ordinary - Turc Anglais Dictionnaire

ordinary

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

ordinary — Definition

Signification:
sıradan, olağan
Prononciation (IPA):
(AmE /ˈɔːrdəˌnɛri/ – BrE /ˈɔːdɪnəri/)
Partie du discours:
Sıfat
Synonymes:
commonplace
Antonymes:
exceptional

Sens de "ordinary" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 60 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
ordinary adj. sıradan
She uses ordinary objects in her artwork.
Sanat eserlerinde sıradan nesneler kullanıyor.

More Sentences
ordinary adj. alelade
The dragon cannot be harmed by ordinary weapons.
Ejderhaya alelade silahlarla hasar verilemez.

More Sentences
ordinary adj. olağan
The point must come when, again, it is the Treaty's ordinary instruments, rather than derogations, that take effect.
Mesele şudur ki, yeniden, etkili olacak olan derogasyonlar değil, Anlaşmanın olağan araçlarının devreye girmesidir.

More Sentences
ordinary adj. adi
ordinary adj. basit
General
ordinary adj. alelade
The dragon cannot be harmed by ordinary weapons.
Ejderhaya alelade silahlarla hasar verilemez.

More Sentences
ordinary adj. normal
And we have to check out like ordinary people in the morning.
Sabahleyin normal insanlar gibi çıkış yapmamız lazım.

More Sentences
ordinary adj. alışılmış
Zekeriyaköy provides the opportunity for out of the ordinary activities through its natural environment.
Zekeriyaköy doğal ortamıyla alışılmışın dışında aktivitelere olanak sağlıyor.

More Sentences
ordinary adj. olağan
The point must come when, again, it is the Treaty's ordinary instruments, rather than derogations, that take effect.
Mesele şudur ki, yeniden, etkili olacak olan derogasyonlar değil, Anlaşmanın olağan araçlarının devreye girmesidir.

More Sentences
ordinary adj. vasat
The play was quite ordinary.
Oyun oldukça vasattı.

More Sentences
Trade/Economic
ordinary adj. alelade
The dragon cannot be harmed by ordinary weapons.
Ejderhaya alelade silahlarla hasar verilemez.

More Sentences
ordinary adj. alışılmış
Zekeriyaköy provides the opportunity for out of the ordinary activities through its natural environment.
Zekeriyaköy doğal ortamıyla alışılmışın dışında aktivitelere olanak sağlıyor.

More Sentences
Technical
ordinary adj. olağan
The point must come when, again, it is the Treaty's ordinary instruments, rather than derogations, that take effect.
Mesele şudur ki, yeniden, etkili olacak olan derogasyonlar değil, Anlaşmanın olağan araçlarının devreye girmesidir.

More Sentences
ordinary adj. sıradan
She uses ordinary objects in her artwork.
Sanat eserlerinde sıradan nesneler kullanıyor.

More Sentences
General
ordinary n. alışılmış şey
ordinary n. lokanta
ordinary n. yetkili makam
ordinary n. olağan şey
ordinary n. tabldot lokanta
ordinary n. sıradan kimse
ordinary n. sıradan şey
ordinary n. sıradan ve sürekli kullanılan armacılık süsü
ordinary n. tasarımına göre sıralanmış armaları içeren kitap
ordinary n. bir büyük bir de küçük tekerleği bulunan ilkel bir bisiklet türü
ordinary n. adi hisse senedi
ordinary n. dini tören düzeni
ordinary n. dua kitabının aşai rabbani ayinini içeren kısmı
ordinary adj. tipik
ordinary adj. alışılagelmiş
ordinary adj. alışılagelen
ordinary adj. düzeysiz
ordinary adj. ahım şahım olmayan
ordinary adj. basit
ordinary adj. her zamanki
ordinary adj. basbayağı
ordinary adj. bayağı
ordinary adj. adi
ordinary adj. sıra işi
ordinary adj. mutat
ordinary adj. harcıalem
ordinary adj. düzenli çalışanlara ait
ordinary adj. sürekli çalışanlara ait
ordinary adj. tamamen tanınan bir sınıfa ait
Trade/Economic
ordinary n. yetkili merci
ordinary adj. adi
ordinary adj. ayrıcalığı olmayan
ordinary adj. doğal (hak)
ordinary adj. mutat
Law
ordinary n. (iskoç hukukunda) kendi yargı yetkisi olan yargıç
ordinary n. abd'nin bazı eyaletlerinde veraset hakimi
ordinary adj. yıllık, altı veya üç ayda bir ödenecek primlerle birlikte 1000 dolar ve üzerine satılan (hayat sigortası)
ordinary adj. doğrudan yargı yetkisi oluşturan
ordinary adj. kançılarya mahkemesi'nin örf ve adet hukuku kolunu oluşturan
ordinary adj. sürekli yargılama yetkisine sahip olan (hakim)
Technical
ordinary adj. yalın
Math
ordinary adj. birden fazla bağımsız değişken içermeyen (diferansiyel denklem)
Religious
ordinary n. belirli bir bölge üzerine fiili dini yargı yetkisini kullanan piskopos
ordinary n. eskiden ingiltere'de hüküm giymiş suçlulara manevi yardım yapıp idama hazırlamakla görevli din adamı
ordinary n. katolik dua kitabının mezmurlar haricinde ayinlerin değiştirilemez kısımlarını içeren bölümü
ordinary n. kurallarla belirlenmiş dini tören

