can - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

can

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"can" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 43 sonuç

İngilizce Türkçe
General
can f. olabilmek
can f. kovmak
can f. konservelemek
can f. konservesini yapmak
can f. konserve yapmak
can f. -ebilir
can f. -abilmek
can f. -abilir
can f. edebilmek
can f. -ebilmek
can f. yapabilmek
can i. konserve kutusu
can i. teneke kutu
can i. teneke
can i. hela
can i. bidon
can i. teneke kutudaki içecek
can i. kıç
can i. hapishane
can i. kutu
can i. kılıf
can i. konserve kabı
can i. konserve tenekesi
Colloquial
can kayıt yapmak ses ya da görüntü
can işten atmak
can sepetlemek
can uzaklaştırmak (okul vb)
can kasede kaydetmek
Slang
can klozet
can tuvalet
can yüznumara
can memişhane
can kodes
can hela taşı
can popo
can kıç
Technical
can bir teneke kutuya koymak
can kutu
can kova
can buat
can nükleer yakıt kabı
Food Engineering
can metal kutu
Gastronomy
can kutu konserve

"can" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 19 sonuç

Türkçe İngilizce
Common Usage
can spirit i.
can life i.
General
can brother i.
can heart i.
can lifeblood i.
can pneuma i.
can zeal i.
can vitality i.
can life i.
can spiritus i.
can person i.
can energy i.
can esprit i.
can friend i.
can darling i.
can psyche i.
can spirit i.
can soul i.
can beloved s.

"can" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
garbage can i. çöp tenekesi
trash can i. çöp tenekesi
General
be so few one can count them on the fingers of one hand f. parmakla gösterilmek
can achieve f. başarabilmek
can afford to f. maddi açıdan parası yetmek
can hardly wait f. bekleyememek
can make it f. başarabilmek
can not f. edememek
can not believe f. inanamamak
can not believe what one hear f. kulaklarına inanmamak
can not believe what one hear f. kulaklarına inanamamak
can not comprehend f. idrak edememek
can not concentrate f. odaklanamamak
can not concentrate f. konsantre olamamak
can not develop empathy f. empati kuramamak
can not drive f. araba sürememek
can not escape from death f. ölümden kaçamamak
can not establish empathy f. empati kuramamak
can not even imagine f. rüyasında bile görememek
can not even imagine f. hayal bile edememek
can not focus f. odaklanamamak
can not get along with the people around f. çevresi ile geçinememek
can not go beyond a certain point f. belli bir noktadan öteye gidememek
can not meet/talk f. görüşememek
can not perceive f. idrak edememek
can not prevent f. engel olamamak
can not run f. koşamamak
can not stand f. dayanamamak
can not stand f. tahammül edememek
can not swim f. yüzememek
can not understand f. idrak edememek
can not walk f. yürüyememek
carry the can f. kabak başına patlamak
carry the can f. suçu üstlenmek
carry-the can f. bedel ödemek
carry-the can f. diyet ödemek
despite all efforts can not be saved f. tüm çabalara rağmen kurtarılamamak
do all one can do f. elinden geleni yapmak
do the best one can do f. elinden geleni yapmak
eat out of the can f. konserveden yemek
have friends who can pull strings f. torpili olmak
open a can f. konserve açmak
a can of coke i. bir kutu/teneke kola
a can of worms i. içinden çıkılması zor durum
a can of worms i. çözümlenmesi güç bir problem
a can–do attitude i. bir işi yapmak için gereken heves
a can–do attitude i. bir işi yapmak için gösterilen gayret
ash can i. kül tenekesi
ash can i. çöp tenekesi
ash can i. küllük
beer can i. bira kutusu
beverage can i. içecek kutusu
beverage can i. içecek tenekesi
can beer i. kutu bira
can beer i. teneke bira
can buoy i. şamandıra
can can i. kan kan dansı
can lid i. konserve kapağı
can light i. gömme ışık
can liner i. çöp poşeti
can liner i. çöp torbası
can opener i. teneke açacağı
can poisoning i. konserve zehirlenmesi
