can - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

can

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"can" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 60 sonuç

İngilizce Türkçe
General
can f. olabilmek
can f. kovmak
can f. konservelemek
can f. konservesini yapmak
can f. konserve yapmak
can f. -abilmek
can f. -abilir
can f. -ebilir
can f. edebilmek
can f. -ebilmek
can f. yapabilmek
can i. konserve kutusu
can i. teneke kutu
can i. teneke
can i. hela
can i. teneke kutudaki içecek
can i. bidon
can i. kıç
can i. hapishane
can i. kutu
can i. kılıf
can i. konserve kabı
can i. konserve tenekesi
can i. bir kutu dolusu (miktar)
can i. yuvarlak tabanlı, konik tepeli şamandıra
can i. maşrapa
can i. tas
can i. teneke kap
Colloquial
can kasede kaydetmek
can uzaklaştırmak (okul vb)
can işten atmak
can sepetlemek
can (ses ya da görüntü) kayıt yapmak
Slang
can f. kutu tutarak derneğe ya da kulübe vs. bağış istemek
can f. durdurmak
can f. susturmak
can f. kesmek (son vermek)
can f. işine son vermek
can tuvalet
can yüznumara
can popo
can memişhane
can kodes
can hela taşı
can klozet
can kıç
Technical
can kova
can kutu
can bir teneke kutuya koymak
can buat
can nükleer yakıt kabı
Automotive
can nitrometan
can susturucu
can kutu
Food Engineering
can metal kutu
Gastronomy
can kutu konserve
Military
can i. destroyer
can i. sualtı bombası
Cinema
can i. makara kutusu
can i. madeni kutu

"can" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 20 sonuç

Türkçe İngilizce
Common Usage
can spirit i.
can life i.
General
can brother i.
can heart i.
can lifeblood i.
can pneuma i.
can zeal i.
can vitality i.
can life i.
can spiritus i.
can person i.
can energy i.
can esprit i.
can friend i.
can darling i.
can psyche i.
can spirit i.
can soul i.
can acushla [ireland] i.
can beloved s.

"can" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
garbage can i. çöp tenekesi
trash can i. çöp tenekesi
General
carry the can f. suçu üstlenmek
can not escape from death f. ölümden kaçamamak
can not stand f. dayanamamak
have friends who can pull strings f. torpili olmak
carry the can f. kabak başına patlamak
can not f. edememek
do the best one can do f. elinden geleni yapmak
do all one can do f. elinden geleni yapmak
can not believe f. inanamamak
can not walk f. yürüyememek
can hardly wait f. bekleyememek
can not drive f. araba sürememek
can not concentrate f. odaklanamamak
can not concentrate f. konsantre olamamak
can not focus f. odaklanamamak
can not get along with the people around f. çevresi ile geçinememek
open a can f. konserve açmak
be so few one can count them on the fingers of one hand f. parmakla gösterilmek
can not establish empathy f. empati kuramamak
can not develop empathy f. empati kuramamak
carry-the can f. bedel ödemek
carry-the can f. diyet ödemek
despite all efforts can not be saved f. tüm çabalara rağmen kurtarılamamak
can not even imagine f. rüyasında bile görememek
can not go beyond a certain point f. belli bir noktadan öteye gidememek
can not swim f. yüzememek
can not believe what one hear f. kulaklarına inanmamak
can not believe what one hear f. kulaklarına inanamamak
can not run f. koşamamak
can not comprehend f. idrak edememek
can not understand f. idrak edememek
eat out of the can f. konserveden yemek
can not prevent f. engel olamamak
can not stand f. tahammül edememek
can not meet/talk f. görüşememek
can make it f. başarabilmek
can achieve f. başarabilmek
can afford to f. maddi açıdan parası yetmek
can not even imagine f. hayal bile edememek
ash can i. küllük
place where labourers can be hired i. ırgat pazarı
ash can i. kül tenekesi
petrol can i. benzin bidonu
jerry can i. bidon
milk can i. süt kabı
the only thing we can say i. söylenecek tek şey
a can of worms i. çözümlenmesi güç bir problem
a can of worms i. içinden çıkılması zor durum
sprinkling can i. süzgeçli kova
the only thing we can say i. söyleyebileceğimiz tek şey
garbage can i. çöp kutusu
watering can i. bahçıvan kovası
beer can i. bira kutusu
tin can i. teneke kutu
gasoline can i. benzin bidonu
can buoy i. şamandıra
can can i. kan kan dansı