Sens de "ordinary" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
General
ordinary ray n. adi ışın
ordinary check n. adi çek
ordinary letter n. adi mektup
ordinary general assembly n. olağan genel kurul
ordinary science n. olağan bilim
ordinary working hours n. normal çalışma saatleri
ordinary crime n. adi suç
ordinary partnership n. adi ortaklık
professor in ordinary n. ordinaryüs
ordinary interest n. adi faiz
ordinary meeting of the general assembly n. olağan genel kurul toplantısı
ordinary pitch n. normal eğim
ordinary rent n. adi kiralama
ordinary people n. halk
ordinary people n. sıradan kişiler
ordinary diligence n. normal dikkat
ordinary diligence n. normal ilgi ve dikkat
an ordinary human being n. normal bir insan
ordinary pet n. normal (sıradan) evcil hayvan
ordinary care n. asgari özen
ordinary care n. normal dikkat/özen
ordinary care n. makul dikkat/özen
ordinary care n. olması gereken/doğal dikkat/özen
ordinary hero n. sıradan kahraman
ordinary passport n. umuma mahsus pasaport
ordinary person n. sıradan kimse
ordinary person n. alelade insan
ordinary person n. sıradan insan
ordinary person n. sıradan kişi
ordinary citizen n. sade vatandaş
ordinary matter n. sıradan madde
ordinary house n. sıradan ev
ordinary prudence n. ihtiyatlılık
ordinary lay n. ipliklerin telin tersi yönünde döndüğü bir çelik halat tipi
ordinary [uk] n. tüm gelenlere sabit fiyattan sunulan yemek
ordinary prudence n. ihtiyat
ordinary [obsolete] n. savaş gemilerinin bakım sorumluları
ordinary bicycle n. eski bir bisiklet çeşidi
ordinary [obsolete] n. düzenli ödenek
ordinary [obsolete] n. düzenli tedarik
ordinary [obsolete] n. (abd'de) erkek izcilerin deniz keşfi programındaki ikinci rütbe
ordinary [obsolete] n. posta
ordinary [obsolete] n. kurye
become ordinary v. sıradanlaşmak
go beyond the ordinary v. alışılmışın dışına çıkmak
go beyond the ordinary v. ezber bozmak
out of the ordinary adj. olağan dışı
out of the ordinary adj. olağandışı
out of the ordinary adj. alışılmamış
out of the ordinary adj. olağanüstü
above the ordinary adj. olağanüstü
out of ordinary adj. olağan dışı
out of the ordinary adj. sıradışı
out-of-the-ordinary adj. alışılmadık
out-of-the-ordinary adj. olağandışı
out-of-the-ordinary adj. çarpıcı
in ordinary adv. devamlı
in the ordinary course of things adv. usulen
in the ordinary course of things adv. normal olarak
contrary to ordinary adv. alışılmışın aksine
in an ordinary day adv. sıradan bir günde
in ordinary expr. bilinen usullerle
in ordinary expr. (genellikle resmi unvanlarda kullanılır) resmi görevde
Phrases
in the ordinary way expr. olağan şekilde
in the ordinary way expr. normal yoldan
in the ordinary course of events expr. normal şartlarda
in the ordinary way expr. her zamanki gibi
in the ordinary course of events expr. normal gidişatta
in the ordinary course of things expr. olayların normal akışında/seyrinde
in the ordinary way expr. normal biçimde
in the ordinary course of events expr. olayların normal akışında/seyrinde
in the ordinary way expr. normal olarak
in the ordinary way expr. standart bir şekilde
in the ordinary way expr. beklendiği gibi/üzere
in the ordinary way expr. adet üzere
in the ordinary way [uk] expr. normalde
in the ordinary way expr. her zaman olduğu gibi
