balance - Turco Inglés Diccionario

balance

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

balance — Definition

Significado:
denge, bakiye, dengelemek
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈbæləns/ – BrE /ˈbæləns/)
Categoría gramatical:
İsim: balance (balances); Fiil: balance (balances – balanced – balancing)

Significados de "balance" en diccionario turco inglés : 116 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
balance n. bakiye
She came in to check her bank balance.
Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi.

More Sentences
balance n. denge
It's hard to keep a balance between life and work.
Hayat ve iş arasında bir denge kurmak zor.

More Sentences
balance v. dengede tutmak
She had no problem balancing a wine glass on her forehead.
Şarap kadehini alnının üzerinde dengede tutmakta hiç zorlanmıyordu.

More Sentences
balance v. dengelemek
Tina's lack of experience was balanced by her eagerness to succeed.
Tina'nın başarılı olma arzusu tecrübe eksikliğini dengeliyordu.

More Sentences
General
balance n. denklik
We are talking in this case about a budget of balances, an enormous budget and surplus.
Bu durumda bir denklik bütçesinden, muazzam bir bütçe ve fazladan bahsediyoruz.

More Sentences
balance n. uyum
The music is in balance with the structure of the movie.
Müzik, filmin yapısıyla uyum içinde.

More Sentences
balance n. muvazene
The bad news messed with the balance of his mind.
Kötü haber aklının muvazenesini bozmuştu.

More Sentences
balance n. terazi
She bagged a few peaches and weighed them in the balance.
Birkaç şeftaliyi torbaya koyarak terazide tarttı.

More Sentences
balance n. denge
It's hard to keep a balance between life and work.
Hayat ve iş arasında bir denge kurmak zor.

More Sentences
balance n. uyum
The music is in balance with the structure of the movie.
Müzik, filmin yapısıyla uyum içinde.

More Sentences
balance n. tutar
The company received an invoice for the balance due.
Şirket, ödenmesi gereken tutar için bir fatura almıştır.

More Sentences
balance v. dengelenmek
Everything should therefore balance out in the end.
Bu nedenle sonunda her şey dengelenmelidir.

More Sentences
balance v. dengeli olmak
I am not arguing against caution, but the Council expressed views today which were not balanced.
İhtiyatlı olmaya karşı değilim ancak Konsey bugün dengeli olmayan görüşler dile getirdi.

More Sentences
balance v. denge kurmak
The cost of a car needs to be balanced against its specs.
Bir otomobilin maliyeti ile özellikleri arasında denge kurulması gerekir.

More Sentences
balance v. dengeyi kurmak
My report makes an attempt to balance these conflicting requirements.
Raporum, birbiriyle çelişen bu gereklilikler arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır.

More Sentences
balance v. dengede tutmak
She had no problem balancing a wine glass on her forehead.
Şarap kadehini alnının üzerinde dengede tutmakta hiç zorlanmıyordu.

More Sentences
Trade/Economic
balance n. bakiye
She came in to check her bank balance.
Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi.

More Sentences
balance n. denge
It's hard to keep a balance between life and work.
Hayat ve iş arasında bir denge kurmak zor.

More Sentences
balance n. hesap bakiyesi
Tom double-checked his bank balance before writing the check.
Tom çek yazmadan önce hesap bakiyesini kontrol etti.

More Sentences
balance n. muvazene
The bad news messed with the balance of his mind.
Kötü haber aklının muvazenesini bozmuştu.

More Sentences
Law
balance n. bakiye
She came in to check her bank balance.
Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi.

More Sentences
balance n. muvazene
The bad news messed with the balance of his mind.
Kötü haber aklının muvazenesini bozmuştu.

More Sentences
Politics
balance n. bakiye
She came in to check her bank balance.
Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi.

More Sentences
Insurance
balance n. bakiye
She came in to check her bank balance.
Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi.

More Sentences
Technical
balance n. terazi
She bagged a few peaches and weighed them in the balance.
Birkaç şeftaliyi torbaya koyarak terazide tarttı.

More Sentences
balance v. dengelemek
Tina's lack of experience was balanced by her eagerness to succeed.
Tina'nın başarılı olma arzusu tecrübe eksikliğini dengeliyordu.

More Sentences
Food Engineering
balance n. denklik
We are talking in this case about a budget of balances, an enormous budget and surplus.
Bu durumda bir denklik bütçesinden, muazzam bir bütçe ve fazladan bahsediyoruz.

More Sentences
balance n. terazi
She bagged a few peaches and weighed them in the balance.
Birkaç şeftaliyi torbaya koyarak terazide tarttı.

More Sentences
Astronomy
balance n. terazi
She bagged a few peaches and weighed them in the balance.
Birkaç şeftaliyi torbaya koyarak terazide tarttı.

More Sentences
Sport
balance n. denge
It's hard to keep a balance between life and work.
Hayat ve iş arasında bir denge kurmak zor.