kerosene can i. gaz tenekesi
coffee can i. kahve kutusu
ash can i. çöp tenekesi
catch-as-catch-can i. serbest güreş
can poisoning i. konserve zehirlenmesi
trash can i. çöp kutusu
can liner i. çöp poşeti
can liner i. çöp torbası
jerry can i. benzin bidonu
tin can i. konserve kutusu
beverage can i. içecek kutusu
beverage can i. içecek tenekesi
coffee can i. kahve kavanozu
a can of coke i. bir kutu/teneke kola
can light i. gömme ışık
gas can i. benzin bidonu
can beer i. kutu bira
can beer i. teneke bira
can opener i. teneke açacağı
watering can i. çiçek sulama kabı
watering can i. bitkileri sulamak için kullanılan süzgeçli su kabı
paint can i. boya kovası
paint can i. boya kutusu
paint can i. boya tenekesi
tip the can i. bir çocuk oyunu
kick the can i. bir çocuk oyunu
spray can i. sprey tenekesi
spray can i. sprey teneke kutu
spray can i. teneke sprey
a can–do attitude i. bir işi yapmak için gösterilen gayret
a can–do attitude i. bir işi yapmak için gereken heves
can lid i. konserve kapağı
kick the can i. teneke tekmelemece
can-can-boot i. pop pop tekne
can-can-boot i. bir tür oyuncak tekne
soda can i. meşrubat tenekesi
soda can i. meşrubat kutusu
aerosol can i. aerosol kabı
aerosol can i. sprey tüpü
can opener i. bir bacağı göğse doğru çekip diğer bacağı uzatıp bedeni hafifçe geriye yaslayarak yapılan bir su atlayışı
can opener i. suya dizlerden birini karına doğru çekerek atlama
can-can i. kan kan dansı
can-can i. 19. yüzyılda fransa'da ortaya çıkmış hareketli bir dans
can-opener i. teneke açacağı
as far as the eye can reach zf. göz alabildiğine
as much as we can zf. elimizden geldiğince
Phrases
be as much as somebody can/could do (not) to do something f. elinden geldiğince dayanmak
be as much as somebody can/could do (not) to do something f. elinden geleni yapmak
be as much as somebody can/could do (not) to do something f. bir şeyi zar zor/güç bela yapmak
as far as I can see görebildiğim kadar
can be seen görülebilir
as nearly as i can tell bildiğim kadarıyla
as hard as one can go elinden geldiğince
as much as one can gücü yettiği kadar
as hard as one can go elinden gelenin en iyisini yaparak
as nearly as i can tell yaklaşık olarak
as far as i can see görebildiğim kadar
doing as much as one can karınca kararınca
as much as one can yapabildiği kadar
as much as one can elinden geldiği kadar
a skill one can use to support oneself altın bilezik
as far as i can see bana kalırsa
can not help but yapmaktan başka çare yok
it can be said that denebilir ki
we can say that denebilir ki
we can say that diyebiliriz ki
as it can be seen görülebileceği gibi
as far as i can elimden geldiği kadarıyla
as much as we can elimizden geldiği kadar
as best as we can elimizden geldiğince
as best as we can elimizden geldiği kadar
as can be seen below aşağıda göreceğiniz üzere
as can be drawn aşağıda göreceğiniz üzere
as can be understood anlaşılacağı gibi
the person you have called can not be reached at the moment please try again later aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz
as one can see görülebildiği üzere
as one can see görüldüğü üzere
can be overcome üstesinden gelinebilir
as best as one can elinden geldiğince
it can be expected that umulabilir ki
as far as i can see gördüğüm kadarıyla
as can be seen in the figure below/above (aşağıdaki/yukarıdaki) şekilde görüldüğü gibi/görüleceği üzere
as it can be seen görülebileceği üzere
as it can be seen görülebildiği üzere
one can always hope ümit dünyası
one can always hope umut fakirin ekmeği
a man in whom I can believe inanabileceğim bir adam
i can neither confirm nor deny that... bunu ne onaylayabilirim ne de reddederim
below you can find our offer teklifimizi aşağıda bulabilirsiniz
below you can find our offer teklifimiz aşağıda yer almaktadır
can be recorded kaydedilebilir
no emotion, any more than a wave, can long retain its own individual form bir dalgadan daha büyük hiçbir duygu yoktur ki kendi formunu uzun süre sürdürebilsin
the more words you know the more you can say ne kadar çok kelime bilirsen o kadar çok konuşursun
what conclusions can you draw? ne sonuçlar çıkarıyorsun?