can-can-boot i. bir tür oyuncak tekne
can-can-boot i. pop pop tekne
catch-as-catch-can i. serbest güreş
coffee can i. kahve kavanozu
coffee can i. kahve kutusu
garbage can i. çöp kutusu
gas can i. benzin bidonu
gasoline can i. benzin bidonu
jerry can i. bidon
jerry can i. benzin bidonu
kerosene can i. gaz tenekesi
kick the can i. teneke tekmelemece
kick the can i. bir çocuk oyunu
milk can i. süt kabı
paint can i. boya kutusu
paint can i. boya kovası
paint can i. boya tenekesi
petrol can i. benzin bidonu
place where labourers can be hired i. ırgat pazarı
soda can i. meşrubat tenekesi
soda can i. meşrubat kutusu
spray can i. sprey teneke kutu
spray can i. teneke sprey
spray can i. sprey tenekesi
sprinkling can i. süzgeçli kova
the only thing we can say i. söylenecek tek şey
the only thing we can say i. söyleyebileceğimiz tek şey
tin can i. konserve kutusu
tin can i. teneke kutu
tip the can i. bir çocuk oyunu
trash can i. çöp kutusu
watering can i. çiçek sulama kabı
watering can i. bahçıvan kovası
watering can i. bitkileri sulamak için kullanılan süzgeçli su kabı
as far as the eye can reach zf. göz alabildiğine
as much as we can zf. elimizden geldiğince
Phrases
a man in whom I can believe inanabileceğim bir adam
a skill one can use to support oneself altın bilezik
as best as one can elinden geldiğince
as best as we can elimizden geldiğince
as best as we can elimizden geldiği kadar
as can be drawn aşağıda göreceğiniz üzere
as can be seen below aşağıda göreceğiniz üzere
as can be seen in the figure below/above (aşağıdaki/yukarıdaki) şekilde görüldüğü gibi/görüleceği üzere
as can be understood anlaşılacağı gibi
as far as I can see görebildiğim kadar
as far as i can elimden geldiği kadarıyla
as far as i can see bana kalırsa
as far as i can see gördüğüm kadarıyla
as far as i can see görebildiğim kadar
as hard as one can go elinden geldiğince
as hard as one can go elinden gelenin en iyisini yaparak
as it can be seen görülebileceği gibi
as it can be seen görülebildiği üzere
as it can be seen görülebileceği üzere
as much as I can elimden geldiği kadar
as much as I can yapabildiğim kadar
as much as i can elimden geldiğince
as much as one can gücü yettiği kadar
as much as one can elinden geldiği kadar
as much as one can yapabildiği kadar
as much as we can elimizden geldiği kadar
as nearly as i can tell bildiğim kadarıyla
as nearly as i can tell yaklaşık olarak
as one can see görülebildiği üzere
as one can see görüldüğü üzere
below you can find our offer teklifimiz aşağıda yer almaktadır
below you can find our offer teklifimizi aşağıda bulabilirsiniz
can be overcome üstesinden gelinebilir
can be recorded kaydedilebilir
can be seen görülebilir
can not help but yapmaktan başka çare yok
doing as much as one can karınca kararınca
everything you can imagine is real hayal edebileceğin her şey gerçektir
go as far as you can gidebildiğin kadar uzağa git
go as far as you can gidebildiğin yere kadar git
i can neither confirm nor deny that... bunu ne onaylayabilirim ne de reddederim
it can be expected that umulabilir ki
it can be said that denebilir ki
it's the least I can do lafı mı olur, rica ederim
no emotion, any more than a wave, can long retain its own individual form bir dalgadan daha büyük hiçbir duygu yoktur ki kendi formunu uzun süre sürdürebilsin
one can always hope ümit dünyası
one can always hope umut fakirin ekmeği
the more words you know the more you can say ne kadar çok kelime bilirsen o kadar çok konuşursun
the person you have called can not be reached at the moment please try again later aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz
things will happen while they can her şey olacağına varır
we can say that diyebiliriz ki
we can say that denebilir ki
what conclusions can you draw? ne sonuçlar çıkarıyorsun?
