flat - Turc Anglais Dictionnaire

flat

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

flat — Definition

Signification:
düz, daire
Prononciation (IPA):
(AmE /flæt/ – BrE /flæt/)
Partie du discours:
Sıfat; İsim: flat (flats)
Synonymes:
level, apartment (BrE)
Antonymes:
uneven

Sens de "flat" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 143 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
flat n. daire
Our new flat has underfloor heating.
Yeni dairemizde yerden ısıtma var.

More Sentences
flat adj. yassı
Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread.
Çatal ve yemek çubuklarından önce insanlar yemeklerini genellikle bir parça yassı ekmekle yerlerdi.

More Sentences
flat adj. düz
In ancient times, people thought the world was flat.
Kadim zamanlarda insanlar dünyanın düz olduğunu zannediyordu.

More Sentences
General
flat n. apartman dairesi
I'm sharing my flat with my brother.
Apartman dairemi erkek kardeşimle paylaşıyorum.

More Sentences
flat n. bemol
Any musical note can be a sharp or a flat.
Herhangi bir müzik notası diyez ya da bemol olabilir.

More Sentences
flat n. daire
Our new flat has underfloor heating.
Yeni dairemizde yerden ısıtma var.

More Sentences
flat adj. havası inmiş
One of your tires is flat.
Tekerlerinden birinin havası inmiş.

More Sentences
flat adj. patlak
I have to push my bike because one of the tyres is flat.
Lastiklerden biri patlak olduğu için bisikletimi itmek zorundayım.

More Sentences
flat adj. yavan
We sent back the beer; it tasted flat.
Birayı geri gönderdik, tadı yavandı.

More Sentences
flat adj. monoton
His tendency to sing flat was the reason they fired him from the choir.
Onu korodan monoton şarkı söyleme huyu yüzünden atmışlar.

More Sentences
flat adj. bitmiş (pil)
Your car won't start if it has a flat battery.
Aküsü bitmişse, arabanız çalışmaz.

More Sentences
flat adj. kesin
He gave a flat refusal.
Kesin bir ret cevabı verdi.

More Sentences
flat adj. sabit
They are asking me to pay a flat rate for limited Internet access.
Sınırlı internet erişimi için benden sabit bir ücret ödememi istiyorlar.

More Sentences
flat adj. tekdüze
The band was flat for most of the concert.
Grup, konserin çoğunda tekdüzeydi.

More Sentences
flat adj. durgun
We have experienced flat sales in the last couple of months.
Son birkaç aydır satışlarımız durgun.

More Sentences
flat adj. (pil) bitik
My battery is flat.
Bataryam bitik.

More Sentences
flat adj. donuk
He gave the shocking news with an uninterested flat voice.
Şok eden haberi kayıtsız ve donuk bir sesle verdi.

More Sentences
flat adj. (lastik) patlak
She had to pull over; her tire was flat.
Kenara çekmek zorunda kaldı, lastiği patlamıştı.

More Sentences
flat adj. kabarmamış
The bread I baked came out flat, so I think it needed more time to raise.
Pişirdiğim ekmek kabarmamıştı, sanırım kabarması için biraz daha zaman lazımdı.

More Sentences
flat adj. (müzik) bemol
The vocalist misread the b flat note on the sheet.
Vokalist sayfadaki bemol notasını yanlış okudu.

More Sentences
flat adj. düz (ayakkabı)
I'm wearing high heels, but I have a pair of flat shoes with me, just in case.
Yüksek topuklu ayakkabı giydim ama her ihtimale karşı yanımda bir çift düz ayakkabı var.

More Sentences
flat adj. soluk (ışık)
Flat lighting is a characteristic of all his paintings.
Soluk ışıklandırma onun tüm resimlerinin karakteristik özelliğidir.

More Sentences
flat adv. (sırt) üstü
She laid flat on her back, looking at the clouds pass by.
Sırt üstü uzanmış, bulutların geçişini izliyordu.

More Sentences
flat adv. monoton
His tendency to sing flat was the reason they fired him from the choir.
Onu korodan monoton şarkı söyleme huyu yüzünden atmışlar.

More Sentences
Technical
flat n. patlak lastik
She pulled over to take care of a flat.
Patlak lastiği değiştirmek için kenara çekti.

