| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | ordinary s. | sıradan | ||
|
She uses ordinary objects in her artwork. Sanat eserlerinde sıradan nesneler kullanıyor. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | ordinary s. | alelade | ||
|
The dragon cannot be harmed by ordinary weapons. Ejderhaya alelade silahlarla hasar verilemez. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | ordinary s. | olağan | ||
|
The point must come when, again, it is the Treaty's ordinary instruments, rather than derogations, that take effect. Mesele şudur ki, yeniden, etkili olacak olan derogasyonlar değil, Anlaşmanın olağan araçlarının devreye girmesidir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | ordinary s. | adi | ||
| Yaygın Kullanım | ordinary s. | basit | ||
| Genel | ||||
| Genel | ordinary s. | alelade | ||
|
The dragon cannot be harmed by ordinary weapons. Ejderhaya alelade silahlarla hasar verilemez. More Sentences |
||||
| Genel | ordinary s. | normal | ||
|
And we have to check out like ordinary people in the morning. Sabahleyin normal insanlar gibi çıkış yapmamız lazım. More Sentences |
||||
| Genel | ordinary s. | alışılmış | ||
|
Zekeriyaköy provides the opportunity for out of the ordinary activities through its natural environment. Zekeriyaköy doğal ortamıyla alışılmışın dışında aktivitelere olanak sağlıyor. More Sentences |
||||
| Genel | ordinary s. | olağan | ||
|
The point must come when, again, it is the Treaty's ordinary instruments, rather than derogations, that take effect. Mesele şudur ki, yeniden, etkili olacak olan derogasyonlar değil, Anlaşmanın olağan araçlarının devreye girmesidir. More Sentences |
||||
| Genel | ordinary s. | vasat | ||
|
The play was quite ordinary. Oyun oldukça vasattı. More Sentences |
||||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | ordinary s. | alelade | ||
|
The dragon cannot be harmed by ordinary weapons. Ejderhaya alelade silahlarla hasar verilemez. More Sentences |
||||
| Ticaret/Ekonomi | ordinary s. | alışılmış | ||
|
Zekeriyaköy provides the opportunity for out of the ordinary activities through its natural environment. Zekeriyaköy doğal ortamıyla alışılmışın dışında aktivitelere olanak sağlıyor. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | ordinary s. | olağan | ||
|
The point must come when, again, it is the Treaty's ordinary instruments, rather than derogations, that take effect. Mesele şudur ki, yeniden, etkili olacak olan derogasyonlar değil, Anlaşmanın olağan araçlarının devreye girmesidir. More Sentences |
||||
| Teknik | ordinary s. | sıradan | ||
|
She uses ordinary objects in her artwork. Sanat eserlerinde sıradan nesneler kullanıyor. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | ordinary i. | alışılmış şey | ||
| Genel | ordinary i. | lokanta | ||
| Genel | ordinary i. | yetkili makam | ||
| Genel | ordinary i. | olağan şey | ||
| Genel | ordinary i. | tabldot lokanta | ||
| Genel | ordinary i. | sıradan kimse | ||
| Genel | ordinary i. | sıradan şey | ||
| Genel | ordinary i. | sıradan ve sürekli kullanılan armacılık süsü | ||
| Genel | ordinary i. | tasarımına göre sıralanmış armaları içeren kitap | ||
| Genel | ordinary i. | bir büyük bir de küçük tekerleği bulunan ilkel bir bisiklet türü | ||
| Genel | ordinary i. | adi hisse senedi | ||
| Genel | ordinary i. | dini tören düzeni | ||
| Genel | ordinary i. | dua kitabının aşai rabbani ayinini içeren kısmı | ||
| Genel | ordinary s. | tipik | ||
| Genel | ordinary s. | alışılagelmiş | ||
| Genel | ordinary s. | alışılagelen | ||
| Genel | ordinary s. | düzeysiz | ||
| Genel | ordinary s. | ahım şahım olmayan | ||
| Genel | ordinary s. | basit | ||
| Genel | ordinary s. | her zamanki | ||
| Genel | ordinary s. | basbayağı | ||
| Genel | ordinary s. | bayağı | ||
| Genel | ordinary s. | adi | ||
| Genel | ordinary s. | sıra işi | ||
| Genel | ordinary s. | mutat | ||
| Genel | ordinary s. | harcıalem | ||
| Genel | ordinary s. | düzenli çalışanlara ait | ||
| Genel | ordinary s. | sürekli çalışanlara ait | ||
| Genel | ordinary s. | tamamen tanınan bir sınıfa ait | ||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | ordinary i. | yetkili merci | ||
| Ticaret/Ekonomi | ordinary s. | adi | ||
| Ticaret/Ekonomi | ordinary s. | ayrıcalığı olmayan | ||
| Ticaret/Ekonomi | ordinary s. | doğal (hak) | ||
| Ticaret/Ekonomi | ordinary s. | mutat | ||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | ordinary i. | (iskoç hukukunda) kendi yargı yetkisi olan yargıç | ||
| Hukuk | ordinary i. | abd'nin bazı eyaletlerinde veraset hakimi | ||
| Hukuk | ordinary s. | yıllık, altı veya üç ayda bir ödenecek primlerle birlikte 1000 dolar ve üzerine satılan (hayat sigortası) | ||
| Hukuk | ordinary s. | doğrudan yargı yetkisi oluşturan | ||
| Hukuk | ordinary s. | kançılarya mahkemesi'nin örf ve adet hukuku kolunu oluşturan | ||
| Hukuk | ordinary s. | sürekli yargılama yetkisine sahip olan (hakim) | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | ordinary s. | yalın | ||
| Matematik | ||||
| Matematik | ordinary s. | birden fazla bağımsız değişken içermeyen (diferansiyel denklem) | ||
| Dini | ||||
| Dini | ordinary i. | belirli bir bölge üzerine fiili dini yargı yetkisini kullanan piskopos | ||
| Dini | ordinary i. | eskiden ingiltere'de hüküm giymiş suçlulara manevi yardım yapıp idama hazırlamakla görevli din adamı | ||
| Dini | ordinary i. | katolik dua kitabının mezmurlar haricinde ayinlerin değiştirilemez kısımlarını içeren bölümü | ||
| Dini | ordinary i. | kurallarla belirlenmiş dini tören | ||