evidence - Turkish English Dictionary
History

evidence

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Meanings of "evidence" in Turkish English Dictionary : 40 result(s)

English Turkish
Common Usage
evidence n. kanıt
evidence n. delil
General
evidence v. açığa vurmak
evidence v. belirtmek
evidence v. kanıtlamak
evidence v. açıklamak
evidence v. ispatlamak
evidence v. göstermek
evidence v. belirmek
evidence n. şahitlik
evidence n. aydınlık
evidence n. tanıklık
evidence n. bulgu
evidence n. belirti
evidence n. belirginlik
evidence n. tanık
evidence n. iz
evidence n. belgit
evidence n. ispat
evidence n. şahit
evidence n. göze çarpma
evidence n. şahadet
evidence n. ifade
evidence n. açıklık
evidence n. vuzuh
evidence n. beyyine
evidence n. delil
evidence n. kanıt
Trade/Economic
evidence beyyine
Law
evidence belgelemek
evidence ispat
evidence delil
evidence kanıt
evidence ispat etmek
evidence beyyine
evidence tanıtlık
Technical
evidence kanıt
evidence delil
Philosophy
evidence apaçıklık
Ottoman Turkish
evidence burhan

Meanings of "evidence" with other terms in English Turkish Dictionary : 500 result(s)

English Turkish
Common Usage
show evidence v. kanıt göstermek
General
give evidence v. tanıklık etmek
evidence one's maturity v. rüşdünü ispat etmek
be in evidence v. görünürde olmak
gather evidence v. delil toplamak
give evidence v. şahitlik etmek
give evidence v. ifade vermek
collect evidence v. delil toplamak
be in evidence v. görünmek
prove something based on evidence v. birşeyi delile dayanarak ispatlamak
accept as an evidence v. delil olarak kabul etmek
consider as an evidence v. delil olarak kabul etmek
collect evidence v. kanıt toplamak
accumulate evidence v. kanıt toplamak
accumulate evidence v. delil toplamak
gather evidence v. kanıt toplamak
throw out the case for lack of evidence v. delil yetersizliğinden davayı düşürmek
find evidence v. kanıt bulmak
leave evidence v. kanıt bırakmak
form opinions without sufficient evidence v. yeterli kanıt olmaksızın görüş /fikir oluşturmak
give evidence v. kanıt sunmak
provide someone with evidence v. kanıt sunmak
give evidence v. kanıt vermek
fabricate evidence v. kanıt uydurmak
fabricate evidence v. sahte kanıt hazırlamak
be in evidence v. göze çarpmak
produce evidence v. kanıt göstermek
adduce evidence v. kanıt göstermek
adduce evidence v. kanıt ileri sürmek
adduce evidence v. delil göstermek
show evidence of v. kanıtlamak
show the evidence of v. kanıtlamak
show the evidence of v. kanıtını göstermek/sunmak
show evidence of v. kanıtını göstermek/sunmak
plant an evidence on v. delil yerleştirmek
examine the body for evidence v. kanıt için bu cesedi incelemek
examine the body for evidence v. delil için ceset üzerinde araştırma yapmak
be impounded as evidence v. delil olarak el konulmak
present evidence to the court v. mahkemeye kanıt sunmak
submit evidence to the court v. mahkemeye delil sunmak
submit evidence to the court v. mahkemeye kanıt sunmak
present evidence to the court v. mahkemeye delil sunmak
leave no evidence v. kanıt bırakmamak
leave no evidence v. delil bırakmamak
leave no evidence v. hiçbir kanıt bırakmamak
leave no evidence v. hiçbir delil bırakmamak
weigh evidence v. delil tartmak
provide evidence v. delil ileri sürmek
leave evidence behind him v. arkasında delil bırakmak
look for evidence v. kanıt aramak
criminal evidence n. cezai delil
criminal evidence n. suç delili
giving evidence n. şahitlik
audit evidence n. denetim kanıtı
documentary evidence n. yazılı delil
a scrap of evidence n. çok ufak bir delil
rules of evidence n. kanıt kuralları
valid evidence n. sağlam kanıt
cogent evidence n. önemli kanıt
documentary evidence n. delil belgeleri
negative evidence n. olumsuz kanıt
expert evidence n. bilirkişi beyanı
satisfactory evidence n. yeterli kanıt
strong evidence n. kuvvetli delil
strong evidence n. güçlü delil
evidence of fathership n. babalık karinesi
hard evidence n. kesin delil
hard evidence n. sağlam delil
circumstantial evidence n. ikinci derecede kanıt
circumstantial evidence n. dolaylı kanıt
archaeological evidence n. arkeolojik kanıt
mounting evidence n. belirgin emare
mounting evidence n. güçlü kanıt
mounting evidence n. sağlam kanıt
concrete evidence n. somut delil
