ortada - Turco Inglés Diccionario

ortada

Significados de "ortada" en diccionario inglés turco : 39 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
ortada obvious adj.
It is obvious that the inspectors, under the leadership of Hans Blix and Mohamed ElBaradei, need more time.
Hans Blix ve Mohamed ElBaradei önderliğindeki denetçilerin daha fazla zamana ihtiyacı olduğu ortada.

More Sentences
ortada apparent adj.
The lack of a functioning social midfield is also apparent.
İşleyen bir sosyal orta alanın eksikliği de ortadadır.

More Sentences
General
ortada exposed adj.
Now everything's exposed.
Şimdi her şey ortada.

More Sentences
ortada clear adj.
It is patently clear that Africa has become a forgotten continent.
Afrika'nın unutulmuş bir kıta haline geldiği apaçık ortadadır.

More Sentences
ortada evident adj.
The political fragility of the Indonesian confederation is evident.
Endonezya konfederasyonunun siyasi kırılganlığı ortadadır.

More Sentences
ortada self-evident adj.
If this is self-evident, why have we done nothing about it?
Eğer bu apaçık ortadaysa, neden bu konuda hiçbir şey yapmadık?

More Sentences
ortada in the middle adv.
What will be approved will probably be somewhere in the middle.
Onaylanacak olan şey muhtemelen ortada bir yerde olacaktır.

More Sentences
ortada between adv.
I sat between them.
Ortalarına oturdum.

More Sentences
Technical
ortada evident n.
The political fragility of the Indonesian confederation is evident.
Endonezya konfederasyonunun siyasi kırılganlığı ortadadır.

More Sentences
General
ortada self explanatory adj.
ortada patent adj.
ortada palpable adj.
ortada in view adj.
ortada manifest adj.
ortada explicit adj.
ortada demonstrable adj.
ortada self-explanatory adj.
ortada medial adj.
ortada overt adj.
ortada transparent adj.
ortada uncoy adj.
ortada unobscured adj.
ortada abroad adv.
ortada halfway adv.
ortada betwixt adv.
ortada medially adv.
ortada amidmost adv.
ortada atwixt [obsolete] adv.
ortada half-open adv.
ortada midst adv.
ortada midward adv.
Colloquial
ortada into the open expr.
ortada open and shut expr.
ortada in the open expr.
Idioms
ortada a given n.
Technical
ortada intermediate n.
Computer
ortada middle expr.
ortada center expr.
ortada centre expr.

