birbirinden - Turco Inglés Diccionario

birbirinden

Significados de "birbirinden" en diccionario inglés turco : 1 resultado(s)

Turco Inglés
General
birbirinden from each other adv.
We were all keeping secrets from each other.
Hepimiz birbirimizden sır saklıyorduk.

More Sentences

Significados de "birbirinden" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
birbirinden epey farklı şeylerden oluşan karışım potpourri n.
birbirinden farklı iki hayvan türünü çiftleştirme cross breeding n.
birbirinden çok farklı çeşitleri içeren mingle-mangle n.
iyi ve kötüyü birbirinden ayırma yeteneği discretion n.
birbirinden uzak şehirlerde yaşayan sevgililerin sürdüğü ilişki vacationship n.
birbirinden uzakta ilişki yaşama long distance relationship n.
dinle devlet işlerini birbirinden ayırma secularization n.
dinle devlet işlerini birbirinden ayırma secularisation n.
kanada'da sosyal ve kültürel olarak birbirinden izole olan ingiliz ve fransız halk için kullanılan bir terim two solitudes [canadian] n.
birbirinden ayırma uncoupling n.
gerçek ve sahte banknotların birbirinden ayırt edilebilmesi için açıklamalar içeren yayın bank-note detector n.
birbirinden soğuma breach n.
formdaki sayfaları birbirinden ayıran ahşap parçası gutter n.
(bale, modern dans veya caz dansında) ayakların birbirinden ayrı durduğu bir pozisyon open position n.
birbirinden ayırt edilemeyen parçalardan oluşan bir kümeden alınan miktar veya adet ruck n.
birbirinden ayrılamayan nesneler inseparables n.
bağlı parçaları birbirinden ayıran kimse decoupler n.
birbirinden ayrılan pulların kenarlarında deliklerden yırtma sonucu meydana gelen diş perforation n.
kilise ve devletin birbirinden kesin şekilde ayrılması politikasını savunma separationism n.
birbirinden bağımsız parçaları ilişkilendirme cross-cutting n.
insanları birbirinden ayırt etmek tell people apart v.
birbirinden uzaklaştırmak abalienate v.
nesneleri birbirinden ayırt etmek tell things apart v.
birbirinden ayırmak tell apart v.
birbirinden ayrılmak part company v.
birbirinden ayrılmak diverge v.
birbirinden ayırmak disconnect v.
birbirinden uzaklaşmak diverge v.
birbirinden güç almak take strength from each other v.
birbirinden (bir şeyler) öğrenmek learn from one another v.
birbirinden (bir şeyler) öğrenmek learn from each other v.
birbirinden ayrılmak dissociate v.
birbirinden ayırmak uncouple v.
birbirinden gece gündüz kadar farklı olmak be as different as night and day v.
birbirinden hoşlanmak fancy each other v.
birbirinden hoşlanmak like each other v.
birbirinden ayrı birimlere bölmek compartment v.
birbirinden uzaklaşmak divagate v.
ağırlığı patenlerin iç kenarına verip ayakları birbirine yaklaştırıp birbirinden uzaklaştırarak geriye doğru gitmek double scull v.
birbirinden ayırmak distinguish v.
birbirinden ayrılmaz indissociable adj.
birbirinden çok farklı şeylerden oluşan (grup) motley adj.
birbirinden ayrı asunder adj.
birbirinden ayrılmış estranged adj.
birbirinden farklı several adj.
birbirinden çok farklı kişilerden (takım) motley adj.
birbirinden farklı yükseklikte olmayan level adj.
sütunları birbirinden üç sütun çapı uzaklıkta olan diastyle adj.
birbirinden uzak asunder adj.
birbirinden güzel one more beautiful than the other adj.
birbirinden bağımsız birimlerden oluşmayan unitless adj.
birbirinden farklı different from each other adj.
birbirinden bağımsız independent of each other adj.
birbirinden ayrılmış disassembled adj.
birbirinden uzaklaşmış alienate [obsolete] adj.
birbirinden soğumuş alienate [obsolete] adj.
birbirinden ayrılmayan umbilical adj.
birbirinden farklı küçük unsurlara bölünmüş atomistical adj.
iyi ve kötü olarak birbirinden net çizgilerle ayrılmış black-and-white adj.
