dolu - Turc Anglais Dictionnaire

dolu

Sens de "dolu" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 70 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
dolu hail n.
The hail cracked the window.
Dolu, pencereyi çatlattı.

More Sentences
dolu full adj.
The entrance hall was full of people.
Giriş salonu insanlarla doluydu.

More Sentences
General
dolu brimful of adj.
The circus and the show are brimful of fun and laughter.
Sirk ve gösteri eğlence ve kahkahalarla doludur.

More Sentences
dolu replete adj.
The event was replete with geeks.
Etkinlik ineklerle doluydu.

More Sentences
dolu full of adj.
As the rapporteur points out, the scientific considerations are full of ambiguities and uncertainties.
Raportörün de belirttiği gibi, bilimsel değerlendirmeler muğlaklıklar ve belirsizliklerle doludur.

More Sentences
dolu filled adj.
Noah's ark was filled not with production factors, but with living creatures.
Nuh'un gemisi üretim faktörleriyle değil, canlılarla doluydu.

More Sentences
dolu fraught adj.
His journey to stardom was fraught with complex difficulties.
Onun star olma yolculuğu karmaşık zorluklarla doluydu.

More Sentences
dolu crowded adj.
The plane was crowded with tourists.
Uçak turistlerle doluydu.

More Sentences
dolu alive with adj.
The wood is alive with birds.
Ağaç kuşlarla dolu.

More Sentences
dolu charged adj.
Is the battery fully charged?
Akü tamamen dolu mu?

More Sentences
dolu laden adj.
The garden was laden with scents from orange flowers and sweet basil.
Bahçe portakal çiçekleri ve fesleğen kokularıyla doluydu.

More Sentences
dolu rife adj.
I'm just saying the black market is rife with fake fossils like this.
Karaborsanın bunun gibi sahte fosillerle dolu olduğunu söylüyorum.

More Sentences
dolu steeped in adj.
The village itself is steeped in old world culture and has excellent traditional Turkish food.
Köyün kendisi eski dünya kültürüyle doludur ve mükemmel geleneksel Türk yemeklerine sahiptir.

More Sentences
dolu fraught with adj.
Furthermore, it is fraught with enormous complications and very, very great risks.
Dahası, bu konu muazzam komplikasyonlar ve çok ama çok büyük risklerle doludur.

More Sentences
dolu loaded adj.
Is the nail gun loaded?
Çivi tabancası dolu mu?

More Sentences
dolu full adj.
The entrance hall was full of people.
Giriş salonu insanlarla doluydu.

More Sentences
dolu occupied adj.
Go to the properties of the flash drive and see that it is half occupied.
Flash sürücünün özelliklerine gidin ve yarısının dolu olduğunu görün.

More Sentences
Trade/Economic
dolu loaded adj.
Is the nail gun loaded?
Çivi tabancası dolu mu?

More Sentences
Tobacco
dolu hail n.
The hail cracked the window.
Dolu, pencereyi çatlattı.

More Sentences
Geography
dolu hail n.
The hail cracked the window.
Dolu, pencereyi çatlattı.

More Sentences
Meteorology
dolu hail n.
The hail cracked the window.
Dolu, pencereyi çatlattı.

More Sentences
Hunting
dolu load n.
Here comes another bus load of tourists.
İşte bir otobüs dolusu turist daha geliyor.

More Sentences
General
dolu sleet n.
dolu shot adj.
dolu vibrant with adj.
dolu crammed adj.
dolu thick adj.
dolu abounding adj.
dolu instinct adj.
dolu shot through adj.
dolu abundant adj.
dolu instinct with adj.
dolu engaged adj.
dolu spread all through with adj.
dolu throng [scottish] adj.
dolu tight adj.
dolu untouched adj.
dolu big adj.
dolu lucky [scotland] adj.
dolu gestant adj.
dolu gravid adj.
dolu hearty adj.
dolu routh [scotland] adj.
dolu routhie [scotland] adj.
dolu impregnant [obsolete] adj.
dolu good adj.
dolu pang [scotland] adj.
dolu plein adj.
dolu findy [obsolete] adj.
dolu plenal adj.
dolu plenitudinary adj.
dolu plentevous adj.
dolu pley adj.
dolu showerful adj.
dolu fou adj.
dolu freight [obsolete] adj.
dolu stiff adj.
dolu spiss adj.
dolu ridden adj.
dolu packed adj.
dolu stuffed adj.
Phrases
dolu beyond measure expr.
Colloquial
dolu dirty big [uk] adj.
dolu dirty great/big [uk] adj.
dolu dirty great [uk] adj.
dolu biz adj.
dolu drunk adj.
Technical
dolu plenteous adj.
Computer
dolu solid adj.
Gastronomy
dolu full bodied adj.