Proverb
a golden key can open any door para her kapıyı açar
a golden key can open any door paranın açamayacağı kapı yoktur
anyone can hold the helm when the sea is calm sakin denizde herkes kaptan kesilir
anyone can hold the helm when the sea is calm deniz sakinken dümeni herkes tutar
appearances can be deceiving görünüş yanıltıcıdır
appearances can be deceiving görünüşe aldanmamalı
believe you can and you're halfway there inanmak başarmanın yarısıdır
cat can look at a king göze yasak olmaz
devil can cite scripture for his own purpose şeytan ayeti kendi hayrına okur
devil can quote scripture for his own purpose şeytan ayeti kendi hayrına okur
don't put off for tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
he can dish it but he can't take it başkalarını eleştirir ama kendisinin eleştirilmesinden hoşlanmaz
If anything can go wrong it will bir iş ters gidecekse gider
it's the empty can that makes the most noise boş teneke çok ses çıkarır
never put off till tomorrow what you can do today bugünün işini yarına bırakma
no man can serve two masters hiç kimse iki efendiye hizmet edemez
sticks and stones can break my bones but words can never hurt me istediğin kadar konuş söyle beni yaralayamazsın
those who can, do; those who can't, teach (bernard shaw tarafından öğretmenleri aşağılamak amacıyla söylemiş bir söz) elinden hiçbir iş gelmeyen öğretmen olur
we must learn to walk before we can run koşmadan önce yürümeyi öğrenmeliyiz
what can you expect from a hog but a grunt can çıkar huy çıkmaz
what can you expect from a hog but a grunt huylu huyundan vazgeçmez
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkar huy çıkmaz
what can you expect from a hog but a grunt? can çıkmadıkça huy çıkmaz
what can you expect from a hog but a grunt? huylu huyundan vazgeçmez
why buy a cow when you can get milk for free bedava bulabiliyorsam neden para vereyim
why buy a cow when you can get milk for free maşa varken elimi niye ateşe sokayım
why buy a cow when you can get milk for free nerede beleş oraya yerleş
you can catch more flies with honey than with vinegar tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
you can catch more flies with honey than with vinegar çanakta balın olsun arı yemenden gelir
you can lead a horse to water but you can't make it drink zorla güzellik olmaz
you can lead a horse to water, but you can't make it drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
you can not teach an old dog a new trick kırk yıllık kani olur mu yani
you can not teach an old dog a new trick huylu huyundan vazgeçmez
you can not teach an old dog a new trick can çıkar huy çıkmaz
you can not teach an old dog new tricks ağaç yaşken eğilir
you can put lipstick on a pig, but it's still a pig eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir
you can take a horse to water but you can't make him drink zorla güzellik olmaz
you can take a horse to water but you can't make him drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
you never know what you can do till you try denemeden bilemezsin
you never know what you can do till you try denemedikçe bilemezsin
Colloquial
before you can say knife soluk almadan
before you can say knife birden
before you can say knife fırsat bulmadan
can you spare a dime? (bana vereceğin) bozukluğun var mı?
can you spare a dime? (bana vereceğin) bozuk paran var mı?
come on you can do it haydi bunu yapabilirsin
find it if you can bul bulabilirsen
isn't there anybody that can? yardım edecek kimse yok mu?
more than flesh and blood can stand dayanılır gibi değil
more than flesh and blood can stand çekilmez
more than flesh and blood can stand dayanılmaz
not that i can recall hatırladığım kadarıyla yok
only god can help us işimiz allah'a kaldı
pigs can fly balık kavağa çıkınca
pull as hard as you possibly can çekebildiğin kadar kuvvetli bir şekilde çek
put your hands where i can see them! ellerini görebileceğim bir yere koy!