birbirinden farklı birden fazla çiçeğin olgunlaşan yumurtalıklarının kaynaşmasıyla geliştirilen multiple adj.
(dans veya dans figürü) dans edenlerin birbirinden ayrı durduğu open adj.
normalde birbirinden bağımsız veya farklı çıkarlara sahip tarafları birbirine bağlama cross-cutting adj.
düzensiz ve birbirinden ayrı konmuş scattering adj.
(çiçek) birbirinden ayrı küçük şekillerle süslenen seméed adj.
(çiçek) birbirinden ayrı küçük şekiller ile süslenen semé adj.
birbirinden farklı unlike adj.
birbirinden ayrı olarak astride adv.
birbirinden ayrılamaz şekilde indissociably adv.
birbirinden ayrı apart adv.
ata biner gibi bacakları birbirinden ayrı olarak astride adv.
birbirinden ayırt edilemeyecek şekilde numerically adv.
birbirinden ayrı atwo [obsolete] adv.
düzensiz ve birbirinden uzak şekilde scatteringly adv.
Phrasals
birbirinden ayrılmamak remain together v.
(bir kişi veya şeyi başka bir kişi veya şeyden/iki kişi veya şeyi birbirinden) ayırmak/uzaklaştırmak get between (someone or something and someone or something else) v.
(bir kişi veya şeyi başka bir kişi veya şeyden/iki kişi veya şeyi birbirinden) ayırmak/uzaklaştırmak get between v.
iki veya daha fazla birbirinden farklı şeyin genlerinin yeniden birleşmesini sağlamak splice together v.
(biriyle/bir şeyle birini/bir şeyi) birbirinden ayırmak disconnect (someone or something) from (someone or something) v.
(biriyle birini/bir şeyle bir şeyi) birbirinden ayırt etmek discern between (someone or something) and (someone or something) v.
birbirinden ayırmak/ayırt etmek discern between and v.
(birilerini/bir şeyleri) birbirinden ayırmak/ayırt etmek discriminate between (someone or something) v.
(birilerini/bir şeyleri) birbirinden ayırmak tell (someone or something) apart v.
(birilerini/bir şeyleri) birbirinden ayırt etmek tell (someone or something) apart v.
birbirinden farklı/alakasız insanları bir araya getirmek toss together v.
Phrases
(karşılıklı) birbirinden nefret etme/hoşlanmama little love lost between (two people) expr.
Proverb
birlikte dua eden aile birbirinden ayrılmaz family that prays together stays together
Colloquial
sapla samanı birbirinden ayırmak not to compare apples to oranges v.
birbirinden neredeyse farksız olmak be much of a muchness v.
birbirinden faklı gibi görünen ama bağlantılı iki şey olmak be opposite sides of the same coin v.
insanları birbirinden ayırmak split people up v.
birbirinden hiçbir farkı yok if/when you've seen one, seen them all expr.
birbirinden hiçbir farkı yok seen one, seen them all expr.
Idioms
etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan iki arkadaş frick and frack n.
birbirinden faklı yönlere doğru ilerleme zamanı a parting of the ways n.
birbirinden farklı yollara doğru gitme zamanı a parting of the ways n.
birbirinden farklı yollara doğru gitme zamanı the parting of the ways n.
birbirinden faklı yönlere doğru ilerleme zamanı the parting of the ways n.
sapla samanı birbirinden ayırmak separate the wheat from the chaff v.
birbirinden farklı yollar denemek ring the changes v.
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak sort out the men from the boys v.
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak separate the men from the boys v.
birbirinden gece gündüz kadar farklı olmak be like chalk and cheese v.
birbirinden gece gündüz kadar farklı olmak be as different as chalk and cheese v.
iki kişiyi birbirinden ayırmak tell someone from someone else v.
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak sort the sheep from the goats v.
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak separate the sheep from the goats v.
iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmak sort out the sheep from the goats v.
iki şeyi birbirinden çok iyi ayırt etmek know a hawk from a handsaw v.
sapla samanı birbirinden ayırmak separate the wheat from the chaff v.
birbirinden nefret etmek be little love lost between (two people) v.
birbirinden hoşlanmamak be little love lost between (two people) v.
(birden fazla kişiyi) birbirinden ayırt edebilmek keep (two or more people) straight (in one's mind/head) v.
birbirinden çok farklı olmak be miles apart v.
birbirinden farklı fakat birbirini tamamlayan parçaları (kıyafet, eşya) seçip bir araya getirerek uyumlu/düzenli bir takım oluşturmak mix and match v.
birbirinden gece ile gündüz kadar farklı olmak be as oil and water v.
birbirinden gece ile gündüz kadar farklı olmak be like oil and water v.
(iki kişi) birbirinden hiç hoşlanmamak be no love lost between (two people) v.
(iki kişi) birbirinden nefret etmek be no love lost between (two people) v.
bir şeyle bir şeyi birbirinden ayırmak draw the line between something and something else v.
bir şeyle bir şeyi birbirinden ayırmak draw a line between something v.
(iki şeyi) birbirinden ayırmak draw a line between (two things) v.
(birilerini) birbirinden ayırmak keep (someone) apart v.
(birilerini/bir şeyleri) birbirinden ayrı/uzak tutmak keep (someone or something) apart v.
kişileri birbirinden ayırt edebilmek keep people straight v.
iki şeyi birbirinden ayırt edebilmek know chalk from cheese v.
sapla samanı birbirinden ayırmak separate wheat from chaff v.
tamamen birbirinden farklı olan as alike as chalk and cheese adj.
birbirinden çok farklı chalk and cheese expr.
birbirinden dünya kadar farklı chalk and cheese expr.
birbirinden dağlar kadar farklı chalk and cheese expr.
birbirinden habersiz/bihaber the left hand doesn't know what the right is doing expr.
(iki kişi) birbirinden nefret ediyor no love lost between (two people) expr.
(iki kişi) birbirinden hiç hoşlanmıyor no love lost between (two people) expr.
birbirinden habersiz/bihaber the right hand doesn't know what the left hand's doing expr.
birbirinden habersiz/bihaber the right hand doesn't know what the left hand is doing expr.
(iki kişi) birbirinden hiç hoşlanmaz there is no love lost between (two people) expr.
(iki kişi) birbirinden nefret eder there is no love lost between (two people) expr.
(bir türdeki şeylerin) hiçbirinin birbirinden farkı yok when you've seen, heard one, you've seen heard them all expr.
(bir türdeki şeylerin) hiçbirinin birbirinden farkı yok when you've seen one (something), you've seen them all expr.
Trade/Economic
bir dizi birbirinden ilgisiz mallar üreten ve satan firmalardan oluşan büyük şirket conglomerate n.
yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılması separation of powers n.
iki taraf arasında birbirinden bağımsız yapılan ticari işlemler arm's length transactions n.
bir şirket içinde birbirinden farklı departmanlarda çalışma rotating jobs n.
firmanın farklı ürün gruplarındaki müşterilerine birbirinden bağımsız bayiler aracılığıyla hizmet verdiği sistem service-firm-sponsored retail franchising n.
Law
eşlerin yatak ve birlikte yeme içme eylemlerini birbirinden ayırmaları separation from bed and board n.
aynı kişinin eylemlerinin birbirinden bağımsız suç teşkil etmesi halinde verilen mahkeme kararı overlapping punishment n.
aynı kişinin eylemlerinin birbirinden bağımsız suç teşkil etmesi halinde verilen mahkeme kararı concurrent sentence n.
aynı kişinin eylemlerinin birbirinden bağımsız suç teşkil etmesi halinde verilen mahkeme kararı consecutive sentence n.
iki araziyi birbirinden ayıran duvar veya çit partition fence n.
Politics
din ile devlet işlerini birbirinden ayırma secularisation n.