edip - Turco Inglés Diccionario

edip

Significados de "edip" en diccionario inglés turco : 7 resultado(s)

Turco Inglés
General
edip scholar n.
edip litterateur n.
edip man of letters n.
edip literary man n.
edip penman n.
edip lettered adj.
Idioms
edip a man (or woman) of letters n.

Significados de "edip" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
önceden tahmin edip ona göre davranma anticipation n.
kişinin bedenini veya bir eşyayı bulunduğu mekanda yok edip bir anda başka bir mekanda ortaya çıkarması teleportation n.
geleneksel kelt müziğini modernize edip sergileyen beş kadından oluşan müzik grubu celtic woman n.
sürücülerin araçlarını park edip şehir merkezine otobüslerle gidip ve döndüğü bir sistem incentive parking n.
sürücülerin araçlarını park edip şehir merkezine otobüslerle gidip ve döndüğü bir sistem park-and-ride n.
brezilya yerlileri tarafından ibadet amacıyla dans edip, şarkılar söylenerek yapılan tören candomble n.
yapılmaması gerektiğine inandığın ancak yapmaya devam edip içten içe pişmanlık duyduğun zevkler guilty pleasure n.
tenezzül edip yapma vouchsafement n.
şikayet edip duran kimse whinger n.
kendinden geçerek dans edip dönen derviş whirler n.
(sac levhada) pürüzsüz kenar elde edip mukavemeti veya sertliği artırmak için kendi üzerine katlanmış bordür hem n.
fiilin bir gerçekliği ifade edip etmediğini ayırt etmeye yarayan biçimsel fark mood n.
fiilin bir gerçekliği ifade edip etmediğini ayırt etmeye yarayan bir dizi çekim formlarına verilen ad mood n.
(insanları tazminat davası açmaları konusunda teşvik edip bu talepleri avukata yönlendiren) komisyoncu claims farmer n.
amerikan yerlilerinin dans edip şarkı söyledikleri tören dance n.
ürünü iade edip geri ödemesini alma niyetiyle satın alan kimse deshopper n.
ürünü iade edip geri ödemesini alma niyetiyle satın alan kimse shopgrifter n.
yardım edip etkili olabilecek kimseler connections n.
bahis sonuçlarını doğaüstü yollarla öğrendiğini iddia edip bunları bahisçilere satan kimse dreamer n.
siyasi veya dini meselelerde toplumun sergilediği en iyileri muhafaza edip köklü değişikliklere karşı çıkma yönelimi conservativism n.
insan kalabalıklarını kontrol edip yönlendirme crowd control n.
birini sorunlarına dair ikaz edip durumla yüzleştirmek için yapılan sürpriz toplantı intervention n.
sürücülerin araçlarını park edip şehir merkezine otobüslerle gidip döndüğü bir ulaşım sistemi park and ride n.
bürokratik işlemleri bahane edip işten kaytaran kimse sea lawyer n.
biçilmiş otları altüst edip kurutmak için yaymak ted v.
kabahatini itiraf edip af dilemek eat humble pie v.
bir iyilik edip de bir yardımda bulunmak be good enough to v.
ateş edip düşürmek shoot down v.
kabul edip karşılığını ödemek (bono/çek) honor v.
istila edip yağmalamak overrun v.
tamir edip yenilemek recondition v.
bir durumu olduğu gibi kabul edip ona göre davranmak face the issue v.
uçağa ateş edip düşürmek shoot down v.
faça edip durmak heave to v.
önceden tahmin edip ona göre davranmak anticipate v.
sarhoş edip gemiye zorla tayfa olarak almak shanghai v.
tenezzül edip yapmak vouchsafe v.
birine ateş edip öldürmek shoot someone down v.
altüst edip aramak rummage v.
zahmet edip bir şey yapmak take the trouble to do something v.
rastgele ateş edip öldürmek pot v.
kürekleri fora edip teknenin içine koymak ship v.
asıl yapılması gereken şeyi ihmal edip başka şeylerle uğraşmak side-track v.