More Sentences
flat adj. donuk
He gave the shocking news with an uninterested flat voice.
Şok eden haberi kayıtsız ve donuk bir sesle verdi.

More Sentences
flat adj. yassı
Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread.
Çatal ve yemek çubuklarından önce insanlar yemeklerini genellikle bir parça yassı ekmekle yerlerdi.

More Sentences
Textile
flat adj. düz
In ancient times, people thought the world was flat.
Kadim zamanlarda insanlar dünyanın düz olduğunu zannediyordu.

More Sentences
Construction
flat n. daire
Our new flat has underfloor heating.
Yeni dairemizde yerden ısıtma var.

More Sentences
Automotive
flat adj. yassı
Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread.
Çatal ve yemek çubuklarından önce insanlar yemeklerini genellikle bir parça yassı ekmekle yerlerdi.

More Sentences
Linguistics
flat adj. düz
In ancient times, people thought the world was flat.
Kadim zamanlarda insanlar dünyanın düz olduğunu zannediyordu.

More Sentences
Meteorology
flat adj. düz
In ancient times, people thought the world was flat.
Kadim zamanlarda insanlar dünyanın düz olduğunu zannediyordu.

More Sentences
Music
flat n. bemol
Any musical note can be a sharp or a flat.
Herhangi bir müzik notası diyez ya da bemol olabilir.

More Sentences
General
flat n. platform vagon
flat n. kumsal
flat n. düz şey
flat n. tatsızlık
flat n. apartman katı
flat n. yavanlık
flat n. sığlık
flat n. düzlük
flat n. geniş düz yer
flat n. bataklık
flat n. ova
flat n. düz arazi
flat n. apartman
flat n. kat
flat n. düz yüzey
flat v. yassılmak
flat v. düzeltmek
flat v. düşmek
flat v. yassıltmak
flat v. düzleşmek
flat v. düzleştirilmek
flat v. düz bir yüzeye batmak
flat v. düz bir yüzeye düşmek
flat adj. müstevi
flat adj. yıkık
flat adj. hareketsiz
flat adj. kati
flat adj. inik
flat adj. faizsiz
flat adj. harap
flat adj. gazı kaçmış
flat adj. yatay
flat adj. tatsız
flat adj. sönük
flat adj. tam
flat adj. boğuk
flat adj. gazı kaçmış (içecek)
flat adj. gazı gitmiş (içecek)
flat adj. kısık
flat adj. boş
flat adj. kesat
flat adj. yayvan
flat adj. değişmez
flat adj. (lastik) havasız
flat adj. mat
flat adj. tek
flat adj. gazsız
flat adj. düzgün
flat adj. (içki) gazı gitmiş
flat adj. (yüzey) düz
flat adv. yatay biçimde
flat adv. bütünüyle
flat adv. sırtüstü
flat adv. tamamıyla
flat adv. tam olarak
flat adv. açıkça
flat adv. açık olarak
flat adv. kesin olarak
flat adv. düz olarak
Trade/Economic
flat adv. faiz işletmeden
flat adv. faiz ödemeden
flat adv. birikmiş faizi ödemeksizin
Technical
flat n. lastik patlağı
flat n. mat
flat n. sönmüş lastik
flat n. alıcıyla yığın halinde gönderilen demonte konteyner
flat n. imalat makinesinin kesici kenarının düz kısmı
flat n. dikdörtgen ve düzgün bir kesite sahip haddelenmiş metal çubuk
flat n. bazı vida dişlerinin en alt veya en üstünde bulunan tesviye eğrisinin silindirik kısmı
flat adj. basık
flat adj. havasız
Textile
flat n. çırçır makinesinin silindirinin üzerindeki zincire yerleştirilip ipliğin taraklanmasını kolaylaştıran dişli çıta
Architecture
flat n. yatay platform şeklindeki mimari eleman
Construction
flat n. kat
Dyeing
flat v. (yüzeyi) düz boya tabakası ile kaplamak
flat v. (boyalı veya cilalı yüzeyin) zımparalama ile parlaklığını almak
flat v. (boyaya) terebentin ekleyerek parlamasını engellemek
Marine
flat adv. düz yelkenle
Mining
flat n. maden damarının yatay kapsamı
flat n. yatay ve düz cevher katmanı
flat n. düşük kalite ham elmas
Anatomy
flat n. el ayası
flat n. elin iç yüzeyi
Geometry
flat n. öklid uzayı
flat n. üç boyutlu uzay
Botanic
flat n. olgunlaşmış mantar
Agriculture
flat n. fidelerin konulduğu sığ kutu
flat n. sığ çukurlarına yumurta yerleştirilen sıkıştırılmış kağıt bölme
flat v. (soğanları) sığ kutuya koymak
flat v. (fideleri) bir yerden çıkarıp sığ bir kutuya dikmek
Linguistics
flat n. bemolleşme
flat adj. bemolleşmiş
Geography
flat n. teksas eyaletinde şehir
Military
flat adj. soluk
Hunting
flat n. gövde
flat n. silah gövde çerçevesi
Sport
flat n. teniste topa düz vuruş
flat n. engelsiz yarış parkuru
flat n. futbol sahasının her iki takımın kanatlarına bitişik kısmı
flat n. patenin iki kenarıyla birden kayma
flat n. patenin iki kenarıyla kayılınca buzda oluşan çift iz
Wagering
flat n. şekli kusurlu olduğu için bir yüzü diğer yüzlerinden daha sık üste gelen defolu zar
Art
flat n. keskin kenarlı uzun ve düz fırça
Music
flat n. ayak tabanının tamamının kullanıldığı dans adımı
flat v. (notayı) pesten okumak
flat v. yarım ses pesleştirmek
flat v. doğru veya amaçlanan perdeden aşağı düşmek
Theatre
flat n. ahşap çerçeve ile boyalı kumaştan oluşan sahne dekoru
Photography
flat n. fotoğraf klişesi yaparken negatif filmlerin üzerine yerleştirildiği kalın cam
flat n. foto ofset klişesinin yapıldığı negatif veya pozitif filmler topluluğu

