live - Turc Anglais Dictionnaire

live

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Sens de "live" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 64 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
live v. yaşamak
In my constituency in Wales, three out of five older people live in poverty.
Galler'deki seçim bölgemde her beş yaşlıdan üçü yoksulluk içinde yaşamaktadır.

More Sentences
live adv. naklen
General
live v. geçirmek
I could live my whole life just eating pasta.
Bütün hayatımı sadece makarna yiyerek geçirebilirim.

More Sentences
live v. ikamet etmek
Do you live in this building?
Bu binada mı ikamet ediyorsun?

More Sentences
live v. beslenmek
The Japanese live mainly on rice.
Japonlar esas olarak pirinçle beslenirler.

More Sentences
live v. geçinmek
The twenty thousand people who live from fishing in Galicia do not understand you very well.
Galiçya'da balıkçılıkla geçinen yirmi bin kişi sizi pek iyi anlamıyor.

More Sentences
live v. sürmek (yaşam/ömür)
Understanding these aspects of your pet’s care will help your turtle live a long life.
Evcil hayvanınızın bakımının bu yönlerini anlamak, kaplumbağanızın uzun bir yaşam sürmesine yardımcı olacaktır.

More Sentences
live v. hayatta kalmak
Without water, people couldn't live.
Su olmasa insanlar hayatta kalamaz.

More Sentences
live v. oturmak
I don't live near where I work.
Çalıştığım yere yakın oturmuyorum.

More Sentences
live v. yaşamak
In my constituency in Wales, three out of five older people live in poverty.
Galler'deki seçim bölgemde her beş yaşlıdan üçü yoksulluk içinde yaşamaktadır.

More Sentences
live v. canlı olmak
In order for the badge to appear, we'll need to know whether the video is live or when the stream begins.
Rozetin görünmesi için videonun canlı olup olmadığını veya yayının ne zaman başladığını bilmemiz gerekir.

More Sentences
live v. ikamet etmek
Do you live in this building?
Bu binada mı ikamet ediyorsun?

More Sentences
live v. hayat sürmek
Tom lived a lonely life.
Tom yalnız bir hayat sürüyordu.

More Sentences
live v. hayat geçirmek
I was trying so hard to live a life of love.
Sevgi dolu bir hayat geçirmek için çok çaba harcadım.

More Sentences
live v. hayat sürmek
Tom lived a lonely life.
Tom yalnız bir hayat sürüyordu.

More Sentences
live adj. elektrikli (tel)
This cable is live.
Bu kabloda elektrik var.

More Sentences
live adj. canlı (yayın)
ForexMart offers two types of live accounts.
ForexMart iki tür canlı hesap sunar.

More Sentences
live adj. yaşayan
We are normal people living our lives.
Bizler hayatımızı yaşayan normal insanlarız.

More Sentences
live adj. canlı
Paragraph 20 is about ending the payment of export refunds in respect of live animals.
Paragraf 20, canlı hayvanlara ilişkin ihracat iadelerinin ödenmesine son verilmesiyle ilgilidir.

More Sentences
live adv. canlı olarak
I believe that our proceedings in this Chamber today are being broadcast live.
Sanırım bugün bu Meclisteki görüşmelerimiz canlı olarak yayınlanıyor.

More Sentences
Technical
live v. hayatta olmak
So long as I live.
Hayatta olduğum sürece.

More Sentences
live v. yaşamak
In my constituency in Wales, three out of five older people live in poverty.
Galler'deki seçim bölgemde her beş yaşlıdan üçü yoksulluk içinde yaşamaktadır.

More Sentences
live adj. canlı
Paragraph 20 is about ending the payment of export refunds in respect of live animals.
Paragraf 20, canlı hayvanlara ilişkin ihracat iadelerinin ödenmesine son verilmesiyle ilgilidir.

More Sentences
Aeronautic
live adj. akım geçen
This cable is live.
Bu kablodan akım geçiyor.

More Sentences
General
live n. elektrik yüklü
live v. eğleşmek
live v. yaşamak (hayat)
live v. ömür geçirmek
live v. sağ olmak
live v. var olmak
live v. mevcut olmak
live v. hayatın tadını çıkarmak
live adj. yanan
live adj. parlak
live adj. yanmamış
live adj. zinde
live adj. cereyanlı (tel/ray vb)
live adj. diri
live adj. sönmemiş
live adj. hareketli
live adj. cereyanlı
live adj. hayat dolu
live adj. güncel
live adj. enerjik
live adj. atik
live adj. çevik
live adj. önemli
live adj. havası iyi (top)
live adv. anında
Technical
live v. yüzer durumda kalmak
live adj. akım taşıyan
live adj. akım taşıyıcı
live adj. akımlı
live adj. aktif
live adj. diri
live adj. cereyanlı
live adj. gerilim altında
live adj. hareketli
live adj. elektrikli
live adj. sönmemiş
live adj. yüklü
live adj. yanan
Computer
live adj. gerilim altında
Television
live n. canlı yayın