tangible evidence n. somut delil
secret evidence n. gizli delil
secret evidence n. gizli kanıt
supporting evidence n. destekleyici kanıt
plenty of evidence n. birçok delil
ballistics evidence n. balistik kanıt
review of evidence n. kanıtların gözden geçirilmesi
growing evidence n. (giderek) artan kanıt
evidence envelope n. delil zarfı
evidence envelope n. kanıt zarfı
evidence list n. delil listesi
list of evidence n. kanıt listesi
list of evidence n. delil listesi
moderate evidence n. orta seviyede kanıt
clear evidence n. kesin kanıt
evidence-centered assessment design n. delil merkezli değerlendirme tasarımı
evidence-centered assessment design n. kanıt merkezli değerlendirme tasarımı
level of evidence n. kanıt düzeyi
supported by evidence adj. kanıtlı
evidence-based adj. delile dayalı
evidence-based adj. kanıta dayalı
supported by evidence adj. müdellel
scientific evidence bilimsel delil
scientific evidence bilimsel kanıt
Phrases
growing body of evidence giderek artan kanıtlar
Colloquial
be in evidence göz önünde olmak
be in evidence göze çarpmak
be in evidence belirmek
indirect evidence ikinci derecede kanıt
indirect evidence dolaylı kanıt
much in evidence aşikar
much in evidence aleni
much in evidence apaçık
Idioms
turn king's evidence v. suçu itiraf etmek
turn king's evidence v. suç ortağı aleyhine delil sunmak
give evidence to tanık göstermek
give evidence to şahit göstermek
give evidence to delil göstermek
in evidence apaçık ortada
in evidence aşikar
in evidence açık seçik
in evidence görülür
in evidence gözle görülür elle tutulur durumda
turn king's evidence mahkemede kralın/kraliçenin/devletin safında yer alarak suç ortağı aleyhine ifade vermek
turn state's evidence devlet lehine şahitlik etmek
turn queen's evidence mahkemede kralın/kraliçenin/devletin safında yer alarak suç ortağı aleyhine ifade vermek
turn state's evidence mahkemede kralın/kraliçenin/devletin safında yer alarak suç ortağı aleyhine ifade vermek
turn queen's evidence devlet lehine şahitlik etmek
turn king's evidence devlet lehine şahitlik etmek
give evidence of something bir şeyin belirtisini göstermek
give evidence of something izini/işaretini göstermek
Speaking
do you have any evidence of that? bununla ilgili herhangi bir kanıtınız var mı?
Trade/Economic
testimonial evidence sözel kanıt
evidence of debt bono
physical evidence fiziksel kanıt
evidence of debt borç senedi
analytic evidence analitik kanıt
prima facie evidence tersi kesinlik kazanıncaya kadar geçerli olan kanıt
produce evidence delil göstermek
constitute conclusive evidence kati delil teşkil etmek
documentary evidence belgeye dayalı kanıt
evidence reliability kanıtın güvenilirliği
accounts as evidence muhasebe kayıtlarının delil teşkil etmesi
evidence validity kanıtın geçerliliği
evidence of compliance uyumluluk kanıtı
oral evidence şahadet
accounting evidence muhasebe delili
expert evidence bilirkişi ekspertizi
evidence of debt borç kanıtı
evidence of opinion ekspertiz
cumulative evidence kuvvetlendirici kanıt
parol evidence sözlü kanıt
evidence of public documents resmi beyyine
evidence of compliance herhangi bir firmanın uyguladığı imalat sistemlerinde gerekli standartlara uyumlu olduğunu gösteren kanıt
opinion evidence ekspertiz
accounting evidence muhasebe kanıtı
empirical evidence ampirik bulgular
legal evidence system kanuni delil sistemi
Law
fabricate evidence v. sahte delil üretmek
fabricate evidence v. sahte kanıt üretmek
fabricate evidence v. sahte delil hazırlamak
unconditional release on lack of evidence delil yetersizliğinden şartsız tahliye
lack of evidence delil yetersizliği
in evidence kabul edilen delil
prima facie evidence karineden sayılan delil
determination of evidence tespiti delail
presumptive evidence delil karinesi
provide evidence belgelemek
circumstantial evidence ikinci derecede kanıt
removing evidence of felony cürüm delillerini yok etme
fabricated evidence uydurma delil
hearsay evidence başkalarından işitilerek öne sürülen delil
call evidence delil gösterme
right to call evidence delil gösterme hakkı
harboring a felon or removing evidence of felony cürüm işleyenleri saklamak ve cürüm delillerini yok etmek
determination of evidence delil tesbiti
written evidence yazılı beyyine
