prejudice - Türkçe İngilizce Sözlük

prejudice

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

prejudice — Definition

Anlamı ve Tanımı:
ön yargı, peşin hüküm
Okunuş (IPA):
(AmE /ˈprɛdʒʊdɪs/ – BrE /ˈprɛdʒʊdɪs/)
Terim Türü:
İsim: prejudice (prejudices); Fiil: prejudice (prejudices – prejudiced – prejudicing)
Deneyim veya kanıt öncesinde oluşmuş olumsuz yargıyı tanımlayan kelimedir. Latince praejudicium kökünden gelmiştir. Sosyoloji, hukuk ve psikolojide ayrımcılığın bilişsel temelini açıklamak için kullanılır.
Eş Anlamlılar:
bias, discrimination
Zıt Anlamlılar:
fairness

"prejudice" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 39 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
prejudice i. önyargı
His decisions were affected by personal prejudices.
Kararları şahsi önyargılarından etkileniyordu.

More Sentences
Genel
prejudice i. önyargı
His decisions were affected by personal prejudices.
Kararları şahsi önyargılarından etkileniyordu.

More Sentences
prejudice f. zayıflatmak
This false news might prejudice my chances for admission.
Bu yalan haber benim kabul alma ihtimalimi zayıflatabilir.

More Sentences
Hukuk
prejudice i. önyargı
His decisions were affected by personal prejudices.
Kararları şahsi önyargılarından etkileniyordu.

More Sentences
prejudice f. halel getirmek
This is in order to avoid interference or activity liable to prejudice anti-fraud investigations.
Bu, sahtecilikle mücadele soruşturmalarına halel getirebilecek müdahale ve faaliyetlerden kaçınmak içindir.

More Sentences
Genel
prejudice i. kayırma
prejudice i. peşin yargı
prejudice i. tarafgirlik
prejudice i. taraf tutma
prejudice i. engel
prejudice i. mani
prejudice i. alıkoyucu etki
prejudice i. durdurucu güç
prejudice i. vazgeçirici etki
prejudice f. haksız hüküm verdirmek
prejudice f. önyargılı olmasına neden olmak
prejudice f. etki altında bırakmak
prejudice f. önyargı verdirmek
prejudice f. etkilemek
prejudice f. peşin hüküm ile zarar vermek
prejudice f. önyargı ile incitmek
prejudice f. önyargı ile dezavantajlı duruma getirmek
prejudice N. ön yargı
Ticaret/Ekonomi
prejudice i. başkaları hakkında olumsuz düşünce ve davranış
prejudice i. halel
prejudice i. kesin hüküm
prejudice i. peşin hüküm
prejudice i. ziyan
prejudice i. zarar
Hukuk
prejudice i. haksızlıktan mütevellit zarar
prejudice i. hasar
prejudice i. ızrar
prejudice i. peşin hüküm
prejudice i. sakınca
prejudice i. tarafgirlik
prejudice i. zarar ziyan
prejudice f. halel vermek
prejudice f. ihlal etmek
prejudice f. zarar vermek

