fakat - Turco Inglés Diccionario

fakat

Significados de "fakat" en diccionario inglés turco : 20 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
fakat but conj.
It has an arrangement to cooperate with Eurostat, but the potential of this is not being adequately exploited.
Eurostat ile bir işbirliği anlaşması yapmıştır, fakat potansiyeli tam olarak kullanılmamaktadır.

More Sentences
General
fakat yet adv.
Human beings have a right to learn, yet this freedom is limited in the major universities of the Western world.
İnsanlar öğrenme hakkına sahipler fakat bu hürriyet batı dünyasının üniversiteleriyle sınırlandırılmaktadır.

More Sentences
fakat however adv.
However, the European Union is concerned at the implications for democratic pluralism and freedom of expression.
Fakat, Avrupa Birliği, bu kararın, demokratik çoğulculuk ve ifade özgürlüğüne ilişkin sonuçlarından endişelidir.

More Sentences
fakat but conj.
It has an arrangement to cooperate with Eurostat, but the potential of this is not being adequately exploited.
Eurostat ile bir işbirliği anlaşması yapmıştır, fakat potansiyeli tam olarak kullanılmamaktadır.

More Sentences
fakat and conj.
And yet this is not the only recent transformation of French country life.
Fakat bu Fransa kırsal hayatındaki yakın zamanda yaşanan tek değişim değil.

More Sentences
fakat though adv.
fakat nonetheless adv.
fakat nevertheless adv.
fakat except that conj.
fakat albeit conj.
fakat only conj.
fakat albe conj.
fakat bit [scotland] conj.
fakat save conj.
fakat still conj.
fakat other than conj.
Idioms
fakat autem expr.
Speaking
fakat howeer adv.
fakat howe'er adv.
Archaic
fakat howsoever adv.