put your hands where i can see them! ellerinizi görebileceğim bir yere koyun!
quicker than you can say Jack Robinson çabucak
quicker than you can say Jack Robinson hızla
quicker than you can say Jack Robinson göz açıp kapayıncaya kadar
these things can happen to anybody böyle şeyler herkesin başına gelebilir
tin can teneke kutu
tomorrow can wait yarın bekleyebilir
Idioms
a game that two can play iki kişinin oynayabildiği bir oyun
a golden key can open any door paranın açamayacağı kapı yoktur
a golden key can open any door para her kapıyı açar
a little stone can upset a large cart ummadık taş baş yarar
a man can only die once insan yalnızca bir kere ölür
as far as the eye can/could see uçsuz bucaksız
as far as the eye can/could see gözün görebildiği kadar
as happy as can be şen şakrak
as happy as can be çok mutlu
as happy as can be mutluluktan havalarda uçan
as happy as can be ağzı kulaklarına varan
be in the can gösterime hazır olmak
before you can say jack robinson göz açıp kapatana kadar
before you can say jack robinson kaşla göz arasında
before you can say jack robinson göz açıp kapayıncaya kadar
before you can say jack robinson palas pandıras
bite off more than one can chew boyundan büyük işe kalkmak
bite off more than one can chew başından büyük işlere girişmek
bite off more than one can chew boyundan büyük işe kalkışmak
bite off more than one can chew başından büyük işe girişmek
bite off more than one can chew bir koltuğa iki karpuz sığdırmak
bite off more than one can chew boyunu aşan işlere kalkışmak
bite off more than one can chew boyundan büyük işlere kalkışmak
bite off more than one can chew başından büyük işlere kalkışmak
bite off more than one can chew boyundan büyük iş almak
can barely hear yourself think gürültüden adeta kendi sesini duyamamak
can count something on the fingers of one hand bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar
can count something on the fingers of one hand bir elin parmaklarını geçmez
can do something on one's ear kolayca/zorlanmadan yapmak
can do something on their ear kolayca/zorlanmadan yapmak
can find it in one's heart doğası gereği hazır olmak
can find it in one's heart gönlü olmak
can find it in one's heart istemek
can find it in one's heart doğası gereği istekli olmak
can hardly hear yourself think gürültüden adeta kendi sesini duyamamak
can ill afford (sonu kötü olacak bir şeyin yapılmasını) göze alamamak
can just whistle for something üstüne bir bardak soğuk su içmek
can not choose but -den başka çaresi yok
can not choose but -den başka seçeneği olmamak
can of worms karmaşık sorun
can of worms pandora'nın kutusu
can take it to the bank! sana garanti ediyorum!
can take it to the bank! dediğim doğru!
can take it to the bank! bana inanabilirsin!
