| Anglais | Turc | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | way n. | yol | ||
|
He walked all the way to the train station. Tren istasyonuna kadarki yolu baştan başa yürüdü. More Sentences |
||||
| Common Usage | way n. | taraf | ||
|
We look this way, then we turn to the other side. Bu tarafa bakıyoruz, sonra diğer tarafa dönüyoruz. More Sentences |
||||
| Common Usage | way n. | gidişat | ||
|
Finally, I welcome very much the way this debate has gone. Son olarak, bu tartışmanın gidişatını memnuniyetle karşılıyorum. More Sentences |
||||
| Common Usage | way n. | yön | ||
|
Remember to look both ways before crossing the street. Karşıdan karşıya geçmeden önce her iki yöne de bakmayı unutmayın. More Sentences |
||||
| Common Usage | way n. | tarz | ||
|
Their whole way of using violence is the way of fascism. Şiddet kullanma tarzları tamamen faşizm tarzıdır. More Sentences |
||||
| Common Usage | way n. | yöntem | ||
|
There are lessons to be learnt regarding the second British and Dutch way. İkinci İngiliz ve Hollanda yöntemi ile ilgili olarak çıkarılması gereken dersler var. More Sentences |
||||
| Common Usage | way n. | usul | ||
|
In my opinion, this is the Swiss way. Bence bu İsviçre usulü. More Sentences |
||||
| Common Usage | way n. | yapılış şekli | ||
| General | ||||
| General | way n. | gidişat | ||
|
Finally, I welcome very much the way this debate has gone. Son olarak, bu tartışmanın gidişatını memnuniyetle karşılıyorum. More Sentences |
||||
| General | way n. | biçim | ||
|
The cake was moist and fluffy – just the way you like it. Kek nemli ve kabarıktı; tam da istediğiniz biçimde. More Sentences |
||||
| General | way n. | davranış tarzı | ||
|
I take it you don't approve of the way Tom's been behaving. Anladığım kadarıyla Tom'un davranış tarzını onaylamıyorsun. More Sentences |
||||
| General | way n. | yer | ||
|
It's turtles all the way down. Her yerde kaplumbağalar var. More Sentences |
||||
| General | way n. | davranış | ||
|
The way in which Europe and our Council treat this country is hypocritical. Avrupa'nın ve Konseyimizin bu ülkeye davranış biçimi ikiyüzlüdür. More Sentences |
||||
| General | way n. | şekil | ||
|
The way he stares at you gives me the creeps. Sana gözünü dikip bakma şekli tüylerimi ürpertiyor. More Sentences |
||||
| General | way n. | huy | ||
|
He's nearly 70 years old; I don't expect him to change his ways. Neredeyse 70 yaşında; ondan huylarını değiştirmesini beklemiyorum. More Sentences |
||||
| General | way n. | tarz | ||
|
Their whole way of using violence is the way of fascism. Şiddet kullanma tarzları tamamen faşizm tarzıdır. More Sentences |
||||
| General | way n. | durum | ||
|
Either way it has been a long process. Her iki durumda da bu uzun bir süreç olacaktır. More Sentences |
||||
| General | way n. | hal | ||
|
I think I liked your hair better the way it was before. Sanırım saçının önceki halini daha çok sevmiştim. More Sentences |
||||
| General | way n. | usul | ||
|
In my opinion, this is the Swiss way. Bence bu İsviçre usulü. More Sentences |
||||
| General | way n. | ilerleme | ||
|
A caravan of fifty camels slowly made its way through the desert. Elli develi bir kervan, çölde yavaş yavaş ilerliyordu. More Sentences |
||||
| General | way n. | yöntem | ||
|
There are lessons to be learnt regarding the second British and Dutch way. İkinci İngiliz ve Hollanda yöntemi ile ilgili olarak çıkarılması gereken dersler var. More Sentences |
||||
| General | way n. | bakım | ||
|
He is a perfect boyfriend in every way. O her bakımdan mükemmel bir erkek arkadaş. More Sentences |
||||
| General | way n. | yol | ||
|
He walked all the way to the train station. Tren istasyonuna kadarki yolu baştan başa yürüdü. More Sentences |
||||
| General | way n. | yön | ||
|
Remember to look both ways before crossing the street. Karşıdan karşıya geçmeden önce her iki yöne de bakmayı unutmayın. More Sentences |
||||
| General | way n. | taraf | ||
|
We look this way, then we turn to the other side. Bu tarafa bakıyoruz, sonra diğer tarafa dönüyoruz. More Sentences |
||||
| General | way n. | yol yordam | ||
|
There is always a right way to tell the facts. Doğruları söylemenin bir yolu yordamı vardır. More Sentences |
||||
| General | way n. | yer | ||
|
It's turtles all the way down. Her yerde kaplumbağalar var. More Sentences |