"prejudice" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 71 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
ethnic prejudice i. etnik önyargı
pride and prejudice i. gurur ve önyargı
widespread prejudice i. yaygın önyargı
prejudice [obsolete] i. kehanet
prejudice [obsolete] i. işaret
prejudice [obsolete] i. beklenti
prejudice [obsolete] i. alamet
prejudice [obsolete] i. öngörü
prejudice [obsolete] i. belirti
prejudice someone against f. birine karşı olumsuz fikirler aşılamak
terminate with extreme prejudice f. yargısız infaz yapmak
overcome the prejudice f. önyargıyı yıkmak
prejudice someone against f. aleyhine çevirmek
prejudice someone in favor of f. lehine çevirmek (birini)
prejudice someone in favor of f. birine (bir konu hakkında) olumlu fikirler aşılamak
execute with extreme prejudice f. yargısız infaz yapmak
prejudice someone's chances f. birinin şansını azaltmak
overcome prejudice f. önyargıyı gidermek
overcome prejudice f. önyargıları gidermek
eliminate prejudice f. önyargıyı gidermek
eradicate prejudice f. önyargıyı gidermek
prejudice against f. birine karşı haksız hüküm vermek
prejudice [obsolete] f. peşin yargıda bulunmak
prejudice [obsolete] f. peşinen yargılamak
prejudice [obsolete] f. aleyhte peşin hüküm vermek
prejudice [obsolete] f. önceden yargılamak
prejudice against f. birine karşı ön yargılı olmak
without prejudice s. önyargısız
prejudice-free s. ön yargıdan uzak
prejudice-free s. ön yargısız
without prejudice zf. halel getirmeksizin
without prejudice zf. ihtirazi kayıt ile
without prejudice zf. etki altında kalmadan
without prejudice to ed. (bir tarafın) haklarını çiğnemeden
without prejudice to ed. zarar vermeden
without prejudice of ed. ...önyargısı olmadan
Öbek Fiiller
prejudice (one) against (someone or something) f. (birinde birine/bir şeye) karşı önyargı yaratmak/oluşturmak
prejudice (one) against (someone or something) f. (birinin birine/bir şeye) karşı önyargılı olmasına neden olmak
İfadeler
without any prejudice expr. hiçbir önyargı olmaksızın
free of any sort of prejudice expr. her türlü ön yargıdan uzak
without prejudice to any rights implied by statute or common law or under the provisions of this agreement expr. tüzük ya da genel hukuk tarafından kastedilen ya da bu anlaşmanın hükümleri çerçevesindeki herhangi bir hak saklı kalmak koşuluyla
without prejudice to the provisions expr. hükümler saklı kalmak koşuluyla
without prejudice to the exceptions in the law expr. kanundaki istisnalar hariç olmak üzere
without prejudice to the generality of the foregoing expr. yukarıdaki hükümlerin genel niteliğini kısıtlamaksızın
without prejudice to the generality of the foregoing expr. yukarıdaki hükümlerin genel niteliğine halel getirmeksizin
without prejudice to the generality of the foregoing expr. yukarıdaki hükümlerin genel niteliğini sınırlamaksızın
without prejudice to the generality of the foregoing expr. yukarıdaki prensibin genelliğine zarar gelmeksizin
It is harder to crack a prejudice than an atom expr. bir önyargıyı yıkmak atomu parçalamaktan zordur
Konuşma Dili
prejudice is ignorance expr. önyargı cahilliktir
Deyim
kill (someone) with extreme prejudice f. yargısız infaz etmek
kill (someone) with extreme prejudice f. yargısız infaz yapmak
terminate (someone) with extreme prejudice f. (birini) merhametsizce öldürmek
terminate (someone) with extreme prejudice f. (birini) acımasızca/tereddüt etmeden/gözünü kırpmadan öldürmek
prejudice against s. -e karşı önyargı
Ticaret/Ekonomi
without prejudice to ...'s warranties expr. garantileri saklı kalmak üzere
Hukuk
dismissal without prejudice i. davanın usulden reddi
dismissal with prejudice i. davanın esastan reddi
without prejudice i. önyargı veya taraf tutma olmaksızın
dismissal with prejudice i. davanın kesin olarak reddi
wp (without prejudice) i. önyargı olmaksızın
wp (without prejudice) i. taraf tutmaksızın
wp (without prejudice) i. halel getirmeksizin
without prejudice to expr. halel getirmeksizin
without prejudice to contract expr. sözleşmeye halel gelmeden
without prejudice to the legitimate interests of the right holder expr. hak sahibinin meşru menfaatlerine halel getirmeksizin
without prejudice to expr. halel getirmeksizin
Siyasal
local prejudice i. yerel önyargı
local prejudice i. mahalli önyargı
racial prejudice i. ırkçı önyargı
take care not prejudice the financial stability f. mali istikrarı tehlikeye düşürmemeye özen göstermek
without prejudice to the provisions expr. hükümler saklı kalmak koşuluyla