|
Categoría |
Turco |
Inglés |
|
| Common Usage |
|
| 1 |
Common Usage |
fakat |
but conj. |
|
It has an arrangement to cooperate with Eurostat, but the potential of this is not being adequately exploited.
Eurostat ile bir işbirliği anlaşması yapmıştır, fakat potansiyeli tam olarak kullanılmamaktadır.
More Sentences
|
| General |
|
| 2 |
General |
fakat |
yet adv. |
|
Human beings have a right to learn, yet this freedom is limited in the major universities of the Western world.
İnsanlar öğrenme hakkına sahipler fakat bu hürriyet batı dünyasının üniversiteleriyle sınırlandırılmaktadır.
More Sentences
|
| 3 |
General |
fakat |
however adv. |
|
However, the European Union is concerned at the implications for democratic pluralism and freedom of expression.
Fakat, Avrupa Birliği, bu kararın, demokratik çoğulculuk ve ifade özgürlüğüne ilişkin sonuçlarından endişelidir.
More Sentences
|
| 4 |
General |
fakat |
but conj. |
|
It has an arrangement to cooperate with Eurostat, but the potential of this is not being adequately exploited.
Eurostat ile bir işbirliği anlaşması yapmıştır, fakat potansiyeli tam olarak kullanılmamaktadır.
More Sentences
|
| 5 |
General |
fakat |
and conj. |
|
And yet this is not the only recent transformation of French country life.
Fakat bu Fransa kırsal hayatındaki yakın zamanda yaşanan tek değişim değil.
More Sentences
|
|
|
| 6 |
General |
fakat |
though adv. |
|
| 7 |
General |
fakat |
nonetheless adv. |
|
| 8 |
General |
fakat |
nevertheless adv. |
|
| 9 |
General |
fakat |
except that conj. |
|
| 10 |
General |
fakat |
albeit conj. |
|
|
|
| 11 |
General |
fakat |
only conj. |
|
| 12 |
General |
fakat |
albe conj. |
|
| 13 |
General |
fakat |
bit [scotland] conj. |
|
| 14 |
General |
fakat |
save conj. |
|
| 15 |
General |
fakat |
still conj. |
|
| 16 |
General |
fakat |
other than conj. |
|
| Idioms |
|
| 17 |
Idioms |
fakat |
autem expr. |
|
| Speaking |
|
| 18 |
Speaking |
fakat |
howeer adv. |
|
| 19 |
Speaking |
fakat |
howe'er adv. |
|
| Archaic |
|
| 20 |
Archaic |
fakat |
howsoever adv. |
|
|
|
|
Categoría |
Turco |
Inglés |
|
| General |
|
| 1 |
General |
iyi niyetli fakat başarısız toplumsal reformcu |
dogooder n. |
|
| 2 |
General |
belki doğru olmayan fakat elverişli bir çareye başvurma |
expedience n. |
|
| 3 |
General |
resmen kabul edilmemiş fakat fiilen olmuş bir şey |
virtual n. |
|
| 4 |
General |
güzel fakat değersiz şey |
bauble n. |
|
| 5 |
General |
bir hizmetin istendiği fakat henüz onaylanmadığı durum |
request n. |
|
| 6 |
General |
kısa fakat önemli bir haber |
flash n. |
|
| 7 |
General |
gösterişli fakat kullanışsız şey |
bauble n. |
|
| 8 |
General |
vaktiyle işe yarayan fakat şimdi dert olan bir şey |
white elephant n. |
|
| 9 |
General |
güzel fakat değersiz nesne |
bauble n. |
|
| 10 |
General |
gösterişli fakat kullanışsız |
bauble n. |
|
| 11 |
General |
güzel fakat aptal kadın |
doll n. |
|
| 12 |
General |
iyi niyetli fakat başarısız toplumsal reformcu |
do-gooder n. |
|
| 13 |
General |
hakkında az bilinen fakat beklenmedik bir şekilde başarılı olan ya da olma ihtimali bulunan siyasi lider |
dark horse n. |
|
| 14 |
General |
amatör olarak sınıflandırılan fakat profesyonel sporcular gibi davranan ya da spordan para kazanan sporcu |
shamateur n. |
|
| 15 |
General |
laf arasında söylenen fakat duyan kişi üzerinde beklenmeyen etki yapan bir söz |
chance remark n. |
|
| 16 |
General |
iyi niyetli fakat hakaret içeren söylem |
microaggression n. |
|
| 17 |
General |
