gelir - Turco Inglés Diccionario

gelir

Significados de "gelir" en diccionario inglés turco : 47 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
gelir income n.
Teaching is his main source of income.
Öğretmenlik onun esas gelir kaynağıdır.

More Sentences
gelir revenue n.
This year our online revenue has skyrocketed.
Bu yıl çevrimiçi elde ettiğimiz gelir hızla arttı.

More Sentences
General
gelir revenues n.
Revenues from taxes go some way towards compensating farmers for their lack of income.
Vergilerden elde edilen gelirler, çiftçilerin gelir eksikliğini telafi etmek için bir yol kat ediyor.

More Sentences
gelir earnings n.
Earnings from the assets are to be used for funding research in the coal and steel industries.
Varlıklardan elde edilen gelir, kömür ve çelik endüstrilerindeki araştırmaların finansmanı için kullanılacak.

More Sentences
gelir proceeds n.
They may receive all or part of the proceeds of taxes of all kinds.
Her türlü vergi gelirlerinin tamamını veya bir kısmını alabilirler.

More Sentences
gelir income n.
Teaching is his main source of income.
Öğretmenlik onun esas gelir kaynağıdır.

More Sentences
gelir revenue n.
This year our online revenue has skyrocketed.
Bu yıl çevrimiçi elde ettiğimiz gelir hızla arttı.

More Sentences
gelir receipts n.
We now find ourselves in a situation in which government receipts will decline for cyclical reasons.
Şu anda kendimizi, devlet gelirlerinin konjonktürel nedenlerle azalacağı bir durumda buluyoruz.

More Sentences
gelir incoming n.
I encourage the incoming Greek presidency to finalise these negotiations as soon as possible.
Yunanistan'ın gelecek dönem başkanlığını bu müzakereleri mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırmaya teşvik ediyorum.

More Sentences
Trade/Economic
gelir proceeds n.
They may receive all or part of the proceeds of taxes of all kinds.
Her türlü vergi gelirlerinin tamamını veya bir kısmını alabilirler.

More Sentences
gelir earning n.
Are you earning the income you want?
İstediğiniz geliri elde ediyor musunuz?

More Sentences
gelir income n.
Teaching is his main source of income.
Öğretmenlik onun esas gelir kaynağıdır.

More Sentences
gelir revenue n.
This year our online revenue has skyrocketed.
Bu yıl çevrimiçi elde ettiğimiz gelir hızla arttı.

More Sentences
gelir receipts n.
We now find ourselves in a situation in which government receipts will decline for cyclical reasons.
Şu anda kendimizi, devlet gelirlerinin konjonktürel nedenlerle azalacağı bir durumda buluyoruz.

More Sentences
Law
gelir income n.
Teaching is his main source of income.
Öğretmenlik onun esas gelir kaynağıdır.

More Sentences
Politics
gelir revenue n.
This year our online revenue has skyrocketed.
Bu yıl çevrimiçi elde ettiğimiz gelir hızla arttı.

More Sentences
gelir income n.
Teaching is his main source of income.
Öğretmenlik onun esas gelir kaynağıdır.

More Sentences
Technical
gelir earning n.
Are you earning the income you want?
İstediğiniz geliri elde ediyor musunuz?

More Sentences
Abbreviation
gelir earn n.
These programs give young workers the opportunity to learn a trade or profession and earn a modest income.
Bu programlar genç işçilere bir meslek öğrenmek ve mütevazı bir gelir elde etmek için fırsat verir.

More Sentences
General
gelir return n.
gelir takings n.
gelir yield n.
gelir drawings n.
gelir finance n.
gelir allowance n.
gelir means n.
gelir gainings n.
gelir gam n.
gelir increment n.
gelir emolument n.
gelir li̇vi̇ng n.
gelir apport [obsolete] n.
gelir apports [obsolete] n.
gelir makings n.
gelir vail [obsolete] n.
gelir coming ins n.
gelir rev (revenue) abrev.
gelir rev (revenue) abrev.
Trade/Economic
gelir return n.
gelir returns n.
gelir profit n.
gelir receipt n.
gelir interest n.
gelir endowment n.
gelir incomings n.
gelir pocketbook n.
Technical
gelir yield n.

