeds for you expr. deme ya
my heart bleeds for you expr. yapma ya
you can't bluff a bluffer expr. tereciye tere satılmaz
who died and made you boss expr. sen ne zaman başımıza patron kesildin?
who died and made you boss expr. seni kim patron/lider yaptı?
who died and made you boss expr. kim öldü de patron oldun?
who died and made you boss expr. ne hakla bunları söyleyebiliyorsun?
who died and made you boss expr. sen kendini ne zannediyorsun?
you be the judge of that expr. sen baksan/bakıp karar versen (iyi olur)
you be the judge of that expr. onu sen bilirsin
you be the judge of that expr. bir de sen bak/değerlendir bakalım
you be the judge of that expr. bir bak bakalım
you can't be a little bit pregnant expr. işin içine iyice gömülmek/girmek lazım/gerekli
you can't be a little bit pregnant expr. öylece ucundan olmaz kendini iyice bu işe vermen gerek
you can't be a little bit pregnant expr. üşenenin/erinenin oğlu kızı olmaz
you can't be a little bit pregnant expr. çalışmayanın kısmeti olmaz
you can't be a little bit pregnant expr. ya hep ya hiç
you can't be a little bit pregnant expr. ya herrü ya merrü
you can't be a little bit pregnant expr. canla başla çalışmak lazım öyle yarım ağızla/gönülle iş yapılmaz
you can't be a little bit pregnant expr. gebelik yarım olmaz
you can't be half pregnant expr. işin içine iyice gömülmek/girmek lazım/gerekli
you can't be half pregnant expr. öylece ucundan olmaz kendini iyice bu işe vermen gerek
you can't be half pregnant expr. üşenenin/erinenin oğlu kızı olmaz
you can't be half pregnant expr. çalışmayanın kısmeti olmaz
you can't be half pregnant expr. ya hep ya hiç
you can't be half pregnant expr. ya herrü ya merrü
you can't be half pregnant expr. canla başla çalışmak lazım öyle yarım ağızla/gönülle iş yapılmaz
you can't be half pregnant expr. gebelik yarım olmaz
you had to be there expr. orada olman/görmen lazımdı
you had to be there expr. orada olmalıydın
you had to be there expr. görmeliydin
you had to be there expr. orada olsan/görsen anlardın
never ask pardon before you are accused expr. asla suçlanmadan af dileme
never ask pardon before you are accused expr. zorunda değilken suçu üstlenme
never ask pardon before you are accused expr. suçlanmadan af dilemek suçluluk belirtisidir
never ask pardon before you are accused expr. istenmeden özür dilemek suçu kabullenmektir
don't you believe it expr. sakın ha/hiç inanma/inanmayasın
you can't unring a bell expr. olmuşa/ölmüşe çare yok
you can't unring a bell expr. olmuşla ölmüşe çare yok
you can't unring a bell expr. ölüyü diriltemezsin
you can't unring a bell expr. bardak kırıldı artık
you can't unring a bell expr. herkesin kulağına gitti artık
you can't unring a bell expr. sağır sultan bile duydu artık
you can't unring a bell expr. duymayan kalmadı zaten
you can't unring a bell expr. olan oldu/olmuş
as you may see below expr. aşağıda göreceğiniz üzere
my heart goes out to you expr. acınızı paylaşıyorum
in case you couldn't tell expr. anlamamış olabilirsiniz
do you copy? expr. anlaşıldı mı?
the person you have called can not be reached at the moment please try again later expr. aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz
among you expr. aranızda
you are all set expr. artık hazırsın
never forget where you came from expr. asla geldiğin yeri unutma
never forget where you came from expr. asla nereden geldiğini unutma
you will never walk alone expr. asla yalnız yürümeyeceksin
to heal a wound you must stop touching it expr. bir yarayı iyileştirmek için ona dokunmayı bırakman gerek
are you upset with me? expr. bana kızgın mısın?
in case you missed it expr. belki kaçırmışsındır (diye)
what more do you want - jam on it? expr. buldun da bunama
let's be having you expr. buraya gel. alalım seni artık. görelim seni artık
if you want to go big, stop thinking small expr. büyük işler yapmak istiyorsan küçük düşünme
if you want to go big, stop thinking small expr. büyük işler yapmak istiyorsan küçük düşünmeyi bırak
how do you like that! expr. bak sen şu işe!