katolik okullarında görev yapan, inançlı fakat rahibeler gibi dini kurumlara ve evlenmeme kuralı gibi kurallara bağlı olmayan kiliseye mensup öğretmen |
lay teacher n. |
|
| 18 |
General |
direktuvar sistemini yok etmek ve komünist düzeni kurmak için komplo düzenleyen fakat başarısız olan fransız politik provokatör |
babeuf n. |
|
| 19 |
General |
gösterişli fakat içeriği zayıf makale |
toy n. |
|
| 20 |
General |
güzel fakat değersiz şey |
trinkum n. |
|
|
|
| 21 |
General |
önemsiz fakat çekici olan şey |
embroidery n. |
|
| 22 |
General |
uzun fakat anlamsız konuşma |
macrology n. |
|
| 23 |
General |
şiddetli fakat geçici sevda |
mash n. |
|
| 24 |
General |
(malezya'da) modern ilaçların yanında geleneksel otların da satıldığı fakat reçete edilmiş ilaçların tedarik edilemediği çin menşeli eczane |
medicine shop n. |
|
| 25 |
General |
kısa fakat tanımlanmamış zaman dilimi |
minute n. |
|
| 26 |
General |
belirsiz fakat çok yüksek miktar |
hundred n. |
|
| 27 |
General |
sözde verilen fakat samimi olmayan paye |
mouth honor n. |
|
| 28 |
General |
kısa süreli fakat kapsamlı çalışma |
once-over n. |
|
| 29 |
General |
(abd'nin bazı güney eyaletlerinde) içki satılan fakat müessese dahilinde tüketilemeyen dükkan |
dispensary n. |
|
| 30 |
General |
(abd'nin bazı güney eyaletlerinde) içki satılan fakat müessese dahilinde tüketilemeyen dükkan işletmecisi |
dispenser n. |
|
| 31 |
General |
onaylanmış tedarik hedefini ve ekonomik maksatla alıkonma stokunu aşan fakat bazı acil durumlarda kullanılmak üzere elde tutulan malzemeler |
contingency retention stock n. |
|
| 32 |
General |
hacimli fakat hafif kağıt |
feather weight n. |
|
| 33 |
General |
tank gibi (ağır fakat hızlı) hareket etmek |
tank v. |
|
| 34 |
General |
hoş fakat aldatıcı |
smooth adj. |
|
| 35 |
General |
öfke dolu fakat sessiz |
sullen adj. |
|
| 36 |
General |
hoş fakat aldatıcı |
suave adj. |
|
| 37 |
General |
daha önce başka birinin sahip olduğu fakat halen iyi durumda olan ürün |
nearly-new adj. |
|
| 38 |
General |
(cinsel ilişkide) kısa fakat tutkulu |
zipless adj. |
|
| 39 |
General |
bir olay veya durumun dolaylı fakat kaçınılmaz sonucu olan |
knock-on adj. |
|
| 40 |
General |
düşük fakat stabil büyüme hızına sahip |
mature adj. |
|
| 41 |
General |
cesur fakat umutsuz |
heroic adj. |
|
| 42 |
General |
sesler çıkarabilen fakat konuşamayan |
deaf without speech adj. |
|
| 43 |
General |
gösterişli fakat sahte |
flash adj. |
|
| 44 |
General |
dolaylı fakat kaçınılmaz netice olan |
flow-on [australia/new zealand] adj. |
|
| 45 |
General |
hissedilen fakat kuru termometrede görünmeyen |
sensile adj. |
|
| 46 |
General |
hafif fakat cezbedici bir ışıltısı olan |
shimmering adj. |
|
| 47 |
General |
hoş fakat aldatıcı |
soapy adj. |
|
| 48 |
General |
pisagor felsefesine göre gök cisimlerinin çıkardığı fakat insanların işitemediği müzik seslerini andıran |
sphery adj. |
|
| 49 |
General |
(pisagor felsefesine göre) gök cisimlerinin çıkardığı fakat insanların işitemediği müzik seslerine ait veya ilişkili |
sphery adj. |
|
| 50 |
General |
yeniden fakat değişik bir şekilde |
anew adv. |
|
| 51 |
General |
fakat aynı zamanda |
but at the same time adv. |
|
| 52 |
General |
fakat zaten |
but then adv. |
|
| 53 |
General |
fakat öte yandan |
but then adv. |
|
| 54 |
General |
fakat öte taraftan |
but then adv. |
|
| 55 |
General |
ve fakat |
not but what conj. |
|
| Phrasals |
|
| 56 |
Phrasals |
(bilgisayar programcılığında) bir koddan bir unsuru çıkarıp yerine zararsız fakat gereksiz bir bilgi koymak |