Significados de "ortada" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
ortada olma conspicuity n.
suçun apaçık ortada olması flagrancy n.
ortada görünmeyen baba absent father n.
kabak gibi ortada olma flagrancy n.
ortada olma conspicuousness n.
ortada bırakma exposure n.
ortada biriken para jackpot n.
ortada sıçan oyunu piggy in the middle n.
ortada sıçan oyunu monkey in the middle n.
ortada sıçan pig in the middle n.
ortada sıçan piggy in the middle n.
kızılderili saçı gibi kenarları kazınmış sadece ortada bırakılmış saç modeli mohawk n.
apaçık ortada olma notoriousness [obsolete] n.
apaçık ortada olan gerçek truism n.
kafanın her iki yanının tıraş edildiği, ortada kalan saç şeridinin yukarı dikilerek kullanıldığı pankçı saç stiline sahip kimse mohican n.
ortada olma durumu mediateness n.
kafanın iki yanının tıraşlanıp yalnızca ortada şerit bırakılan bir saç şekli iroquois n.
(armacılıkta) sağ ve sol üst köşelerden çapraz gelen çizgilerin ortada kesiştiği haç saltire n.
(armacılıkta) sağ ve sol üst köşelerden çapraz gelen çizgilerin ortada kesiştiği haç ile ortası baklava şeklinde çıkarılmış simgeden oluşan bir işaret fret n.
sağ ve sol üst köşelerden çapraz gelen çizgilerin ortada kesiştiği haç içeren arma simgesi fret n.
ortada olmak center v.
ortada bırakmak expose v.
ortada bırakmak turn somebody adrift v.
ortada kalmak be in a fix v.
olanca çıplaklığıyla ortada olmak be blindingly obvious v.
olanca çıplaklığıyla ortada olmak be blatantly obvious v.
tüm çıplaklığıyla ortada olmak be blindingly obvious v.
tüm çıplaklığıyla ortada olmak be blatantly obvious v.
ortada bırakmak cast off v.
ortada bırakmak turn adrift v.
ortada sıçan oynamak play piggy in the middle v.
ortada sıçan oynamak play pig in the middle v.
ortada olmak centre v.
(birini) dımdızlak ortada bırakmak darken v.
tüm gerçekliğiyle ortada olmak seem v.
gün gibi ortada olmak shine v.
(dedikodu, söylenti, fikir) ortada dolaşmak swirl v.
ortada olan overt adj.
ortada dolaşan at large adj.
gün gibi ortada obvious adj.
ortada olan medial adj.
ortada olan mediate adj.
gün gibi ortada evident adj.
gün gibi ortada as plain as a pikestaff adj.
gün gibi ortada as plain as the nose on your face adj.
gün gibi ortada blazing adj.
ortada bırakılmış left-off adj.
ortada yer alan halfway adj.
apaçık ortada noticeable adj.
apaçık ortada bald-faced adj.
apaçık ortada olan bodacious [dialect] adj.
mesafe olarak ortada bulunan mean [obsolete] adj.
ortada yer alan midward adj.
ortada bulunan midward adj.
konum, durum ve yapı açısından ortada yer alan gray adj.
diş etleri ortada olan gummy adj.
gün gibi ortada olan overobvious adj.
dımdızlak ortada kalmış in the lurch adj.
ortada yer alan üçüncü gözü olan cyclopic adj.
ortada yer alan üçüncü gözü olan cyclopean adj.
ortada yer alan üçüncü göz ile ilgili cyclopean adj.
ortada yer alan üçüncü gözü olan cyclopian adj.
ortada yer alan üçüncü göz ile ilgili cyclopian adj.
ortada yer alan üçüncü göz ile ilgili cyclopic adj.
ayan beyan ortada olan superevident adj.
ortada kalmış stranded adj.
apaçık ortada in adv.
dımdızlak ortada in the lurch adv.
(armacılıkta) ortada buluşacak şekilde çapraz gelerek in saltire adv.
(armacılıkta) ortada buluşacak şekilde çapraz gelerek saltireways adv.
(armacılıkta) ortada buluşacak şekilde çapraz gelerek saltirewise adv.
ortada olduğuna göre given conj.
halkalı bileşiklerde orta konum veya ortada yer alan grup için kullanılan bir ön ek mes- pref.
halkalı bileşiklerde orta konum veya ortada yer alan grup için kullanılan bir ön ek meso- pref.
ortada anlamı veren bir ön ek meso- pref.
ortada anlamı veren bir ön ek mes- pref.
Phrasals
birini dımdızlak ortada bırakmak run out on v.
ortada bırakılmak lay about v.
(birini) ortada bırakmak quit on (one) v.
ortada bırakmak quit on v.
(birini/bir şeyi) dımdızlak ortada bırakmak run out on (someone or something) v.
gün gibi ortada olmak speak for v.
Phrases
ortada işlenen fiili bir suç yok no actual crimes committed expr.
ortada fol yok yumurta yokken telaş yapma don't cry before you are hurt expr.
