pek - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

pek



Bedeutungen von dem Begriff "pek" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 25 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Common Usage
pek quite adv.
General
pek strong adj.
pek damned adj.
pek most adj.
pek solid adj.
pek stiff adj.
pek rigid adj.
pek firm adj.
pek right adj.
pek well adj.
pek much adv.
pek very much adv.
pek a lot adv.
pek jolly adv.
pek very adv.
pek hard adv.
pek eminently adv.
pek scarcely adv.
pek rather adv.
pek so adv.
pek spanking adv.
pek fairly adv.
pek rattling adv.
pek ever so adv.
pek highly adv.

Bedeutungen, die der Begriff "pek" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 283 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Common Usage
pek mümkün olmayan unlikely adj.
pek çok very much adv.
General
kendi kurduğu düzenden pek şaşmayan biri olmak be set in one's ways v.
bir şeye pek çok üzülmek take something hard v.
birini pek yaklaştırmamak keep someone at arm's length v.
tabağındaki yemekten pek az yemek pick at one's food v.
pek çok sevmek go for v.
bir işi pek iyi bilmemek be bad of something v.
-den pek çok zevk almak luxuriate in v.
pek yaklaşmak hug v.
pek sevilmemek be disliked v.
pek sevilmemek not be liked much v.
pek çok gönüllü iş yapmak do a lot of volunteer work v.
pek umurunda olmamak not much care v.
ilaçlara pek güvenmemek have little faith in drugs v.
pek iz bırakmamak not leave much of a trail v.
gözü pek kişi daredevil n.
pek kıymetli şey kohinoor n.
kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeme absenteeism n.
pek hafif vuruş flick n.
kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk sahibi absentee landlord n.
pek az miktar drop n.
pek az isteği olan bir adam a man of few wants n.
pek az beans n.
içerisinde pek çok ada adacık kayalık bulunan deniz archipelago n.
ingilitere'nin pek çok yerinde bilhassa Londra'da çok meşhur bir sandviççi zinciri Pret A Manger n.
pek çok voluminous adj.
gözü pek daring adj.
pek tatlı luscious adj.
pek çok a great deal of adj.
pek hoş delightful adj.
pek çok no end adj.
gözü pek adventurous adj.
pek çok multitudinous adj.
pek bilgisi olmayan ignorant adj.
pek çok ve çeşitli manifold adj.
gözü pek plucky adj.
pek tafsilatlı diffuse adj.
pek çok countless adj.
gözü pek hardy adj.
pek konuşmaz reticent adj.
gözü pek gutsy adj.
hastalıklara pek dayanıklı olmayan delicate adj.
kıymeti pek az worth adj.
pek çok a raft of adj.
insanlara pek yaklaşmayan shy adj.
gözü pek daredevil adj.
pek çok myriad adj.
ağzı pek tightlipped adj.
gözü pek dauntless adj.
gözü pek dare devil adj.
pek az scanty adj.
pek sulu toprak soggy adj.
gözü pek bold adj.
pek çok a spate of adj.
pek çok lavish adj.
gözü pek fearless adj.
pek çok plenty adj.
pek çok too much adj.
pek muhterem (başpiskoposun isminden önce kullanılan unvan) the most reverend adj.
dünyadan pek haberi olmayan unsophisticated adj.
pek çok a great many adj.
pek az marginal adj.
pek çok a good number of adj.
pek çok most adj.
pek etkili drastic adj.
pek çok without stint adj.
pek az a modicum of adj.
pek büyük voluminous adj.
pek çirkin flagrant adj.
pek çok overmuch adj.
pek az insignificant adj.
gözü pek adventuresome adj.
pek çok vast adj.
pek tanınmayan obscure adj.
gözü pek audacious adj.
gözü pek gamy adj.
gözü pek intrepid adj.
pek uzak olmayan olay in the offing adj.
pek dikkatli olmayan casual adj.
pek çok innumerable adj.
gözü pek courageous adj.
duygularını pek dışa vuramayan inhibited adj.
güçlü ve gözü pek redoubtable adj.
pek çok a world of adj.
pek az tanınan obscure adj.
pek pahalı sumptuous adj.
pek çok numerous adj.
pek kaba brutish adj.
pek az remote adj.
gözü pek redoubtable adj.
(pek) bol plenty adj.
(pek) çok far adj.