Sens de "live" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
General
live programme n. naklen program
live wire n. girişken kimse
live rail n. elektrikli ray
live load n. yararlı yük
live load n. canlı yük
live wire n. cereyanlı tel
a live issue n. günün önemli sorunu
live model n. canlı model
live embers n. sönmemiş ateş korları
live birth n. canlı doğum
live wire n. elektrikli tel
live programme n. canlı program
live body n. yaşayan vücut
live axle n. hareket dingili
live studio program n. canlı stüdyo programı
live television programs n. canlı televizyon programları
live bait n. canlı yem
the world we live in n. yaşadığımız dünya
a desire to live n. yaşama isteği
will to live n. yaşama isteği
a live broadcast n. canlı yayın
a live broadcast stream n. canlı yayın akışı
the live plants n. canlı bitkiler
a live broadcast n. naklen yayın
the live n. canlı
a live broadcast streaming n. canlı yayın akışı
live-in help n. yatılı yardımcı
live music n. canlı müzik
live support n. canlı destek
live snail n. canlı salyangoz
live-in lover n. hayat arkadaşı
words to live by n. güzel ve özlü sözler
live happily ever after n. (onlar erdi muradına) sonsuza dek mutlu yaşadılar
reason to live n. yaşamak için amaç
live show n. canlı gösteri
live rounds n. gerçek mermi
live entertainment n. canlı eğlence
live-in nanny n. yatılı dadı
go live n. canlıya geçiş
live chat n. canlı sohbet
live music show n. canlı müzik gösterisi
live session n. canlı performans
live session n. canlı oturum
live recording n. hücum kayıt
desire to live n. yaşama arzusu
desire to live n. yaşam arzusu
live box n. su canlılarını canlı tutmak için suya yerleştirilen kutu
live feathers n. canlı kuştan koparılan tüyler
live trap n. hayvanları canlı yakalamak için kullanılan tuzak
live fast v. hızlı yaşamak
live freely v. hayatını yaşamak
live in v. yerleşmek
live through v. görüp geçirmek
live and learn v. yaşayarak öğrenmek
live up to v. ulaşmak
live out of suitcases v. göçebe hayatı yaşamak
live out of suitcases v. çantası sırtında gezmek
live at somebody's expense v. parasını yemek
live through v. zor bir durumdan sağ olarak çıkmak
live in luxury v. kont gibi yaşamak
live in sin v. nikahsız olarak beraber yaşamak
live from hand to mouth v. kazandığını yemek
live by one's pen v. kalemiyle geçinmek
live a lie v. hayatını yalan üzerine kurmak
live in one's own world v. kendi aleminde yaşamak
live out of suitcases v. evini sırtında taşımak
live quietly v. başını dinlemek
live alone v. yalnız yaşamak
live a life of luxury v. varlık içinde yaşamak
live on someone else v. haraç yemek
live to see one's children grow up and get married v. mürüvvetini görmek
live like a gentleman v. efendi gibi yaşamak
live off v. ile geçinmek
live a healthy life v. sağlıklı yaşamak
live off v. geliriyle geçinmek
make somebody live happily v. gün göstermek
live it up v. cümbüş yapmak
live with v. ile birlikte yaşamak
live out v. sonuna kadar yaşamak
live the life of riley v. bey gibi yaşamak
live through v. sağ salim çıkmak
live on borrowed money v. borç yemek
live at somebody's expense v. sırtından geçinmek
live a debauched live v. hovardalık etmek
live up to one's reputation v. şöhretini doğrulayacak bir yaşam sürmek
live an upright life v. namusuyla yaşamak
live in v. oturmak
live it up v. gününü gün etmek
live on v. geçinmek
live a double life v. ikiyüzlü bir hayat yaşamak
live like fighting cocks v. krallar gibi yaşamak
live through v. yaşamak
live in want v. yoksulluk içinde yaşamak
live with memories v. anılarla yaşamak
live in a world of one's own v. kendi dünyasında yaşamak
live by one's wits v. geçinmek için uyanık ve kurnaz olmak
find a place to live v. başını sokmak
live through v. başından geçmek
live by v. geçinmek
live in poverty v. yoksulluk çekmek
live a long life v. gömlek eskitmek
live out of suitcases v. kaplumbağa gibi yaşamak
live from hand to mouth v. kıt kanaat geçinmek
live a lie v. sahte hayat geçirmek
make enough to live off v. dünyalık doğrultmak
live on v. ile geçinmek
live a single life v. bekar yaşamak
live in opulence v. bolluk içinde yaşamak
live on the razor's edge v. iki ateş arasında kalmak
live together v. birlikte yaşamak
live a healthy and happy life v. gün görmek
live up to v. istediği hayat standardına ulaşmak
live from hand to mouth v. elden ağıza yaşamak
not to live till the morning v. sabaha çıkmamak
live through v. zorluklara rağmen başarmak
live on v. geçimini sürdürmek
live on the razor's edge v. ölümle kalım arasında olmak
live on v. yaşamını idame ettirmek
live on v. ile beslenmek
live it up v. vur patlasın çal oynasın eğlenmek
live the moment v. anı yaşamak
live through v. yaşamak (bir zamanı/olayı)
live down v. unutturmak
live long v. muammer olmak
live from hand to mouth v. kıtı kıtına idare etmek
live in misery v. sefalet çekmek
live in a rented house v. kirada oturmak
live in luxury v. saltanat sürmek
live and let live v. kendinden pay biçmek
live in seclusion v. inzivaya çekilmek
not to live long enough to v. ömrü vefa etmemek
live outside the country v. ülke dışında yaşamak
live a bohemian lifestyle v. bohem hayatı yaşamak
live in safety v. güvenle yaşamak
live in safety v. güven içinde yaşamak
live in safety v. güvenli biçimde yaşamak
live one's life to the full v. hayatını doyasıya yaşamak
live one's life to the full v. hayatın tadını çıkarmak
live under the same roof v. aynı çatı altında yaşamak
live in fear for one's life v. öldürülme korkusuyla yaşamak
live in fear for one's life v. ölüm korkusuyla yaşamak
live a life of great misery v. sürüm sürüm sürünmek
live to a ripe old age v. dünyaya kazık kakmak
live in hard conditions v. zor şartlar altında yaşamak
live long enough (to see) v. ömrü yetmek
live a lie v. bir yalanı yaşamak
begin to live in (a certain) way v. yol tutmak
live in (a certain) way v. yol tutmak
be broadcasted live v. canlı yayınlanmak
live a life of luxury v. lüks içinde yaşamak