-in izlerini takip edip yakalamak track down v.
itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak contest v.
cesaret edip girişmek venture v.
(bir anlaşmayı) resmi olarak karşı tarafa teslim edip yasallaştırmak deliver underhand and seal v.
teşvik edip bulaştırmak inveigle v.
şikayet edip durmak backbite v.
kabul edip karşılığını ödemek (bono/çek) honour v.
kabahatini itiraf edip/kabul edip af dilemek acknowledge wrongdoing and ask for forgiveness v.
dikkatsizlik edip hata yapmak nod v.
allem edip kallem edip kandırmak enveigle v.
allem edip kallem edip kandırmak inveigle v.
(aborjin kültüründe) bir kimseyi hasta edip öldürmek amacıyla ritüel yapmak bone [obsolete] [australia] v.
(arazi yasası uyarınca) arazi üzerinde hak iddia edip oraya yerleşmek homestead v.
(saldırı kuvvetini) organize edip donatmak mount v.
basılan malzemeyi kontrol edip düzeltmek line up v.
kavga edip ayrılmak bust up v.
homurdanarak itiraz edip eleştirmek gripe v.
ateş edip düşürmek gun down v.
birçok konfigürasyon seçeneği olan karmaşık makineyi konfigüre edip ayarlamak dial in v.
(geminin) rotasını takip edip dümenciyi yönlendirmek cond v.
(geminin) rotasını takip edip dümenciyi yönlendirmek cund v.
sarhoşken telefon edip saçmalamak drunk-dial v.
(sürüdeki) hasta hayvanları tespit edip ıskartaya ayırmak cull v.
dertop edip yollamak pack v.
alt üst edip kurcalamak powter v.
ileri geri hareket edip durmak dartle v.
önceden tahmin edip ona göre davranmak forehold v.
alt üst edip aramak romage [scotland] v.
ikna edip cemaate sokmaya çalışmak proselytise v.
ikna edip cemaate sokmaya çalışmak proselytize v.
doğu ortodoks kilisesi'ne ibadet edip ayinlerini uygulayan (doğu katolik kilisesi) byzantine adj.
yeni giriş veya çıkış aygıtının eklendiğini tespit edip ona göre uygun kontrol yazılımını otomatik etkinleştirebilen plug and play adj.
ne yapıp edip somehow adv.
ne yapıp edip someway adv.
ne yapıp edip hab or nab [dialect] adv.
ne yapıp edip habnab [dialect] adv.
hareket edip durarak by fits adv.
devam edip etmeyeceğini bilmeksizin only from day to day adv.
ne yapıp edip somewise adv.
Phrasals
pazarlık edip fiyatı düşürmek beat down v.
pazarlık edip fiyatı düşürmek bargain down v.
şikayet edip durmak grouse about v.
bir yerden başka bir yere göç edip durmak migrate between v.
şikayet edip durmak niggle about v.
(iskoç geleneksel dansında) iki partner set çizgisinin arkasında ayrı ayrı dans edip daha orijinal pozisyona geri dönmek cast off v.
olarak ilan edip methetmek/yüceltmek/övmek/göklere çıkarmak extol (someone or something) as (something) v.
olarak ilan edip methetmek/yüceltmek/övmek/göklere çıkarmak extol someone or something as something v.
(bir yeri) terk edip hızla (başka bir yere) gitmek charge off v.
takip edip yakalamak chase down v.
dırdır edip bezdirmek grind someone down v.
hasat edip ambara koymak garner something up v.
hasat edip depolamak/stoklamak garner something up v.
hasat edip depolamak garner up v.
hasat edip ambara koymak garner something in v.
hasat edip depolamak garner in v.
hasat edip depolamak/stoklamak garner something in v.