prima facie evidence aksi kanıtlanmadıkça doğru sayılan delil
support evidence ek kanıt
counter evidence karşı delil
give evidence against aleyhinde tanıklık etmek
give evidence against aleyhine ifade vermek
give evidence against aleyhinde ifade vermek
give evidence against aleyhte ifade vermek
hard evidence güçlü kanıt
weighing the evidence delilleri takdir etme
claim for collection of defense evidence müdafaa delillerini toplama talebi
evidence to be read in trial duruşmada okunacak deliller
evidence affecting the judgment hükmü etkileyen delil
collection of evidence delillerin toplanması
conclusive evidence kati delil
delay in the introduction of evidence delil ikamesinde gecikme
final evidence kati delil
final evidence kesin delil
giving of evidence delil ikamesi
gathering evidence in favour of the accused sanığın lehinde olan delillerin toplanması
gather evidence delil toplamak
product an evidence delil göstermek
present an evidence delil ikame etmek
product an evidence delil sunmak
failure to preserve evidence delillerin muhafazasında ihmal
production of evidence delil ibrazı
rejection of evidence delilin kabul edilmemesi
trying to remove evidence delil yok etmeye çalışma
weight-of-evidence delilin ispat kuvveti
principle of circumstantial evidence delil serbestisi ilkesi
satisfactory evidence ihtilaflı konuyu aydınlığa kavuşturmaya yeter güçteki kanıt
witness evidence kişisel kanıt
written evidence yazılı kanıt
weight of evidence kanıtların ağırlığı
king's evidence ele veren suç ortağının tanıklığı
king's evidence hükümete tanıklık yapma
verdict against evidence yeterli kanıta dayanmayan karar
verdict against evidence kanıtlara uymayan karar
legal evidence hukuken geçerli kanıtlar
legal evidence kanunen belirlenen kanıtlar
hearsay evidence kulaktan dolma kanıt
hearsay evidence kulaktan dolma delil
lack of evidence kanıt yetersizliği
lack of evidence kanıt eksikliği
lack of evidence kanıt noksanlığı
law of evidence kanıt hukuku
law of evidence usul hukuku
casual evidence kanun veya anlaşma hükmüyle önceden belirlenmiş olmayıp olaya göre ikamesi mümkün olan her türlü yasal delil
second hand evidence dolaylı delil
second hand evidence ikinci derece kanıt
secondary evidence dolaylı kanıt
second hand evidence ikinci derece delil
secondary evidence dolaylı delil
second hand evidence dolaylı kanıt
secondary evidence ikinci derece delil
secondary evidence ikinci derece kanıt
indirect evidence dolaylı delil
indirect evidence ikinci derece kanıt
indirect evidence ikinci derecede kanıt
certificate of evidence kanıt belgesi
indirect evidence ikinci derece delil
indirect evidence dolaylı kanıt
circumstantial evidence ikinci derecede delil
circumstantial evidence dolaylı delil
circumstantial evidence dolaylı kanıt
circumstantial evidence ikinci derece delil
indirect evidence ikinci derecede delil
circumstantial evidence ikinci derece kanıt
cumulative evidence kuvvetlendirici kanıt
cumulative evidence munzam kanıt
cumulative evidence güçlendirici kanıt
false evidence yalancı tanıklık
false evidence hakikat hilafı şahitlik
contrary to the evidence delillerin tersine
contrary to the evidence kanıtlar hilafına
conclusive evidence kati kanıt
competent evidence yeter kanıt
winning evidence kati kanıt
competent evidence yeterli delil
parol evidence rule sözlü delil kuralı
persuasive evidence ikna edici kanıt
competent evidence kifayetli kanıt
competent evidence yeter delil
competent evidence yeterli kanıt
winning evidence iddiayı sonuca ulaştıran kanıt
winning evidence kesin kanıt
documentary evidence belgelere dayanan delil
conclusive evidence kesin kanıt
conclusive evidence iddiayı sonuca ulaştıran kanıt
competent evidence kifayetli delil
best evidence en geçerli delil
best evidence en iyi delil
burden of evidence ispat zorunluluğu
burden of evidence beyyine külfeti
burden of evidence ispat mecburiyeti
best evidence birinci dereceden delil
spoken evidence sözlü kanıt
verbal evidence sözlü kanıt
oral evidence sözlü kanıt
perpetuation of evidence at the pretrial proceeding önduruşma sürecinde delillerin korunması
perpetuation of evidence at the pretrial proceeding önduruşma sürecinde delillerin saklanması
primary evidence asıl kanıt
