Turco - Inglés
Turco - Inglés
Alemán - Inglés
Francés - Inglés
Español - Inglés
Inglés Sinónimo
Turco - Inglés Frases
Traducción
Eliminar anuncios
Iniciar sesión / Registrarse
Apagar las luces
English
English
Türkçe
Français
Español
Deutsch
Traducción
Sinónimo
Frases
Herramientas
Recursos
Sobre nosotros
Contacto
Iniciar sesión / Registrarse
EN-TR
Turco - Inglés
Alemán - Inglés
Español - Inglés
Francés - Inglés
Inglés Sinónimo
Turco - Inglés Frases
Turco - Inglés
Francés - Inglés
Alemán - Inglés
Ocultar la historia
Historia detallada
Eliminar
Historia :
cosmo
cohesive failure
customs tariff
horlamak
contract settlement
wilde Hast
guy line anchor
transverse process
stacking swivel
local museum
conversion transductance
decision making process
division expression
gg
automatic enrolment
micropenis
allowance deduction
address format
application letter
digitale Puls-Dauer-Modulation
dogmatise
demographic patterns
more aimless
press clipping
cast shadow
birbirinden
Historia
Frases
Significados de
"birbirinden"
en diccionario inglés turco : 1 resultado(s)
Categoría
Turco
Inglés
General
1
General
birbirinden
from each other
adv.
We were all keeping secrets
from each other.
Hepimiz
birbirimizden
sır saklıyorduk.
More Sentences
Significados de
"birbirinden"
con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)
Categoría
Turco
Inglés
General
1
General
birbirinden epey farklı şeylerden oluşan karışım
potpourri
n.
2
General
birbirinden farklı iki hayvan türünü çiftleştirme
cross breeding
n.
3
General
birbirinden çok farklı çeşitleri içeren
mingle-mangle
n.
4
General
iyi ve kötüyü birbirinden ayırma yeteneği
discretion
n.
5
General
birbirinden uzak şehirlerde yaşayan sevgililerin sürdüğü ilişki
vacationship
n.
6
General
birbirinden uzakta ilişki yaşama
long distance relationship
n.
7
General
dinle devlet işlerini birbirinden ayırma
secularization
n.
8
General
dinle devlet işlerini birbirinden ayırma
secularisation
n.
9
General
kanada'da sosyal ve kültürel olarak birbirinden izole olan ingiliz ve fransız halk için kullanılan bir terim
two solitudes [canadian]
n.
10
General
birbirinden ayırma
uncoupling
n.
11
General
gerçek ve sahte banknotların birbirinden ayırt edilebilmesi için açıklamalar içeren yayın
bank-note detector
n.
12
General
birbirinden soğuma
breach
n.
13
General
formdaki sayfaları birbirinden ayıran ahşap parçası
gutter
n.
14
General
(bale, modern dans veya caz dansında) ayakların birbirinden ayrı durduğu bir pozisyon
open position
n.
15
General
birbirinden ayırt edilemeyen parçalardan oluşan bir kümeden alınan miktar veya adet
ruck
n.
16
General
birbirinden ayrılamayan nesneler
inseparables
n.
17
General
bağlı parçaları birbirinden ayıran kimse
decoupler
n.
18
General
birbirinden ayrılan pulların kenarlarında deliklerden yırtma sonucu meydana gelen diş
perforation
n.
19
General
kilise ve devletin birbirinden kesin şekilde ayrılması politikasını savunma
separationism
n.
20
General
birbirinden bağımsız parçaları ilişkilendirme
cross-cutting
n.
21
General
insanları birbirinden ayırt etmek
tell people apart
v.
22
General
birbirinden uzaklaştırmak
abalienate
v.
23
General
nesneleri birbirinden ayırt etmek
tell things apart
v.
24
General
birbirinden ayırmak
tell apart
v.
25
General
birbirinden ayrılmak
part company
v.
26
General
birbirinden ayrılmak
diverge
v.
27
General
birbirinden ayırmak
disconnect
v.
28
General
birbirinden uzaklaşmak
diverge
v.
29
General
birbirinden güç almak
take strength from each other
v.
30
General
birbirinden (bir şeyler) öğrenmek
learn from one another
v.