(pek) çok plenty adj.
pek çok copious adj.
pek çok far adj.
gözü pek game adj.
pek çok işe yarayan all-purpose adj.
pek çok yeteneği olan all-around adj.
kendine güvenen ve başkalarına pek ihtiyaç duymayan self-contained adj.
yüreği pek stout-hearted adj.
pek sadık true-blue adj.
pek yakın imminent adj.
pek çok plenty of adj.
az tanınan adı pek duyulmamış as yet little known adj.
pek çok sayıda umteen adj.
pek çok sayıda umpteen adj.
gözü pek undaunted adj.
pek çok whole raft of adj.
pek işe yaramayan of little use adj.
tedavide vs. pek başvurulmayan of little use adj.
adı pek duyulmamış as yet little known adj.
yüreği pek stouthearted adj.
pek çok alt bölüme/sınıfa ayrılmış polychotomous adj.
(bir şeyi yapmaya) pek de hevesli/istekli olmayan less than desirous adj.
canı pek tough adj.
pek o kadar iyi değil not any too well adj.
pek istekli on the tiptoe adv.
pek çok far and away adv.
pek haklı olarak in all conscience adv.
pek çok out and away adv.
pek çok defa quite a lot adv.
pek çok highly adv.
pek yakın neck and neck adv.
pek az scarcely adv.
pek yakında soon adv.
pek fazla erken too soon adv.
pek erken all too soon adv.
pek çok defa quite a bit adv.
pek çok greatly adv.
pek az sonra in less than no time adv.
pek çok a great deal adv.
pek çok ever so much adv.
pek çok a good deal adv.
pek iyi famously adv.
pek çok immensely adv.
pek az seldom adv.
pek de not all that adv.
pek çok enormously adv.
pek çok galore adv.
pek de uzak olmayan bir tarihte in the not too distant past adv.
pek çok a lot adv.
pek hoş delightfully adv.
pek çok kez quite a lot times adv.
pek çok kez many times adv.
pek çok à gogo adv.
pek çoğunuz many of you pron.
pek iyi değil so so interj.
pek ala well interj.
Phrases
pek tabii no wonder
pek doğal olarak as one might expect
pek bir şey fark ettirmez ama not that it matters but
pek önemli değil, gerçi although it hardly matters
pek tabi as it should be
pek bilindik all-too-familiar
pek bilindik all too common
pek etkilenmemiş pretty unfazed by it
pek de işe yaramadı for all the good it did
pek değeri olmasa da such as it is
umulanın (ya da umduğunun) aksine pek de bir işe yaramadı for all the good it did
pek az few if any
Proverb
yumuşak atın çiftesi pek olur still waters run deep adj.
yumuşak atın çiftesi pek olur an iron hand
yumuşak atın çiftesi pek olur an iron hand in a velvet glove
yumuşak atın çiftesi pek olur an iron fist
yumuşak atın çiftesi pek olur an iron fist in a velvet glove
çoğu (bir çok kişi) çağrılır pek azı seçilir many are called but few are chosen
üşütünce karnını pek tut ki ateş uzak olsun feed a cold and starve a fever
yavaş atın çiftesi pek olur still waters run deep
Colloquial
pek çok a whole lot of
pek çok sayıda umpteen
pek çok umpteen
pek iyi değil not so hot
pek çok nedenden dolayı for many reasons
pek çok nedenden ötürü for many reasons
pek değil not quite
gerçi bundan yeterince faydalandığım pek söylenemez not that i've taken much advantage of it yet
pek çok şey lots of things
(takımda pek fazla şans bulmayan) yedek benchwarmer
Idioms
pek şaşırmış halde at one's wit's end
pek moda all the rage
pek iyi değil after a fashion
sırtı pek karnı tok in easy circumstances
pek çok far and away
insanlar tarafından pek bilinmemek be off the beaten track
pek ziyaret edilen bir yer olmamak be off the beaten path
insanlar tarafından pek bilinmemek be off the beaten path
pek ziyaret edilen bir yer olmamak be off the beaten track
(durumdan) pek de hoşnut olmamak not be a happy bunny
(meydana gelenden) pek memnun olmamak not be a happy camper
(durumdan) pek de hoşnut olmamak not be a happy camper
(meydana gelenden) pek memnun olmamak not be a happy bunny
pek bir şey etmemek not amount to much
karnı tok sırtı pek fat and happy
kafası pek basmayan not be the full quid
bir şeye [pek] sıcak bakmamak/yaklaşmamak not take kindly to something
pek iç açıcı bir görüntü değil not a pretty sight
ne yapacağı (pek) belli olmamak be an unknown quantity
ne yapacağı (pek) belli olmamak become an unknown quantity
pek muhtemel/olası değil i wouldn't count on it
pek muhtemel/olası değil i wouldn't bet on it
kazanmam/başarılı olmam pek mümkün değil. ibre benden yana değil the odds are stacked against me
aynı anda pek çok işle uğraşmak stretch oneself too thin
karnı tok sırtı pek a full belly and a happy heart
Informal
kafası pek çalışmamak be out to lunch
Speaking