you have no debt expr. borcun yok
just to let you know expr. Bilmenizi isterim
you can't even imagine (it) expr. bildiğin gibi değil
big brother is watching you expr. büyük birader seni izliyor
there is no a elevator to success, you have to take the stairs expr. başarıya asansörle değil merdivenle gidilir
how dare you? expr. bu ne cüret?
you have no debt expr. borcunuz bulunmamaktadır
as you know expr. biliyorsunuz ki
as you probably know expr. bildiğiniz gibi
big brother is watching you expr. büyük birader sizi izliyor
see you in the next issue expr. bir sonraki sayıda görüşmek üzere
you have no debt expr. borcunuz yok
as you may know expr. bilebileceğiniz üzere
bet you expr. bahse girerim ki
as you may know expr. bilebileceğin üzere
as you probably know expr. bileceğiniz üzere
this is to inform you expr. bilginize
as you probably know expr. bileceğiniz gibi
are you one of those who we couldn't make czechoslovakian? expr. çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?
mind you expr. düşünecek olursak
let's be having you expr. çabuk buraya gel
believe nothing of what you hear, and only half of what you see expr. duyduğunun hiçbirine, gördüğünün yarısına inan.
when you speak of expr. denilince
what strikes you expr. dikkatinizi (en çok) çeken
if you never try, you will never know expr. denemeden bilemezsin
you are at the right address expr. doğru adrestesiniz
I look forward to hearing from you expr. cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum
when you say expr. denilince
dance with the one that brung you expr. dere geçerken at değiştirme
thank you kindly expr. çok teşekkür ederim
when you say expr. denince
like the people around you expr. çevrendeki insanlar gibi
when you speak of expr. denince
I look forward to hearing from you expr. cevabınızı dört gözle bekliyorum
never forget where you came from expr. geldiğin yeri asla unutma
thank you very much for your prompt response expr. hızlı cevabınız için çok teşekkür ederim
everything you can imagine is real expr. hayal edebileceğin her şey gerçektir
if you do what you’ve always done, you’ll get what you’ve always got expr. hep aynı şeyleri yaparsan, hep aynı sonuçları elde edersin
If you always do what you've always done, you will always get what you've always got expr. hep aynı şeyleri yaparsan, hep aynı sonuçları elde edersin
as you may recall expr. hatırlanacağı üzere
as you may recall expr. hatırlanacağı gibi
you do the crime you do the time expr. eden bulur
mind you expr. gerçi
the rest is up to you expr. gerisi sana kalmış
the rest is up to you expr. gerisi size kalmış
every single one of you expr. her biriniz
go as far as you can expr. gidebildiğin kadar uzağa git
go as far as you can expr. gidebildiğin yere kadar git
I kindly request you to take necessary action expr. gereğinin yapılmasını arz ederim
thanking you in advance for your attention to this matter expr. gereğini müsaadelerinizle arz ederim
what you see is what you get expr. gördüğün elde ettiğindir
in case you have noticed expr. fark ettiyseniz
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone expr. gülersen bütün dünya seninle birlikte güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
that’s typical of you! expr. hiç şaşırtmadın!