go as far as you can gidebildiğin kadar uzağa git
go as far as you can gidebildiğin yere kadar git
things will happen while they can her şey olacağına varır
as much as i can elimden geldiğince
as much as I can elimden geldiği kadar
as much as I can yapabildiğim kadar
everything you can imagine is real hayal edebileceğin her şey gerçektir
it's the least I can do lafı mı olur, rica ederim
as far as I can recall hatırlayabildiğim kadarıyla
one can say that denebilir ki
Proverb
never put off till tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
you can catch more flies with honey than with vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you can catch more flies with honey than with vinegar çanakta balın olsun arı yemenden gelir
sticks and stones can break my bones but words can never hurt me istediğin kadar konuş söyle beni yaralayamazsın
a golden key can open any door para her kapıyı açar
a golden key can open any door paranın açamayacağı kapı yoktur
you can lead a horse to water, but you can't make it drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
why buy a cow when you can get milk for free maşa varken elimi niye ateşe sokayım
why buy a cow when you can get milk for free bedava bulabiliyorsam neden para vereyim
why buy a cow when you can get milk for free nerede beleş oraya yerleş
appearances can be deceiving görünüşe aldanmamalı
appearances can be deceiving görünüş yanıltıcıdır
you can not teach an old dog a new trick huylu huyundan vazgeçmez
you can not teach an old dog a new trick kırk yıllık kani olur mu yani
you can not teach an old dog a new trick can çıkar huy çıkmaz
what can you expect from a hog but a grunt? huylu huyundan vazgeçmez
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkar huy çıkmaz
If anything can go wrong it will bir iş ters gidecekse gider
we must learn to walk before we can run koşmadan önce yürümeyi öğrenmeliyiz
what can you expect from a hog but a grunt huylu huyundan vazgeçmez
don't put off for tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
what can you expect from a hog but a grunt can çıkar huy çıkmaz
cat can look at a king göze yasak olmaz
you never know what you can do till you try denemedikçe bilemezsin
you never know what you can do till you try denemeden bilemezsin
no man can serve two masters hiç kimse iki efendiye hizmet edemez
it's the empty can that makes the most noise boş teneke çok ses çıkarır
devil can quote scripture for his own purpose şeytan ayeti kendi hayrına okur
devil can cite scripture for his own purpose şeytan ayeti kendi hayrına okur
those who can, do; those who can't, teach (bernard shaw tarafından öğretmenleri aşağılamak amacıyla söylemiş bir söz) elinden hiçbir iş gelmeyen öğretmen olur
he can dish it but he can't take it başkalarını eleştirir ama kendisinin eleştirilmesinden hoşlanmaz
you can take a horse to water but you can't make him drink zorla güzellik olmaz
you can lead a horse to water but you can't make it drink zorla güzellik olmaz
you can take a horse to water but you can't make him drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
anyone can hold the helm when the sea is calm deniz sakinken dümeni herkes tutar
anyone can hold the helm when the sea is calm sakin denizde herkes kaptan kesilir
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkmadıkça huy çıkmaz
believe you can and you're halfway there inanmak başarmanın yarısıdır
you can not teach an old dog new tricks ağaç yaşken eğilir
you can put lipstick on a pig, but it's still a pig eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir
two can dig a lot quicker than one. İki kişi bir kişiden iyidir
two can dig a lot quicker than one. iki kişi tek kişiden iyidir
even a blind pig can find an acorn once in a while bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir
Colloquial
can-do i. beceriklilik
can-do i. heveslilik
can-do i. kendine güvenme
tin can i. destroyer
tin can i. torpido ve denizaltı muhribi
booze can i. ruhsatsız içki satan müessese
booze can i. yasadışı içki satan mekan
can-do s. zorluklar karşısında kendine güvenen, becerikli
can-do s. hevesli
how (something) can you be? expr. nasıl bu kadar (bir şey) olunur/olunabilir?
