you - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

you

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"you" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 8 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
you zm. siz
you zm. sen
General
you zm. seni
you zm. size
you zm. sizler
you zm. sana
you zm. genellemelerde kullanılır
you zm. sizi

"you" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
thank you ünl. teşekkür ederim
thank you ünl. teşekkürler
thank you ünl. teşekkür ederiz
thank you ünl. sağ ol
General
be glad to meet you f. tanıştığına memnun olmak
be content with what you have f. elindekiyle yetinmek
pretend that you didn't hear f. duymamazlıktan gelmek
make more money in a week than you earn in a year f. birinin bir yılda kazandığından fazlasını bir haftada kazanmak
feel that you belong in a place f. kendini bir yere ait hissetmek
end up being wrong although you are right f. haklıyken haksız duruma düşmek
thank-you i. teşekkür
30 days after service of this notice on you i. bu ihbarnamenin size tebliğ edilmesinden (tebliğ edildiği tarihten) 30 gün sonra
pay-as-you-go phone i. kontörlü hat
thank-you note i. teşekkür yazısı
thank you plaque i. teşekkür plaketi
people around you i. çevrendeki insanlar
three of you i. üçünüz
someone you don't know i. tanımadığın biri
someone you don't know i. bilmediğin biri
someone you don't know i. tanımadığın birisi
someone you don't know i. bilmediğin birisi
you are my country i. vatanım sensin
by you zf. sizin tarafınızdan
before you zf. nezdinizde
when you arrived zf. vardığında
when you arrive zf. vardığında
u (you) zm. sen veya siz
none of you zm. hiçbiriniz
many of you zm. pek çoğunuz
shame on you! ünl. yazıklar olsun sana
shame on you! ünl. aşkolsun
god damn you! ünl. allah canını alsın!
shame on you! ünl. utan!
god damn you! ünl. allah belanı versin!
thank you! ünl. eksik olma
c ya (see you) ünl. görüşürüz
god speed you! ünl. allah işini rast getirsin
you! ünl. ayol
may god help you! ünl. allah versin
good health to you! ünl. sıhhatler olsun
here's to you! ünl. şerefe
thank you! ünl. sağ ol
good for you! ünl. aferin!
off with you! ünl. defol!
blast you! ünl. allah belanı versin!
thank you! ünl. sağ olun
thank you! ünl. sağol
thank you! ünl. mersi
thank you! ünl. teşekkür ederim
y'all (you all) ünl. siz hepiniz
goodness upon you! ünl. ilahi sana
goodness for you! ünl. ilahi sana
Phrases
you-uns i. sizler
as you may see below expr. aşağıda göreceğiniz üzere
to be honest with you expr. dürüst olmak gerekirse
my heart goes out to you expr. acınızı paylaşıyorum
in case you couldn't tell expr. anlamamış olabilirsiniz
do you copy? expr. anlaşıldı mı?
the person you have called can not be reached at the moment please try again later expr. aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz
between you expr. aranızda
among you expr. aranızda
you are all set expr. artık hazırsın
never forget where you came from expr. asla geldiğin yeri unutma
never forget where you came from expr. asla nereden geldiğini unutma
you will never walk alone expr. asla yalnız yürümeyeceksin
bet you expr. bahse girerim ki
as you may know expr. bilebileceğiniz üzere
as you may know expr. bilebileceğin üzere
as you probably know expr. bileceğiniz üzere
this is to inform you expr. bilginize
as you probably know expr. bileceğiniz gibi
as you probably know expr. bildiğiniz gibi
to heal a wound you must stop touching it expr. bir yarayı iyileştirmek için ona dokunmayı bırakman gerek
are you upset with me? expr. bana kızgın mısın?
in case you missed it expr. belki kaçırmışsındır (diye)
you can't even imagine (it) expr. bildiğin gibi değil
big brother is watching you expr. büyük birader sizi izliyor
how dare you? expr. bu ne cüret?
just to let you know expr. Bilmenizi isterim
you have no debt expr. borcunuz bulunmamaktadır
as you know expr. biliyorsunuz ki
I'd like to take this opportunity to thank all of you expr. bu vesileyle hepinize teşekkür ederim
I want you to know that expr. bilmeni isterim ki
how do you like that! expr. bak sen şu işe!