thanking you in advance for your attention to this matter expr. gereğini arz ederim
kindly request you to do the needful expr. gereğinin yapılmasını arz ederim
at least as much as you expr. en az sizin/senin kadar
do it like you mean it expr. hakkını vererek yap
hoping to hear from you soon expr. en kısa sürede haberleşmek umuduyla
hoping to hear from you soon expr. en kısa sürede haberleşmek dileğiyle
you are all set expr. hazırsın
if you run low expr. elindekiler azalırsa
something you notice right away expr. hemen fark edeceğin bir şey
what strikes you expr. gözünüze (en çok) çarpan
may I present to you expr. huzurlarınızda
if you run low expr. elindekiler tükenirse
thanking you in advance for your attention to this matter expr. gereğinin yapılmasını arz ederim
thanking you in advance for your attention to this matter expr. gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim
in case you have noticed expr. fark ettiysen
as you will recall expr. hatırlanacağı üzere
I hope this email finds you well expr. e-postamı aldığınızda sağlık ve afiyette olacağınızı umarım
I kindly request you to take necessary action expr. gereğini rica ederim
thank you expr. ellerin dert görmesin
believe me, I'm not lying to you expr. gözüm çıksın ki
the rest of you expr. geri kalanlarız
as you will recall expr. hatırlanacağı gibi
I present to you expr. huzurlarınızda
kindly request you to do the needful expr. gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim
if you haven't done so yet expr. henüz yapmadıysanız
if you run low expr. elindeki azalırsa
thank you for your attention expr. ilginiz için teşekkürler
why thank you expr. iltifata karşılık daha sevecen bir teşekkür etme
there you are out expr. işte burada yanılıyorsun
I sense much fear in you (star wars - master yoda) expr. içinde çok fazla korku olduğunu seziyorum
where you stand depends on where you sit expr. nerede durduğunuz nerede oturduğunuza bağlıdır
you do the crime you do the time expr. ne ekersen onu biçersin
beware what you wish for expr. ne arzu ettiğine dikkat et
be careful what you wish for expr. ne arzu ettiğine dikkat et
don't cry before you are hurt expr. ortada fol yok yumurta yokken telaş yapma
never forget where you came from expr. nereden geldiğini asla unutma
be who you want to be expr. kim olmak istiyorsan o ol
words can't describe how much I love you expr. kelimeler seni ne kadar sevdiğimi tarif edemez
words can't describe how much I love you expr. kelimeler seni ne kadar sevdiğimi tarif etmekte kifayetsiz kalır
if you can't measure it expr. ölçemiyorsan yönetemezsin
you can't manage it expr. ölçemiyorsan yönetemezsin
it doesn't matter how far you go expr. ne kadar ileri gittiğinin önemi yok
lucky you expr. ne mutlu sana
mind you expr. ne var ki
you have every reason to be angry expr. kızmakta haklısın
do you copy? expr. onaylıyor musun?
I see where you are coming from expr. ne demek istediğini anlıyorum
bold of you to assume expr. nereden çıkardın
I must love you and leave you expr. kusuruma bakma ama gitmeliyim
you wouldn't read about it [aus] expr. keder, ümitsizlik, iğrenme, inanamama belirten ifade
lucky for you expr. ne kadar şanslısın ki
places to see before you die expr. ölmeden önce görülmesi gereken yerler
what conclusions can you draw? expr. ne sonuçlar çıkarıyorsun?
till death do you part expr. ölüm sizi ayırana dek
you seem out of sorts expr. neşesiz görünüyorsun
now that you mention it expr. mademki buna değindin
what you plant now you will harvest later expr. ne ekersen onu biçersin
make it up as you go along expr. kervan yolda düzülür
you make it sound like expr. öyle bir konuşuyorsun ki
there you are expr. ne yaparsın ki
now that you mention it expr. mademki söyledin
thank you for following our rules expr. kurallarımıza uyduğunuz için teşekkür ederiz
thank you for obeying our rules expr. kurallarımıza uyduğunuz için teşekkür ederiz
thank you for your kindness expr. nezaketiniz için teşekkür ederim
what if I told you expr. ne söylesem
the more words you know the more you can say expr. ne kadar çok kelime bilirsen o kadar çok konuşursun
I got to hand it to you expr. kabul etmek zorundayım ki
you seem out of sorts expr. keyifsiz görünüyorsun
how do I/we/you know that? expr. ne malum?
