certain - Türkçe İngilizce Sözlük

certain

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

certain — Definition

Anlamı ve Tanımı:
belli, kesin
Okunuş (IPA):
(AmE /ˈsɝːtn/ – BrE /ˈsɜːtən/)
Terim Türü:
Sıfat
Şüphe bırakmayan kesinliği veya belirli bir şeyi niteleyen sözcüktür. Latince certus (“kararlaştırılmış, kesin”) kelimesine dayanan tarih, “kesinlik” fikrini modern güven diline taşır.
Eş Anlamlılar:
sure, definite
Zıt Anlamlılar:
uncertain, doubtful

"certain" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 31 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
certain s. kesin
It is certain that 2 plus 2 equals to 4.
2 artı 2'nin 4 ettiği kesindir.

More Sentences
certain s. belirli
It is therefore apparent that there is a useful role for Europe to play, subject to certain conditions.
Dolayısıyla, belirli koşullara tabi olmak kaydıyla, Avrupa'nın oynayabileceği faydalı bir rol olduğu açıktır.

More Sentences
certain s. bazı
Every Presidency is characterised by certain important elements.
Her Başkanlık bazı önemli unsurlarla karakterize edilir.

More Sentences
certain s. belli
The convenience store is only open at certain times of the day.
Market sadece günün belli saatlerinde açık.

More Sentences
Genel
certain s. belli
The convenience store is only open at certain times of the day.
Market sadece günün belli saatlerinde açık.

More Sentences
certain s. emin
I am certain that the bus is going to be here in 15 minutes.
Otobüsün 15 dakika içinde burada olacağına eminim.

More Sentences
certain s. kesin
It is certain that 2 plus 2 equals to 4.
2 artı 2'nin 4 ettiği kesindir.

More Sentences
certain s. bazı
Every Presidency is characterised by certain important elements.
Her Başkanlık bazı önemli unsurlarla karakterize edilir.

More Sentences
certain s. belirli
It is therefore apparent that there is a useful role for Europe to play, subject to certain conditions.
Dolayısıyla, belirli koşullara tabi olmak kaydıyla, Avrupa'nın oynayabileceği faydalı bir rol olduğu açıktır.

More Sentences
certain i. kesinlik
certain i. katiyet
certain i. kuşkusuzluk
certain s. belli başlı
certain s. birtakım
certain s. muayyen
certain s. güvenilir
certain s. mutlak
certain s. kuşkusuz
certain s. muhakkak
certain s. malum
certain s. kati
certain s. kaçınılmaz
certain s. belirlenmiş
certain s. şüphesiz
certain s. kimi
certain s. sabit
certain s. tayini mümkün
certain zm. bazıları
certain zm. kimileri
certain zm. belli başlı olanları
Ticaret/Ekonomi
certain s. serten