you have no debt expr. borcun yok
what more do you want - jam on it? expr. buldun da bunama
let's be having you expr. buraya gel. alalım seni artık. görelim seni artık
if you want to go big, stop thinking small expr. büyük işler yapmak istiyorsan küçük düşünme
if you want to go big, stop thinking small expr. büyük işler yapmak istiyorsan küçük düşünmeyi bırak
you have no debt expr. borcunuz yok
see you in the next issue expr. bir sonraki sayıda görüşmek üzere
like the people around you expr. çevrendeki insanlar gibi
when you speak of expr. denince
when you say expr. denince
I look forward to hearing from you expr. cevabınızı dört gözle bekliyorum
when you speak of expr. denilince
mind you expr. düşünecek olursak
what strikes you expr. dikkatinizi (en çok) çeken
thank you kindly expr. çok teşekkür ederim
are you one of those who we couldn't make czechoslovakian? expr. çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?
I look forward to hearing from you expr. cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum
dance with the one that brung you expr. dere geçerken at değiştirme
when you say expr. denilince
let's be having you expr. çabuk buraya gel
believe nothing of what you hear, and only half of what you see expr. duyduğunun hiçbirine, gördüğünün yarısına inan.
in case you have noticed expr. fark ettiysen
as you will recall expr. hatırlanacağı üzere
thanking you in advance for your attention to this matter expr. gereğinin yapılmasını arz ederim
thanking you in advance for your attention to this matter expr. gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim
I hope this email finds you well expr. e-postamı aldığınızda sağlık ve afiyette olacağınızı umarım
I kindly request you to take necessary action expr. gereğini rica ederim
thank you expr. ellerin dert görmesin
believe me, I'm not lying to you expr. gözüm çıksın ki
the rest of you expr. geri kalanlarız
as you will recall expr. hatırlanacağı gibi
I present to you expr. huzurlarınızda
kindly request you to do the needful expr. gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim
if you haven't done so yet expr. henüz yapmadıysanız
if you run low expr. elindeki azalırsa
go as far as you can expr. gidebildiğin kadar uzağa git
go as far as you can expr. gidebildiğin yere kadar git
thank you very much for your prompt response expr. hızlı cevabınız için çok teşekkür ederim
never forget where you came from expr. geldiğin yeri asla unutma
hoping to hear from you soon expr. en kısa sürede haberleşmek dileğiyle
that’s typical of you! expr. hiç şaşırtmadın!
mind you expr. gerçi
the rest is up to you expr. gerisi sana kalmış
the rest is up to you expr. gerisi size kalmış
every single one of you expr. her biriniz
thanking you in advance for your attention to this matter expr. gereğini müsaadelerinizle arz ederim
I kindly request you to take necessary action expr. gereğinin yapılmasını arz ederim
thanking you in advance for your attention to this matter expr. gereğini arz ederim
do it like you mean it expr. hakkını vererek yap
hoping to hear from you soon expr. en kısa sürede haberleşmek umuduyla
if you haven't already done so expr. henüz yapmadıysanız
fake it till you make it expr. gerçekten öyle olana kadar...mış gibi (öyleymiş/olmuş/başarmış) gibi yap
if you do what you’ve always done, you’ll get what you’ve always got expr. hep aynı şeyleri yaparsan, hep aynı sonuçları elde edersin
If you always do what you've always done, you will always get what you've always got expr. hep aynı şeyleri yaparsan, hep aynı sonuçları elde edersin
as you may recall expr. hatırlanacağı üzere
as you may recall expr. hatırlanacağı gibi
everything you can imagine is real expr. hayal edebileceğin her şey gerçektir
you do the crime you do the time expr. eden bulur
what you see is what you get expr. gördüğün elde ettiğindir
what strikes you expr. gözünüze (en çok) çarpan
may I present to you expr. huzurlarınızda
if you run low expr. elindekiler tükenirse
if you run low expr. elindekiler azalırsa
something you notice right away expr. hemen fark edeceğin bir şey
you are all set expr. hazırsın
I sense much fear in you (star wars - master yoda) expr. içinde çok fazla korku olduğunu seziyorum
thank you for your attention expr. ilginiz için teşekkürler
why thank you expr. iltifata karşılık daha sevecen bir teşekkür etme
the events you are about to see expr. izlemek üzere olduğunuz olaylar
there you are out expr. işte burada yanılıyorsun
what if I told you expr. ne söylesem
the more words you know the more you can say expr. ne kadar çok kelime bilirsen o kadar çok konuşursun
thank you for obeying our rules expr. kurallarımıza uyduğunuz için teşekkür ederiz
thank you for your kindness expr. nezaketiniz için teşekkür ederim
make it up as you go along expr. kervan yolda düzülür
there you are expr. ne yaparsın ki
now that you mention it expr. mademki söyledin
thank you for following our rules expr. kurallarımıza uyduğunuz için teşekkür ederiz
you make it sound like expr. öyle bir konuşuyorsun ki
I got to hand it to you expr. kabul etmek zorundayım ki
you seem out of sorts expr. keyifsiz görünüyorsun
how do I/we/you know that? expr. ne malum?