how (something) can you be? expr. nasıl bu kadar (bir şey) olunur/olunabilir anlamıyorum!
how (something) can you be? expr. ancak bu kadar (bir şey) olunabilir!
how (something) can you be? expr. (bir şeyin) bu kadarı da olmaz
how (something) can you be? expr. bu kadarı da fazla ama artık!
how (something) can you be? expr. bu kadar (bir şey) de olunmaz ki canım!
can you beat it/that? expr. bunu geçebilir misin?
can you beat it/that? expr. (bu teklifin, fiyatın) daha altında/üstünde verebilir misin?
can you beat it/that? expr. inanılır gibi değil
can you beat it/that? expr. olur şey değil
can you beat it/that? expr. inanabiliyor musun?
can you beat it/that? expr. düşünebiliyor musun?
can you beat it/that? expr. hiç aklına gelir miydi?
can you beat it/that? expr. kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi
can you beat it/that? expr. kimin aklına gelirdi?
can you beat it/that? expr. insan hayret etmekten kendini alamıyor
can you beat it/that? expr. şaşırtıcı/ilginç değil mi?
before you can say knife birden
before you can say knife soluk almadan
before you can say knife fırsat bulmadan
more than flesh and blood can stand çekilmez
more than flesh and blood can stand dayanılır gibi değil
more than flesh and blood can stand dayanılmaz
tomorrow can wait yarın bekleyebilir
only god can help us işimiz allah'a kaldı
quicker than you can say Jack Robinson hızla
quicker than you can say Jack Robinson göz açıp kapayıncaya kadar
quicker than you can say Jack Robinson çabucak
tin can teneke kutu
pull as hard as you possibly can çekebildiğin kadar kuvvetli bir şekilde çek
find it if you can bul bulabilirsen
these things can happen to anybody böyle şeyler herkesin başına gelebilir
pigs can fly balık kavağa çıkınca
not that i can recall hatırladığım kadarıyla yok
isn't there anybody that can? yardım edecek kimse yok mu?
come on you can do it haydi bunu yapabilirsin
put your hands where i can see them! ellerini görebileceğim bir yere koy!
put your hands where i can see them! ellerinizi görebileceğim bir yere koyun!
can you spare a dime? (bana vereceğin) bozukluğun var mı?
can you spare a dime? (bana vereceğin) bozuk paran var mı?
you can whistle for it! avucunu yalarsın!
she/he can whistle for it! avucunu yalar!