Sens de "flat" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
flat-footed adj. düztaban
General
flat bottom n. dibi düz
bachelor's flat n. garsoniyer
flat rate n. tek fiyat
flat glass n. düz cam
flat for land basis n. kat karşılığı
flat with sea view n. denize nazır ev
flat cap n. kasket
flat foot n. düztabanlık
flat arch n. basık kemer
flat iron n. ütü
flat tire n. patlak lastik
flat for land method n. kat karşılığı
flat to be let n. kiralık kat
furnished flat n. mobilyalı daire
flat roof n. düz çatı
flat round stone n. kaydırak
flat battery n. boşalmış akü
flat for old persons n. yaşlı apartmanları
flat surface n. tabla
salt flat n. tuzlu çanak
flat for land n. kat karşılığı
freehold flat n. kat mülkiyeti
flat bottom boat n. tongarto
round and flat bread n. pide
flat tire n. inik teker
flat place n. düzlük
flat surface n. tahta
flat battery n. boşalmış pil
flat tyre n. patlak lastik
garden floor flat n. bahçe katı apartman dairesi
optical flat n. optik düzlük
flat surface n. düz zemin
housekeeper's flat n. kapıcı dairesi
mud flat n. (gelgitle oluşan) çamur alanı
flat ground n. düz arazi
flat country n. düz arazi
flat screen n. yassı ekran
flat screen n. düz ekran
flat country n. düzlük
flat-mate n. ev arkadaşı
flat-footedness n. düztabanlık
lay-flat hose n. yassı hortum
flat-heeled shoe n. yemeni
one-roomed flat n. tek odalı daire
flat rate n. herkes için aynı fiyat
flat rate n. sabit fiyat
studio flat n. stüdyo daire
flat earther n. dünyanın düz olduğuna inanan kimse
flat earth society n. dünyanın düz olduğuna inanan topluluk
flat for sale n. satılık daire
flat for rent n. kiralık daire
flat terrain n. düz arazi
f double flat n. f çift bemol
bosphorus view flat n. boğaz manzaralı daire
flat-screen television n. düz-ekran televizyon
flat-screen tv n. düz-ekran televizyon
flat-trim toothbrush n. düz kesimli diş fırçası
flat tummy n. düz karın
run-flat tyres n. patlamış halde bile giden lastikler
basement flat n. bodrum dairesi
ground floor flat n. giriş kat dairesi/zemin (kat) dairesi
flat-twin engine n. yatık çift motor
show flat n. örnek daire
flat shoes n. düz ayakkabı
flat shoes n. babet
flat tire n. patlak teker
flat peak [uk] n. Snapback şapka
flat cap n. Snapback şapka
two bedroom flat n. iki odalı daire
flat beer n. gazsız bira
flat earther n. düz dünyacı
flat position n. düz pozisyon
flat race n. engelsiz at yarışı
clam-flat [new england] n. yumuşak gel-git düzlüğünde midyelerin gizlendiği bölüm
ownership flat [new zealand] n. içinde sahibinin yaşadığı daire
ownership flat [new zealand] n. mülk sahibi tarafından işgal edilen daire
flat-earther n. düz dünyacı
flat-earthist n. düz dünyacı
council flat n. yerel meclise ait olup halka ucuza kiralanan daire
flat spin n. karışıklık