Sens de "dolu" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
dolu yağmak hail v.
ile dolu olmak filled with v.
su dolu watery adj.
hayat dolu vivacious adj.
General
kin ve nefretle dolu olma despitefulness n.
dolu sağanağı hail shower n.
kötülük dolu balefulness n.
gereksiz laflarla dolu olma diffuseness n.
dolu savak spillway n.
ağzına kadar dolu bardak bumper n.
dolu ağırlık gross vehicle weight n.
bütün yaşam ve tabiatın görünmez ve sonsuz olanın ruhani simgeleri ve anlamlarıyla dolu olduğuna inanan bir görüş sacramentalism n.
olaylarla dolu bir hafta a full week n.
dolu tanesi hailstone n.
film vb hakkında övgü dolu yazı rave review n.
düşünce dolu olma dreamfulness n.
bir dolu yalan pack of lies n.
dolu şey full n.
sevgi dolu olma warmheartedness n.
mutluluk dolu olma blissfulness n.
çamaşırların arasına konulan içi hoş kokulu kuru bitki vb ile dolu bez kese sachet n.
hazırcevap sözlerle dolu konuşma repartee n.
fazla dolu olma repletion n.
ile dolu (çok) abounding in n.
bir dolu yalan a pack of lies n.
olaylarla dolu sene eventful year n.
bant (dolu) tape n.
hayat dolu olma corkiness n.
haberlerle dolu olma newsiness n.
içi su dolu kabarcık water blister n.
hayatın güçlüklerle dolu tarafı the seamy side of life n.
nefret dolu olma hatefulness n.
aşk ve macera dolu hikaye romance n.
olaylarla dolu olma eventfulness n.
bizim için övünç dolu bir gün a proud day for us n.
ağzına kadar dolu kadeh bumper n.
güney amerika'da hazinelerle dolu olduğu söylentisi bulunan efsanevi şehir el dorado n.
samanla dolu pişirme kabı haybox n.
yarı dolu tohum half empty seed n.
arzu dolu bakış ogle n.
umut dolu bir gelecek a rosy future n.
dolu çizgi full line n.
dolu fırtınası hailstorm n.
dolu tanesi hail stone n.
dolu fırtınası hail storm n.
tutku dolu bir gece a night of passion n.
stres dolu hayat stress-filled life n.
ağzına kadar dolu bardak brimmer n.
stres dolu hayat/yaşam stress-filled life n.
mutluluk dolu bir hayat a life full of happiness n.
hafıza dolu mesajı memory full message n.
şehvet dolu hisler lustful thoughts n.
şüphelerle dolu bir dünya an uncertain world n.
belirsizliklerle dolu bir dünya an uncertain world n.
canlı ve enerji dolu olma hali zing n.
canlı ve enerji dolu olma hali pizzazz n.
canlı ve enerji dolu olma hali pizzaz n.
ilmek ve düğümlerle dolu olma knottiness n.
seyirciyle dolu tiyatro bumper house n.
(tüm koltuklar dolu olduğunda) ayakta kalan kimse standee n.
heyecanlı/gerilim dolu hikaye chiller n.
sevgi dolu olma warm-heartedness n.
dolu burun bunged up nose n.
(küçük içki şişeleriyle dolu) minibar honor bar n.
dolu tabanca loaded gun n.
dolu silah loaded gun n.
göğsü brövelerle dolu subay highly decorated officer n.
(genelde gökyüzü için söylenir) yıldızlarla dolu gece star-studded night n.
içi bira ile dolu bir bardak ve pinpon topuyla oynana bir oyun beirut n.
içi bira ile dolu bir bardak ve pinpon topuyla oynana bir oyun beer pong n.
kamış dolu bölge canebrake n.
macera dolu şeyler yapma adventuring n.
havayla dolu olma aerification n.
bambularla dolu arazi canebrake n.
bambularla dolu arazi canebreak n.