Significados de "fakat" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
iyi niyetli fakat başarısız toplumsal reformcu dogooder n.
belki doğru olmayan fakat elverişli bir çareye başvurma expedience n.
resmen kabul edilmemiş fakat fiilen olmuş bir şey virtual n.
güzel fakat değersiz şey bauble n.
bir hizmetin istendiği fakat henüz onaylanmadığı durum request n.
kısa fakat önemli bir haber flash n.
gösterişli fakat kullanışsız şey bauble n.
vaktiyle işe yarayan fakat şimdi dert olan bir şey white elephant n.
güzel fakat değersiz nesne bauble n.
gösterişli fakat kullanışsız bauble n.
güzel fakat aptal kadın doll n.
iyi niyetli fakat başarısız toplumsal reformcu do-gooder n.
hakkında az bilinen fakat beklenmedik bir şekilde başarılı olan ya da olma ihtimali bulunan siyasi lider dark horse n.
amatör olarak sınıflandırılan fakat profesyonel sporcular gibi davranan ya da spordan para kazanan sporcu shamateur n.
laf arasında söylenen fakat duyan kişi üzerinde beklenmeyen etki yapan bir söz chance remark n.
iyi niyetli fakat hakaret içeren söylem microaggression n.
katolik okullarında görev yapan, inançlı fakat rahibeler gibi dini kurumlara ve evlenmeme kuralı gibi kurallara bağlı olmayan kiliseye mensup öğretmen lay teacher n.
direktuvar sistemini yok etmek ve komünist düzeni kurmak için komplo düzenleyen fakat başarısız olan fransız politik provokatör babeuf n.
gösterişli fakat içeriği zayıf makale toy n.
güzel fakat değersiz şey trinkum n.
önemsiz fakat çekici olan şey embroidery n.
uzun fakat anlamsız konuşma macrology n.
şiddetli fakat geçici sevda mash n.
(malezya'da) modern ilaçların yanında geleneksel otların da satıldığı fakat reçete edilmiş ilaçların tedarik edilemediği çin menşeli eczane medicine shop n.
kısa fakat tanımlanmamış zaman dilimi minute n.
belirsiz fakat çok yüksek miktar hundred n.
sözde verilen fakat samimi olmayan paye mouth honor n.
kısa süreli fakat kapsamlı çalışma once-over n.
(abd'nin bazı güney eyaletlerinde) içki satılan fakat müessese dahilinde tüketilemeyen dükkan dispensary n.
(abd'nin bazı güney eyaletlerinde) içki satılan fakat müessese dahilinde tüketilemeyen dükkan işletmecisi dispenser n.
onaylanmış tedarik hedefini ve ekonomik maksatla alıkonma stokunu aşan fakat bazı acil durumlarda kullanılmak üzere elde tutulan malzemeler contingency retention stock n.
hacimli fakat hafif kağıt feather weight n.
tank gibi (ağır fakat hızlı) hareket etmek tank v.
hoş fakat aldatıcı smooth adj.
öfke dolu fakat sessiz sullen adj.
hoş fakat aldatıcı suave adj.
daha önce başka birinin sahip olduğu fakat halen iyi durumda olan ürün nearly-new adj.
(cinsel ilişkide) kısa fakat tutkulu zipless adj.
bir olay veya durumun dolaylı fakat kaçınılmaz sonucu olan knock-on adj.
düşük fakat stabil büyüme hızına sahip mature adj.
cesur fakat umutsuz heroic adj.
sesler çıkarabilen fakat konuşamayan deaf without speech adj.
gösterişli fakat sahte flash adj.
dolaylı fakat kaçınılmaz netice olan flow-on [australia/new zealand] adj.
hissedilen fakat kuru termometrede görünmeyen sensile adj.
hafif fakat cezbedici bir ışıltısı olan shimmering adj.
hoş fakat aldatıcı soapy adj.
pisagor felsefesine göre gök cisimlerinin çıkardığı fakat insanların işitemediği müzik seslerini andıran sphery adj.
(pisagor felsefesine göre) gök cisimlerinin çıkardığı fakat insanların işitemediği müzik seslerine ait veya ilişkili sphery adj.
yeniden fakat değişik bir şekilde anew adv.
fakat aynı zamanda but at the same time adv.
fakat zaten but then adv.
fakat öte yandan but then adv.
fakat öte taraftan but then adv.
ve fakat not but what conj.
Phrasals
(bilgisayar programcılığında) bir koddan bir unsuru çıkarıp yerine zararsız fakat gereksiz bir bilgi koymak dummy out v.
Phrases
kısa fakat kapsamlı özet tour d'horizon [french] n.
fakat iyi tarafından bakarsak but on the bright side expr.
o benim hayallerime güler fakat ben onun gülüşünü hayal ederim she laughs at my dreams, but I dream about her laughter expr.