there you go expr. ne yaparsın ki
you have every reason to be angry expr. sinirlenmekte haklısın
in place of you expr. senin yerine
through you expr. şahsınızda
thank you for your patience expr. sabrınız için teşekkür ederiz
lucky for you expr. şükret ki
If you lie down with the devil, you will wake up in hell expr. şeytanla sevişirsen cehennemde uyanırsın
all the better for seeing you expr. sizi gördüğüme sevindim
as you call it expr. senin deyiminle
redbull gives you wings expr. redbull kanatlandırır
instead of you expr. sizin yerinize
happy new year to you and your family expr. size ve ailenize mutlu yıllar
someone like you expr. senin gibi biri
towards you expr. sana doğru
very you expr. sana uygun
hoping to hear from you soon expr. sizden en kısa sürede haber alabilmek umuduyla
on account of you expr. sayenizde
what I understand from what you wrote expr. senin yazdıklarından anladığım
treat others as you would have them treat you expr. sana nasıl davranmalarını istiyorsan diğerlerine öyle davran
i baptize you in the name of the father, and of the son and of the holy spirit expr. seni baba, oğul ve kutsal ruh adına vaftiz ediyorum
you snooze, you lose expr. sona kalan, dona kalır
if you don't mind me saying expr. sormamda bir sakınca yoksa
someone like you expr. sana benzeyen biri
towards you expr. size doğru
in place of you expr. sizin yerinize
wishing you a healthy and happy new year expr. sağlıklı ve mutlu bir yıl dileğiyle
if you don't mind me saying expr. söylememde bir sakınca yoksa
hoping to hear from you soon expr. sizden en kısa sürede haber alabilmek dileğiyle
happy new year to you too expr. sana da mutlu yıllar
happy new year to you and your family expr. sana ve ailene mutlu yıllar
people like you expr. senin gibi insanlar
help us help you expr. size yardımcı olabilmemiz için bize yardım edin
let me assure you expr. seni temin ederim ki
treat others as you would have them treat you expr. sana nasıl davranılmasını istiyorsan diğerlerine öyle davran
I would have known you know that expr. şunu bilmiş ol ki
happy new year to you too expr. size de mutlu yıllar
i am keeping my fingers crossed for you expr. senin için dua ediyorum
as you noticed expr. sizin de farkettiğiniz gibi
you of course expr. sen tabii ki
instead of you expr. senin yerine
you only live once expr. sadece bir kere yaşarsın
I would have known you know that expr. şunu bilmelisin ki
if you don't mind me saying expr. sormamda sakınca yoksa
as you see expr. takdir edersiniz ki
very you expr. tam sana göre
below you can find our offer expr. teklifimizi aşağıda bulabilirsiniz
that’s typical of you expr. tam senden beklenen şey!
hope to see you again expr. tekrar görüşmek üzere
as you would appreciate expr. takdir edersiniz ki
hope to see you again expr. tekrar görüşmek dileğiyle
below you can find our offer expr. teklifimiz aşağıda yer almaktadır
i am sorry to inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
it is unfortunate that i must inform you üzülerek belirtmek durumundayım ki
i am afraid i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
much to my regret i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
unfortunately i must inform you that üzülerek belirtmek durumundayım ki
this is to inform you (bu yazı) sizi bilgilendirmek için
i hope this email finds you well umarım iyisinizdir
i hope this email finds you well umarım bu e-posta size ulaştığında sağlık ve esenlik içindesinizdir
i hope this email finds you well umarım her şey yolundadır
dance with the one that brung you "seni bulunduğun yere getirenden vazgeçme
that’s typical of you yine yapacağını yaptın!
you are what you eat yediğin ne ise, sen osun
this allows you to... -e/-a imkan verir
how do you like that! (şu) işe bak (sen)!
don't bite the hand that feeds you yemek yediğin tasa tükürülmez
Proverb
never ask pardon before you are accused i. asla suçlanmadan af dileme
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın
you reap what you sow ektiğini biçersin
laugh and the world laughs with you, weep and you weep alone iyi günde herkes yanında olur, ama kötü günde yanında kimse kalmaz
never put off till tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
come, come whoever you are gel ne olursan ol gel
if you have a hammer, everything looks like a nail çekiç elindeyse her şey çivi olur
if you want a man to work well feed him first aç ayı oynamaz
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı olmaz
you are never too old to learn öğrenmek için hiçbir zaman geç değildir
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı yoktur
you scratch my back and I scratch yours sen beni destekle ben de seni destekleyeyim
look before you leap yapmadan önce iyice düşün!
