CAN - Turco Inglés Diccionario

CAN

Significados de "CAN" en diccionario turco inglés : 70 resultado(s)

Inglés Turco
General
can n. hapishane
can n. hela
can n. kıç
can n. teneke
can n. konserve kutusu
can n. teneke kutu
can n. teneke kutudaki içecek
can n. bidon
can n. kutu
can n. kılıf
can n. konserve kabı
can n. konserve tenekesi
can n. bir kutu dolusu (miktar)
can n. yuvarlak tabanlı, konik tepeli şamandıra
can n. maşrapa
can n. tas
can n. teneke kap
can n. konserve kap
can v. kovmak
can v. konserve yapmak
can v. olabilmek
can v. konservelemek
can v. konservesini yapmak
can v. -abilmek
can v. -ebilir
can v. -abilir
can v. edebilmek
can v. -ebilmek
can v. yapabilmek
can v. abilmek/ebilmek
can v. abilir/ebilir
can v. izni olmak
Colloquial
can v. işten atmak
can v. kasede kaydetmek
can v. sepetlemek
can v. (ses ya da görüntü) kayıt yapmak
can v. uzaklaştırmak (okul vb)
Technical
can n. buat
can n. kova
can n. kutu
can n. nükleer yakıt kabı
can v. bir teneke kutuya koymak
Automotive
can n. kutu
can n. nitrometan
can n. susturucu
Food Engineering
can n. metal kutu
Gastronomy
can n. kutu konserve
Military
can n. destroyer
can n. sualtı bombası
Cinema
can n. makara kutusu
can n. madeni kutu
Slang
can n. hela taşı
can n. klozet
can n. kıç
can n. kodes
can n. memişhane
can n. popo
can n. tuvalet
can n. yüznumara
can n. baş
can n. kafa
can n. araba
can n. otomobil
can n. meme
can n. bir esrar ölçme/tartma birimi
can v. kutu tutarak derneğe ya da kulübe vs. bağış istemek
can v. durdurmak
can v. susturmak
can v. kesmek (son vermek)
can v. işine son vermek

Significados de "CAN" en diccionario inglés turco : 36 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
çan bell n.
can spirit n.
can life n.
General
can psyche n.
can vitality n.
can pneuma n.
can life n.
can energy n.
can friend n.
çan knocker n.
can spiritus n.
can lifeblood n.
can darling n.
can zeal n.
can person n.
can brother n.
can heart n.
can esprit n.
çan gong n.
can spirit n.
çan tintinabulum n.
çan bell end n.
can soul n.
çan campane n.
çan campana n.
can acushla [ireland] n.
can breath n.
can lethee n.
can dote [ireland] n.
can spiracle [obsolete] n.
can beloved adj.
Colloquial
can chou expr.
Technical
çan bell n.
Furniture
çan dingdong n.
çan ding-dong n.
Social Sciences
can spiration [obsolete] n.