can take just so much (acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak
can take only so much (acı/üzüntü) bir yere kadar katlanmak
can talk the hind leg off a donkey çok geveze olmak
can talk the hind leg off a donkey çenesi düşük olmak
can talk the hind leg off a donkey geveze
can talk the hind leg off a donkey çenesi düşük
can talk the hind leg off a donkey çenesi düşmek
can talk the hind leg off a donkey çok konuşmak
can talk the hind legs off a donkey çok konuşmak
can talk the hind legs off a donkey çenesi düşük
can talk the hind legs off a donkey çenesi düşmek
can talk the hind legs off a donkey çenesi düşük olmak
can talk the hind legs off a donkey geveze
can talk the hind legs off a donkey çok geveze olmak
can talk the legs off an iron pot çok konuşmak
can talk the legs off an iron pot çenesi düşük olmak
can talk the legs off an iron pot çok geveze olmak
can talk the legs off an iron pot çenesi düşmek
can talk the legs off an iron pot çenesi düşük
can talk the legs off an iron pot geveze
carry the can kabak başına patlamak
carry the can ceremeyi çekmek
carry the can suçu yüklenmek
carry the can suçu üstlenmek
carry the can suçu üzerine almak
carry-the can ceremeyi çekmek
carry-the can bedelini ödemek
carry-the can diyet ödemek
carry-the can bedel ödemek
catch-as-catch-can kıran kırana
catch-as-catch-can ne yapıp edip
do all one can elinden geleni yapmak
do all one can tüm yolları denemek
empty can rattles the most boş teneke çok ses çıkarır
empty can rattles the most boş teneke çok tıngırdar
happy as can be çok mutlu
happy as can be ağzı kulaklarına varan
happy as can be mutluluktan havalarda uçan
happy as can be şen şakrak
I can bet my bottom dollar bahse girerim
I can bet my bottom dollar bahse varım
I can bet my life bottom dollar bahse varım
I can bet my life bottom dollar bahse girerim
I can too yapabilirim
if you can help it mecbur kalmadıkça/olmadıkça
if you don't like it, you can lump it beğensen de bir beğenmesen de
in the can tamamlanmış
in the can hemen hemen elde edilmiş
in the can piyasaya sunulmaya hazır ürün
in the can gösterime hazır film
like a can of corn tereyağından kıl çeker gibi
like a can of corn çok kolay
more someone or something than one can shake a stick at sayılamayacak kadar çok
more someone or something than one can shake a stick at çok fazla
more someone or something than one can shake a stick at çok sayıda
more than one can bear katlanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can bear dayanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can bear taşıyamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can shake a stick at sürüsüne bereket
more than one can shake a stick at kıyamet gibi
more than one can stand katlanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can stand dayanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can stand taşıyamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can take katlanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can take taşıyamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than one can take dayanamayacağı kadar ağır (sorun vb.)
more than you can shake a stick at saymakla bitmez
more than you can shake a stick at saymakla bitiremezsin
need so bad one can taste it çok istemek
no man can live forever dünya süleyman'a bile kalmamış
not if you can help it mecbur kalmadıkça/olmadıkça
open a can of worms pandora'nın kutusunu açmak
open up a can of worms işin içinden çıkamamak
open up a can of worms daha da karmaşık hale getirmek
piss or get off the can artık harekete geçme zamanı
run before one can walk yürümeyi öğrenmeden koşmaya çalışmak
so far as one can elinden geldiği kadar
so far as one can yapabileceği kadar
take the can ceremeyi çekmek
they can be counted on the fingers of one hand sayıları bir elin parmaklarını geçmez
two can play at that game (bu) oyunda ben de varım. yaptığını sana ödeteceğim. ben de sana aynını yapacağım
two can play at this game bu oyunu iki kişi oynar
two can play at this game madem öyle bende aynı oyunu oynarım
two can play at this game bu oyunda ben de varım
want so bad one can taste it çok istemek
you can bet your bottom dollar emin olabilirsin!
you can bet your bottom dollar kesinlikle!
Speaking
a father can only do so much at the birth bir baba doğum sırasında ancak bu kadarını yapabilir
a father can only do so much at the birth doğum sırasında babanın elinden ancak bu kadarı gelir
anyone can do that herhangi biri bunu yapabilir
anyone can make mistakes herkes hata yapabilir
anything i can do to help? yapabileceğim bir şey var mı?
are you 100% sure you can trust this guy? bu adama güvenebileceğine %100 emin misin?