direct evidence doğrudan beyyine
presumptive evidence karine niteliğinde kanıt
alteration of evidence delillerin tahrifi
direct evidence yeterli kanıt
direct evidence kesin delil
presumptive evidence çıkarıma dayalı kanıt
direct evidence kesin kanıt
direct evidence doğrudan kanıt
presumptive evidence dolayısıyla kanıt
collect evidence delil toplamak
presumptive evidence varsayıma dayalı kanıt
admissible evidence muteber delil
admissible evidence kabul edilir kanıt
against the evidence delile karşı
evidence of opinion ekspertiz
evidence aliunde belge dışı delil
estimation of evidence kanıtların takdiri
presumptive evidence karine gücündeki delil
presumptive evidence yaklaşık delil
evidence of public documents resmi beyyine
turn state's evidence suç ortağı aleyhine ifade vermek
state's evidence suç ortağı aleyhine ifade
intrinsic evidence gerçek kanıt
evidence taken on the spot mahallinden alınan delil
evidence of age yaşça ehil olma
evidence for the prosecution kamu tanığı
estimation of evidence delillerin takdiri
intrinsic evidence gerçek delil
prisoner's evidence sanık şahidi
evidence aliunde harici kanıt
evidence of age bir fiili yapmaya ehil olan
presumptive evidence yaklaşık kanıt
intrinsic evidence gerçek tanıklık
moral evidence manevi kanıt
oral evidence tanıklık
oral evidence şahadet
moral evidence manevi delil
oral evidence sözlü delil
moral evidence ahlaki delil
real evidence maddi delil
prima facie evidence aksi kanıtlanmadıkça doğru sayılan kanıt
primary evidence asıl beyyine
proper evidence uygun kanıt
primary evidence asıl delil
prima facie evidence kesin olmayan karine
proper evidence elverişli kanıt
proper evidence uygun delil
adequate evidence yeterli delil
real evidence gerçek delil
adequate evidence yeterli kanıt
real evidence maddi kanıt
principles of evidence beyyine ilkeleri
original evidence orijinal kanıt
original evidence esas kanıt
original evidence orijinal delil
original evidence esas delil
positive evidence olumlu delil
documentary evidence evrakı müsbite
positive evidence olumlu kanıt
documentary evidence yazılı kanıt
documentary evidence yazılı beyyine
positive evidence kesin kanıt
documentary evidence yazılı delil
positive evidence müspet delil
positive evidence müspet kanıt
medical evidence tıbbi kanıt
extrinsic evidence harici delil
indirect evidence dolaylı beyyine
secondary evidence ikinci derece beyyine
extrinsic evidence harici kanıt
evidence aliunde harici delil
direct evidence doğrudan doğruya beyyine
extraneous evidence harici kanıt
extraneous evidence harici delil
king's evidence devletin tanığı
circumstantial evidence dolaylı beyyine
king's evidence kralın tanığı
direct evidence doğrudan delil
medical evidence tıbbi delil
corroborating evidence tamamlayıcı kanıt
corroborating evidence güçlendirici kanıt
corroborating evidence munzam kanıt
material evidence kesin delil
corroborating evidence ilave kanıt
material evidence kesin kanıt
indirect evidence söylentiye dayanan kanıt
expert evidence bilirkişi beyanı
material evidence mahkemenin vereceği nihai karara etki eden delil
derivative evidence türemiş delil
expert evidence bilirkişi tanıklığı
hearsay evidence dolaylı kanıt
corroborating evidence ilave delil
derivative evidence türemiş beyyine
indicative evidence ipucu oluşturan delil
material evidence maddi delil
material evidence kati delil
hearsay evidence söylentiye dayanan kanıt
derivative evidence müştak beyyine
corroborating evidence ek kanıt
hearsay evidence dolaylı delil
material evidence maddi kanıt
corroborating evidence ek delil
material evidence nihai karara etki eden kanıt
derivative evidence türemiş kanıt
indirect evidence kulaktan dolma delil
testimonial evidence tanığa dayanan kanıt
conclusive evidence kesin beyyine
documents of evidence evrakı müsbiteler
conclusive evidence kesin delil
testimonial evidence tanıklığa dayanan delil
conclusive evidence müspet delil
recording of evidence kanıtların tespiti
recording of evidence delillerin belirlenmesi
recording of evidence delil tespiti
newly discovered evidence karar sonrası bulunan delil
negative evidence menfi delil
negative evidence olumsuz tanıklık
negative evidence menfi kanıt
newly discovered evidence karar sonrası bulunan kanıt