there you go expr. ne yaparsın ki
lucky you expr. ne mutlu sana
mind you expr. ne var ki
never forget where you came from expr. nereden geldiğini asla unutma
words can't describe how much I love you expr. kelimeler seni ne kadar sevdiğimi tarif edemez
words can't describe how much I love you expr. kelimeler seni ne kadar sevdiğimi tarif etmekte kifayetsiz kalır
be who you want to be expr. kim olmak istiyorsan o ol
it doesn't matter how far you go expr. ne kadar ileri gittiğinin önemi yok
what conclusions can you draw? expr. ne sonuçlar çıkarıyorsun?
till death do you part expr. ölüm sizi ayırana dek
you seem out of sorts expr. neşesiz görünüyorsun
what you plant now you will harvest later expr. ne ekersen onu biçersin
thank you for abiding by our rules expr. kurallarımıza uyduğunuz için teşekkür ederiz
you are what you listen to expr. ne dinliyorsan o'sun
place to see before you die expr. ölmeden önce görülmesi gereken yer
where you stand depends on where you sit expr. nerede durduğunuz nerede oturduğunuza bağlıdır
beware what you wish for expr. ne arzu ettiğine dikkat et
be careful what you wish for expr. ne arzu ettiğine dikkat et
you have every reason to be angry expr. kızmakta haklısın
do you copy? expr. onaylıyor musun?
you do the crime you do the time expr. ne ekersen onu biçersin
don't cry before you are hurt expr. ortada fol yok yumurta yokken telaş yapma
if you can't measure it expr. ölçemiyorsan yönetemezsin
you can't manage it expr. ölçemiyorsan yönetemezsin
now that you mention it expr. mademki buna değindin
as you noticed expr. sizin de farkettiğiniz gibi
wishing you a healthy and happy new year expr. sağlıklı ve mutlu bir yıl dileğiyle
in place of you expr. sizin yerinize
if you don't mind me saying expr. sormamda bir sakınca yoksa
someone like you expr. sana benzeyen biri
towards you expr. size doğru
i baptize you in the name of the father, and of the son and of the holy spirit expr. seni baba, oğul ve kutsal ruh adına vaftiz ediyorum
you snooze, you lose expr. sona kalan, dona kalır
if you don't mind me saying expr. söylememde bir sakınca yoksa
treat others as you would have them treat you expr. sana nasıl davranılmasını istiyorsan diğerlerine öyle davran
I would have known you know that expr. şunu bilmiş ol ki
happy new year to you too expr. size de mutlu yıllar
lucky for you expr. şükret ki
happy new year to you too expr. sana da mutlu yıllar
happy new year to you and your family expr. sana ve ailene mutlu yıllar
people like you expr. senin gibi insanlar
i am keeping my fingers crossed for you expr. senin için dua ediyorum
help us help you expr. size yardımcı olabilmemiz için bize yardım edin
let me assure you expr. seni temin ederim ki
you of course expr. sen tabii ki
instead of you expr. senin yerine
you only live once expr. sadece bir kere yaşarsın
I would have known you know that expr. şunu bilmelisin ki
if you don't mind me saying expr. sormamda sakınca yoksa
through you expr. şahsınızda
thank you for your patience expr. sabrınız için teşekkür ederiz
happy new year to you and your family expr. size ve ailenize mutlu yıllar
someone like you expr. senin gibi biri
towards you expr. sana doğru
hoping to hear from you soon expr. sizden en kısa sürede haber alabilmek dileğiyle
very you expr. sana uygun
hoping to hear from you soon expr. sizden en kısa sürede haber alabilmek umuduyla
happy new year to you and your family expr. sizin ve ailenizin yeni yılını kutlarım
it's so hard to leave you expr. senden ayrılmak o kadar zor ki
treat others as you would have them treat you expr. sana nasıl davranmalarını istiyorsan diğerlerine öyle davran
in place of you expr. senin yerine
If you lie down with the devil, you will wake up in hell expr. şeytanla sevişirsen cehennemde uyanırsın
redbull gives you wings expr. redbull kanatlandırır
all the better for seeing you expr. sizi gördüğüme sevindim
as you call it expr. senin deyiminle
you have every reason to be angry expr. sinirlenmekte haklısın
on account of you expr. sayenizde
what I understand from what you wrote expr. senin yazdıklarından anladığım
as you would appreciate expr. takdir edersiniz ki
hope to see you again expr. tekrar görüşmek üzere
that’s typical of you expr. tam senden beklenen şey!