(bir şey yüzünden) terk edip gitmek run at (someone or something) v.
telefon edip hasta olduğunu söyleyerek/bahane ederek işe gitmemek bang something in v.
bir şeyi kabul edip benimseyip hevesle devam ettirmek run with v.
işaret edip kenara çekmek wave aside v.
allem edip kallem edip (bir yere/bir durumun içine) girmek wangle (one's) way into (some place or some situation) v.
eliyle işaret edip geçersiz kılmak (spor) wave off v.
allem edip kallem edip (birini bir yere/bir durumun içine) sokmak wangle (one) into (some place or some situation) v.
ne yapıp edip (bir yere/bir durumun içine) girmeyi başarmak wangle (one's) way into (some place or some situation) v.
ne yapıp edip edip (birini bir yere/bir durumun içine) sokmayı başarmak wangle (one) into (some place or some situation) v.
(bir şeyi) allem edip kallem edip başarmak wriggle into (something) v.
cesaret edip (bir yere) girmek venture into (some place) v.
cesaret edip girmek venture into v.
iki büklüm edip (bir şey) haline sokmak twist into (something) v.
cesaret edip temkinli bir şekilde (bir yere) dalmak venture into (some place) v.
bir şeyi (yasa, teklif, öneri) ne yapıp edip bir kuruldan geçirmek work something through (something) v.
birini/bir hayvanı takip edip yakalamak hound someone or an animal down v.
takip edip yakalamak hound down v.
pazarlık edip (bir şeyin) fiyatını düşürmek bargain (something) down v.
bir şey hakkında kavga edip sonuca vardırmak battle something out v.
birini/bir şeyi takip edip yakalamak chase someone or something down v.
(birini) kontrol edip durmak check up on (someone) v.
bir şeyi bir şey olarak kabul edip görmezden gelmek dismiss something as something v.
olarak ilan edip methetmek/yüceltmek/övmek/göklere çıkarmak extol as v.
birinden/bir şeyden şikayet edip durmak fuss about someone or something v.
(birinden/bir şeyden birine/bir şeye) şikayet edip durmak gripe about (someone or something) to (someone or something) v.
(birine) şikayet edip durmak gripe at (someone) v.
(birinden/bir şeyden) şikayet edip durmak gripe about (someone or something) v.
(birine/bir şeye) şikayet edip durmak gripe to (someone or something) v.
(birine/bir şeye birinden/bir şeyden) şikayet edip durmak gripe to (someone or something) about (someone or something) v.
(birine) şikayet edip durmak grouse at (someone) v.
(biri/bir şey) hakkında şikayet edip durmak grouse about (someone or something) v.
-'e şikayet edip durmak grumble at v.
(biri/bir şey) hakkında şikayet edip durmak grumble about (someone or something) v.
birinden/bir şeyden şikayet edip durmak harp on someone or something v.
(birinden/bir şeyden) şikayet edip durmak harp on about (someone or something) v.
(birine birinden/bir şeyden) şikayet edip durmak harp on (one) (about something) v.
(bir şeyi) kabul edip onunla yaşamaya devam etmek live with (something) v.
(bir yerden/bir şeyden bir yere/bir şeye) göç edip durmak migrate between (some place or something) and (some place or something else) v.
(birinden/bir şeyden) şikayet edip durmak niggle about (someone or something) v.
(bir yeri/bir şeyleri) altüst edip aramak rat through (something) v.
hareketli bir şarkıya/rock and roll müziğine eşlik edip dans etmek rock along v.
(biriyle/bir şeyle) alay edip başından savmak/göz ardı etmek scoff at (someone or something) v.
(birini/bir şeyi) dava edip (bir ceza) ödetmek sue (someone or something) out of (something) v.
(birini/bir şeyi) dava edip (bir şeyini) almak sue (someone or something) out of (something) v.
(birini) ziyaret edip saygılarını sunmak wait on (someone) v.
(birini/bir şeyi) alt edip (bir şeyi) kazanmak win (something) away from (someone or something) v.
alt edip (bir şeyi) kazanmak win away v.
gayret edip (bir şeyi bir şeyden) gidermek work (something) out of (something else) v.
Phrases
(bir şeye/yere) allem edip kallem edip girmeyi becermek worm into (something or some place) v.
zahmet edip gelmesem de/yapmasam da olurmuş I should have stood in bed expr.
zahmet edip de gitmeme/yapmama değmedi I should have stayed in bed expr.