Idioms
a can of corn i. çocuk oyuncağı iş
a can of corn i. yapılması kolay görev
the least someone can do i. birinin en azından yapabileceği şey
a kick at the can i. şansını deneme
catch-as-catch-can s. fırsatları kaçırmayan
catch-as-catch-can s. fırsat düşkünü
as fast as (one's) legs can carry (one) zf. bacaklarının seni taşıyacağı yere kadar
as fast as your legs can carry you zf. olanca/var gücüyle hızlı
as fast as (one's) legs can carry (one) zf. bacakların kesilene/kopana kadar
as fast as your legs can carry you zf. rüzgar gibi
as fast as (one's) legs can carry (one) zf. bacakların tutmaz olana kadar
as fast as your legs can carry you zf. çabucak
more than flesh and blood can bear zf. insanın dayanabileceğinden/katlanabileceğinden daha fazla
more than flesh and blood can bear zf. insanın dayanamayacağı/katlanamayacağı kadar çok
more than flesh and blood can bear zf. insanı öldürecek kadar çok
more than flesh and blood can bear zf. can dayanmaz
more than flesh and blood can bear zf. iliğini kurutacak kadar
more than flesh and blood can bear zf. kanını kurutacak kadar
more than flesh and blood can bear zf. canından bezdirecek kadar
more than flesh and blood can bear zf. etinden et koparılmış kadar
more than flesh and blood can stand zf. insanın dayanabileceğinden/katlanabileceğinden daha fazla
more than flesh and blood can stand zf. insanın dayanamayacağı/katlanamayacağı kadar çok
more than flesh and blood can stand zf. insanı öldürecek kadar çok
more than flesh and blood can stand zf. can dayanmaz
more than flesh and blood can stand zf. iliğini kurutacak kadar
more than flesh and blood can stand zf. kanını kurutacak kadar
more than flesh and blood can stand zf. canından bezdirecek kadar
more than flesh and blood can stand zf. etinden et koparılmış kadar
a little stone can upset a large cart ummadık taş baş yarar
in the can hemen hemen elde edilmiş
bite off more than one can chew boyundan büyük işlere kalkışmak
no man can live forever dünya süleyman'a bile kalmamış
bite off more than one can chew boyundan büyük iş almak
bite off more than one can chew başından büyük işe girişmek
bite off more than one can chew boyundan büyük işe kalkışmak
bite off more than one can chew başından büyük işlere girişmek
before you can say jack robinson göz açıp kapayıncaya kadar
before you can say jack robinson palas pandıras
bite off more than one can chew boyunu aşan işlere kalkışmak
before you can say jack robinson kaşla göz arasında
do all one can elinden geleni yapmak
do all one can tüm yolları denemek
more than one can shake a stick at sürüsüne bereket
more than one can shake a stick at kıyamet gibi
can count something on the fingers of one hand bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar
bite off more than one can chew bir koltuğa iki karpuz sığdırmak
bite off more than one can chew boyundan büyük işe kalkmak
carry-the can bedel ödemek
carry-the can bedelini ödemek
carry-the can diyet ödemek
catch-as-catch-can kıran kırana
carry-the can ceremeyi çekmek
catch-as-catch-can ne yapıp edip
carry the can ceremeyi çekmek
carry the can kabak başına patlamak
take the can ceremeyi çekmek
so far as one can elinden geldiği kadar
so far as one can yapabileceği kadar
carry the can suçu yüklenmek
carry the can suçu üzerine almak
carry the can suçu üstlenmek
in the can tamamlanmış
can find it in one's heart doğası gereği hazır olmak
can find it in one's heart istemek
can find it in one's heart gönlü olmak
can find it in one's heart doğası gereği istekli olmak
a man can only die once insan yalnızca bir kere ölür
they can be counted on the fingers of one hand sayıları bir elin parmaklarını geçmez
can not choose but -den başka çaresi yok
can not choose but -den başka seçeneği olmamak
empty can rattles the most boş teneke çok ses çıkarır
empty can rattles the most boş teneke çok tıngırdar
can count something on the fingers of one hand bir elin parmaklarını geçmez
bite off more than one can chew başından büyük işlere kalkışmak
can talk the hind legs off a donkey çenesi düşük olmak
can talk the hind leg off a donkey çenesi düşük olmak
can talk the legs off an iron pot çenesi düşmek
can talk the hind legs off a donkey çenesi düşmek
can talk the hind leg off a donkey çok konuşmak
can talk the hind leg off a donkey çenesi düşmek
like a can of corn çok kolay
like a can of corn tereyağından kıl çeker gibi
a golden key can open any door paranın açamayacağı kapı yoktur
a golden key can open any door para her kapıyı açar
more someone or something than one can shake a stick at sayılamayacak kadar çok
more someone or something than one can shake a stick at çok fazla
more someone or something than one can shake a stick at çok sayıda
I can bet my life bottom dollar bahse varım
I can bet my bottom dollar bahse varım
I can bet my bottom dollar bahse girerim
I can bet my life bottom dollar bahse girerim
before you can say jack robinson göz açıp kapatana kadar
piss or get off the can artık harekete geçme zamanı
need so bad one can taste it çok istemek
want so bad one can taste it çok istemek
can take it to the bank! sana garanti ediyorum!