below you can find our offer expr. teklifimizi aşağıda bulabilirsiniz
hope to see you again expr. tekrar görüşmek dileğiyle
below you can find our offer expr. teklifimiz aşağıda yer almaktadır
as you see expr. takdir edersiniz ki
don't promise what you can't deliver expr. tutamayacağın sözleri verme
very you expr. tam sana göre
that’s typical of you expr. yine yapacağını yaptın!
it is unfortunate that I must inform you expr. üzülerek belirtmek durumundayım ki
much to my regret i must inform you that expr. üzülerek belirtmek durumundayım ki
I am afraid I must inform you that expr. üzülerek belirtmek durumundayım ki
I hope this email finds you well expr. umarım bu e-posta size ulaştığında sağlık ve esenlik içindesinizdir
unfortunately i must inform you that expr. üzülerek belirtmek durumundayım ki
this is to inform you expr. (bu yazı) sizi bilgilendirmek için
i hope this email finds you well expr. umarım her şey yolundadır
this allows you to... expr. -e/'-a imkan verir
I hope this email finds you well expr. umarım iyisinizdir
you are what you eat expr. yediğin ne ise, sen osun
it is unfortunate that I have to inform you expr. üzülerek belirtmek durumundayım ki
how do you like that! expr. (şu) işe bak (sen)!
I am sorry to inform you that expr. üzülerek belirtmek durumundayım ki
dance with the one that brung you "seni bulunduğun yere getirenden vazgeçme
Proverb
either seem as you are or be as you seem expr. ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol
come, come whoever you are gel ne olursan ol gel
if you have a hammer, everything looks like a nail çekiç elindeyse her şey çivi olur
laugh and the world laughs with you, weep and you weep alone iyi günde herkes yanında olur, ama kötü günde yanında kimse kalmaz
you reap what you sow ektiğini biçersin
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın
never put off till tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı yoktur
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı olmaz
you are never too old to learn öğrenmek için hiçbir zaman geç değildir
you scratch my back and I scratch yours sen beni destekle ben de seni destekleyeyim
you scratch my back and I scratch yours sen bana yardım et ben de sana yardım edeyim
look before you leap yapmadan önce iyice düşün!
look before you leap bin düşün bir söyle
you can't keep a good woman down karakterli insan başarısız olmaz
you can't keep a good man down aklı başında adam yıkılmaz
you can't keep a good man down karakterli insan başarısız olmaz
if you lie down with dogs you will rise up with fleas üzüm üzüme baka baka kararır
bite the hand that feeds you besle kargayı oysun gözünü
you can catch more flies with honey than with vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you can catch more flies with honey than with vinegar çanakta balın olsun arı yemenden gelir
you cannot put new wine in old bottles eski köye yeni adet olmaz
you can lead a horse to water, but you can't make it drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
why buy a cow when you can get milk for free maşa varken elimi niye ateşe sokayım
why buy a cow when you can get milk for free nerede beleş oraya yerleş
why buy a cow when you can get milk for free bedava bulabiliyorsam neden para vereyim
you can't make bricks without straw gerekli malzeme olmadan bir iş yapılamaz
you can not teach an old dog a new trick kırk yıllık kani olur mu yani
you can not teach an old dog a new trick huylu huyundan vazgeçmez
you can not teach an old dog a new trick can çıkar huy çıkmaz
what you don't know won't hurt you bilmediklerin seni üzmez
what you don't know can't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
what you don't know won't hurt you bilmediğin şeyden sana zarar gelmez
what you don't know can't hurt you bilmediklerin seni üzmez
better the devil you know than the devil you don't know tanıdığın düşman tanımadığın dosttan yeğdir
if you run after two hares you will catch neither iki karpuz bir koltuğa sığmaz
if you run after two hares you will catch neither aynı anda iki şeyi birden yapmak için çabalarsan ikisinden de olursun
you must lose a fly to catch a trout kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez
never make a threat you cannot carry out asla yerine getiremeyeceğin bir tehdit savurma
what can you expect from a hog but a grunt? huylu huyundan vazgeçmez
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkar huy çıkmaz
you win some, you lose some her zaman başarılı olamazsın
thing you don't want is dear at any price ucuz etin yahnisi yavan olur
as you sow, so shall you reap insan ektiğini biçer
do good things and good things will happen to you iyilik yapan iyilik bulur
do good things and good things will happen to you iyilik yap iyilik bul
If you can't beat them, join them! eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl!