dummy out v. |
|
| Phrases |
|
| 57 |
Phrases |
kısa fakat kapsamlı özet |
tour d'horizon [french] n. |
|
| 58 |
Phrases |
fakat iyi tarafından bakarsak |
but on the bright side expr. |
|
| 59 |
Phrases |
o benim hayallerime güler fakat ben onun gülüşünü hayal ederim |
she laughs at my dreams, but I dream about her laughter expr. |
|
| 60 |
Phrases |
kısmen doğru fakat |
that is partly true but expr. |
|
|
|
| 61 |
Phrases |
fakat artık öyle değil |
but not any longer expr. |
|
| 62 |
Phrases |
doğru olabilir fakat |
it may be right, but expr. |
|
| 63 |
Phrases |
doğru olabilir fakat |
it might be right, but expr. |
|
| 64 |
Phrases |
denizi öv, fakat sahilde kal |
danger is next neighbor to security expr. |
|
| 65 |
Phrases |
bir şey yapmak bana düşmez, fakat ... |
far be it from me to do something, but... expr. |
|
| 66 |
Phrases |
bir şey yapmak benim üstüme vazife değil, fakat … |
far be it from me to do something, but... expr. |
|
| 67 |
Phrases |
bir şey yapmak bana uygun değil, fakat ... |
far be it from me to do something, but... expr. |
|
| 68 |
Phrases |
bir şey yapmak benim işim değil, fakat ... |
far be it from me to do something, but... expr. |
|
| 69 |
Phrases |
bir şey yapmak bana göre değil, fakat ... |
far be it from me to do something, but... expr. |
|
| Colloquial |
|
| 70 |
Colloquial |
apandisin aralıklı ağrıya sebep olduğu fakat henüz iltihaplanmadığı durum |
grumbling appendix n. |
|
| 71 |
Colloquial |
iyi niyetli fakat maksadını aşan |
well intended but excessive adj. |
|
| 72 |
Colloquial |
çekici fakat değişik |
weird and wonderful adj. |
|
| 73 |
Colloquial |
fakat yine de |
but still expr. |
|
| 74 |
Colloquial |
fakat eğer |
but if expr. |
|
| 75 |
Colloquial |
hiç kimse mükemmel değildir, fakat ben öyleyim |
nobody is perfect but I am expr. |
|
| 76 |
Colloquial |
fakat ağlayamadı |
but he couldn't cry expr. |
|
| 77 |
Colloquial |
fakat sonradan (anladım ki) |
only to (do something) expr. |
|
| 78 |
Colloquial |
(fakat) ne var ki |
(but) still and all expr. |
|
| 79 |
Colloquial |
(fakat) buna rağmen |
(but) still and all expr. |
|
| 80 |
Colloquial |
(fakat) gel gör ki |
(but) still and all expr. |
|
| 81 |
Colloquial |
1994-2011 arasında abd'de yürürlükte olan ve eşcinsellerin orduda görev almalarını yasaklayan fakat cinsel yönelimini gizli tutanlara karşı da ayrımcılığı önleyen bir kanun |
don't ask, don't tell, don't harass, don't pursue expr. |
|
| 82 |
Colloquial |
fakat eğer |
but and if expr. |
|
| Idioms |
|
| 83 |
Idioms |
izlenen fakat durdurulamayan felaket |
slow motion train wreck n. |
|
| 84 |
Idioms |
kadının sahip olduğu fakat o yaşadığı sürece kocası tarafından idare edilen mal mülk |
apron-string hold n. |
|
| 85 |
Idioms |
kadının sahip olduğu fakat o yaşadığı sürece kocası tarafından idare edilen mal mülk |
apron-string tenure n. |
|
| 86 |
Idioms |
memnun olunmayan/hoşlanılmayan fakat finansal getirisi iyi olduğu için vazgeçilmek istenmeyen durum |
golden handcuffs n. |
|
| 87 |
Idioms |
her işi beceren fakat hiçbirinde uzman olmayan kadın |
a jill of all trades is a master of none n. |
|
| 88 |
Idioms |
devlet başkanının resmi olmayan fakat çok etkili olduğu düşünülen danışman grubu |
kitchen cabinet n. |
|
| 89 |
Idioms |
çalışan anneler için çizilmiş esnek saatler gibi faydaları olan fakat onlara yükselmek için çok az olanak tanıyan bir kariyer planı |
mommy track n. |
|
| 90 |
Idioms |
anneler için esnek saatler gibi faydaları olan fakat onlara yükselmek için çok az olanak tanıyan bir çalışma planı |