as best (as possible) one can/could tell dili döndüğünce
as far as i can tell bildiğim kadarıyla
as far as i can tell tek söyleyebileceğim
as far as i can tell eğer yanılmıyorsam
as far as i can tell bildiğime göre
as far as the eye can see gözün alabildiği kadar
as far as the eye can see göz alabildiğine
as far as the eye can see göz alabildiğince
as far back as i can remember hatırlayabildiğim kadarıyla
as you can see göreceğiniz üzere
as you can see görebileceğiniz üzere
as you can see gördüğünüz üzere
as you can see below aşağıda göreceğiniz üzere
be all that you can be göreyim seni
before someone can say something hızla
before someone can say something göz açıp kapayıncaya kadar
before someone can say something çabucak
before you can say jack robinson göz açıp kapatıncaya kadar
before you can say jack robinson göz açıp kapayıncaya kadar
before you can say jack robinson kaşla göz arasında
before you can say knife hızla
can anybody hear me? beni duyabilen var mı?
can anybody hear me? sesimi duyabilen var mı?
can anybody help? yardım edebilecek var mı?
can graduate mezun olabilmek
can he come home with us today? bugün bizimle eve gelebilir mi?
can he sit a horse? ata binmeyi biliyor mu?
Can I ask a favor of you? senden bir iyilik isteyebilir miyim?
can I ask you something? sana bir şey sorabilir miyim?
can I be excused? bana müsaade!
can I be excused? (izninizle) gidebilir miyim/kalkabilir miyim?
can I be excused? müsaadenizle gidebilir miyim/kalkabilir miyim?
can I be excused? izninizi isteyebilir miyim?
can I be excused? müsadenizi isteyebilir miyim?
can I buy a melon? bir kavun alabilir miyim?
can I buy you a drink? sana bir içki ısmarlayabilir miyim?
can I call you by your first name sana adınla hitap edebilir miyim?
can I call you by your first name size isminizle hitap edebilir miyim?
can I call you by your first name sana isminle hitap edebilir miyim?
can I call you by your first name size adınızla hitap edebilir miyim?
can I call you by your first name size sen diyebilir miyim?
can I get a melon? bir kavun alabilir miyim?
can I get your photo? fotoğrafını alabilir miyim?
can I have a sip of that? bir fırt çekebilir miyim?
can I have your autograph? bir imzanızı alabilir miyim?
can I help you? size yardım edebilir miyim?
can I leave a message? not/mesaj bırakabilir miyim
can I see you again? tekrar görüşebilir miyiz?
can I see you again? seni tekrar görebilir miyim?
can I see your license and registration please ehliyet ve ruhsat lütfen
can I sit in your lap? kucağına oturabilir miyim?
can I speak to someone? (telefonda) -ile görüşebilir miyim?
can I take a message? bir notunuz varsa alabilir miyim?
can I take a message? notunuzu alabilir miyim?
can I take a photo? fotoğraf çekebilir miyim?
can I take photos? fotoğraf çekebilir miyim?
can I take your order? siparişinizi alabilir miyim?
can I talk to you for a minute? bir dakika konuşabilir miyiz?
can I tell her who's calling? kim arıyordu?
can I tell her who's calling? kimin aradığını söyleyeyim?
can I tell her who's calling? kim arıyor diyeyim?
can I tell her who's calling? kim aramıştı?
can I use your powder room? tuvaletinizi kullanabilir miyim?
can i ask a question, please? lütfen, bir soru sorabilir miyim?
can i ask you a couple of questions sana birkaç soru sorabilir miyim
can i ask you a few questions sana birkaç soru sorabilir miyim
can i ask you a question? sana bir soru sorabilir miyim?
can i ask you something stupid? sana aptalca bir şey sorabilir miyim?
can i ask you something? size bir şey sorabilir miyim?
can i ask your name? adını sorabilir miyim?
can i be honest with you? açık konuşayım mı?
can i be honest with you? sana karşı dürüst olabilir miyim?
can i be honest with you? sana dürüst olayım mı?
can i be honest with you? sana karşı dürüst olayım mı?
can i borrow this? bunu ödünç alabilir miyim?
can i borrow your pen? kalemini alabilir miyim?