look before you leap bin düşün bir söyle
you can't keep a good man down aklı başında adam yıkılmaz
you can't keep a good woman down karakterli insan başarısız olmaz
if you lie down with dogs you will rise up with fleas üzüm üzüme baka baka kararır
bite the hand that feeds you besle kargayı oysun gözünü
you can catch more flies with honey than with vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you cannot put new wine in old bottles eski köye yeni adet olmaz
you can lead a horse to water, but you can't make it drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
you never miss the water till the well runs dry kuyu kurumadan suyun kıymeti bilinmez
either seem as you are or be as you seem ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
either seem as you are or be as you seem ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol
why buy a cow when you can get milk for free maşa varken elimi niye ateşe sokayım
why buy a cow when you can get milk for free nerede beleş oraya yerleş
why buy a cow when you can get milk for free bedava bulabiliyorsam neden para vereyim
you can't make bricks without straw gerekli malzeme olmadan bir iş yapılamaz
you can not teach an old dog a new trick can çıkar huy çıkmaz
you can not teach an old dog a new trick huylu huyundan vazgeçmez
you can not teach an old dog a new trick kırk yıllık kani olur mu yani
what you don't know can't hurt you bilmediklerin seni üzmez
what you don't know won't hurt you bilmediklerin seni üzmez
what you don't know can't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
what you don't know won't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
better the devil you know than the devil you don't know tanıdığın düşman tanımadığın dosttan yeğdir
if you run after two hares you will catch neither aynı anda iki şeyi birden yapmak için çabalarsan ikisinden de olursun
if you run after two hares you will catch neither iki karpuz bir koltuğa sığmaz
you must lose a fly to catch a trout kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez
never make a threat you cannot carry out asla yerine getiremeyeceğin bir tehdit savurma
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkar huy çıkmaz
what can you expect from a hog but a grunt? huylu huyundan vazgeçmez
you win some, you lose some her zaman başarılı olamazsın
thing you don't want is dear at any price ucuz etin yahnisi yavan olur
as you sow, so shall you reap ne ekersen onu biçersin
as you sow, so shall you reap insan ektiğini biçer
do good things and good things will happen to you iyilik yapan iyilik bulur
do good things and good things will happen to you iyilik yap iyilik bul
If you can't beat 'em, join 'em! eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl!
If you can't beat them, join them! eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl!
If you can't lick 'em, join 'em eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl
as you make your bed, so you must lie on it kendi düşen ağlamaz
as you make your bed, so you must lie in it kendi düşen ağlamaz
believe nothing of what you hear, and only half of what you see duyduğunun hiç birine, gördüğünün yarısına inan
you cannot make a silk purse out of a sow's ear eşeğin kulağını kesmekle küheylan olmaz
what can you expect from a hog but a grunt huylu huyundan vazgeçmez
you reap what you sow ne ekersen onu biçersin
if you play with fire, you get burned ateşle oynarsan yanarsın
If you don't make mistakes you don't make anything hata yapmıyorsan hiçbir şey yapmıyorsun demektir
If at first you don't succeed try try and try again (ilkinde başaramazsan) denemekten vazgeçme
If at first you don't succeed try try and try again pes etme
come again whoever you are ne olursan ol yine gel
you cannot make an omelet without breaking eggs (figüratif) bir şeyleri başarmak için birilerini incitmek/kırmak zorunda kalabilirsin
you cannot make an omelet without breaking eggs yumurtaları kırmadan omlet yapamazsın
you pays your money and you takes your chances (parayı verdin ama) artık ne çıkarsa bahtına
you pays your money and you takes your chance (parayı verdin ama) artık ne çıkarsa bahtına
if you want a thing done well do it yourself bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
if you want a thing done well do it yourself kendi ununu kendin öğüt
you cannot have your cake and eat it hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
don't put off for tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
you can't make a silk purse out of a sow's ear eşeğin kulağını kesmekle küheylan olmaz
you cannot have your cake and eat it too hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
you win a few, you lose a few her zaman başarılı olamazsın
fool me once, shame on you; fool me twice, shame on me beni bir kere aldatırsan sen utan, ikincide ben kanarsam ben utanayım
you cannot serve god and mammon hem tanrının hem de paranın emrinde olunamaz
you cannot lose what you never had sahip olmadığın şeyi kaybedemezsin
you don‘t miss something until it's gone kaybedinceye kadar eldekinin değeri bilinmez
what can you expect from a hog but a grunt can çıkar huy çıkmaz
if you bow at all bow low bir işi yapıyorsan layıkıyla/tam yap