flat spin n. telaş
flat top n. tepedeki saçların kısa kesilip dik durmalarının sağlandığı, tepeden düz görünen bir saç stili
flat-share n. dairede oturanların imkanları ve harcamaları paylaştığı yaşam şekli
flat foot n. düztaban kimse
flat-hunting n. apartman dairesi arama
flat bone n. bonfilenin takoz kemiğine bitişik kısmı
flat-share n. paylaşımlı daire
flat hoop n. iki tarafı da düzleştirilmiş ahşap kasnak
flat paper n. katlanmamış kağıt
flat foot n. düztaban ayak
flat spin n. karmaşa
flat solid n. uzunluk ve genişliğine göre ince olan düz eşya
flat-earther n. saçma ve saygınlığı olmayan bir teoriye inanan veya bu teoriyi savunan kimse
flat-earther n. açık kanıtlara rağmen gerçeği reddeden kimse
flat spin n. kararsızlık
serviced flat n. servisli daire
service flat [uk] n. ev işçiliği hizmetlerinin sağlandığı daire türü
service flat [uk] n. servisli daire
serviced flat n. ev işçiliği hizmetlerinin sağlandığı daire türü
flat character n. sığ karakter
flat character n. derinliği olmayan ve hikaye boyunca değişime uğramayan karakter
fall flat v. başarı sağlayamamak
lay flat v. sermek
fall flat on one's face v. kapaklanmak
lay flat v. yere sermek
flat hat v. çok alçaktan uçmak
become flat v. düzleşmek
fall flat v. umulan rağbeti hiç görmemek
fall flat v. başarısız olmak
become flat v. yatmak
be flat broke v. meteliğe kurşun sıkmak
stand flat v. düz durmak
go flat v. gazı kaçmak (içecek vb)
go flat v. asidi kaçmak
flat-hammer v. çekiçle düzlemek
be caught flat footed v. kontrpiyede kalmak
rent a flat v. ev kiralamak
one's battery to go flat v. telefonunun şarjı bitmek
run flat v. telefonunun şarjı bitmek
become flat v. telefonunun şarjı bitmek
get a place in no time flat v. soluğu (bir yerde) almak
be found dead in her/his flat v. dairesinde ölü bulunmak
be found dead at her/his flat v. dairesinde ölü bulunmak
get (somewhere) in no time flat v. soluğu (bir yerde) almak
lie flat v. düz yatmak
lie flat v. sırt üstü uzanmak
live in a small flat v. küçük bir dairede oturmak
fall flat v. yanıt vermemek
fall flat v. sonuç vermemek: amaçlanan etkiyi yaratamamak
flat-share v. akraba olunmayan kimselerle bir daireyi paylaşmak
flat-hat v. çalım satmak
flat [obsolete ] v. cansızlaştırmak
flat [obsolete ] v. donuklaştırmak
flat-hat v. gösteriş yapmak
flat-share v. paylaşımlı dairede yaşamak
flat [obsolete ] v. sıkıcı hale getirmek
become flat v. hoş kokusunu yitirmek
become flat v. yavanlaşmak
become flat v. solgunlaşmak
flat enough adj. yeterince düz
flat footed adj. düztaban
flat bottomed adj. dibi düz
flat broke adj. beş parasız
quite flat adj. düzce
very flat adj. yamyassı
flat broke adj. meteliksiz
flat footed adj. azimli
flat on one's back adj. yatalak
as flat as adj. kadar dümdüz