yeterince - Turco Inglés Diccionario

yeterince

Significados de "yeterince" en diccionario inglés turco : 15 resultado(s)

Turco Inglés
General
yeterince enough adj.
In other words, the Commission's proposal is good, but it does not go far enough.
Başka bir deyişle Komisyonun önerisi iyi olmakla birlikte yeterince ileri gitmemektedir.

More Sentences
yeterince reasonable adj.
His new car has a reasonable amount of room in the trunk.
Yeni arabasının bagajı yeterince genişti.

More Sentences
yeterince sufficiently adv.
Not feeling sufficiently prepared, I am stressed out.
Kendimi yeterince hazır hissetmiyorum, stresliyim.

More Sentences
yeterince adequately adv.
The body must be adequately supplied with vitamins.
Vücuda yeterince vitamin verilmelidir.

More Sentences
yeterince enough adv.
I couldn't eat the meat as it wasn't cooked enough.
Yeterince pişmediği için eti yiyemedim.

More Sentences
yeterince quite adv.
I've heard quite enough! Please leave my room.
Yeterince dinledim! Lütfen odamdan çıkın.

More Sentences
yeterince enough pron.
Don't tell her the bad news; she had enough problems now.
Ona kötü haberi söyleme; zaten yeterince sıkıntısı var.

More Sentences
yeterince decently adv.
yeterince in detail adv.
yeterince meet [obsolete] adv.
yeterince good adv.
yeterince commensurately adv.
yeterince perfectly adv.
yeterince fully adv.
yeterince enuf [dialect] pron.