||||
| General | way n. | ilerleme | ||
|
A caravan of fifty camels slowly made its way through the desert. Elli develi bir kervan, çölde yavaş yavaş ilerliyordu. More Sentences |
||||
| General | way adv. | çok | ||
|
Her grades are way above the class average. Notları sınıf ortalamasının çok üstünde. More Sentences |
||||
| General | way adv. | aşırı | ||
|
For 30 years, we have failed to curb overfishing in any real way. 30 yıldır aşırı avlanmayı gerçek anlamda engelleyemedik. More Sentences |
||||
| General | way adv. | fazla | ||
|
The proposals before us are sensitive and emotive in more ways than one. Önümüzdeki teklifler birden fazla açıdan hassas ve duygusaldır. More Sentences |
||||
| Technical | ||||
| Technical | way n. | taraf | ||
|
We look this way, then we turn to the other side. Bu tarafa bakıyoruz, sonra diğer tarafa dönüyoruz. More Sentences |
||||
| Technical | way n. | yön | ||
|
Remember to look both ways before crossing the street. Karşıdan karşıya geçmeden önce her iki yöne de bakmayı unutmayın. More Sentences |
||||
| Technical | way n. | tür | ||
|
We welcome these steps and are prepared to support them in any way necessary. Bu adımları memnuniyetle karşılıyoruz ve gerekli her türlü desteği vermeye hazırız. More Sentences |
||||
| Technical | way | yol | ||
|
He walked all the way to the train station. Tren istasyonuna kadarki yolu baştan başa yürüdü. More Sentences |
||||
| Automotive | ||||
| Automotive | way | yol | ||
|
He walked all the way to the train station. Tren istasyonuna kadarki yolu baştan başa yürüdü. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | way n. | vasıta | ||
| General | way n. | halet | ||
| General | way n. | zagon | ||
| General | way n. | tarik | ||
| General | way n. | yordam | ||
| General | way n. | uzaklık | ||
| General | way n. | gidiş | ||
| General | way n. | adet | ||
| General | way n. | çare | ||
| General | way n. | itiyat | ||
| General | way n. | minval | ||
| General | way n. | yan | ||
| General | way n. | racon | ||
| General | way n. | husus | ||
| General | way n. | yapılış şekli | ||
| General | way n. | iş alanı | ||
| General | way n. | çığır | ||
| General | way n. | erkan | ||
| General | way n. | adap | ||
| General | way n. | gelenek | ||
| General | way n. | suret | ||
| General | way n. | cihet | ||
| General | way n. | kayıp | ||
| General | way n. | civar | ||
| General | way n. | mesafe | ||
| General | way n. | bir şeyi istediği gibi yapabilme | ||
| General | way n. | canı istediği gibi hareket etme | ||
| General | way n. | olasılık | ||
| General | way n. | olası karar | ||
| General | way n. | olası hareket | ||
| General | way n. | olası sonuç | ||
| General | way n. | iyi geçinebilme | ||
| General | way n. | katılımcı | ||
| General | way n. | hareket özgürlüğü | ||
| General | way n. | fırsat, şans | ||
| General | way n. | küçük ve dar sokak | ||
| General | way n. | gemi kızağı | ||
| General | way n. | kılavuz | ||
| General | way adv. | uzağa | ||
| Law | ||||
| Law | way n. | zorunlu geçit hakkı | ||
| Law | way n. | geçit hakkı | ||
| Law | way n. | yol hakkı | ||
| Law | way n. | (bir kimsenin mülkünden) yasal geçiş hakkı | ||
| Law | way n. | yasal geçiş hakkının olduğu bir yol | ||
| Law | way n. | üzerinden umumi bir yolun geçtiği toprak | ||
| Law | way n. | tren yolunun geçtiği toprak | ||
| Law | way n. | elektrik, doğal gaz gibi kamu hizmetleri için kullanılan toprak | ||
| Technical | ||||
| Technical | way n. | (valf) uç | ||
| Technical | way n. | (şalter) çalışma pozisyonu | ||
| Technical | way n. | geminin üzerinde inşa edildiği ahşap yapı | ||
| Technical | way n. | makinedeki kılavuz yüzey | ||
| Technical | way n. | kılavuz yapı | ||
| Technical | way n. | ortak özelliklere sahip olan bir grup | ||
| Technical | way n. | kategori | ||
| Technical | way n. | tanım | ||
| Technical | way n. | (gemi, tekne) sudaki hız | ||
| Technical | way n. | hareket | ||
| Technical | way n. | hız | ||
| Textile | ||||
| Textile | way n. | kumaşta ipliklerin yönü | ||
| Astronomy | ||||
| Astronomy | way n. | geceleri gökyüzünde görülen yola benzer ışık kuşağı | ||
| Religious | ||||
| Religious | way n. | bir dine uygun olarak benimsenen davranış, tutum ve yaşam tarzı | ||
| Religious | way n. | hristiyanlık | ||
| Religious | way n. | bir navaho dini töreni | ||