| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | entangle f. | karıştırmak | ||
|
I don't want to be entangled in their argument. Onların tartışmalarına ben karışmak istemiyorum. More Sentences |
||||
| Genel | entangle f. | dolaştırmak | ||
|
How did you get entangled in the hammock? Hamağa nasıl dolaştın sen? More Sentences |
||||
| Genel | entangle f. | bulaştırmak | ||
| Genel | entangle f. | karmakarışık etmek | ||
| Genel | entangle f. | başını derde sokmak | ||
| Genel | entangle f. | şaşırtmak | ||
| Genel | entangle f. | dolaşık yapmak | ||
| Genel | entangle f. | belaya bulaşmak | ||
| Genel | entangle f. | başını belaya sokmak | ||
| Genel | entangle f. | tuzağa düşürmek | ||
| Fizik | ||||
| Fizik | entangle f. | (kuantum düzeylerini) korelasyonlu hale getirmek | ||
| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | entangle in f. | karıştırmak (olumsuz bir şeye) | ||
| Genel | entangle in f. | bulaştırmak | ||
| Öbek Fiiller | ||||
| Öbek Fiiller | entangle (someone or something) in (something) f. | (birini/bir şeyi bir şeye) karıştırmak/sokmak | ||
| Öbek Fiiller | entangle (someone or something) in (something) f. | (birinin/bir şeyin) başına (bir bela) sarmak | ||
| Öbek Fiiller | entangle (someone or something) in (something) f. | (birini/bir şeyi bir şeye) bulaştırmak | ||
| Öbek Fiiller | entangle (someone or something) in (something) f. | (birini/bir şeyi bir şeye) dahil etmek | ||
| Öbek Fiiller | entangle (someone or something) in (something) f. | (birini/bir şeyi bir şeye) dolaştırmak/dolamak | ||
| Öbek Fiiller | entangle (someone or something) with (something) f. | (birine/bir şeye bir şey) dolamak | ||
| Öbek Fiiller | entangle (someone or something) with (something) f. | (birini/bir şeyi bir şeyle) sarmak | ||
| Deyim | ||||
| Deyim | entangle in f. | bir yerini kıstırmak | ||
| Deyim | entangle with f. | dibine kadar gömülmek | ||
| Deyim | entangle in f. | sıkıştırmak | ||