31
General
birbirinden (bir şeyler) öğrenmek
learn from each other
v.
32
General
birbirinden ayrılmak
dissociate
v.
33
General
birbirinden ayırmak
uncouple
v.
34
General
birbirinden gece gündüz kadar farklı olmak
be as different as night and day
v.
35
General
birbirinden hoşlanmak
fancy each other
v.
36
General
birbirinden hoşlanmak
like each other
v.
37
General
birbirinden ayrı birimlere bölmek
compartment
v.
38
General
birbirinden uzaklaşmak
divagate
v.
39
General
ağırlığı patenlerin iç kenarına verip ayakları birbirine yaklaştırıp birbirinden uzaklaştırarak geriye doğru gitmek
double scull
v.
40
General
birbirinden ayırmak
distinguish
v.
41
General
birbirinden ayrılmaz
indissociable
adj.
42
General
birbirinden çok farklı şeylerden oluşan (grup)
motley
adj.
43
General
birbirinden ayrı
asunder
adj.
44
General
birbirinden ayrılmış
estranged
adj.
45
General
birbirinden farklı
several
adj.
46
General
birbirinden çok farklı kişilerden (takım)
motley
adj.
47
General
birbirinden farklı yükseklikte olmayan
level
adj.
48
General
sütunları birbirinden üç sütun çapı uzaklıkta olan
diastyle
adj.
49
General
birbirinden uzak
asunder
adj.
50
General
birbirinden güzel
one more beautiful than the other
adj.
51
General
birbirinden bağımsız birimlerden oluşmayan
unitless
adj.
52
General
birbirinden farklı
different from each other
adj.
53
General
birbirinden bağımsız
independent of each other
adj.
54
General
birbirinden ayrılmış
disassembled
adj.
55
General
birbirinden uzaklaşmış
alienate [obsolete]
adj.
56
General
birbirinden soğumuş
alienate [obsolete]
adj.
57
General
birbirinden ayrılmayan
umbilical
adj.
58
General
birbirinden farklı küçük unsurlara bölünmüş
atomistical
adj.
59
General
iyi ve kötü olarak birbirinden net çizgilerle ayrılmış
black-and-white
adj.
60
General
birbirinden farklı birden fazla çiçeğin olgunlaşan yumurtalıklarının kaynaşmasıyla geliştirilen
multiple
adj.
61
General
(dans veya dans figürü) dans edenlerin birbirinden ayrı durduğu
open
adj.
62
General
normalde birbirinden bağımsız veya farklı çıkarlara sahip tarafları birbirine bağlama
cross-cutting
adj.
63
General
düzensiz ve birbirinden ayrı konmuş
scattering
adj.
64
General
(çiçek) birbirinden ayrı küçük şekillerle süslenen
seméed
adj.
65
General
(çiçek) birbirinden ayrı küçük şekiller ile süslenen
semé
adj.
66
General
birbirinden farklı
unlike
adj.
67
General
birbirinden ayrı olarak
astride
adv.
68
General
birbirinden ayrılamaz şekilde
indissociably
adv.
69
General
birbirinden ayrı
apart
adv.
70
General
ata biner gibi bacakları birbirinden ayrı olarak
astride
adv.
71
General
birbirinden ayırt edilemeyecek şekilde
numerically
adv.
72
General
birbirinden ayrı
atwo [obsolete]
adv.
73
General
düzensiz ve birbirinden uzak şekilde
scatteringly
adv.
Phrasals
74
Phrasals
birbirinden ayrılmamak
remain together
v.
75
Phrasals
(bir kişi veya şeyi başka bir kişi veya şeyden/iki kişi veya şeyi birbirinden) ayırmak/uzaklaştırmak
get between (someone or something and someone or something else)
v.
76
Phrasals
(bir kişi veya şeyi başka bir kişi veya şeyden/iki kişi veya şeyi birbirinden) ayırmak/uzaklaştırmak
get between
v.
77
Phrasals
iki veya daha fazla birbirinden farklı şeyin genlerinin yeniden birleşmesini sağlamak
splice together
v.
78
Phrasals
(biriyle/bir şeyle birini/bir şeyi) birbirinden ayırmak
disconnect (someone or something) from (someone or something)
v.