kısmen doğru fakat that is partly true but expr.
fakat artık öyle değil but not any longer expr.
doğru olabilir fakat it may be right, but expr.
doğru olabilir fakat it might be right, but expr.
denizi öv, fakat sahilde kal danger is next neighbor to security expr.
bir şey yapmak bana düşmez, fakat ... far be it from me to do something, but... expr.
bir şey yapmak benim üstüme vazife değil, fakat … far be it from me to do something, but... expr.
bir şey yapmak bana uygun değil, fakat ... far be it from me to do something, but... expr.
bir şey yapmak benim işim değil, fakat ... far be it from me to do something, but... expr.
bir şey yapmak bana göre değil, fakat ... far be it from me to do something, but... expr.
Colloquial
apandisin aralıklı ağrıya sebep olduğu fakat henüz iltihaplanmadığı durum grumbling appendix n.
iyi niyetli fakat maksadını aşan well intended but excessive adj.
çekici fakat değişik weird and wonderful adj.
fakat yine de but still expr.
fakat eğer but if expr.
hiç kimse mükemmel değildir, fakat ben öyleyim nobody is perfect but I am expr.
fakat ağlayamadı but he couldn't cry expr.
fakat sonradan (anladım ki) only to (do something) expr.
(fakat) ne var ki (but) still and all expr.
(fakat) buna rağmen (but) still and all expr.
(fakat) gel gör ki (but) still and all expr.
1994-2011 arasında abd'de yürürlükte olan ve eşcinsellerin orduda görev almalarını yasaklayan fakat cinsel yönelimini gizli tutanlara karşı da ayrımcılığı önleyen bir kanun don't ask, don't tell, don't harass, don't pursue expr.
fakat eğer but and if expr.
Idioms
izlenen fakat durdurulamayan felaket slow motion train wreck n.
kadının sahip olduğu fakat o yaşadığı sürece kocası tarafından idare edilen mal mülk apron-string hold n.
kadının sahip olduğu fakat o yaşadığı sürece kocası tarafından idare edilen mal mülk apron-string tenure n.
memnun olunmayan/hoşlanılmayan fakat finansal getirisi iyi olduğu için vazgeçilmek istenmeyen durum golden handcuffs n.
her işi beceren fakat hiçbirinde uzman olmayan kadın a jill of all trades is a master of none n.
devlet başkanının resmi olmayan fakat çok etkili olduğu düşünülen danışman grubu kitchen cabinet n.
çalışan anneler için çizilmiş esnek saatler gibi faydaları olan fakat onlara yükselmek için çok az olanak tanıyan bir kariyer planı mommy track n.
anneler için esnek saatler gibi faydaları olan fakat onlara yükselmek için çok az olanak tanıyan bir çalışma planı mommy track n.
tıbbi bir özelliği olmayan fakat öyleymiş gibi verilen hap sugar pill n.
eski fakat hala değerini koruyan şey oldie but goodie n.
artık çalışmayan fakat meslekte bilgisine/deneyimine başvurulan kimse elder statesman n.
protestanlık öğretilerini yerine getiren fakat giderek daha politikleştirilmesi ve daha fazla muhafazakarlıkla ilişkilendirilmesi sebebiyle protestan olarak anılmaktan kaçınan kimse exvangelical n.
yaşlı fakat cana yakın, güvenilir, yardımsever kimse oldie but goodie n.
eski fakat hala değerini koruyan şey an oldie but (a) goodie n.
yaşlı fakat cana yakın, güvenilir, yardımsever kimse an oldie but (a) goodie n.
genel olarak kötü fakat bazı iyi tarafları da olan durum horse and rabbit stew n.
istenmeyen fakat yararlı tarafları da olan durum horse and rabbit stew n.
ideal fakat uygulanabilir/gerçekleştirilebilir olmayan tavsiye a counsel of perfection n.
insan yaşamını ileri götüreceği düşünülen fakat genellikle yeni problemlere yol açan değişen/yeni dünya/toplum düzeni a brave new world n.
kısa fakat yoğun bir deneyim short, sharp shock n.
çok para harcanan fakat bir işe yaramayan şey, bina, proje a white elephant n.
elinden her iş gelen fakat hiç birinde uzman olamayan kimse jack of all trades, master of none n.
memnun olunmayan/hoşlanılmayan fakat finansal getirisi iyi olduğu için vazgeçilmek istenmeyen durum velvet handcuffs n.
ateşi harsız fakat canlı tutmak için kömür veya közleri külle kaplamak bank a fire v.
hala ayakta fakat işe yaramaz olmak be dead on (one's) feet v.