Significados de "yeterince" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
yeterince değer vermemek underrate v.
General
yeterince fark gözetmeyen sweeping n.
yeterince tatlı sweet enough n.
yeterince pişirme adequate cooking n.
yeterince olduğunu bilme yedasentience n.
yeterince giyimli olmayan kimse naked n.
yeterince bilinmeme underexposure n.
yeterince faal olmama underactivity n.
yeterince şişirilmemiş olma underinflation n.
yeterince hava basıncı olmama underinflation n.
yeterince zaman enough time n.
bir konuyu yeterince anlamak için tarihi farkındalığın önemli olduğunu savunan görüş historicism n.
(tavlada) oyuncunun kendi sahasında yeterince taşı bulunması shutout n.
belirli bir iş için yeterince insan olmak man v.
yeterince değer vermemek undervalue v.
yeterince uyanık olmadığından fırsatı kaçırmak be asleep at the switch v.
ne demek istediğini yeterince anlatmak make one's point v.
yeterince zaman ayıramamak not to spare enough time v.
yeterince zaman ayıramamak not to allow enough time for v.
yeterince zaman ayıramamak not to have enough time for v.
yeterince almak get enough v.
yeterince parası olmamak can't afford v.
yeterince yararlanmamak underexploit v.
yeterince vurgulamamak underemphasis v.
yeterince memnun edememek underfulfil v.
yeterince ısıtmamak underheat v.
yeterince tatmin edememek underfulfil v.
mali olarak yeterince desteklememe underfunding v.
yeterince ısınmamak underheat v.
yeterince methetmemek underpraise v.
yeterince değer vermemek underreckon v.
yeterince övmemek underpraise v.
yeterince serpilememek misthrive v.
yeterince göstermek serve [scotland] v.
yeterince uzağa ulaşamamak underreach v.
yeterince boşluğu olmak stow v.
yeterince geniş huge enough adj.
yeterince kısa short enough adj.
yeterince büyük big enough adj.
yeterince sıcak warm enough adj.
yeterince şişman fat enough adj.
yeterince güçlü strong enough adj.
yeterince ıslak wet enough adj.
yeterince kuru dry enough adj.
yeterince şanslı lucky enough adj.
yeterince geniş large enough adj.
yeterince aydınlık bright enough adj.
yeterince zengin rich enough adj.
yeterince yırtıcı fierce enough adj.
yeterince ağır heavy enough adj.
yeterince düz flat enough adj.
yeterince uzun long enough adj.
yeterince saf pure enough adj.
yeterince kalın thick enough adj.
yeterince zeki clever enough adj.
yeterince sert firm enough adj.
yeterince yaşlı old enough adj.
yeterince soğuk cold enough adj.
yeterince ince thin enough adj.
yeterince hafif light enough adj.
yeterince yumuşak soft enough adj.
yeterince sıkı hard enough adj.
yeterince küçük small enough adj.
yeterince çabuk quick enough adj.
yeterince verimli fertile enough adj.
yeterince makul fair enough adj.
yeterince karanlık dark enough adj.
yeterince yuvarlak round enough adj.
yeterince açık clear enough adj.
yeterince keskin sharp enough adj.
yeterince iyi good enough adj.
yeterince uzun tall enough adj.
yeterince sıcak hot enough adj.
yeterince cesur brave enough adj.
yeterince geniş wide enough adj.
yeterince teşvik edilmemiş underchallenged adj.
yeterince uyarılmamış underchallenged adj.
yeterince güdülenmemiş underchallenged adj.
yeterince motive olmamış underchallenged adj.
yeterince dürtülenmemiş underchallenged adj.
toprağı verimsiz olup bunu geliştirmek için yeterince nakde sahip olmayan land-poor adj.
yeterince kullanılmamış underutilised adj.
yeterince kullanılmamış underutilized adj.
yeterince takdir edilmemiş under-appreciated adj.
yeterince araştırılmamış under-researched adj.
yeterince kapsamlı olmayan overbroad adj.
yeterince erken timeful [obsolete] adj.
yeterince erken timeous [scottish] adj.
yeterince erken earlyish adj.
yeterince giyinmemiş underclad adj.
yeterince yanmamış underburnt adj.
(belirli bir etkinlik için) yeterince özenli giyinmemiş underdressed adj.
(belirli bir etkinlik için) yeterince resmi giyinmemiş underdressed adj.
yeterince memnun edemeyen underfulfilling adj.
yeterince tatmin olmamış underfulfilled adj.
yeterince hava basıncı olmayan underinflated adj.
yeterince memnun olmamış underfulfilled adj.
mali olarak yeterince desteklenmemiş underfinanced adj.
yeterince tatmin edemeyen underfulfilling adj.
yeterince şişirilmemiş underinflated adj.
yeterince hazırlıklı olmayan underprepared adj.
yeterince hazırlanmamış underprepared adj.
yeterince bilinmeyen underpublicized adj.
yeterince değer verilmemiş underwrought adj.
yeterince büyük olmayan unsizeable [obsolete] adj.
yeterince kullanılmamış wanted wear adj.
yeterince denenmemiş wanted wear adj.
geyik ve büyük av hayvanlarını avlamak için yeterince ağır ve namlu çıkış hızına sahip mermili bir fişek kullanan high-powered adj.
yeterince büyük gross adj.
yeterince hazırlanmamış disappointed [obsolete] adj.
vasıflarından yeterince yararlanılmayan underemployed adj.
pişmiş (yeterince) done adj.
yeterince iyi well enough adv.
yeterince hızlı fast enough adv.
yeterince çabuk soon enough adv.
yeterince erken time enough adv.
yeterince iyi bir şekilde okay adv.
yeterince iyi bir şekilde ok adv.
yeterince iyi worth prep.
Phrasals
yeterince bilgilendirmek keep up v.
benzer (biriyle/bir şeyle) kıyaslandığında yeterince iyi olmak stack up to someone or something v.
yeterince ayırmak allow for v.
yeterince ayırmak allow for v.
yeterince parası olmak run to v.
Phrases
yeterince uzak far enough expr.
yeterince şaşırtıcı surprisingly enough expr.
en iyinin yeterince iyi olmadığı zaman when your best isn't good enough expr.
Proverb
komedi, üzerinden yeterince zaman geçmiş trajedidir humor equals tragedy plus time [cliché]
trajik, zor, rahatsız edici her şey üzerinden yeterince zaman geçtikten sonra mizahın konusu olabilir comedy equals tragedy plus time [cliché]
trajik, zor, rahatsız edici her şey üzerinden yeterince zaman geçtikten sonra mizahın konusu olabilir/komediye dönüşebilir humor equals tragedy plus time [cliché]
Colloquial
yeterince araştırma yapılmadan belirtilen/yayınlanan görüş veya analiz hot take n.
bir şey yapmak için yeterince cesur olmak be man enough to do something v.
bir şey yapmak için yeterince erkek olmak be man enough to do something v.
yeterince malzeme vb olmadan işe kalkışmak make brick without straw v.
yeterince düşünmeden hemen harekete geçmek go off half-cocked v.
yeterince kazanmamak make enough money v.
(bir şeyi) yeterince var olmak be off for (something) v.
yeterince asılmamak dog it v.
birinin bir şey için yeterince fit/zinde olduğunu düşünmek think someone fit for something v.
birinin bir şey için yeterince formunda olduğunu düşünmek think someone fit for something v.
(birinin/bir şeyin, biri/bir şey için) yeterince fit/zinde olduğunu düşünmek think (someone or something) is fit for (someone or something) v.
birinin bir şey için yeterince kondisyonlu olduğunu düşünmek think someone fit for something v.
birinin bir şey için yeterince sağlıklı olduğunu düşünmek think someone fit for something v.
bir şeyden yeterince olmak be well off for something v.
(biri) için yeterince iyi olmak be good enough for (one) v.
yeterince cesareti olmak be man enough v.
yeterince erkek olmak be man enough v.
yeterince cesur olmak be man enough v.
yeterince doğru true enough adj.
yeterince (bir şeye) sahip değil badly off for (something) [uk] adj.