| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | balance i. | bakiye | ||
|
She came in to check her bank balance. Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | balance i. | denge | ||
|
It's hard to keep a balance between life and work. Hayat ve iş arasında bir denge kurmak zor. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | balance f. | dengede tutmak | ||
|
She had no problem balancing a wine glass on her forehead. Şarap kadehini alnının üzerinde dengede tutmakta hiç zorlanmıyordu. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | balance f. | dengelemek | ||
|
Tina's lack of experience was balanced by her eagerness to succeed. Tina'nın başarılı olma arzusu tecrübe eksikliğini dengeliyordu. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | balance i. | denklik | ||
|
We are talking in this case about a budget of balances, an enormous budget and surplus. Bu durumda bir denklik bütçesinden, muazzam bir bütçe ve fazladan bahsediyoruz. More Sentences |
||||
| Genel | balance i. | uyum | ||
|
The music is in balance with the structure of the movie. Müzik, filmin yapısıyla uyum içinde. More Sentences |
||||
| Genel | balance i. | muvazene | ||
|
The bad news messed with the balance of his mind. Kötü haber aklının muvazenesini bozmuştu. More Sentences |
||||
| Genel | balance i. | terazi | ||
|
She bagged a few peaches and weighed them in the balance. Birkaç şeftaliyi torbaya koyarak terazide tarttı. More Sentences |
||||
| Genel | balance i. | denge | ||
|
It's hard to keep a balance between life and work. Hayat ve iş arasında bir denge kurmak zor. More Sentences |
||||
| Genel | balance i. | uyum | ||
|
The music is in balance with the structure of the movie. Müzik, filmin yapısıyla uyum içinde. More Sentences |
||||
| Genel | balance i. | tutar | ||
|
The company received an invoice for the balance due. Şirket, ödenmesi gereken tutar için bir fatura almıştır. More Sentences |
||||
| Genel | balance f. | dengelenmek | ||
|
Everything should therefore balance out in the end. Bu nedenle sonunda her şey dengelenmelidir. More Sentences |
||||
| Genel | balance f. | dengeli olmak | ||
|
I am not arguing against caution, but the Council expressed views today which were not balanced. İhtiyatlı olmaya karşı değilim ancak Konsey bugün dengeli olmayan görüşler dile getirdi. More Sentences |
||||
| Genel | balance f. | denge kurmak | ||
|
The cost of a car needs to be balanced against its specs. Bir otomobilin maliyeti ile özellikleri arasında denge kurulması gerekir. More Sentences |
||||
| Genel | balance f. | dengeyi kurmak | ||
|
My report makes an attempt to balance these conflicting requirements. Raporum, birbiriyle çelişen bu gereklilikler arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. More Sentences |
||||
| Genel | balance f. | dengede tutmak | ||
|
She had no problem balancing a wine glass on her forehead. Şarap kadehini alnının üzerinde dengede tutmakta hiç zorlanmıyordu. More Sentences |
||||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | bakiye | ||
|
She came in to check her bank balance. Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi. More Sentences |
||||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | denge | ||
|
It's hard to keep a balance between life and work. Hayat ve iş arasında bir denge kurmak zor. More Sentences |
||||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | hesap bakiyesi | ||
|
Tom double-checked his bank balance before writing the check. Tom çek yazmadan önce hesap bakiyesini kontrol etti. More Sentences |
||||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | muvazene | ||
|
The bad news messed with the balance of his mind. Kötü haber aklının muvazenesini bozmuştu. More Sentences |
||||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | balance i. | bakiye | ||
|
She came in to check her bank balance. Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi. More Sentences |
||||
| Hukuk | balance i. | muvazene | ||
|
The bad news messed with the balance of his mind. Kötü haber aklının muvazenesini bozmuştu. More Sentences |
||||
| Siyasal | ||||
| Siyasal | balance i. | bakiye | ||
|
She came in to check her bank balance. Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi. More Sentences |
||||
| Sigortacılık | ||||
| Sigortacılık | balance i. | bakiye | ||
|
She came in to check her bank balance. Banka bakiyesini kontrol etmeye geldi. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | balance i. | terazi | ||
|
She bagged a few peaches and weighed them in the balance. Birkaç şeftaliyi torbaya koyarak terazide tarttı. More Sentences |
||||
| Teknik | balance f. | dengelemek | ||
|
Tina's lack of experience was balanced by her eagerness to succeed. Tina'nın başarılı olma arzusu tecrübe eksikliğini dengeliyordu. More Sentences |
||||
| Gıda | ||||
| Gıda | balance i. | denklik | ||
|
We are talking in this case about a budget of balances, an enormous budget and surplus. Bu durumda bir denklik bütçesinden, muazzam bir bütçe ve fazladan bahsediyoruz. More Sentences |
||||
| Gıda | balance i. | terazi | ||
|
She bagged a few peaches and weighed them in the balance. Birkaç şeftaliyi torbaya koyarak terazide tarttı. More Sentences |