if you can't beat them, join them bükemediğin bileği öpeceksin
if you can't lick 'em, join 'em bükemediğin bileği öpeceksin
if you want peace, you must prepare for war eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan
if you want peace, prepare for war eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan
if you would be well served kendi ununu kendin öğüt
if you would be well served bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
you have to be cruel to be kind dost acı söyler
you have to be cruel to be kind birinin iyiliği için onu şimdi üzecek bir şey söylemek
you never know till you try denemedikçe bilemezsin
you never know what you can do till you try denemeden bilemezsin
a fall into a ditch makes you wiser yaptığın hata/yanlıştan ders alarak bir daha tekrar etmezsin
more you have, the more you want hep daha fazlasını istersin
more you get, the more you want hep daha fazlasını istersin
never trouble trouble till trouble troubles you sorun seni üzmeden sorunu dert etme
you cannot teach an old dog new tricks yaşlı köpeğe yeni numara öğretemezsin
you cannot teach an old dog new tricks eski köye yeni adet getiremezsin
you can't teach an old dog new tricks huylu huyundan vazgeçmez
you can't teach an old dog new tricks yaşlı köpeğe yeni numara öğretemezsin
you can't teach an old dog new tricks eski köye yeni adet getiremezsin
you cannot teach an old dog new tricks huylu huyundan vazgeçmez
never halloo till you are out of the woods daha paçayı kurtarmadan o kadar sevinme
don't halloo till you are out of the wood daha paçayı kurtarmadan o kadar sevinme
you can't take it with you when you die dünya malı dünyada kalır
you get what you pay for ne kadar ekmek o kadar köfte
you get what you pay for ne kadar köfte o kadar ekmek
if you lie down with dogs you will rise up with fleas körle yatan şaşı kalkar
you have to eat a peck of dirt before you die (üzülme/dert etme) herkes payına düşeni yaşar/herkes sıkıntı yaşar
what you sow is what you reap insan ektiğini biçer
what you sow is what you reap ne ekersen onu biçersin
you sleep in the bed you make kendi düşen ağlamaz
thing you don't want is dear at any price bir şey sadece fiyatı ucuz olduğu için alınmaz
the hair of the dog that bit you çivi çiviyi söker
you can't hide the truth güneş balçıkla sıvanmaz
if you would be well served, serve yourself işinin iyi görülmesini istiyorsan, kendi işini kendin gör
whether a thing is worth doing or not really depends on how you look at it bir şeyin yapmaya değer olup olmadığı ona nasıl baktığına bağlıdır
think twice before you speak once iki düşün, bir söyle
think twice before you speak once iki düşün, bir konuş
you can take a horse to water but you can't make him drink zorla güzellik olmaz
you can take a horse to water but you can't make him drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
you can lead a horse to water but you can't make it drink zorla güzellik olmaz
you can't make an omelette without breaking eggs (figüratif) bir şeyleri başarmak için birilerini incitmek/kırmak zorunda kalabilirsin
ıf you have it flaunt it mütevazı olma gerçek sanırlar
what doesn't kill you makes you stronger seni öldürmeyen şey, güçlendirir
When you lie down with dogs you get fleas körle yatan şaşı kalkar
When you lie down with dogs you get fleas itle yatan pireyle kalkar
you must lose a fly to catch a trout kaz gelen yerden tavuk esirgenmez
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkmadıkça huy çıkmaz
do unto others as you would have them do unto you başkalarına sana davranılmasını istediğin gibi davran
if you fly with the crows, you get shot with the crows kargayla uçan leşe, şahinle uçan ete konar
if you fly with the crows, you get shot with the crows kargayla uçan mezara, kartalla uçan saraya gider
tell me who you go with and I'll tell you who you are bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim
do unto others as you would they should do unto you sana yapılmasını istmediğini, bir başkasına yapma
believe you can and you're halfway there inanmak başarmanın yarısıdır
you never step into the same river twice aynı nehirde iki kez yıkanılmaz
you can not teach an old dog new tricks ağaç yaşken eğilir
if you buy cheaply, you pay dearly ucuz etin yahnisi yavan olur
you can put lipstick on a pig, but it's still a pig eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir
do unto others as you would have them do unto you sana yapılmasını istemediğini, bir başkasına yapma
you made your bed kendi düşen ağlamaz
your mother alone will be wail on you ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar
if you run after two hares you will catch neither aynı anda iki tavşan kovalayan hiçbirini yakalayamaz
don't whistle before you are out of the woods dereyi görmeden paçayı sıvama
never ask pardon before you are accused suçlanmadan af dilemek suçluluk belirtisidir
don't whistle before you are out of the woods eline geçmeden/almadan rahatlama
never ask pardon before you are accused istenmeden özür dilemek suçu kabullenmektir
never ask pardon before you are accused zorunda değilken suçu üstlenme
don't whistle before you are out of the woods sonuç kesinleşmeden oldu/geçti/bitti deme