If you can't beat 'em, join 'em! eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl!
If you can't lick 'em, join 'em eğer onları yenemiyorsan o zaman onlara katıl
as you make your bed, so you must lie in it kendi düşen ağlamaz
as you make your bed, so you must lie on it kendi düşen ağlamaz
believe nothing of what you hear, and only half of what you see duyduğunun hiç birine, gördüğünün yarısına inan
you cannot make a silk purse out of a sow's ear eşeğin kulağını kesmekle küheylan olmaz
what can you expect from a hog but a grunt huylu huyundan vazgeçmez
you reap what you sow ne ekersen onu biçersin
if you play with fire, you get burned ateşle oynarsan yanarsın
If you don't make mistakes you don't make anything hata yapmıyorsan hiçbir şey yapmıyorsun demektir
If at first you don't succeed try try and try again (ilkinde başaramazsan) denemekten vazgeçme
If at first you don't succeed try try and try again pes etme
come again whoever you are ne olursan ol yine gel
you cannot make an omelet without breaking eggs (figüratif) bir şeyleri başarmak için birilerini incitmek/kırmak zorunda kalabilirsin
you cannot make an omelet without breaking eggs yumurtaları kırmadan omlet yapamazsın
you pays your money and you takes your chance (parayı verdin ama) artık ne çıkarsa bahtına
you pays your money and you takes your chances (parayı verdin ama) artık ne çıkarsa bahtına
if you want a thing done well do it yourself bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
if you want a thing done well do it yourself kendi ununu kendin öğüt
you can't make a silk purse out of a sow's ear eşeğin kulağını kesmekle küheylan olmaz
you cannot have your cake and eat it too hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
don't put off for tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
you can't tell a book by its cover kimseyi dış görünüşüne göre yargılama
fool me once, shame on you; fool me twice, shame on me beni bir kere aldatırsan sen utan, ikincide ben kanarsam ben utanayım
you cannot serve god and mammon hem tanrının hem de paranın emrinde olunamaz
you cannot lose what you never had sahip olmadığın şeyi kaybedemezsin
if you bow at all bow low bir işi yapıyorsan layıkıyla/tam yap
if you can't beat them, join them bükemediğin bileği öpeceksin
if you can't lick 'em, join 'em bükemediğin bileği öpeceksin
if you want peace, you must prepare for war eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan
if you want peace, prepare for war eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan
if you would be well served bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın
if you would be well served kendi ununu kendin öğüt
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı yok
you have to be cruel to be kind birinin iyiliği için onu şimdi üzecek bir şey söylemek
you have to be cruel to be kind dost acı söyler
you never know till you try denemedikçe bilemezsin
you never know till you try denemeden bilemezsin
you never know what you can do till you try denemedikçe bilemezsin
you never know what you can do till you try denemeden bilemezsin
a fall into a ditch makes you wiser yaptığın hata/yanlıştan ders alarak bir daha tekrar etmezsin
more you get, the more you want hep daha fazlasını istersin
you can't teach an old dog new tricks eski köye yeni adet getiremezsin
you can't teach an old dog new tricks huylu huyundan vazgeçmez
you cannot teach an old dog new tricks huylu huyundan vazgeçmez
you cannot teach an old dog new tricks eski köye yeni adet getiremezsin
you can't teach an old dog new tricks yaşlı köpeğe yeni numara öğretemezsin
don't halloo till you are out of the wood daha paçayı kurtarmadan o kadar sevinme
never halloo till you are out of the woods daha paçayı kurtarmadan o kadar sevinme
you can't take it with you when you die dünya malı dünyada kalır
you get what you pay for ne kadar ekmek o kadar köfte
you get what you pay for ne kadar köfte o kadar ekmek
if you lie down with dogs you will rise up with fleas körle yatan şaşı kalkar
you have to eat a peck of dirt before you die (üzülme/dert etme) herkes payına düşeni yaşar/herkes sıkıntı yaşar
what you sow is what you reap ne ekersen onu biçersin
what you sow is what you reap insan ektiğini biçer
you sleep in the bed you make kendi düşen ağlamaz
thing you don't want is dear at any price bir şey sadece fiyatı ucuz olduğu için alınmaz