can i buy you a drink? bir içki ısmarlayabilir miyim sana?
can i buy you lunch? sana öğle yemeği ısmarlayabilir miyim?
can i buy you lunch? sana öğle yemeği ısmarlayayım mı?
can i call you back? seni daha sonra arayabilir miyim?
can i come in? girebilir miyim?
can i come too ben de gelebilir miyim?
can i count on you? size güvenebilir miyim?
can i count on you? sana güvenebilir miyim?
can i get by, please? (asansörde vb) geçebilir miyim?
can i get off the bus here? müsait bir yerde inebilir miyim?
can i get off the bus here? müsait bir yerde inecek var
can i get off the bus here? durakta inecek var?
can i get out? dışarı çıkabilir miyim?
can i get some? biraz alabilir miyim?
can i get you a drink? sana içki alabilir miyim?
can i get you a drink? sana içki ısmarlayabilir miyim?
can i give you some advice? sana bir tavsiye vereyim mi?
can i go gidebilir miyim
can i go early? erken gidebilir miyim?
can i go now? artık gidebilir miyim?
can i go out? dışarı çıkabilir miyim?
can i have a cigarette? bir sigara alabilir miyim?
can i have a hug? sana sarılabilir miyim?
can i have a look? bakabilir miyim?
can i have a word with you? seninle biraz konuşabilir miyim?
can i have another go? bir kez daha deneyebilir miyim?
can i have another go? bir kere daha deneyebilir miyim?
can i have one? bir tane alabilir miyim?
can i have some more? biraz daha alabilir miyim?
can i have some water? biraz su alabilir miyim?
can i have the bill please? hesabı alabilir miyim?
can i have your order? siparişinizi alabilir miyim?
can i help you? size yardım edebilir miyim?
can i help you? yardım edebilir miyim?
can i help you? yardımcı olabilir miyim?
can i just get a hug? bir kere sarılabilir miyim?
can i kiss you? seni öpebilir miyim?
can i open the window? pencereyi açabilir miyim?
can i play? ben de oynayabilir miyim?
can i read it to you? sana okuyabilir miyim?
can i read something from my diary? günlüğümden bir şey okuyabilir miyim?
can i see her? onu görebilir miyim?
can i see him? onu görebilir miyim?
can i see some id? kimlik görebilir miyim?
can i see some id? kimliğinizi görebilir miyim?
can i see the manager? müdürü görebilir miyim?
can i see the manager? müdürünüzle görüşebilir miyim?
can i see you sizi görebilir miyim
can i see you seni görebilir miyim
can i see you in my office? sizi ofisimde görebilir miyim?
can i see you in my office? seni ofisimde görebilir miyim?
can i see you in my office? ofisimde görüşelim mi?
can i see you in my office? seni ofisimde görebilir miyim?
can i see your badge? rozetinizi görebilir miyim?
can i see your face yüzünü görebilir miyim
can i see your id? kimliğinizi görebilir miyim?
can i speak to you a minute? bir dakika konuşabilir miyiz?
can i take you for a drink? seni bir şeyler içmeye götürebilir miyim?
can i take your bicycle? bisikletini alabilir miyim?
can i take your order? siparişinizi alabilir miyim?
can i talk to you for a sec? bir saniye konuşabilir miyiz?
can i talk to you for a second? sizinle bir saniye konuşabilir miyim?
can i talk to you for a second? sizinle biraz görüşebilir miyiz?
can i talk to you for a second? sizinle bir saniyeliğine konuşabilir miyim?
can i talk to you? seninle konuşabilir miyim?
can i tell you a story? sana bir hikaye anlatabilir miyim?
can i trust you? sana güvenebilir miyim?
can i trust you? size güvenebilir miyim?
can i use your powder room? tuvaletinizi kullanabilir miyim?
can i walk there from here? oraya buradan yürüyerek gidebilir miyim?
can it! kapa çeneni!
can it! kes artık!