can take it to the bank! dediğim doğru!
can take it to the bank! bana inanabilirsin!
more than one can take dayanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can stand taşıyamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can stand katlanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can bear dayanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can bear taşıyamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can stand dayanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can bear katlanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can take taşıyamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can take katlanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
run before one can walk yürümeyi öğrenmeden koşmaya çalışmak
you can bet your bottom dollar kesinlikle!
you can bet your bottom dollar emin olabilirsin!
a game that two can play iki kişinin oynayabildiği bir oyun
can barely hear yourself think gürültüden adeta kendi sesini duyamamak
can hardly hear yourself think gürültüden adeta kendi sesini duyamamak
in the can piyasaya sunulmaya hazır ürün
can of worms karmaşık sorun
in the can gösterime hazır film
can do something on one's ear kolayca/zorlanmadan yapmak
be in the can gösterime hazır olmak
can talk the hind legs off a donkey geveze
can talk the hind legs off a donkey çok konuşmak
can talk the legs off an iron pot geveze
can talk the legs off an iron pot çok geveze olmak
can talk the hind leg off a donkey çenesi düşük
can talk the hind legs off a donkey çenesi düşük
can talk the legs off an iron pot çenesi düşük
can talk the legs off an iron pot çok konuşmak
can talk the hind leg off a donkey geveze
can talk the hind leg off a donkey çok geveze olmak
can talk the hind legs off a donkey çok geveze olmak
can talk the legs off an iron pot çenesi düşük olmak
as happy as can be çok mutlu
happy as can be ağzı kulaklarına varan
as happy as can be şen şakrak
happy as can be mutluluktan havalarda uçan
as happy as can be ağzı kulaklarına varan
as happy as can be mutluluktan havalarda uçan
happy as can be çok mutlu
happy as can be şen şakrak
can do something on their ear kolayca/zorlanmadan yapmak
not if you can help it mecbur kalmadıkça/olmadıkça
if you can help it mecbur kalmadıkça/olmadıkça
if you don't like it, you can lump it beğensen de bir beğenmesen de
can take only so much (acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak
can take just so much (acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak
open up a can of worms daha da karmaşık hale getirmek
open up a can of worms işin içinden çıkamamak
open a can of worms pandora'nın kutusunu açmak
can of worms pandora'nın kutusu
can just whistle for something üstüne bir bardak soğuk su içmek
two can play at that game (bu) oyunda ben de varım. yaptığını sana ödeteceğim. ben de sana aynını yapacağım
as far as the eye can/could see uçsuz bucaksız
as far as the eye can/could see gözün görebildiği kadar
two can play at this game madem öyle bende aynı oyunu oynarım
two can play at this game bu oyunda ben de varım
two can play at this game bu oyunu iki kişi oynar
more than you can shake a stick at saymakla bitmez
more than you can shake a stick at saymakla bitiremezsin
can ill afford (sonu kötü olacak bir şeyin yapılmasını) göze alamamak
I can too yapabilirim
(one) can do worse daha iyisi olamaz
(one) can hardly believe (one's) eyes gözlerine inanamamak
(one) can scarcely believe (one's) eyes gözlerine inanamamak
I can hardly believe my eyes! gözlerime inanamıyorum!