birbirinden farklı fakat birbirini tamamlayan parçaları (kıyafet, eşya) seçip bir araya getirerek uyumlu/düzenli bir takım oluşturmak mix and match v.
farklı görünen fakat aslında birbiriyle ilişkili iki şey olmak be different sides of the same coin v.
kısa fakat yeterli olmak be short and sweet v.
benzer fakat daha az popüler/iyi a poor relation (of) adj.
benzer fakat o kadar iyi değil a poor relation (of) adj.
son fakat aynı derecede önemli last but not least expr.
elinden her iş gelen fakat hiç birinde uzman olamayan kimse jack of all trades but master of none expr.
ucuz fakat sevimli/hoş cheap and cheerful expr.
elinden her iş gelen fakat hiç birinde uzman olamayan kimse jack of all trades is a master of none expr.
sonuncu, fakat bir o kadar da önemli last but not least expr.
geçmişte iyi şeylerin yaşandığını fakat gelecekte çok daha da iyi şeylerin yaşanacağını belirten ifade the best is yet to be expr.
geçmişte iyi şeylerin yaşandığını fakat gelecekte çok daha da iyi şeylerin yaşanacağını belirten ifade the best is yet to come expr.
iyi hoş fakat yeterli değil all well and good expr.
(biri) başkalarına hakaretini/öfkesini/eleştirilerini kusar, fakat aynısı kendine yapılınca kaldıramaz (one) can dish it out, but (one) can't take it expr.
(biri) karşısındakine her türlü hakareti/eleştiriyi yapar, fakat kendisine yapılınca hoşuna gitmez (one) can dish it out, but (one) can't take it expr.
(biri) karşısındakine her şeyi söyler, fakat kendine gelince kaldıramaz (one) can dish it out, but (one) can't take it expr.
kısa fakat yeterli short but sweet expr.
silik (fakat gerekli) under erasure expr.
Speaking
gelmeyi çok isterdim, fakat I would really like to come, but expr.
olması ihtimal dahilinde fakat beklenmiyor possible, but not likely expr.
çok isterdim fakat yapamam I would love to but I can't expr.
fakat hepsi bu kadar değil but that's not all expr.
Trade/Economic
halka açık olmayan fakat şirket sırlarına ulaşabilen personelin o şirket hakkında bildikleri bilgiler insider information n.
istikrarlı fakat ayarlanabilir döviz kuru stable but adjustable exchange rate n.
fakat faizi kullanılan fon endowment fund n.
özel mülkiyete dayalı fakat kamu sektörünün temel rol oynadığı bir ekonomik sistem advanced capitalism n.
tahakkuk etmiş fakat ödenmemiş borç accrued liability n.
aralarındaki gümrükleri kaldıran fakat dışa karşı ortak tarifeyi öngörmeyen bir iktisadi birleşme hareketi european free trade association n.
yazılı fakat noterden onaylı olmayan sözleşme simple contract n.
az sayıda mal çeşidi bulunduran fakat düşük fiyatlara önem veren bir tür perakende satış kuruluşu category killer store n.
oy hakkı olmayan fakat kardan fazla pay alan hisse preferred stock n.
istekli bir alıcı ile ilgisiz fakat istekli bir satıcının serbest bir biçimde alım satım işlemi konusunda anlaşmaya varabilecekleri fiyat arm's-length price n.
bir şirket tarafından tamamı ödenmiş gibi çıkarılan fakat aslında tamamen ödenmemiş olan hisse senedi watered stock n.
ana parası aynen korunan fakat faizi kullanılan fon endowment fund n.
fon tahsis edilen fakat acil durum operasyonu nedeniyle yükümlü olunmayacak maliyetler offset costs n.
tahakkuk etmiş fakat ödenmemiş olan withholding adj.
bedelsizdir fakat değer gümrük içindir free of charge, value for custom purposes only expr.
Law
bir ilanın dizilmesi fakat ikinci bir emre kadar yayınlanmaması konusunda gazete veya dergi yönetimine verilen talimat wait-order n.
bir işlemde adı geçen fakat başka bir gizli şahıs veya kurum adına hareket eden paravan kişi nominee n.
ciddi şekilde yaralanma veya ölüme sebep olan fakat ihmal, haksız amaç veya yasadışı fiil içermeyen kaza misadventure n.
bir işlemde adı geçen fakat başka bir gizli şahıs veya kurum adına hareket eden nominee adj.
Politics
abd'de yeni dönem tekrar seçilmemiş fakat kısa bir süre daha çalışan senato veya kongre üyesi lame duck n.
seçimde yer alan fakat iktidarda olmayan aday veya parti nonincumbent n.