ayan beyan ortada a blind man could see that expr.
ayan beyan ortada a blind man could see this expr.
ayan beyan ortada a blind man could see it expr.
ortada hiçbir sebep yokken contrary to all reason expr.
her şey ortada if it looks like a duck and walks like a duck, it is a duck expr.
Proverb
ortada fol yok yumurta yokken telaş yapma don't count your chickens before they hatch
ortada fol yok yumurta yokken telaş yapma don't count your chickens
ortada fol yok yumurta yokken telaş yapma don't cross that bridge till you come to it
ortada fol yok yumurta yokken telaş yapma don't count your chickens before they're hatched.
ortada fol yok yumurta yokken telaş yapma not count your chickens (before they're hatched)
Colloquial
dımdızlak ortada kalmak be down v.
giyinip kuşanıp ortada kalmak be all dressed up with nowhere to go v.
giyinip kuşanıp ortada kalmak be all dressed up with no place to go v.
hazır şekilde ortada kalmak be all dressed up with no place to go v.
hazır şekilde ortada kalmak be all dressed up with nowhere to go v.
giyinip kuşanıp ortada kalmak be all dressed up with nowhere to go v.
giyinip kuşanıp ortada kalmak be all dressed up with no place to go v.
hazır şekilde ortada kalmak be all dressed up with no place to go v.
hazır şekilde ortada kalmak be all dressed up with nowhere to go v.
gün gibi ortada speak for itself expr.
ortada hiçbir neden yokken for no apparent reason expr.
gün gibi ortada open and shut expr.
ortada hiçbir neden yokken for no particular reason at all expr.
kabak gibi ortada there for everyone to see expr.
durum ortada there it is expr.
Idioms
apaçık ortada olan delil a smoking gun n.
apaçık ortada olan delil a smoking pistol n.
apaçık ortada olan ama görmezden gelinen/üstü kapatılan durum the elephant in the corner n.
apaçık ortada olan ama görmezden gelinen/üstü kapatılan durum (the) elephant in the corner n.
henüz ortada olmayan şey gleam in (one's) eye n.
açıkça ortada olan cevap answer on a postcard n.
apaçık ortada olan delil the smoking gun n.
apaçık ortada olan delil a smoking gun n.
her şeyi ortada olan kimse an open book n.
her şeyi ortada olan kimse/şey (like an) open book n.
her şeyi ortada olan kimse/şey (like an) open book n.
her şeyi ortada olan kimse an open book n.
her şeyin açıkça ortada olduğu bir dava/suç an open-and-shut case n.
ortada olmak sit on the fence v.
hazır şekilde ortada kalmak all dressed up and nowhere to go v.
hazır şekilde ortada kalmak all dressed up with nowhere to go completely ready for something v.
birini dımdızlak ortada bırakmak leave someone high and dry v.
birini sap gibi ortada bırakmak leave someone high and dry v.
gün gibi ortada olmak be as plain as the nose on somebody's face v.
gün gibi ortada olmak be as clear as day v.
gün gibi ortada olmak be crystal (clear) v.
gün gibi ortada olmak be as plain as day v.
gün gibi ortada olmak be blindingly obvious v.
hazır şekilde ortada kalmak be all dressed up and with nowhere to go v.
hazır şekilde ortada kalmak be all dressed up and nowhere to go v.
ortada bırakmak hang someone out to dry v.
ortada bırakmak hang somebody out to dry v.
dımdızlak ortada bırakmak leave someone flat v.
ortada bırakmak throw under the bus v.
ortada buluşmak/anlaşmak split the difference v.
ayan beyan ortada olmak stand/stick out like a sore thumb v.
kabak gibi ortada olmak stand/stick out like a sore thumb v.
dımdızlak ortada kalmak sit like piffy on a rock cake [uk] v.
sap gibi ortada kalmak sit like piffy on a rock cake [uk] v.
ortada fol yok yumurta yokken telaş yapmak cry before one is hurt v.
ortada fol yok yumurta yokken hazırlık/plan yapmak (özellikle seçim zamanı) measure the drapes v.
ortada fol yok yumurta yokken hazırlık/plan yapmak (özellikle seçim zamanı) measure for drapes v.
kabak gibi ortada olmak/görünmek could drive a truck through (something) [us] v.
kusurları açıkça/apaçık ortada olmak could drive a truck through (something) [us] v.
dımdızlak ortada kalmak eat (one's) shirt v.
ortada henüz bir şey yokken gereksiz yere endişelenmeye başlamak meet trouble halfway v.