mommy track n. |
|
| 91 |
Idioms |
tıbbi bir özelliği olmayan fakat öyleymiş gibi verilen hap |
sugar pill n. |
|
| 92 |
Idioms |
eski fakat hala değerini koruyan şey |
oldie but goodie n. |
|
| 93 |
Idioms |
artık çalışmayan fakat meslekte bilgisine/deneyimine başvurulan kimse |
elder statesman n. |
|
| 94 |
Idioms |
protestanlık öğretilerini yerine getiren fakat giderek daha politikleştirilmesi ve daha fazla muhafazakarlıkla ilişkilendirilmesi sebebiyle protestan olarak anılmaktan kaçınan kimse |
exvangelical n. |
|
| 95 |
Idioms |
yaşlı fakat cana yakın, güvenilir, yardımsever kimse |
oldie but goodie n. |
|
| 96 |
Idioms |
eski fakat hala değerini koruyan şey |
an oldie but (a) goodie n. |
|
| 97 |
Idioms |
yaşlı fakat cana yakın, güvenilir, yardımsever kimse |
an oldie but (a) goodie n. |
|
| 98 |
Idioms |
genel olarak kötü fakat bazı iyi tarafları da olan durum |
horse and rabbit stew n. |
|
| 99 |
Idioms |
istenmeyen fakat yararlı tarafları da olan durum |
horse and rabbit stew n. |
|
| 100 |
Idioms |
ideal fakat uygulanabilir/gerçekleştirilebilir olmayan tavsiye |
a counsel of perfection n. |
|
| 101 |
Idioms |
insan yaşamını ileri götüreceği düşünülen fakat genellikle yeni problemlere yol açan değişen/yeni dünya/toplum düzeni |
a brave new world n. |
|
| 102 |
Idioms |
kısa fakat yoğun bir deneyim |
short, sharp shock n. |
|
| 103 |
Idioms |
çok para harcanan fakat bir işe yaramayan şey, bina, proje |
a white elephant n. |
|
| 104 |
Idioms |
elinden her iş gelen fakat hiç birinde uzman olamayan kimse |
jack of all trades, master of none n. |
|
| 105 |
Idioms |
memnun olunmayan/hoşlanılmayan fakat finansal getirisi iyi olduğu için vazgeçilmek istenmeyen durum |
velvet handcuffs n. |
|
| 106 |
Idioms |
ateşi harsız fakat canlı tutmak için kömür veya közleri külle kaplamak |
bank a fire v. |
|
| 107 |
Idioms |
hala ayakta fakat işe yaramaz olmak |
be dead on (one's) feet v. |
|
| 108 |
Idioms |
birbirinden farklı fakat birbirini tamamlayan parçaları (kıyafet, eşya) seçip bir araya getirerek uyumlu/düzenli bir takım oluşturmak |
mix and match v. |
|
| 109 |
Idioms |
farklı görünen fakat aslında birbiriyle ilişkili iki şey olmak |
be different sides of the same coin v. |
|
| 110 |
Idioms |
kısa fakat yeterli olmak |
be short and sweet v. |
|
| 111 |
Idioms |
benzer fakat daha az popüler/iyi |
a poor relation (of) adj. |
|
| 112 |
Idioms |
benzer fakat o kadar iyi değil |
a poor relation (of) adj. |
|
| 113 |
Idioms |
son fakat aynı derecede önemli |
last but not least expr. |
|
| 114 |
Idioms |
elinden her iş gelen fakat hiç birinde uzman olamayan kimse |
jack of all trades but master of none expr. |
|
| 115 |
Idioms |
ucuz fakat sevimli/hoş |
cheap and cheerful expr. |
|
| 116 |
Idioms |
elinden her iş gelen fakat hiç birinde uzman olamayan kimse |
jack of all trades is a master of none expr. |
|
| 117 |
Idioms |
sonuncu, fakat bir o kadar da önemli |
last but not least expr. |
|
| 118 |
Idioms |
geçmişte iyi şeylerin yaşandığını fakat gelecekte çok daha da iyi şeylerin yaşanacağını belirten ifade |
the best is yet to be expr. |
|
| 119 |
Idioms |
geçmişte iyi şeylerin yaşandığını fakat gelecekte çok daha da iyi şeylerin yaşanacağını belirten ifade |
the best is yet to come expr. |
|
| 120 |
Idioms |
iyi hoş fakat yeterli değil |
all well and good expr. |
|
| 121 |
Idioms |
(biri) başkalarına hakaretini/öfkesini/eleştirilerini kusar, fakat aynısı kendine yapılınca kaldıramaz |
(one) can dish it out, but (one) can't take it expr. |