79
Phrasals
(biriyle birini/bir şeyle bir şeyi) birbirinden ayırt etmek
discern between (someone or something) and (someone or something)
v.
80
Phrasals
birbirinden ayırmak/ayırt etmek
discern between and
v.
81
Phrasals
(birilerini/bir şeyleri) birbirinden ayırmak/ayırt etmek
discriminate between (someone or something)
v.
82
Phrasals
(birilerini/bir şeyleri) birbirinden ayırmak
tell (someone or something) apart
v.
83
Phrasals
(birilerini/bir şeyleri) birbirinden ayırt etmek
tell (someone or something) apart
v.
84
Phrasals
birbirinden farklı/alakasız insanları bir araya getirmek
toss together
v.
Phrases
85
Phrases
(karşılıklı) birbirinden nefret etme/hoşlanmama
little love lost between (two people)
expr.
Proverb
86
Proverb
birlikte dua eden aile birbirinden ayrılmaz
family that prays together stays together
Colloquial
87
Colloquial
sapla samanı birbirinden ayırmak
not to compare apples to oranges
v.
88
Colloquial
birbirinden neredeyse farksız olmak
be much of a muchness
v.
89
Colloquial
birbirinden faklı gibi görünen ama bağlantılı iki şey olmak
be opposite sides of the same coin
v.
90
Colloquial
insanları birbirinden ayırmak
split people up
v.
91
Colloquial
birbirinden hiçbir farkı yok
if/when you've seen one, seen them all
expr.
92
Colloquial
birbirinden hiçbir farkı yok
seen one, seen them all
expr.
Idioms
93
Idioms
etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan iki arkadaş
frick and frack
n.
94
Idioms
birbirinden faklı yönlere doğru ilerleme zamanı
a parting of the ways
n.
95
Idioms
birbirinden farklı yollara doğru gitme zamanı
a parting of the ways
n.
96
Idioms
birbirinden farklı yollara doğru gitme zamanı
the parting of the ways
n.
97
Idioms
birbirinden faklı yönlere doğru ilerleme zamanı
the parting of the ways
n.
98
Idioms
sapla samanı birbirinden ayırmak
separate the wheat from the chaff
v.
99
Idioms
birbirinden farklı yollar denemek
ring the changes
v.
100
Idioms
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak
sort out the men from the boys
v.
101
Idioms
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak
separate the men from the boys
v.
102
Idioms
birbirinden gece gündüz kadar farklı olmak
be like chalk and cheese
v.
103
Idioms
birbirinden gece gündüz kadar farklı olmak
be as different as chalk and cheese
v.
104
Idioms
iki kişiyi birbirinden ayırmak
tell someone from someone else
v.
105
Idioms
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak
sort the sheep from the goats
v.
106
Idioms
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak
separate the sheep from the goats
v.
107
Idioms
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak
sort out the sheep from the goats
v.
108
Idioms
iki şeyi birbirinden çok iyi ayırt etmek
know a hawk from a handsaw
v.
109
Idioms
sapla samanı birbirinden ayırmak
separate the wheat from the chaff
v.
110
Idioms
birbirinden nefret etmek
be little love lost between (two people)
v.
111
Idioms
birbirinden hoşlanmamak
be little love lost between (two people)
v.
112
Idioms
(birden fazla kişiyi) birbirinden ayırt edebilmek
keep (two or more people) straight (in one's mind/head)
v.
113
Idioms
birbirinden çok farklı olmak
be miles apart
v.
114
Idioms
birbirinden farklı fakat birbirini tamamlayan parçaları (kıyafet, eşya) seçip bir araya getirerek uyumlu/düzenli bir takım oluşturmak
mix and match
v.
115
Idioms
birbirinden gece ile gündüz kadar farklı olmak
be as oil and water
v.
116
Idioms
birbirinden gece ile gündüz kadar farklı olmak
be like oil and water
v.
117
Idioms
(iki kişi) birbirinden hiç hoşlanmamak
be no love lost between (two people)
v.
118
Idioms
(iki kişi) birbirinden nefret etmek
be no love lost between (two people)
v.
119
Idioms
bir şeyle bir şeyi birbirinden ayırmak
draw the line between something and something else
v.