advice on evidence duruşma sonrasında yargıcın deliller hakkındaki yazılı beyanı veya yorumu
cite as evidence delil olarak göstermek
cite as evidence delil olarak zikretmek
total failure of evidence delillerin tamamen yetersiz olması durumu
failure of evidence delil yetersizliği
total failure of evidence hiçbir delil bulunmaması durumu
statutory evidence system kanuni delil sistemi
solid evidence somut delil
concrete evidence somut kanıt
parole evidence sözlü şahadet
solid evidence somut kanıt
concrete evidence somut delil
parole evidence şahit ifadesi
parole evidence şifahi delil
objective evidence objektif kanıt
objective evidence tarafsız kanıt
objective evidence nesnel kanıt
objective evidence objektif delil
objective evidence nesnel delil
objective evidence tarafsız delil
alteration of evidence kanıtların tahrif edilmesi
alteration of evidence kanıtların değiştirilmesi
sworn evidence yeminli olarak yapılan tanıklık
alteration of evidence delillerin tahrif edilmesi
state’s evidence devlet lehine tanıklık
leave no trace of evidence hiçbir kanıt bırakmamak
leave no trace of evidence hiçbir delil bırakmamak
leave trace evidence delil bırakmak
leave trace evidence kanıt bırakmak
forensic evidence adli delil
forensic evidence adli kanıt
evidence integrity delil bütünlüğü
evidence integrity delilin sağlamlığı
evidence integrity delilin bütünlüğü
evidence integrity kanıt bütünlüğü
the law of evidence ispat hukuku
evidence law ispat hukuku
be regarded as evidence delil sayılmak
be considered evidence kanıt sayılmak
be regarded as evidence kanıt sayılmak
be considered evidence delil sayılmak
preliminary evidence ön kanıt
submission of evidence kanıt sunumu
submission of evidence kanıt sunma
submission of evidence delil sunma
submission of evidence delil sunumu
available evidence eldeki delil
available evidence eldeki kanıt
available evidence mevcut delil
available evidence mevcut kanıt
available evidence eldeki kanıtlar
multiple source of evidence değişik/farklı kaynaklardan edinilen kanıtlar
multiple source of evidence değişik/farklı/ayrı kanıt kaynakları
collateral evidence dolaylı/ikinci derece/tamamlayıcı kanıt
further evidence ilave delil
further evidence ek kanıt
motion for admission of evidence kanıtın kabul edilmesi talebi
physical evidence fiziksel kanıt
evidence control kanıt kontrol
planted evidence bir yere (gizlice) koyulmuş delil/kanit
damning evidence mahkum edici delil
damning evidence mahkum edici kanıt
legal evidence hukuki kanıt
legal evidence yasal kanıt
legal evidence yasal delil
legal evidence hukuki delil
hard evidence somut/kesin delil
spoliation of evidence delil karartma
character evidence karakter yapısı delil gösterilerek sunulan kanıt
character evidence karakter delil
fake evidence sahte delil
fake evidence sahte kanıt
strong body of evidence yeterli kanıt
compelling evidence zorlayıcı kanıt
compelling evidence ikna edici delil
evidence response team olay yeri inceleme ekibi
chain of evidence delil zinciri
chain of evidence delil güvenlik zinciri
exclusive evidence münhasır delil
fabricate evidence sahte delil
forge evidence uydurma delil
fabricate evidence uydurma delil
false evidence uydurma delil
taint evidence sahte delil
forge evidence sahte delil
false evidence sahte delil
taint evidence uydurma delil
evidence room kanıt odası
evidence room delil odası
rock solid evidence kaya gibi sağlam deliller
property and evidence unit adli emanet memurluğu
substantial evidence somut kanıt
exonerating evidence suçsuzluğu ispat eden delil
concrete evidence somut delil
the risk of absconding and tampering with evidence kaçma ve delilleri karartma tehlikesi
evidence based policing kanıta dayalı polislik
evidence based policy kanıta dayalı politika
demonstrative evidence görsel kanıt (harita/resim)
demonstrative evidence görsel delil (harita/resim)
disclosure of evidence delil sunma
disclosure of evidence delilleri sunma
disclosure of evidence kanıtları sunma
disclosure of evidence kanıt sunma
evidence based practices (evp) kanıta dayalı uygulamalar
absence of evidence delil olmaması
absence of evidence delil bulunmamas
evidence room mahkemede gösterilecek olan delillerin tutulduğu oda
prima facie evidence tersi ispatlanmadıkça geçerli olan delil