pek çok dostu var she has lots of friends
pek sanmam i should hardly think so
varsa da pek az there is little if any
pek iyi all right
pek yazık that's tough
pek aklım yatmıyor i don't like the sound of it
olsa bile pek az there is little if any
pek sanmam i doubt whether
pek sanmıyorum i doubt whether
pek sayılmaz not exactly
pek sayılmaz not actually
kafası pek basmıyor he is a bit slow
pek bir özelliği yok it's nothing special
gözünde pek önemli bir şey değil bu this won't weight very heavily with her
bugünlerde pek fazla konuşmuyorsun you're not talking much these days
pek sayılmaz not really
pek bir şey fark ettirmiyor aslında it doesn't really matter much
şu anda pek havamda değilim i'm not in the mood now
son zamanlarda pek uyumuyorsun you haven't been sleeping much
son zamanlarda kendimi pek iyi hissetmiyorum i haven't been feeling so great
işler pek iyi değil things aren't so good
pek iyi dans edemem i'm not really much of a dancer
benim annem ne yaptığımla pek ilgilenmez my mother doesn't care what i'm doing
ne demek istediğini anladığımı pek söyleyemem i can't say i know what you mean
pek sayılmaz not quite
pek hevesli görünmüyorsun you don't seem very enthusiastic
pek de adil bir alışveriş değil bu it just doesn't seem like a fair trade
seni bu aralar pek göremiyoruz we don't see you much around here anymore
seni buralarda pek göremez olduk we don't see you around here much anymore
seni bu aralar pek göremiyoruz we don't see you around here much anymore
seni buralarda pek göremez olduk we don't see you much around here anymore
yapabileceğiniz pek bir şey yok there's not much you can do
bu pek hoş olmadı that's not very nice
ondan nefret etmek için pek çok sebebim var i have got lots of reason to hate her/him
onun hakkında pek fazla şey bildiğiniz söylenemez you don't seem to know much about him
onun hakkında pek fazla şey bildiğiniz söylenemez you don't seem to know much about her
şansına pek güvenme! don't fancy your chances!
bu (pek) işime gelmiyor/hoşuma gitmedi it doesn't quite suit me
pek yakışmadı/bana pek gitmedi this doesn't quite suit me
pek yakışmadı/bana pek gitmedi it doesn't quite suit me
bu (pek) işime gelmiyor/hoşuma gitmedi this doesn't quite suit me
ondan pek hoşlanmıyorum i don't really like him
ondan pek hoşlanmıyorum i don't really like her
doğrusunu söylemek gerekirse pek düşünmedim i actually haven't thought much about that
lisede pek iyi anlaşamazdık we didn't really get along in high school
bu pek uymuyor that doesn't quite fit
birbirimizi pek tanıyor sayılmayız we don't exactly know each other
anlaşılan halen daha pek yemek yemiyorsun look like you still don't eat much
kendimi pek iyi hissetmiyorum i don't feel so good
bu bana pek şaka gibi gelmedi that doesn't look like a joke to me
bu gece pek hareket yok there isn't much action tonight
pek emin değilim I'm not really sure
pek çok insan daha iyi görünmek isterler most people want to look better
pek çok insan daha iyi görünmek istediklerini söylerler most people say they want to look better
pek çok insan daha iyi görünmek ister most people want to look better
bunu pek çok kez yaptık we've done this many times
bunu pek çok kez yaptık we've done this a lot of times
burada bana göre pek bir şey yok i guess there's not much for me here
pek ilişki adamı değilim i am not much of a relationship guy
pek yakın sayılmayız we're not really that close
pek yakın değiliz we're not really that close
dansla aram yok pek i don't really dance
hayatımı pek çok kez kurtardı he saved my life many times
şiirden pek anlamam i don't know that much about poetry
pek mantıklı değil it makes little sense
hafta sonları pek ders calışmam I do not study that much on weekends
pek iyi değil not so well
Slang
pek çok oodles
birine pek göz açtırmamak get one's nuts in a vice
pek az beans
Trade/Economic
farklı türdeki pek çok malı satan büyük mağaza department store
Technical
pek yüksek sıklık ultra high frequency
enerjinin pek bilinmeyen başka bir enerji türüne dönüşmesi dissipation of energy
pek tatlı sugary
Computer
pek çok tasarım myriad of design
kullanıcının, internet üzerinde pek çok kaynağa ve hizmete ulaşmasına olanak tanıyan büyük kaynak sitesi web portal
Psychology
pek çok sistemi etkileyen enflamatuvar rahatsızlık multisystem involving inflammatory disorde
Meteorology
ince yağıp pek örtü bırakmayan kar yağışı scattered flurries