||||
| Gökbilim | ||||
| Gökbilim | balance i. | terazi | ||
|
She bagged a few peaches and weighed them in the balance. Birkaç şeftaliyi torbaya koyarak terazide tarttı. More Sentences |
||||
| Spor | ||||
| Spor | balance i. | denge | ||
|
It's hard to keep a balance between life and work. Hayat ve iş arasında bir denge kurmak zor. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | balance i. | tartı | ||
| Genel | balance i. | denklem | ||
| Genel | balance i. | balans | ||
| Genel | balance i. | dengelilik | ||
| Genel | balance i. | ruhsal denge | ||
| Genel | balance i. | dengeleme | ||
| Genel | balance i. | kalan tutar | ||
| Genel | balance i. | kalıntı | ||
| Genel | balance i. | kuvvet | ||
| Genel | balance i. | ahenk | ||
| Genel | balance i. | arta kalan şey | ||
| Genel | balance i. | bir tarafın diğer tarafa göre üstünlüğü | ||
| Genel | balance f. | tartmak | ||
| Genel | balance f. | dalgalanmak | ||
| Genel | balance f. | düşünmek | ||
| Genel | balance f. | eşitlenmek | ||
| Genel | balance f. | karşılaştırmak | ||
| Genel | balance f. | denk olmak | ||
| Genel | balance f. | denkleştirmek | ||
| Genel | balance f. | inip çıkmak | ||
| Genel | balance f. | denk gelmek | ||
| Genel | balance f. | salınmak | ||
| Genel | balance f. | denklemek | ||
| Genel | balance f. | dengeyi sağlamak | ||
| Genel | balance f. | dengede durmak | ||
| Genel | balance f. | ölçüp biçmek | ||
| Genel | balance f. | takdir etmek | ||
| Genel | balance f. | göz önüne almak | ||
| Genel | balance f. | ağır basmak | ||
| Genel | balance f. | denge sağlamak | ||
| Genel | balance f. | denge sağlamak | ||
| Genel | balance f. | eşit olmak | ||
| Genel | balance f. | eşit gelmek | ||
| Genel | balance f. | (dansta) eşine ayak uymak | ||
| Genel | balance f. | (dansta) eşi ile uyumlu hareket etmek | ||
| Genel | balance f. | tereddüt etmek | ||
| Genel | balance f. | karar verememek | ||
| Genel | balance f. | telafi etmek | ||
| Genel | balance f. | dar veya sağlam olmayan bir yüzeye koymak | ||
| Genel | balance f. | dar veya sağlam olmayan bir yüzeye yerleştirilmek | ||
| Genel | balance f. | dans ederken dengesini korumak | ||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | artık | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | bilanço | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | denklem | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | eşitlik | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | hesap | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | kalıntı | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | kalan | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | müsavat | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | mizan | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance i. | muadele | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance f. | borç alacağı eşitlemek | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance f. | muvazene etmek | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance f. | tartmak | ||
| Ticaret/Ekonomi | balance f. | borcunu ödeyerek hesabı kapatmak | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | balance i. | ağırlık merkezi | ||
| Teknik | balance i. | denge tartı | ||
| Teknik | balance i. | denge çarkı | ||
| Teknik | balance i. | karşılaştırma yapma | ||
| Teknik | balance i. | denge çarkı | ||
| Teknik | balance i. | (stereofonik ses sisteminde) iki hoparlörün karşılıklı ses yüksekliği | ||
| Teknik | balance f. | eşit hale getirmek | ||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | balance i. | kalıntı | ||
| Bilgisayar | balance i. | kalan | ||
| Bilgisayar | balance expr. | dengele | ||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | balance i. | balans | ||
| Havacılık | ||||
| Havacılık | balance i. | terazileme | ||
| Psikoloji | ||||
| Psikoloji | balance i. | denge duyusu | ||
| Psikoloji | balance i. | duygusal denge | ||
| Psikoloji | balance i. | kafa rahatlığı | ||
| Psikoloji | balance i. | sağduyu | ||
| Psikoloji | balance i. | aklıselimlik | ||
| Psikoloji | balance i. | ölçülülük | ||
| Gıda | ||||
| Gıda | balance i. | bilanço | ||
| Matematik | ||||
| Matematik | balance i. | şeklin veya ilişkinin bir özelliği | ||
| Matematik | balance i. | şeklin bölme çizgisinin karşı tarafındaki bire bir yansıması | ||
| Fizik | ||||
| Fizik | balance i. | (kısaca) yaylı terazi | ||
| Kimya | ||||
| Kimya | balance i. | kimyasal denge | ||
| Deniz Biyolojisi | ||||
| Deniz Biyolojisi | balance i. | tartaç | ||
| Deniz Biyolojisi | balance i. | tartım aracı | ||
| Astroloji | ||||
| Astroloji | balance i. | terazi burcundan kimse | ||
| Edebiyat | ||||
| Edebiyat | balance i. | tenasüp | ||
| İskambil | ||||
| İskambil | balance f. | briçte rakip ellerinin zayıf olması nedeniyle partnerinin elinin güçlü olduğunu varsayarak deklarasyon yapmak | ||
| Sanat | ||||
| Sanat | balance i. | sanatsal çalışmadaki bileşenlerin uyumla bir araya gelmesi | ||
| Sanat | balance f. | dans partnerine doğru ileri ve geri hareket etmek | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | balance i. | karar verme gücü | ||