More Sentences
General
balance n. tartı
balance n. denklem
balance n. balans
balance n. dengelilik
balance n. ruhsal denge
balance n. dengeleme
balance n. kalan tutar
balance n. kalıntı
balance n. kuvvet
balance n. ahenk
balance n. arta kalan şey
balance n. bir tarafın diğer tarafa göre üstünlüğü
balance v. tartmak
balance v. dalgalanmak
balance v. düşünmek
balance v. eşitlenmek
balance v. karşılaştırmak
balance v. denk olmak
balance v. denkleştirmek
balance v. inip çıkmak
balance v. denk gelmek
balance v. salınmak
balance v. denklemek
balance v. dengeyi sağlamak
balance v. dengede durmak
balance v. ölçüp biçmek
balance v. takdir etmek
balance v. göz önüne almak
balance v. ağır basmak
balance v. denge sağlamak
balance v. denge sağlamak
balance v. eşit olmak
balance v. eşit gelmek
balance v. (dansta) eşine ayak uymak
balance v. (dansta) eşi ile uyumlu hareket etmek
balance v. tereddüt etmek
balance v. karar verememek
balance v. telafi etmek
balance v. dar veya sağlam olmayan bir yüzeye koymak
balance v. dar veya sağlam olmayan bir yüzeye yerleştirilmek
balance v. dans ederken dengesini korumak
Trade/Economic
balance n. artık
balance n. bilanço
balance n. denklem
balance n. eşitlik
balance n. hesap
balance n. kalıntı
balance n. kalan
balance n. müsavat
balance n. mizan
balance n. muadele
balance v. borç alacağı eşitlemek
balance v. muvazene etmek
balance v. tartmak
balance v. borcunu ödeyerek hesabı kapatmak
Technical
balance n. ağırlık merkezi
balance n. denge tartı
balance n. denge çarkı
balance n. karşılaştırma yapma
balance n. denge çarkı
balance n. (stereofonik ses sisteminde) iki hoparlörün karşılıklı ses yüksekliği
balance v. eşit hale getirmek
Computer
balance n. kalıntı
balance n. kalan
balance expr. dengele
Automotive
balance n. balans
Aeronautic
balance n. terazileme
Psychology
balance n. denge duyusu
balance n. duygusal denge
balance n. kafa rahatlığı
balance n. sağduyu
balance n. aklıselimlik
balance n. ölçülülük
Food Engineering
balance n. bilanço
Math
balance n. şeklin veya ilişkinin bir özelliği
balance n. şeklin bölme çizgisinin karşı tarafındaki bire bir yansıması
Physics
balance n. (kısaca) yaylı terazi
Chemistry
balance n. kimyasal denge
Marine Biology
balance n. tartaç
balance n. tartım aracı
Astrology
balance n. terazi burcundan kimse
Literature
balance n. tenasüp
Card
balance v. briçte rakip ellerinin zayıf olması nedeniyle partnerinin elinin güçlü olduğunu varsayarak deklarasyon yapmak
Art
balance n. sanatsal çalışmadaki bileşenlerin uyumla bir araya gelmesi
balance v. dans partnerine doğru ileri ve geri hareket etmek
Archaic
balance n. karar verme gücü