Significados de "CAN" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
garbage can n. çöp tenekesi
trash can n. çöp tenekesi
General
sprinkling can n. süzgeçli kova
beer can n. bira kutusu
the only thing we can say n. söylenecek tek şey
watering can n. bahçıvan kovası
garbage can n. çöp kutusu
kerosene can n. gaz tenekesi
can can n. kan kan dansı
the only thing we can say n. söyleyebileceğimiz tek şey
place where labourers can be hired n. ırgat pazarı
tin can n. teneke kutu
milk can n. süt kabı
knot that can't be untied n. kördüğüm
a can of worms n. çözümlenmesi güç bir problem
ash can n. küllük
ash can n. çöp tenekesi
a can of worms n. içinden çıkılması zor durum
jerry can n. bidon
coffee can n. kahve kutusu
can buoy n. şamandıra
gasoline can n. benzin bidonu
money can't buy everything n. para herşeyi satın alamaz
ash can n. kül tenekesi
petrol can n. benzin bidonu
catch-as-catch-can n. serbest güreş
can poisoning n. konserve zehirlenmesi
trash can n. çöp kutusu
can liner n. çöp poşeti
can liner n. çöp torbası
jerry can n. benzin bidonu
tin can n. konserve kutusu
beverage can n. içecek tenekesi
beverage can n. içecek kutusu
coffee can n. kahve kavanozu
a can of coke n. bir kutu/teneke kola
can light n. gömme ışık
gas can n. benzin bidonu
can beer n. teneke bira
can beer n. kutu bira
can opener n. teneke açacağı
watering can n. çiçek sulama kabı
watering can n. bitkileri sulamak için kullanılan süzgeçli su kabı
paint can n. boya tenekesi
paint can n. boya kovası
paint can n. boya kutusu
tip the can n. bir çocuk oyunu
kick the can n. bir çocuk oyunu
spray can n. sprey tenekesi
spray can n. sprey teneke kutu
spray can n. teneke sprey
a can–do attitude n. bir işi yapmak için gösterilen gayret
a can–do attitude n. bir işi yapmak için gereken heves
can lid n. konserve kapağı
kick the can n. teneke tekmelemece
can-can-boot n. pop pop tekne
can-can-boot n. bir tür oyuncak tekne
soda can n. meşrubat tenekesi
soda can n. meşrubat kutusu
aerosol can n. aerosol kabı
aerosol can n. sprey tüpü
can opener n. bir bacağı göğse doğru çekip diğer bacağı uzatıp bedeni hafifçe geriye yaslayarak yapılan bir su atlayışı
can-can n. kan kan dansı
can opener n. suya dizlerden birini karına doğru çekerek atlama
can-can n. 19. yüzyılda fransa'da ortaya çıkmış hareketli bir dans
can-opener n. teneke açacağı
kicking the can n. erkek çocuklarının okul bahçesinde oynadığı bir tür saklambaç oyunu
cup and can n. yakın arkadaşlar
prince albert can n. prince albert tütünü konan metal kutu
prince albert can n. prince albert kutusu
shit-can n. tuvalet
shit-can n. hela
a can of soda n. bir teneke gazoz
a can of soda n. bir kutu gazoz
can't find a solution v. işin içinden çıkamamak
can not escape from death v. ölümden kaçamamak
can not stand v. dayanamamak
can't help v. elinde olmamak
have friends who can pull strings v. torpili olmak
can't put a foot wrong v. burnundan kıl aldırmamak
can not v. edememek
can't keep one's eyes off someone v. bakmaya doyamamak
can't cut the mustard v. en kolay işi bile becerememek
do all one can do v. elinden geleni yapmak
do the best one can do v. elinden geleni yapmak
can't pass v. geçememek
can not believe v. inanamamak
can't keep one's eyes off somebody/something v. gözünü alamamak
can't sleep v. uyuyamamak
can not walk v. yürüyememek
can't get one's head round something v. kabullenememek
can't get one's head round something v. anlayamamak
can hardly wait v. bekleyememek
can't keep one's eyes off somebody/something v. gözlerini alamamak
can not drive v. araba sürememek
can not concentrate v. konsantre olamamak
can not concentrate v. odaklanamamak
can not focus v. odaklanamamak
can not get along with the people around v. çevresi ile geçinememek
be so affected by something that one can't think of anything else v. dünyayı gözü görmemek
open a can v. konserve açmak
be so few one can count them on the fingers of one hand v. parmakla gösterilmek
can not establish empathy v. empati kuramamak
can not develop empathy v. empati kuramamak
can't help v. kendini ... yapmaktan alamamak
can't see the woods for the trees v. ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak görememek
despite all efforts can not be saved v. tüm çabalara rağmen kurtarılamamak
can not even imagine v. rüyasında bile görememek
can not go beyond a certain point v. belli bir noktadan öteye gidememek
can not swim v. yüzememek
can not believe what one hear v. kulaklarına inanamamak
can not believe what one hear v. kulaklarına inanmamak
can't wait v. sabırsızlanmak
can not run v. koşamamak
can't complete v. (işi/ödevi vb) yetiştirememek
can't finish v. (işi/ödevi vb) yetiştirememek
can not understand v. idrak edememek
can not comprehend v. idrak edememek
can't stand the smell v. kokuya tahammül edememek
can't escape the wrath of v. hışmından kurtulamamak
can’t forget its taste v. tadı damağında kalmak
eat out of the can v. konserveden yemek
can’t stand to be apart v. ayrı kalmaya dayanamamak
can't help but to look v. kendini bakmaktan alamamak
can't help but to look v. kendini bakmaktan alıkoyamamak
can't keep up with the times v. zamanın gerisinde kalmak
can't bring oneself to accuse someone v. birini suçlamaya içi el vermemek
can't wait for something v. sabırsızlanmak
can't wait for something v. dayanamamak
can't help but think v. düşünmeden edememek
can't help thinking v. düşünmeden edememek
can't stand v. tahammül edememek
can't manage without someone v. (birisi) olmadan yapamamak/idare edememek
can't go on v. devam edememek
can't afford v. (maddi) gücü yetmemek
can't afford v. yeterince parası olmamak
can't afford v. karşılayamamak
can't stand the sight of blood v. kan görmeye dayanamamak
can't see ahead of something v. bir şeyin önünü görememek
can't see beyond the road v. yolun ötesini görememek
can't open one's eyes v. gözlerini açamamak
can't restrain one's curiosity v. merakını yenememek
can't stand v. dayanamamak
can't pronounce their r's v. r'leri söyleyememek
can't say her r's v. r'leri söyleyememek
can't pronounce her r's v. r'leri söyleyememek
can't say his r's v. r'leri söyleyememek
can't stand v. katlanamamak
can't control your bowels v. kakasını tutamamak
can't hold in your stool v. dışkısını tutamamak