"certain" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
for certain zf. elbette
Genel
certain inconsistencies i. birtakım tutarsızlıklar
the habit of using a certain expression i. ağız alışkanlığı
certain thing i. elde bir
manner of running ( of a certain device) i. çalıma şekli
certain limit i. belirli sınır
certain items i. belli başlı ana kalemler
certain event i. kesin olay
certain procedures i. belirli işlemler
certain procedures i. belirli prosedürler
certain procedures i. belirli usuller
certain parts of the media i. bir kısım medya
certain information i. bazı bilgiler
certain information i. kesin bilgi
a certain time period i. belli zaman periyodu
a certain time of period i. belli zaman periyodu
certain privileges i. bazı ayrıcalıklar
certain privileges i. belirli ayrıcalıklar
certain amount i. belirli miktar
certain place i. belli yer
certain conditions i. belli şartlar
certain type i. belirli tür
certain type i. belirli tip
certain kind i. belirli tür
a certain development stage i. belli bir gelişim evresi
certain goals i. belirli hedefler
certain topics i. belirli konular
make certain f. kesinleştirmek
make certain of f. garantiye almak
be brought into a certain state f. belirli bir duruma getirilmek
be dead certain f. kalıbını basmak
make certain f. garantiye almak
be certain f. emin olmak
give somebody a certain idea f. kanaat uyandırmak
make certain f. garantilemek
bring into a certain state f. belirli bir duruma getirmek
feel certain f. emin olmak
bind someone to a specific or a certain requirement f. şarta bağlamak
bind someone to a specific or a certain requirement f. şartına bağlamak
bind someone to a specific or a certain condition f. şartına bağlamak
bind someone to a specific or a certain condition f. şarta bağlamak
acquire (a certain country's) citizenship f. vatandaşlığa geçmek
take (a certain country's) citizenship f. vatandaşlığa geçmek
take (a certain country's) citizenship f. vatandaşlığına geçmek
acquire (a certain country's) citizenship f. vatandaşlığına geçmek
(a certain thing) slip one's mind f. aklından çıkmak
(a certain thing) slip one's mind f. akıldan çıkmak
drop down below a certain level f. belli bir seviyenin altına düşmek
improve oneself in a certain field f. bir konuda kendini geliştirmek
demand (a certain period of) time f. zaman istemek
act in a certain manner f. yönünde hareket etmek
be certain f. kesin olmak
acquire (a certain) color f. renk almak
not be certain f. kesin olmamak
act in (a certain) manner f. tavır sergilemek
act in (a certain) manner f. tutum sergilemek
have passed (a certain age) f. gün almak
live in (a certain) way f. yol tutmak
begin to live in (a certain) way f. yol tutmak
be true to a certain extent f. doğruluk payı olmak
be correct to a certain degree f. doğruluk payı olmak
make certain of f. doğruluğundan emin olmak
bring something to a certain degree f. belirli bir aşamaya getirmek
do in certain way f. belirli bir düzen içinde yapmak
can not go beyond a certain point f. belli bir noktadan öteye gidememek
do in certain manner f. belirli bir düzen içinde yapmak
be unable to go beyond a certain point f. belli bir noktadan öteye gidememek
do in certain order f. belirli bir düzen içinde yapmak
know for certain f. kesin olarak bilmek
know for certain f. kesin bilmek
know for certain f. emin olmak
keep at a certain level f. belli bir seviyede tutmak
reach a certain age f. yaşı kemale ermek
be of a certain age f. yaşı kemale ermek
(a certain thing) give someone a headache f. bir işten dolayı başı ağrımak
reach a certain size f. (şirket vb.) belirli bir büyüklüğe ulaşmak
reach a certain scale f. (şirket vb.) belirli bir büyüklüğe gelmek
reach a certain size f. (şirket vb.) belli bir büyüklüğe ulaşmak
reach a certain scale f. (şirket vb.) belli bir büyüklüğe ulaşmak
reach a certain size f. (şirket vb.) belli bir büyüklüğe gelmek
reach a certain size f. (şirket vb.) belirli bir büyüklüğe gelmek
reach a certain scale f. (şirket vb.) belirli bir büyüklüğe ulaşmak
reach a certain scale f. (şirket vb.) belli bir büyüklüğe gelmek
(tourists) to spend (euros/dollars etc) in a certain country f. döviz bırakmak
follow a certain dress code f. belli bir kıyafet kuralına uymak
know for certain f. adı gibi emin olmak
all but certain f. hemen hemen emin olmak
a certain number of s. belli bir sayıda
certain of s. -den emin
a certain extent s. bir dereceye kadar
a certain extent s. belli bir oranda
a certain extent s. belli bir derecede
a certain part of s. belli bir kısmının
certain [rare] s. aşina
certain [obsolete] s. değişmez
certain [rare] s. yatkın
certain [obsolete] s. sağlam
to a certain extent zf. belirli bir noktaya kadar
to a certain extent zf. bir dereceye kadar
for certain zf. şüphesiz
to a certain extent zf. bir derece
for certain zf. kesinlikle
at a certain level zf. belirli düzeyde
for certain zf. kesin olarak
at certain times zf. belirli zamanlarda
for certain zf. muhakkak
after a certain age zf. belirli bir yaştan sonra
to a certain extent zf. kısmen
to a certain degree zf. bir dereceye kadar
to a certain degree zf. kısmen
under certain conditions zf. belli şartlarla
under certain circumstances zf. belli şartlarla
to some (a certain) extent zf. bir dereceye kadar
to some (a certain) extent zf. bir noktaya kadar
at certain intervals zf. belirli aralıklarla
at certain intervals zf. belli aralıklarla
in certain circumstances zf. belli şartlarda
in certain circumstances zf. belli durumlarda
after a certain point zf. bir noktadan sonra
to a certain extent zf. bir ölçüde
for a certain fee zf. belirli bir ücret karşılığı
for a certain sum of money zf. belirli bir ücret karşılığı
for a certain sum zf. belirli bir ücret karşılığı
after a certain age zf. belli bir yaştan sonra
after a certain age zf. belli yaştan sonra
in a certain sense zf. (belli) bir bağlamda/anlamda
for certain zf. yakinen
in a certain amount of zf. belli sayıda
certain [dialectal] zf. kesinlikle
certain [dialectal] zf. muhakkak
at certain intervals zf. belirli aralıklarla
of a certain zf. kesinlikle
of a certain zf. elbette
of a certain zf. muhakkak
of a certain zf. şüphesiz
one thing is certain that bağ. şurası gerçektir ki
Öbek Fiiller
clock (someone or something) at (a certain speed) f. (birinin/bir şeyin belli bir hızda gittiğini) tespit etmek
clock (someone or something) at (a certain speed) f. (birinin/bir şeyin belli bir hızda gittiğini) ölçmek
İfadeler
to my certain knowing expr. iyice biliyorum ki
this much is certain expr. şurası gerçektir ki
if it meets certain conditions expr. belli şartları taşıması halinde
due to certain reasons expr. belli sebeplerden dolayı
what's certain that expr. kesin olan şu ki
although not yet certain expr. kesin olmamakla birlikte
although not yet certain expr. kesin olmasa da
to a certain extent expr. belli bir ölçü dahilinde
to a certain degree expr. belli bir ölçü dahilinde
from a certain point of view expr. bir açıdan bakılırsa
from a certain point of view expr. belli bir bakış açısına göre
Atasözü
no wind serves him who addresses his voyage to no certain port nereye gideceğini bilmeyen kaptana hiçbir rüzgar yardım edemez