in the ordinary way expr. şaşırtıcı olmayan bir şekilde
in the ordinary course of things expr. normal gidişatta
in the ordinary course of things expr. normal şartlarda
in the ordinary way [uk] expr. aslında
in the ordinary way expr. alışıldığı gibi
in the ordinary way [uk] expr. genelde
Colloquial
an ordinary girl n. sıradan bir kız
ordinary people n. sıradan insanlar
ordinary jane n. sıradan vatandaş
ordinary joe n. sıradan vatandaş
ordinary [australia/new zealand] adj. arzulanmayan
ordinary [australia/new zealand] adj. kötü
ordinary [australia/new zealand] adj. istenmeyen
Idioms
out of the ordinary adj. farklı
out of the ordinary adj. olağandışı
out of the ordinary adj. ender
out of the ordinary adv. alışılmışın dışında
out of the ordinary expr. garip
out of the ordinary expr. tuhaf
out of the ordinary expr. alışılmadık
out of the ordinary expr. nadir
in ordinary [uk] expr. kullanım dışı (savaş gemisi)
in ordinary [uk] expr. yetkili
in ordinary [uk] expr. şu anki yetkili
in ordinary [uk] expr. yetkili konumda
in ordinary expr. kullanım dışı (donanma gemisi)
Speaking
I'm an ordinary man expr. ben sıradan bir adamım
we are all ordinary people expr. hepimiz sıradan insanlarız
Trade/Economic
ordinary income n. olağan gelir
ordinary shares n. adi hisse senetleri
ordinary share n. rüçhanlı olmayan hisse senedi
ordinary shares n. adi hisse senedi
ordinary hazards n. riskler
ordinary profit or loss n. olağan kar veya zarar
ordinary bill n. adı fatura
profit or loss on ordinary activities after taxation n. vergiden sonraki olağan faaliyet karı veya zararı
potential ordinary share n. potansiyel adi hisse senedi
ordinary interest n. 360 gün üzerinden hesaplanan basit faiz
ordinary least squares n. en küçük kareler yöntemi
dilutive potential ordinary shares n. sulandırma etkisi olan potansiyel hisse senetleri
ordinary annuity n. dönem sonunda elde edilen yıllık gelir
ordinary course of business n. olağan iş süreci
ordinary activities n. olağan faaliyetler
ordinary partnership n. adı ortaklık
profit or loss on ordinary activities after taxation n. vergiden sonraki olağan faaliyet zararı
ordinary partnership n. kollektif şirket
dilutive potential ordinary shares n. sulandırılmış yeni adi hisse senetleri
extra ordinary budget n. olağanüstü bütçe
ordinary income n. normal gelir
ordinary stock n. adı hisse senedi
tax on profit on ordinary activities n. olağan faaliyet karına ilişkin vergiler
ordinary course of business n. olağan iş alanı
ordinary hazards n. olağan tehlikeler
ordinary shareholders n. adi hisse senedi hamilleri
extra ordinary gain n. olağan dışı gelir
ordinary depreciation n. normal amortisman
ordinary lease n. hizmet kiralaması
ordinary profit or loss n. olağan kar ve zararlar
ordinary partnership agreement n. adi ortaklık anlaşması
potential ordinary share n. olası adi hisse senedi
ordinary interest n. basit faiz
ordinary bill n. adi senet
ordinary course of business n. işin olağan gidişatı
ordinary member n. tabii üye
ordinary budget n. adi bütçe
ordinary surety n. adi kefil
ordinary partnership n. adi ortaklık
ordinary stock n. adi hisse senedi
ordinary creditor n. adi alacaklı
ordinary stock holder n. adi hisse sahibi
ordinary general meeting n. adi genel kurul toplantısı
ordinary partnership n. adi şirket
ordinary lease n. adi icar