Significados de "balance" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
out of balance adj. dengesiz
General
sense of balance n. denge anlayışı
cash balance n. kasa mevcudu
arm of balance n. terazi kolu
balance arm n. terazi kolu
colour balance n. renk dengesi
scale of a balance n. kefe
balance of power n. uluslararası ilişkilerde kuvvetler dengesi
shell momentum balance n. kabuk kütle itkisi denkliği
ecological balance n. ekolojik denge
balance of a debt n. borç bakiyesi
trade balance n. ticaret dengesi
economic balance n. ekonomik denge
temporary balance sheet n. geçici bilanço
hydric balance n. su dengesi
balance of power n. gücün dengesi
psychological balance n. ruhsal denge
wheel balance n. balans ayarı
balance of trade n. dış ticaret dengesi
platform balance n. baskül
mass balance n. kütle dengesi
electronic balance n. elektronik terazi
earth pressure balance shield n. zemin basıncını dengeleme kalkanı
balance of power n. güçler dengesi
remaining balance n. bakiye
natural balance n. doğal denge
mental balance n. akli denge
cash balance n. ankes
mass balance n. kütle balansı
balance sheets n. bilanço
cash balance sheet n. kasa bilançosu
balance of trade n. ithalat ve ihracat arasındaki değer farkı
libra the balance n. terazi dengesi
counter balance n. karşılık
balance due n. bakiye
balance of power n. güç dengesi
hormone balance n. hormon dengesi
balance of nature n. doğanın dengesi
balance of forces n. güçler dengesi
sense of balance n. denge hissi
assay balance n. hassas terazi
total balance available n. kullanılabilir toplam bakiye
dynamic balance programs n. dinamik denge programları
bid-redemption balance n. ihale-itfa farkı
balance-sheet n. bilanço
balance sheet basis n. bilanço esası
balance board n. denge tahtası
body balance n. vücut dengesi
balance of the system n. sistemin dengesi
weighing balance n. ölçüm/ağırlık terazisi
work life balance n. iş yaşam dengesi
work-life balance n. iş yaşam dengesi
material and energy balance n. madde/malzeme ve enerji dengesi
payable balance n. ödenecek bakiye
balance amount n. bakiye tutarı
a delicate balance n. hassas denge
state of balance n. denge durumu
current account balance n. cari hesap bakiyesi
state of balance n. denge durumu
precarious balance n. istikrarsız denge
balance staff n. (saat) denge çarkında bulunan döner mil
balance routine n. jimnastik denge rutini
strike a balance v. uzlaşmak
balance a tire v. lastiğin balans ayarını yapmak
hang in the balance v. muallakta olmak
keep one's balance v. dengesini korumak
hang in the balance v. nazik bir durumda olmak
throw someone off balance v. birinin dengesini kaybetmesine sebep olmak
throw someone off balance v. birini şaşırtmak
lose mental balance v. şirazeden çıkmak
tilt the balance v. bir şey başka bir şeyin sonucunu etkilemek
lose one's balance v. dengesini kaybetmek
hang in the balance v. karara bağlanmamış olmak
keep one's balance v. dengesini kaybetmemek
lose mental balance v. akıl dengesini kaybetmek
make up a balance sheet v. bilanço düzenlemek
hang in the balance v. tehlikede olmak
keep one's balance v. kendine hakim olmak
swing the balance v. dengeyi döndürmek
strike a balance v. anlaşmaya varmak
lose the balance v. dengeyi kaybetmek
lose the balance v. dengeyi yitirmek
bring into balance v. dengeyi sağlamak
stand in balance v. dengede durmak
pay off the balance v. bakiyeyi kapatmak
find the balance v. dengeyi bulmak
find the balance v. denge bulmak
show in the balance sheet v. bilançoda göstermek
disturb the balance of the nature v. doğanın dengesini bozmak
upset the natural balance v. doğal dengeyi bozmak
upset the balance of the nature v. doğanın dengesini bozmak
disturb natural balance v. doğal dengeyi bozmak
upset the nature's balance v. doğanın dengesini bozmak
create balance v. denge yaratmak
lose one's balance v. dengesini yitirmek
keep one's balance v. dengesini bulmak
lose one's balance and fall v. dengesini kaybedip düşmek
balance the flow of energy v. enerji akışını dengelemek
achieve the balance v. dengeyi yakalamak
destroy the balance of nature v. doğanın dengesini bozmak
protect/pursue the balance between v. arasındaki dengeyi gözetmek
balance between v. denge kurmak
keep the balance v. dengeyi korumak
maintain the balance v. dengeyi korumak
balance between v. dengeyi kurmak
stay in balance v. dengede durmak
redress the balance v. denge sağlamak
redress the balance v. denge kurmak
strike the necessary balance v. gerekli dengeyi bulmak
balance your weight v. kiloyu korumak
balance your weight v. kiloyu dengede tutmak
disrupt the world's balance v. dünyanın dengesini bozmak
disrupt the balance of the world v. dünyanın dengesini bozmak
lay in balance v. rehin olarak bırakmak
strike a balance v. hesaptaki gelir ve gider durumunu karşılaştırmak
lay in balance v. ipotek etmek
out of balance adj. balanssız
out of balance adj. dengesiz
in the balance adj. karara bağlanmamış
off balance adj. sabit olmayan
off balance adj. dengede olmayan
out-of-balance adj. düzensiz
off-balance adj. sabit olmayan
off-balance adj. dengede olmayan
off-balance adj. dengesiz
out-of-balance adj. dengesiz
out of balance adj. denksiz
off-balance adj. şaşırmış
off-balance adj. kafası karışık
off-balance adj. şaşkın
off-balance adj. üzgün
in balance adj. kaderi yazılmak üzere olan
off-balance adj. üzücü
on a balance of probabilities adv. olasılıklar ışığında
on a balance of probabilities adv. muhtemelen
Phrasals
balance (something) with (something else) v. (bir şeyi başka bir şeyle) karşılamak
balance (something) with (something else) v. (bir şeyi başka bir şeyle) telafi etmek
balance (something) with (something else) v. (bir şeyi başka bir şeyle) dengelemek/eşitlemek/nötrlemek
balance (something) against (something else) v. (olumlu ve olumsuz özelliği) karşılaştırmak
balance against v. ile karşılıklı değerini tartmak
balance with v. ile eşitlemek
balance (something) against (something else) v. olumlu ve olumsuz yanını/yanlarını tartmak
balance against v. ile değerini karşılaştırmak
balance with v. ile nötrlemek
balance with v. ile dengelemek
Colloquial
perfect balance n. kusursuz denge
Idioms
balance the accounts v. hakkından gelmek
balance the accounts v. defterini dürmek
strike a balance between v. ortasını bulmak
be in the balance v. muallakta olmak