tüm seyirci koltuklarının dolu olması capacity audience n.
bir evi kötü ruhlardan koruyan içi tohumlarla dolu cam çubuk charm wand n.
aşk dolu bakış amoret n.
aşk dolu bakış amorette n.
aşkla dolu olma amorism n.
yolsuzlukla dolu yer augean stable n.
minnet dolu jestler gestures of gratitude n.
neşe dolu olmama uncheerfulness n.
arzu dolu bakış eliad [obsolete] n.
sevgi dolu olmama unlovingness n.
hayat dolu olma jantiness n.
ağzına kadar dolu olan kül saklama vazosu urnful n.
sevgi dolu bakış belgard [obsolete] n.
sevgi dolu bakış chierte n.
hayat dolu olma exuberancy n.
hayat dolu olma exuberance n.
dolu maşrapa facer [obsolete] n.
bazı komedi gösterilerinde sopa gibi kullanılan içi hava dolu kese bladder n.
ıvır zıvırla dolu olma junkiness n.
sağlam bir sicimle sarılı ve barutla dolu mukavva bir kartondan oluşan havai fişek marron n.
sağlam bir sicimle sarılı ve barutla dolu mukavva bir kartondan oluşan havai fişek marroon n.
dolu yağışı haggle [dialect] n.
dolu fırtınasına benzeyen şey hailstorm n.
dolu etkisi veren şey hail n.
dolu sağanağı hail n.
hayranlık ve merak dolu kimse marveller n.
ağaçlarla dolu olma woodiness n.
fırsatlarla dolu yer happy hunting grounds n.
fırsatlarla dolu yer happy hunting ground n.
hayat dolu ve yaramaz genç hempy [scotland] n.
ağzına kadar dolu olma brimfullness [obsolete] n.
ağzına kadar dolu olma brimfulness [obsolete] n.
içi dolu oyuklar holes n.
fırındaki içi seramik eşya dolu kaplar bung n.
neşe dolu olma gladfulness n.
hazırcevap sözlerle dolu konuşma give and take n.
engellerle dolu yol obstacle course n.
engellerle dolu durum obstacle course n.
deli dolu davranış daredevilism n.
ağzına kadar dolu full to the gunwales n.
taşacak kadar dolu full to the gunwales n.
nefret dolu olma odium n.
taşacak kadar dolu olma overfill n.
aşırı dolu bir mekanın boşluk olmayan bölümü overflow n.
heyecan dolu riveting n.
galler'de müzik, drama, şiir ve güzel sanatlarda yarışmalarla dolu bir festival royal national eisteddfod n.
hasır ile dolu olma rushiness n.
(çakıl taşı) gözenekli maddeyle dolu kapta suyun buharla ısıtıldığı bir cihaz commingler n.
tiyatroda cam kırılma sesini taklit etmek için kullanılan içi kırık parça dolu sepet crash n.
eşyalarla dolu çekmece drawerful n.
içki ve seks dolu ortam drunken revelry n.
misafirlerin partiye getirdiği dolu tabak plate [new zealand/australia] n.
içi dolu şey pouff n.
özsu ile dolu olma sappiness n.
nefret dolu konuşma fire-breathing n.
uşaklarla dolu yer flunkydom n.
her bir bölümü madde ile dolu olan boşluk plenum n.
at bacağında sıvı dolu şişlik puff n.
resiflerle dolu olma shoaliness n.
sığlıklarla dolu olma shoaliness n.
dolu tabanca kartuşu shot cartridge n.
dolu yağmuru shower n.
balçık kıvamlı maden birikintisiyle dolu çukur slime pit n.
iyi atışlarla dolu beyzbol maçı slugging match n.
yumuşak dolu snow pellet n.
içi dolu olma solidity n.
mısır gibi başçıklarla dolu olma spicosity n.
hayat dolu kimse sprite n.
saman dolu yastık sunk [scotland] n.
deli dolu kimse trip n.
dolu yağışı hail n.
hayat dolu kimse sparkler n.
çatışmalarla dolu bölge hotspot n.
neşe dolu kimse sparkler n.
enerji dolu olma bezazz n.