120
Idioms
bir şeyle bir şeyi birbirinden ayırmak
draw a line between something
v.
121
Idioms
(iki şeyi) birbirinden ayırmak
draw a line between (two things)
v.
122
Idioms
(birilerini) birbirinden ayırmak
keep (someone) apart
v.
123
Idioms
(birilerini/bir şeyleri) birbirinden ayrı/uzak tutmak
keep (someone or something) apart
v.
124
Idioms
kişileri birbirinden ayırt edebilmek
keep people straight
v.
125
Idioms
iki şeyi birbirinden ayırt edebilmek
know chalk from cheese
v.
126
Idioms
sapla samanı birbirinden ayırmak
separate wheat from chaff
v.
127
Idioms
tamamen birbirinden farklı olan
as alike as chalk and cheese
adj.
128
Idioms
birbirinden çok farklı
chalk and cheese
expr.
129
Idioms
birbirinden dünya kadar farklı
chalk and cheese
expr.
130
Idioms
birbirinden dağlar kadar farklı
chalk and cheese
expr.
131
Idioms
birbirinden habersiz/bihaber
the left hand doesn't know what the right is doing
expr.
132
Idioms
(iki kişi) birbirinden nefret ediyor
no love lost between (two people)
expr.
133
Idioms
(iki kişi) birbirinden hiç hoşlanmıyor
no love lost between (two people)
expr.
134
Idioms
birbirinden habersiz/bihaber
the right hand doesn't know what the left hand's doing
expr.
135
Idioms
birbirinden habersiz/bihaber
the right hand doesn't know what the left hand is doing
expr.
136
Idioms
(iki kişi) birbirinden hiç hoşlanmaz
there is no love lost between (two people)
expr.
137
Idioms
(iki kişi) birbirinden nefret eder
there is no love lost between (two people)
expr.
138
Idioms
(bir türdeki şeylerin) hiçbirinin birbirinden farkı yok
when you've seen, heard one, you've seen heard them all
expr.
139
Idioms
(bir türdeki şeylerin) hiçbirinin birbirinden farkı yok
when you've seen one (something), you've seen them all
expr.
Trade/Economic
140
Trade/Economic
bir dizi birbirinden ilgisiz mallar üreten ve satan firmalardan oluşan büyük şirket
conglomerate
n.
141
Trade/Economic
yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılması
separation of powers
n.
142
Trade/Economic
iki taraf arasında birbirinden bağımsız yapılan ticari işlemler
arm's length transactions
n.
143
Trade/Economic
bir şirket içinde birbirinden farklı departmanlarda çalışma
rotating jobs
n.
144
Trade/Economic
firmanın farklı ürün gruplarındaki müşterilerine birbirinden bağımsız bayiler aracılığıyla hizmet verdiği sistem
service-firm-sponsored retail franchising
n.
Law
145
Law
eşlerin yatak ve birlikte yeme içme eylemlerini birbirinden ayırmaları
separation from bed and board
n.
146
Law
aynı kişinin eylemlerinin birbirinden bağımsız suç teşkil etmesi halinde verilen mahkeme kararı
overlapping punishment
n.
147
Law
aynı kişinin eylemlerinin birbirinden bağımsız suç teşkil etmesi halinde verilen mahkeme kararı
concurrent sentence
n.
148
Law
aynı kişinin eylemlerinin birbirinden bağımsız suç teşkil etmesi halinde verilen mahkeme kararı
consecutive sentence
n.
149
Law
iki araziyi birbirinden ayıran duvar veya çit
partition fence
n.
Politics
150
Politics
din ile devlet işlerini birbirinden ayırma
secularisation
n.
×
Pronunciation in context (
out of
)
Pronunciation of birbirinden
×
Term Options
Corregir / Sugerir
Francés Inglés Diccionario
Español Inglés Diccionario
Alemán Inglés Diccionario
Inglés Sinónimo Diccionario
Google Images
Merriam Webster
Dictionary.com
The Free Dictionary
Abbreviations
Wikipedia in English
Wikipedia in Turkish
Urban Dictionary
German, LEO
Chinese, Dict.Cn
Spanish, SpanishDict
Russian, Multitran.ru
Medical, MedicineNet
İşaret Dili, Signing Savvy