you can't hide the truth güneş balçıkla sıvanmaz
if you would be well served, serve yourself işinin iyi görülmesini istiyorsan, kendi işini kendin gör
whether a thing is worth doing or not really depends on how you look at it bir şeyin yapmaya değer olup olmadığı ona nasıl baktığına bağlıdır
think twice before you speak once iki düşün, bir konuş
think twice before you speak once iki düşün, bir söyle
you can take a horse to water but you can't make him drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
you can lead a horse to water but you can't make it drink zorla güzellik olmaz
you can take a horse to water but you can't make him drink zorla güzellik olmaz
you can't make an omelette without breaking eggs (figüratif) bir şeyleri başarmak için birilerini incitmek/kırmak zorunda kalabilirsin
you can't make an omelette without breaking eggs yumurtaları kırmadan omlet yapamazsın
you cannot make bricks without straw gerekli malzeme olmadan bir iş yapılamaz
ıf you have it flaunt it mütevazı olma gerçek sanırlar
what doesn't kill you makes you stronger seni öldürmeyen şey, güçlendirir
When you lie down with dogs you get fleas körle yatan şaşı kalkar
the truth shall set you free gerçek seni özgür kılar
you must lose a fly to catch a trout kaz gelen yerden tavuk esirgenmez
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkmadıkça huy çıkmaz
do unto others as you would have them do unto you başkalarına sana davranılmasını istediğin gibi davran
if you fly with the crows, you get shot with the crows kargayla uçan mezara, kartalla uçan saraya gider
if you fly with the crows, you get shot with the crows kargayla uçan leşe, şahinle uçan ete konar
tell me who you go with and I'll tell you who you are bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim
do unto others as you would they should do unto you sana yapılmasını istmediğini, bir başkasına yapma
believe you can and you're halfway there inanmak başarmanın yarısıdır
you never step into the same river twice aynı nehirde iki kez yıkanılmaz
you can not teach an old dog new tricks ağaç yaşken eğilir
laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone gülersen herkes seninle güler, ağlarsan yalnız ağlarsın
if you buy cheaply, you pay dearly ucuz etin yahnisi yavan olur
you can put lipstick on a pig, but it's still a pig eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir
do unto others as you would have them do unto you sana yapılmasını istemediğini, bir başkasına yapma
you made your bed kendi düşen ağlamaz
your mother alone will be wail on you ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar
If you don't make mistakes you don't make anything eğer hata yapmıyorsan hiçbir şey de yapmıyorsundur
keep your shop and your shop will keep you bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur
Colloquial
know what you are doing f. ne yaptığını bilmek
jokes on you f. şaka yaparken şakalanmak
all you need is to want it f. tek yapmanız gereken onu istemek
more fool you! i. aptallığın/salaklığın daniskası
here you go i. al bakayım
in case you change your mind i. fikrini değiştirme ihtimaline karşılık
since you have been gone i. gittiğinden beri
since you went i. gittiğinden beri
hey you by the car ünl. hey sen arabanın yanındaki
look behind you! expr. arkana bak!
mom will murder you if she finds out you broke her antique vase expr. antika vazosunu kırdığını anlarsa annem seni paramparça eder
mom will kill you if she finds out you broke her antique vase expr. antika vazosunu kırdığını anlarsa annem seni paramparça eder
mom will kill you if she finds out you broke her antique vase expr. antika vazosunu kırdığını anlarsa annem seni öldürür
mom will murder you if she finds out you broke her antique vase expr. antika vazosunu kırdığını anlarsa annem seni öldürür
you sold it to me expr. aklıma sen soktun
have you lost your marbles? expr. aklını mı kaçırdın?
here you go expr. al bakalım
here you are expr. al işte
but you first expr. ama önce sen
can't you dig it? expr. anlamıyor musun?
now you are gone expr. artık yoksun
you can whistle for it! expr. avucunu yalarsın!
admitting you have a problem is the first step expr. bir problemin olduğunu kabullenmek ilk adımdır
here you are expr. buyur bakalım
to what do you owe your success? expr. başarınızı neye borçlusunuz?