|
| 122 |
Idioms |
(biri) karşısındakine her türlü hakareti/eleştiriyi yapar, fakat kendisine yapılınca hoşuna gitmez |
(one) can dish it out, but (one) can't take it expr. |
|
| 123 |
Idioms |
(biri) karşısındakine her şeyi söyler, fakat kendine gelince kaldıramaz |
(one) can dish it out, but (one) can't take it expr. |
|
| 124 |
Idioms |
kısa fakat yeterli |
short but sweet expr. |
|
| 125 |
Idioms |
silik (fakat gerekli) |
under erasure expr. |
|
| Speaking |
|
| 126 |
Speaking |
gelmeyi çok isterdim, fakat |
I would really like to come, but expr. |
|
| 127 |
Speaking |
olması ihtimal dahilinde fakat beklenmiyor |
possible, but not likely expr. |
|
| 128 |
Speaking |
çok isterdim fakat yapamam |
I would love to but I can't expr. |
|
| 129 |
Speaking |
fakat hepsi bu kadar değil |
but that's not all expr. |
|
| Trade/Economic |
|
| 130 |
Trade/Economic |
halka açık olmayan fakat şirket sırlarına ulaşabilen personelin o şirket hakkında bildikleri bilgiler |
insider information n. |
|
| 131 |
Trade/Economic |
istikrarlı fakat ayarlanabilir döviz kuru |
stable but adjustable exchange rate n. |
|
| 132 |
Trade/Economic |
fakat faizi kullanılan fon |
endowment fund n. |
|
| 133 |
Trade/Economic |
özel mülkiyete dayalı fakat kamu sektörünün temel rol oynadığı bir ekonomik sistem |
advanced capitalism n. |
|
| 134 |
Trade/Economic |
tahakkuk etmiş fakat ödenmemiş borç |
accrued liability n. |
|
| 135 |
Trade/Economic |
aralarındaki gümrükleri kaldıran fakat dışa karşı ortak tarifeyi öngörmeyen bir iktisadi birleşme hareketi |
european free trade association n. |
|
| 136 |
Trade/Economic |
yazılı fakat noterden onaylı olmayan sözleşme |
simple contract n. |
|
| 137 |
Trade/Economic |
az sayıda mal çeşidi bulunduran fakat düşük fiyatlara önem veren bir tür perakende satış kuruluşu |
category killer store n. |
|
| 138 |
Trade/Economic |
oy hakkı olmayan fakat kardan fazla pay alan hisse |
preferred stock n. |
|
| 139 |
Trade/Economic |
istekli bir alıcı ile ilgisiz fakat istekli bir satıcının serbest bir biçimde alım satım işlemi konusunda anlaşmaya varabilecekleri fiyat |
arm's-length price n. |
|
| 140 |
Trade/Economic |
bir şirket tarafından tamamı ödenmiş gibi çıkarılan fakat aslında tamamen ödenmemiş olan hisse senedi |
watered stock n. |
|
| 141 |
Trade/Economic |
ana parası aynen korunan fakat faizi kullanılan fon |
endowment fund n. |
|
| 142 |
Trade/Economic |
fon tahsis edilen fakat acil durum operasyonu nedeniyle yükümlü olunmayacak maliyetler |
offset costs n. |
|
| 143 |
Trade/Economic |
tahakkuk etmiş fakat ödenmemiş olan |
withholding adj. |
|
| 144 |
Trade/Economic |
bedelsizdir fakat değer gümrük içindir |
free of charge, value for custom purposes only expr. |
|
| Law |
|
| 145 |
Law |
bir ilanın dizilmesi fakat ikinci bir emre kadar yayınlanmaması konusunda gazete veya dergi yönetimine verilen talimat |
wait-order n. |
|
| 146 |
Law |
bir işlemde adı geçen fakat başka bir gizli şahıs veya kurum adına hareket eden paravan kişi |
nominee n. |
|
| 147 |
Law |
ciddi şekilde yaralanma veya ölüme sebep olan fakat ihmal, haksız amaç veya yasadışı fiil içermeyen kaza |
misadventure n. |
|
| 148 |
Law |
bir işlemde adı geçen fakat başka bir gizli şahıs veya kurum adına hareket eden |
nominee adj. |
|
| Politics |
|
| 149 |
Politics |
abd'de yeni dönem tekrar seçilmemiş fakat kısa bir süre daha çalışan senato veya kongre üyesi |
lame duck n. |
|
| 150 |
Politics |
seçimde yer alan fakat iktidarda olmayan aday veya parti |
nonincumbent n. |
|