evidence - Turco Inglés Diccionario

evidence

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

evidence — Definition

Significado:
kanıt, delil, emare
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈɛvɪdəns/ – BrE /ˈevɪdəns/)
Categoría gramatical:
İsim: evidence (uncountable)
Sinónimo:
proof, indication, testimony

Significados de "evidence" en diccionario turco inglés : 43 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
evidence n. kanıt
Unfortunately, the evidence they found was inadmissible.
Ne yazık ki buldukları kanıtlar kabul edilemez nitelikteydi.

More Sentences
evidence n. delil
To this end, we need more proof and more evidence and they will be obtained through continued work.
Bu amaçla daha fazla kanıt ve delile ihtiyacımız var ve bunlar sürekli çalışmayla elde edilecektir.

More Sentences
General
evidence n. ispat
His fingerprint was evidence that he was there.
Parmak izleri orada olduğunun ispatıydı.

More Sentences
evidence n. iz
Sometimes evidence of earth fissures can be easily seen on aerial photographs.
Bazen toprak çatlaklarının izleri hava fotoğraflarında kolayca görülebilir.

More Sentences
evidence n. bulgu
NASA has found strong evidence of water on Mars.
NASA, Mars'ta su bulunduğuna dair güçlü bulgular elde etmiştir.

More Sentences
evidence n. delil
To this end, we need more proof and more evidence and they will be obtained through continued work.
Bu amaçla daha fazla kanıt ve delile ihtiyacımız var ve bunlar sürekli çalışmayla elde edilecektir.

More Sentences
evidence n. kanıt
Unfortunately, the evidence they found was inadmissible.
Ne yazık ki buldukları kanıtlar kabul edilemez nitelikteydi.

More Sentences
evidence v. göstermek
There is still civil unrest, as evidenced by the ongoing protests.
Devam eden protestoların da gösterdiği üzere, toplumsal huzursuzluklar halen devam etmektedir.

More Sentences
evidence v. kanıtlamak
Childhood depression can be evidenced clinically and emotionally.
Çocukluk depresyonu klinik ve duygusal olarak kanıtlanabilir.

More Sentences
Law
evidence n. delil
To this end, we need more proof and more evidence and they will be obtained through continued work.
Bu amaçla daha fazla kanıt ve delile ihtiyacımız var ve bunlar sürekli çalışmayla elde edilecektir.

More Sentences
evidence n. ispat
His fingerprint was evidence that he was there.
Parmak izleri orada olduğunun ispatıydı.

More Sentences
evidence n. kanıt
Unfortunately, the evidence they found was inadmissible.
Ne yazık ki buldukları kanıtlar kabul edilemez nitelikteydi.

More Sentences
Technical
evidence n. delil
To this end, we need more proof and more evidence and they will be obtained through continued work.
Bu amaçla daha fazla kanıt ve delile ihtiyacımız var ve bunlar sürekli çalışmayla elde edilecektir.

More Sentences
evidence n. kanıt
Unfortunately, the evidence they found was inadmissible.
Ne yazık ki buldukları kanıtlar kabul edilemez nitelikteydi.

More Sentences
General
evidence n. belirginlik
evidence n. tanık
evidence n. belirti
evidence n. aydınlık
evidence n. belgit
evidence n. açıklık
evidence n. göze çarpma
evidence n. tanıklık
evidence n. şahadet
evidence n. şahitlik
evidence n. ifade
evidence n. vuzuh
evidence n. şahit
evidence n. beyyine
evidence v. ispatlamak
evidence v. açığa vurmak
evidence v. açıklamak
evidence v. belirtmek
evidence v. belirmek
evidence N. emare
Colloquial
evidence n. içki
evidence n. alkollü içki
Trade/Economic
evidence n. beyyine
Law
evidence n. beyyine
evidence n. tanıtlık
evidence v. belgelemek
evidence v. ispat etmek
Philosophy
evidence n. apaçıklık
Ottoman Turkish
evidence n. burhan