admitting you have a problem is the first step expr. bir sorunun olduğunu kabullenmek ilk adımdır
why'd you call so early? expr. böyle erkenden aramanın nedeni ne?
a few of us would like to take you to dinner expr. birkaçımız sizi yemeğe çıkarmak istiyoruz
so cold you could hang meat expr. buz gibi
now that you mention it expr. bahsetmişken
before you can say knife expr. birden
haven't you made enough mistakes for one day? expr. bir günde yeterince hata yapmadın mı?
more than you know expr. bildiğinden daha fazla
here you are expr. buyur
where'd you get this music? expr. bu müziği nereden buldun?
here you are expr. bu kadar
betcha (bet you) expr. bahse girerim
why did you block me? expr. beni niye engelledin?
why did you block me? expr. beni niye blokladın?
why did you block me? expr. beni neden blokladın?
why did you block me? expr. beni neden engelledin?
why did you block me? expr. beni niçin blokladın?
why did you block me? expr. beni niçin engelledin?
you are toast! expr. bittin!
you are dead to me expr. benim için bir şey ifade etmiyorsun
here you go expr. bak işte oldu
little do you know? expr. biraz olsun haberin var mı?
little do you know? expr. biraz olsun biliyor musun?
just you wait! expr. bekle/dur bak ne olacak!
thank you for a lovely evening expr. bu güzel akşam için teşekkür ederim
now you are talking! expr. bana bunlarla gel!
mess with a bull you get the horns expr. boğaya bulaşırsan boynuzu yersin
if you can't stand the heat get out of the kitchen! expr. beceremiyorsan, bırak!
betcha (bet you) expr. bahse girerim
here you go expr. bak işte yaptın
find it if you can expr. bul bulabilirsen
betcha (bet you) expr. bahse girerim ki
you are dead to me expr. benim için ölüsün
fits you perfect expr. çok yakışmış
nuts to you! expr. defol!
pull as hard as you possibly can expr. çekebildiğin kadar kuvvetli bir şekilde çek
just like you said expr. dediğin gibi
here you are expr. demedim mi
I'm mad about you expr. deliyim sana
anything you want to name expr. daha başka aklınıza ne gelirse
wishing you a happy birthday expr. doğum günün kutlu olsun
quicker than you can say jack robinson expr. çabucak
now that you mention it expr. değinmişken
glad you could stop by expr. gelebilmene sevindik
can't you see expr. görmüyor musun
here you are expr. gördün mü
good to see you smiling expr. gülümsediğini görmek güzel
glad you could stop by expr. geldiğine sevindim
before you can say knife expr. fırsat bulmadan
in case you have noticed expr. fark ettiysen
wish you all the best expr. herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle
glad you could stop by expr. gelebilmene sevindim
quicker than you can say Jack Robinson expr. göz açıp kapayıncaya kadar
come on I'll buy you breakfast expr. gel sana kahvaltı ısmarlayayım
wish you all the best expr. en iyi dileklerimle
haven't you ever felt like you were different? expr. hiç kendini farklı hissettiğin olmadı mı?
not if I see you first expr. eğer daha önce ben seni görmezsem
quicker than you can say Jack Robinson expr. hızla
in case you haven't noticed expr. fark etmediysen
off you go! expr. hadi git artık!
for once in your life you listen to your father expr. hayatında bir kez olsun babanı dinle
but you did not say so the last time we talked expr. en son konuştuğumuzda öyle demiyordun ama
while you are at it expr. hazır oradayken
come on you can do it expr. haydi bunu yapabilirsin
in case you change your mind expr. fikrinizi değiştirmeniz halinde
you are toast! expr. hapı yuttun!
I'm mad about you expr. hastayım sana
glad you could stop by expr. geldiğin için teşekkür ederiz
give me all you got expr. göster bakalım marifetini
just you wait! expr. hele bir dur sen!
don’t let the door hit you on the way out expr. hiç durma! ne bekliyorsun?
glad you could stop by expr. geldiğine sevindik
would give you the shirt off their back expr. giymez giydirir
can't you see that? expr. görmüyor musun?
show me all you got expr. göster bakalım marifetini
nice place you have here expr. evin çok güzelmiş
while you are at it expr. hazır elin değmişken
in case you change your mind expr. fikrini değiştirebileceğini düşünerek
get away with you! expr. hadi be ordan!