| Anglais | Turc | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | live v. | yaşamak | ||
|
In my constituency in Wales, three out of five older people live in poverty. Galler'deki seçim bölgemde her beş yaşlıdan üçü yoksulluk içinde yaşamaktadır. More Sentences |
||||
| Common Usage | live adv. | naklen | ||
| General | ||||
| General | live v. | geçirmek | ||
|
I could live my whole life just eating pasta. Bütün hayatımı sadece makarna yiyerek geçirebilirim. More Sentences |
||||
| General | live v. | ikamet etmek | ||
|
Do you live in this building? Bu binada mı ikamet ediyorsun? More Sentences |
||||
| General | live v. | beslenmek | ||
|
The Japanese live mainly on rice. Japonlar esas olarak pirinçle beslenirler. More Sentences |
||||
| General | live v. | geçinmek | ||
|
The twenty thousand people who live from fishing in Galicia do not understand you very well. Galiçya'da balıkçılıkla geçinen yirmi bin kişi sizi pek iyi anlamıyor. More Sentences |
||||
| General | live v. | sürmek (yaşam/ömür) | ||
|
Understanding these aspects of your pet’s care will help your turtle live a long life. Evcil hayvanınızın bakımının bu yönlerini anlamak, kaplumbağanızın uzun bir yaşam sürmesine yardımcı olacaktır. More Sentences |
||||
| General | live v. | hayatta kalmak | ||
|
Without water, people couldn't live. Su olmasa insanlar hayatta kalamaz. More Sentences |
||||
| General | live v. | oturmak | ||
|
I don't live near where I work. Çalıştığım yere yakın oturmuyorum. More Sentences |
||||
| General | live v. | yaşamak | ||
|
In my constituency in Wales, three out of five older people live in poverty. Galler'deki seçim bölgemde her beş yaşlıdan üçü yoksulluk içinde yaşamaktadır. More Sentences |
||||
| General | live v. | canlı olmak | ||
|
In order for the badge to appear, we'll need to know whether the video is live or when the stream begins. Rozetin görünmesi için videonun canlı olup olmadığını veya yayının ne zaman başladığını bilmemiz gerekir. More Sentences |
||||
| General | live v. | ikamet etmek | ||
|
Do you live in this building? Bu binada mı ikamet ediyorsun? More Sentences |
||||
| General | live v. | hayat sürmek | ||
|
Tom lived a lonely life. Tom yalnız bir hayat sürüyordu. More Sentences |
||||
| General | live v. | hayat geçirmek | ||
|
I was trying so hard to live a life of love. Sevgi dolu bir hayat geçirmek için çok çaba harcadım. More Sentences |
||||
| General | live v. | hayat sürmek | ||
|
Tom lived a lonely life. Tom yalnız bir hayat sürüyordu. More Sentences |
||||
| General | live adj. | elektrikli (tel) | ||
|
This cable is live. Bu kabloda elektrik var. More Sentences |
||||
| General | live adj. | canlı (yayın) | ||
|
ForexMart offers two types of live accounts. ForexMart iki tür canlı hesap sunar. More Sentences |
||||
| General | live adj. | yaşayan | ||
|
We are normal people living our lives. Bizler hayatımızı yaşayan normal insanlarız. More Sentences |
||||
| General | live adj. | canlı | ||
|
Paragraph 20 is about ending the payment of export refunds in respect of live animals. Paragraf 20, canlı hayvanlara ilişkin ihracat iadelerinin ödenmesine son verilmesiyle ilgilidir. More Sentences |
||||
| General | live adv. | canlı olarak | ||
|
I believe that our proceedings in this Chamber today are being broadcast live. Sanırım bugün bu Meclisteki görüşmelerimiz canlı olarak yayınlanıyor. More Sentences |
||||
| Technical | ||||
| Technical | live v. | hayatta olmak | ||
|
So long as I live. Hayatta olduğum sürece. More Sentences |
||||
| Technical | live v. | yaşamak | ||
|
In my constituency in Wales, three out of five older people live in poverty. Galler'deki seçim bölgemde her beş yaşlıdan üçü yoksulluk içinde yaşamaktadır. More Sentences |
||||
| Technical | live adj. | canlı | ||
|
Paragraph 20 is about ending the payment of export refunds in respect of live animals. Paragraf 20, canlı hayvanlara ilişkin ihracat iadelerinin ödenmesine son verilmesiyle ilgilidir. More Sentences |
||||
| Aeronautic | ||||
| Aeronautic | live adj. | akım geçen | ||
|
This cable is live. Bu kablodan akım geçiyor. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | live n. | elektrik yüklü | ||
| General | live v. | eğleşmek | ||
| General | live v. | yaşamak (hayat) | ||
| General | live v. | ömür geçirmek | ||
| General | live v. | sağ olmak | ||
| General | live v. | var olmak | ||
| General | live v. | mevcut olmak | ||
| General | live v. | hayatın tadını çıkarmak | ||
| General | live adj. | yanan | ||
| General | live adj. | parlak | ||
| General | live adj. | yanmamış | ||
| General | live adj. | zinde | ||
| General | live adj. | cereyanlı (tel/ray vb) | ||
| General | live adj. | diri | ||
| General | live adj. | sönmemiş | ||
| General | live adj. | hareketli | ||
| General | live adj. | cereyanlı | ||
| General | live adj. | hayat dolu | ||
| General | live adj. | güncel | ||
| General | live adj. | enerjik | ||
| General | live adj. | atik | ||
| General | live adj. | çevik | ||
| General | live adj. | önemli | ||
| General | live adj. | havası iyi (top) | ||
| General | live adv. | anında | ||
| Technical | ||||
| Technical | live v. | yüzer durumda kalmak | ||
| Technical | live adj. | akım taşıyan | ||
| Technical | live adj. | akım taşıyıcı | ||
| Technical | live adj. | akımlı | ||
| Technical | live adj. | aktif | ||
| Technical | live adj. | diri | ||
| Technical | live adj. | cereyanlı | ||
| Technical | live adj. | gerilim altında | ||
| Technical | live adj. | hareketli | ||
| Technical | live adj. | elektrikli | ||
| Technical | live adj. | sönmemiş | ||
| Technical | live adj. | yüklü | ||
| Technical | live adj. | yanan | ||
| Computer | ||||
| Computer | live adj. | gerilim altında | ||
| Television | ||||
| Television | live n. | canlı yayın | ||