I can hardly believe my eyes! gördüklerime inanamıyorum!
I can scarcely believe my eyes! gözlerime inanamıyorum!
I can scarcely believe my eyes! gördüklerime inanamıyorum!
Speaking
can he sit a horse? ata binmeyi biliyor mu?
can you help me? bana yardım eder misiniz?
not if i can help it elimden gelse yaptırmam
you can not make water flow up hill suyu yokuş yukarı akıtamazsınız
where can i get? nerede alabilirim?
i can feel it in my bones içime doğdu
can you tell me? bana söyleyebilir misiniz?
can you show me? bana gösterebilir misiniz?
if you can yapabilirsen…
if you can yapabiliyorsan
you can whistle for it! üstüne bir bardak soğuk su iç
where can i find? nerede bulabilirim?
how can i help you? nasıl yardımcı olabilirim?
how can i get there? oraya nasıl gidebilirim?
you have the right to remain silent, anything you say can and will be used against you in a court of law sessiz kalma hakkına sahipsin, söyleyeceğin her şey mahkemede aleyhinde delil olarak kullanılabilir
what can i do ne yapabilirim
let me see if you can! hodri meydan
can you drop by tonight? bu gece bize uğrar mısın?
can i help you? size yardım edebilir miyim?
if you can yapabilirsen
nothing on earth can satisfy you gözünü toprak doyursun
as you can see görebileceğiniz üzere
enclosed you can see the results of analysis analiz sonuçları ekte bilgilerinize sunulmuştur
as you can see göreceğiniz üzere
as you can see gördüğünüz üzere
you can be mine benim olabilirsin
i can not talk konuşamıyorum
you can take it alabilirsin
how can i say that she is dead nasıl söylerim öldüğünü
how can i say that it is dead öldüğünü nasıl söylerim
how can i say that he is dead öldüğünü nasıl söylerim
how can i say that it is dead nasıl söylerim öldüğünü
how can i say that he is dead nasıl söylerim öldüğünü
how can i say that she is dead öldüğünü nasıl söylerim
i will do whatever i can elimden geleni yaparım
more than you can shake a stick at sürüsüne bereket
i can not see you seni göremiyorum
i believe ı can pull this off başaracağıma inanıyorum
i believe i can başaracağıma inanıyorum
can you answer my question soruma cevap verir misin
can you speak only english sadece ingilizce mi konuşabiliyorsun
i can bet my life on kalıbımı basarım
you can bet your life on kesinlikle emin olabilirsin
before you can say knife hızla
before you can say jack robinson göz açıp kapatıncaya kadar
before you can say jack robinson kaşla göz arasında
before you can say jack robinson göz açıp kapayıncaya kadar
as you can see below aşağıda göreceğiniz üzere
there's so much you can do yapabileceğin ne de çok şey var
what a lot of things there are that you can do yapabileceğin ne de çok şey var
no can do olmaz
no can do imkansız
no can do hayatta olmaz
no can do yapamam
no can do hiç yolu yok
you can do better daha iyisini yapabilirsin
how can i help you size nasıl yardım edebilirim
what can i do without you sensiz naparım
how can i help you size nasıl yardımcı olabilirim
you can make an order sipariş verebilirsiniz
you can place an order sipariş verebilirsiniz
i can swim ben yüzebilirim
you can place an order siparişinizi verebilirsiniz
how can i help you sana nasıl yardım edebilirim
can i see your face yüzünü görebilir miyim
we can take your order siparişinizi alabiliriz
you can make an order siparişinizi verebilirsiniz
can we be friends arkadaş olabilir miyiz
how happy is he who can say i am a turk ne mutlu türküm diyene
how can I trust you? sana nasıl güvenebilirim?
how can i help you nasıl yardımcı olabilirim
only god can judge me beni sadece tanrı yargılayabilir
can make nothing of anlayamamak
can you hear me beni duyabiliyor musun
i love you more than you can imagine seni tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum
i can accommodate you sizi misafir edebilirim
you can say that again bence de