Significados de "evidence" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
show evidence v. kanıt göstermek
General
valid evidence n. sağlam kanıt
criminal evidence n. cezai delil
documentary evidence n. yazılı delil
giving evidence n. şahitlik
a scrap of evidence n. çok ufak bir delil
documentary evidence n. delil belgeleri
cogent evidence n. önemli kanıt
expert evidence n. bilirkişi beyanı
criminal evidence n. suç delili
negative evidence n. olumsuz kanıt
rules of evidence n. kanıt kuralları
audit evidence n. denetim kanıtı
satisfactory evidence n. yeterli kanıt
strong evidence n. kuvvetli delil
strong evidence n. güçlü delil
evidence of fathership n. babalık karinesi
hard evidence n. kesin delil
hard evidence n. sağlam delil
circumstantial evidence n. dolaylı kanıt
circumstantial evidence n. ikinci derecede kanıt
archaeological evidence n. arkeolojik kanıt
mounting evidence n. güçlü kanıt
mounting evidence n. belirgin emare
mounting evidence n. sağlam kanıt
tangible evidence n. somut delil
concrete evidence n. somut delil
secret evidence n. gizli delil
secret evidence n. gizli kanıt
supporting evidence n. destekleyici kanıt
plenty of evidence n. birçok delil
ballistics evidence n. balistik kanıt
review of evidence n. kanıtların gözden geçirilmesi
growing evidence n. (giderek) artan kanıt
evidence envelope n. delil zarfı
evidence envelope n. kanıt zarfı
evidence list n. delil listesi
list of evidence n. delil listesi
list of evidence n. kanıt listesi
moderate evidence n. orta seviyede kanıt
clear evidence n. kesin kanıt
evidence-centered assessment design n. delil merkezli değerlendirme tasarımı
evidence-centered assessment design n. kanıt merkezli değerlendirme tasarımı
scientific evidence n. bilimsel delil
scientific evidence n. bilimsel kanıt
level of evidence n. kanıt düzeyi
compelling evidence n. sağlam kanıt
emerging evidence n. yeni kanıtlar
self-evidence n. kesinlik
self-evidence n. belirginlik
self-evidence n. aşikarlık
self-evidence n. kesin kanıt
the totality of the evidence n. delillerin bütünü
photographic evidence n. fotoğraflı delil
photo evidence n. fotoğraflı kanıt
photographic evidence n. fotoğraflı kanıt
photo evidence n. fotoğraflı delil
evidence one's maturity v. rüşdünü ispat etmek
give evidence v. şahitlik etmek
collect evidence v. delil toplamak
give evidence v. ifade vermek
give evidence v. tanıklık etmek
gather evidence v. delil toplamak
be in evidence v. görünürde olmak
be in evidence v. görünmek
prove something based on evidence v. birşeyi delile dayanarak ispatlamak
consider as an evidence v. delil olarak kabul etmek
accept as an evidence v. delil olarak kabul etmek
collect evidence v. kanıt toplamak
gather evidence v. kanıt toplamak
accumulate evidence v. kanıt toplamak
accumulate evidence v. delil toplamak
throw out the case for lack of evidence v. delil yetersizliğinden davayı düşürmek
find evidence v. kanıt bulmak
leave evidence v. kanıt bırakmak
form opinions without sufficient evidence v. yeterli kanıt olmaksızın görüş /fikir oluşturmak
provide someone with evidence v. kanıt sunmak
give evidence v. kanıt sunmak
give evidence v. kanıt vermek
fabricate evidence v. sahte kanıt hazırlamak
fabricate evidence v. kanıt uydurmak
be in evidence v. göze çarpmak
produce evidence v. kanıt göstermek
adduce evidence v. kanıt ileri sürmek
adduce evidence v. delil göstermek
adduce evidence v. kanıt göstermek
show the evidence of v. kanıtlamak
show the evidence of v. kanıtını göstermek/sunmak
show evidence of v. kanıtlamak
show evidence of v. kanıtını göstermek/sunmak
plant an evidence on v. delil yerleştirmek
collect the physical evidence v. fiziksel kanıtları toplamak
examine the body for evidence v. kanıt için bu cesedi incelemek
examine the body for evidence v. delil için ceset üzerinde araştırma yapmak
be impounded as evidence v. delil olarak el konulmak
present evidence to the court v. mahkemeye delil sunmak
submit evidence to the court v. mahkemeye delil sunmak
present evidence to the court v. mahkemeye kanıt sunmak
submit evidence to the court v. mahkemeye kanıt sunmak
leave no evidence v. hiçbir delil bırakmamak
leave no evidence v. delil bırakmamak
leave no evidence v. kanıt bırakmamak
leave no evidence v. hiçbir kanıt bırakmamak
weigh evidence v. delil tartmak
provide evidence v. delil ileri sürmek
leave evidence behind him v. arkasında delil bırakmak
look for evidence v. kanıt aramak
supported by evidence adj. kanıtlı
evidence-based adj. kanıta dayalı
evidence-based adj. delile dayalı
supported by evidence adj. müdellel
Phrases
growing body of evidence n. giderek artan kanıtlar
based on the totality of the evidence expr. delillerin bütününe dayanarak
Colloquial
indirect evidence n. ikinci derecede kanıt
indirect evidence n. dolaylı kanıt
be in evidence v. belirmek
be in evidence v. göze çarpmak
be in evidence v. göz önünde olmak
much in evidence expr. aleni
much in evidence expr. aşikar
much in evidence expr. apaçık
Idioms
give evidence to v. tanık göstermek
give evidence to v. delil göstermek
give evidence to v. şahit göstermek
turn king's evidence v. devlet lehine şahitlik etmek
turn queen's evidence v. mahkemede kralın/kraliçenin/devletin safında yer alarak suç ortağı aleyhine ifade vermek
turn queen's evidence v. devlet lehine şahitlik etmek
turn state's evidence v. devlet lehine şahitlik etmek
turn state's evidence v. mahkemede kralın/kraliçenin/devletin safında yer alarak suç ortağı aleyhine ifade vermek
turn king's evidence v. mahkemede kralın/kraliçenin/devletin safında yer alarak suç ortağı aleyhine ifade vermek
give evidence of something v. izini/işaretini göstermek
give evidence of something v. bir şeyin belirtisini göstermek
turn king's evidence v. suçu itiraf etmek
turn king's evidence v. suç ortağı aleyhine delil sunmak
give evidence of (something) v. (bir şeyin) kanıtı olmak
give evidence of (something) v. (bir şeyin) göstergesi olmak
give evidence of v. '-in kanıtı olmak
give evidence of v. -in belirtisini göstermek
give evidence of v. '-in izini/işaretini göstermek
give evidence of v. '-in göstergesi olmak
in evidence adj. fark edilir
in evidence adj. gözle görülebilen
in evidence adv. aşikar
in evidence expr. apaçık ortada
in evidence expr. açık seçik
in evidence expr. görülür
in evidence expr. gözle görülür elle tutulur durumda
ned (no evidence of disease) expr. hastalık bulgusuna rastlanmadı
extraordinary claims require extraordinary evidence expr. sıradışı iddialar sıradışı kanıtlar gerektirir
Speaking
do you have any evidence of that? expr. bununla ilgili herhangi bir kanıtınız var mı?