Significados de "gelir" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
gelir dağılımı distribution of income n.
General
birincil gelir dağılımı primary income distribution n.
tahakkuk eden gelir accrued revenues n.
iç gelir internal revenue n.
şahsi gelir personal income n.
gelir merkezi revenue center n.
gelir tablosu income table n.
Gelir artışı Revenue growth n.
gelir vergisi tarifesi income tax tariff n.
bağlanan gelir settlement n.
gelir kaynağı source of income n.
gelir sahibi rentier n.
alt gelir grubu low income group n.
azami gelir contribution margin n.
gelir açığı revenue gap n.
gelir gider income and expense n.
geçinip gidecek kadar gelir subsistence n.
daimi gelir permanent income n.
gelir faktörü revenue earner n.
fonksiyonel gelir dağılımı functional distribution of income n.
iç gelir hukuku internal revenue law n.
gelir sağlama endowment n.
yan gelir perk n.
arızi gelir accidental income n.
esas gelir kaynağı staple earner n.
gelir dağılımı primary income distribution n.
bir hayır kurumu vb için gelir sağlayan endower n.
düşük gelir low income n.
geçinip gidecek kadar gelir competence n.
gelir elde etme revenue generation n.
mösyö soyadından önce gelir mister n.
gelir ortaklığı senedi profit sharing certificate n.
gelir sahibi income earner n.
kayıp gelir missing revenue n.
ömür boyu gelir income for life n.
asıl işten farklı ikinci bir gelir kaynağı olan iş sideline n.
dişe gelir an easy prey n.
gelir grubu income bracket n.
yaşam boyu gelir income for life n.
cari gelir current income n.
vergilendirilebilir gelir taxable income n.
vergiye tabi gelir taxable income n.
gelir kaynakları sources of income n.
yüksek gelir great salary n.
yüksek gelir high income n.
yüksek gelir high salary n.
brüt gelir gross income n.
toplam aylık gelir total monthly income n.
gelir olmama hali nonrevenue n.
gelir bölüşüm income sharing n.
gelir durumu income statue n.
gelir durumu income state n.
gelir paylaşımı profit sharing n.
gelir düzeyi level of income n.
ekstra gelir perquisite n.
kişi başı milli gelir per capita income n.
gelir tablosu dipnotları income statement remarks n.
gelir tablosu dipnotlar income statement remarks n.
kullanıcı başına düşen ortalama gelir average revenue per user n.
kullanıcı başına düşen ortalama gelir average revenue per unit n.
gelir seviyesi income level n.
aylık gelir monthly income n.
aylık gelir monthly earning n.
gelir payı portion of income n.
gelir payı income share n.
gelir kaybı revenue loss n.
ticari gelir commercial income n.
arızi gelir accidental-extraordinary income n.
yeniden gelir dağılımı redistribution of income-wealth n.
vergisiz gelir non-taxable income n.
ikincil gelir dağılımı redistribution of income-wealth n.
maaşın dışındaki gelir perk n.
dar gelir low income n.
gelir akışı income stream n.
yıllık gelir annual revenue n.
temel gelir basic income n.
aidat dışı gelir non-dues revenue n.
hindistan'da gelir ve vergiden sorumlu kamu görevlisi tahsildar n.
usulsüz yollarla kar veya gelir elde eden kimse regrator n.
birinin gelir vergisinden gönüllü olarak sağlanan katkı checkoff n.
(farklı gelir seviyesindeki yerleri ayıran) mahalle sınırı tracks n.
(rusya'nın bazı bölgelerinde) kira veya gelir toplayan kimse arendator n.
new orleans'lı alt ve orta gelir grubundan beyaz yat [new orleans] n.
bir ticari faaliyetten elde edilen ve üretim maliyetini ancak karşılayan gelir margent n.
ipe sapa gelir olma rhyme or reason n.
bölge kilisesine gelir getiren arazi glebe land n.
yüksek gelir getirip kolay ve risksiz olan meslek veya kazançlı girişim gravy train n.
aynı kaynaktan elde edilen iki gelir double dipping n.
ele gelir şey palpability n.
mülkten elde edilen gelir issue n.
(kuruluşta) gelir veya giderin bölümler arasındaki dağılımı division n.
spor ve eğlence etkinliklerinden elde edilen gelir gate money n.
evrensel temel gelir ubi (universal basic income) n.
(basımevinden alınan) düzenli gelir stab [uk] n.
gelir düzeyi yüksek bir yerleşim birimi stockbroker belt n.
yıllık vergiden muaf olan gelir miktarı allowance n.
gelir sağlamak fetch v.
gelir bağlamak endow v.
gelir elde etmek reobtain v.
gelir elde etmek reacquire v.
gelir elde etmek earn income v.
gelir elde etmek generate an income v.
gelir getirmek yield money v.
gelir getirmek bring in money v.
gelir artırmak increase income v.
gelir artırmak increase revenue v.
yüksek gelir elde etmek produce high income v.
gelir elde etmek monetize v.
gelir elde etmek monetise v.
ek gelir kazanmak earn an extra revenue v.
ek gelir elde etmek earn a side income v.
ek gelir elde etmek earn an extra revenue v.
ek gelir kazanmak earn a side income v.
daha fazla gelir elde etmek outearn v.
yeniden gelir bağlamak reendow v.
yeniden gelir bağlamak re-endow v.
hesaptaki gelir ve gider durumunu karşılaştırmak strike a balance v.
(fiyat, gelir) sapma göstermek drift v.
gelir getiren yielding adj.
vergiye tabi gelir taxable adj.
gelir getiren revenue generating adj.
ele gelir palpable adj.
dövülmeye gelir ductile adj.
teraziye gelir weighable adj.
gelir toplama/toplayan revenue-collecting adj.
gelir odaklı income driven adj.
gelir getiren economic adj.
ortalamadan daha yüksek gelir elde eden (kimse) high-income adj.
ortalamadan daha yüksek gelir sağlayan (finansal araç) high-income adj.
(etkinlik) gelir toplama kaygısı güden sponsored adj.
yatırımcının gelir üzerinde doğrudan kontrolü olmayan iş faaliyetine ait veya ilgili passive adj.
(iş faaliyeti) yatırımcının gelir üzerinde doğrudan kontrolü olmayan passive adj.
maaş dışı gelir emolument adj.
sana iyi gelir good for you expr.
yıllık gelir/ödeme annuity N.
Phrasals
gelir getirmek pull in v.
(kazanç, gelir olarak) payına düşmek come in v.
(kazanç, gelir olarak) elde edilmek come in v.
Phrases
yeri gelir if necessary expr.
yeri gelir when necessary expr.
sorunlar üst üste gelir troubles never come alone expr.
aksilikler üst üste gelir trouble never comes alone expr.
aksilikler üst üste gelir troubles never come alone expr.
sorunlar üst üste gelir trouble never comes alone expr.
gerçek güç kişinin içinden gelir true strength comes from within expr.
gerçek güç kişinin içinden gelir real strength comes from within expr.
aksilikler hep üst üste gelir when it rains it pours expr.
erkeklerden önce kız arkadaşlar gelir sisters before misters expr.
bazen çalışmadığın yerden soru gelir life is like a box of chocolates expr.
kimini etkilemeyen olay bazısına da dehşet verici gelir the same fire that melts the butter hardens the egg expr.