Front - Turkish English Dictionary

Front

Meanings of "Front" in Turkish English Dictionary : 81 result(s)

English Turkish
Common Usage
front n. ön
front n. cephe
front v. yönelmek
General
front n. alnaç
front n. kenar
front n. arsızlık
front n. paravan kişi
front n. yüzsüzlük
front n. cephe
front n. ön cephe
front n. sima
front n. cephe (havaya ait)
front n. yüz
front n. cephe (savaşta)
front n. başkan
front n. alın
front n. kıyı (göl/deniz vb'ne ait)
front n. paravan şirket
front n. utanmazlık
front n. sözcü
front n. takdir
front n. cüret
front n. çehre
front n. ön taraf
front n. faaliyet alanı
front v. cephelenmek
front v. karşı olmak
front v. bakmak
front v. önünde bulunmak
front v. yol göstermek
front v. önderlik etmek
front v. dönmek
front adj. öndeki
front adj. baş
front adj. ön
front adj. paravan
Colloquial
front n. görüntü
front n. paravan
front n. vitrin
front n. sahte davranış
front n. kendini maskeleme
front n. kendini saklama/gizleme
front n. olmadığı biri gibi görünme
front n. yapmacık davranış
front v. bir hizmeti almadan önce ödemesini yapmak
front v. önden ödemek
front v. ön ödeme yapmak
front v. ön ödeme yapmak
front v. önden ödeme yapmak
front v. numara yapmak
front v. yalandan yapmak
front v. gibi davranmak
front v. rol yapmak/kesmek
front v. sahte davranmak
front v. birine meydan okumak
front v. biriyle zıt düşmek
front v. birine sataşmak
front v. birini karşısına almak
front v. birine bulaşmak
front v. biriyle uğraşmak
front v. -mış gibi yapmak
Law
front v. karşısına çıkmak
Technical
front n. ön bölme paneli
front n. ön taraf
front adj. ön
Textile
front n. ön taraf
Aeronautic
front n. ara yüzey
Linguistics
front n. dil önü
front n. ön
front adj. ince
Meteorology
front n. cephe
Sport
front n. ön
Slang
front v. zıt düşmek
front v. karşı karşıya gelmek
front v. bulaşmak
front v. sataşmak
front v. uğraşmak
front v. gerçekte olduğu gibi davranmamak
front v. başka biri gibi görünmek
front v. sahte bir yüz takınmak
front v. sahte bir görüntü yaratmak

Meanings of "Front" with other terms in English Turkish Dictionary : 150 result(s)

English Turkish
Common Usage
in front of prep. önünde
front sight n. arpacık
front porch n. veranda
General
front label n. ön etiket
front sight n. tüfekte arpacık
front line n. ön çizgi
front loader n. önden yüklemeli
front part n. ileri
front page n. baş sayfa
wave front n. dalga yüzü
pressure front n. basınç cephesi
front man n. paravan kişi
mach front n. mach cephesi
front end n. başlangıç aşaması
warm front n. sıcak hava kütlesi
front view n. önden görünüş
action front n. eylem cephesi
front entrance n. ön giriş
hotel front desk personnel n. otel ön büro personeli
water front n. kıyı
front office manager n. önbüro müdürü
front defense n. ön savunma
front commander n. cephe komutanı
front fork n. (bisiklet) ön çatal
eastern front n. doğu cephesi
front facade n. önyüz
front facade n. alnaç
front facade n. cephe
front yard n. ön bahçe
front elevation n. bina ön cephesi
front elevation n. önden görünüş
front elevation drawing n. ön cephe resmi
front garden n. ön bahçe
front door n. ön kapı
front housing wheel n. ön yardımcı tekerlek
front end n. ön uç
front face n. ön yüz
front page n. ön sayfa
front elevation n. ön görünüş
front-view n. önden görünüş
front-entrance door n. sokak kapısı
front-entrance door n. ön kapı
front-runner n. favori
front-line n. cephe
front-benchers n. bakanlar
front-wheel drive n. önden çekişli
front-entrance door n. cümle kapısı
front-end loader n. önden yükleyici
front-view n. ön tarafın görünüşü
sea front n. sahil
front line firefighter n. yangına ilk müdahale eden itfaiye eri
front and back page n. ön ve arka sayfa
western front n. batı cephesi
western front n. garp cephesi
front legs n. ön ayaklar
front room n. ön oda
a massive cold front n. büyük bir soğuk hava cephesi
siberian cold front (to affect) n. sibirya üzerinden gelen soğuk hava dalgası
front office manager n. ön büro müdürü
common front n. ortak cephe
front and center n. çok önemli konuma sahip
front-stall n. at başlığı
front-page headline n. ön sayfa manşeti
front row n. ön sıra
front view n. ön görünüş
front lawn n. (ev/bina önündeki) çimli alan/bahçe
front lawn n. ön çimenlik/bahçe
house with front garden n. önü bahçeli ev
house with front garden n. önünde bahçe olan ev
front porch n. (ön) avlu
front of the mirror n. aynanın önü
front end n. ön yüz
front end n. önyüz
front stage n. ön sahne
front-line leader/leadership n. ön cephe/saha lideri/liderliği
frow (front row) n. defileleri izlemek için ön sırada bulunan en prestijli ve arzu edilen koltukların bulunduğu alan
front line n. saha
united front n. afganistan'da taliban'a karşı kurulmuş çok etnikli bir ılımlı islam ittifakı
united front n. birleşik cephe
occluded front n. kesilmiş şey
occluded front n. tıkanmış şey
occluded front n. kapanmış şey
front foot n. bir mülkün ön kısmından ölçülen bir foot (0,3048 m) alan
shirt front n. giysilerin altına ayrı parça olarak giyilip gömlek önü veya yakasına benzeyen giysi
shop front n. mağaza binasının ön tarafında yer alan odalar
shop front n. mağazanın ön tarafı
shop front n. vitrin
present a bold front v. cesaret göstermek
present a bold front v. yürekli gözükmek
front on to v. karşı olmak
front on to v. bakmak
be in the front v. önde olmak
front on v. -e bakmak
spend too much time in front of the tv v. televizyonun karşısında çok vakit geçirmek
plant oneself in front of someone v. birinin karşısına dikilmek
plant oneself in front of someone v. birinin önünde dikilmek
call down someone in front of everybody v. birisini herkesin önünde rezil etmek
call down someone in front of everybody v. birisini herkesin önünde azarlamak
stand in front of v. önünde durmak
want $200 up front v. önden iki yüz dolar avans istemek
send someone the front line v. birini cepheye yollamak
be sent to the front line v. cepheye yollanmak
humiliate a father in front of his own daughter v. bir babayı kendi kızının gözleri önünde küçük düşürmek
sit in the front passenger seat v. (arabada) ön koltukta oturmak
cut in front of v. (kuyruğa) kaynak yapmak
cut in front of v. (kuyruktakilerin) önüne geçmek
call the front desk v. resepsiyonu aramak
race for the best seats in front of the television set v. televizyonun karşısındaki en iyi koltuğu kapmak için yarışmak
settle in front of the television v. tv karşısına geçmek
settle in front of the television v. televizyon karşısına geçmek
sit in front of the tv v. televizyon karşısına geçmek
sit in front of the tv v. tv karşısına geçmek
get the jumper/sweater on back to front v. kazağın önünü arkasına giymek
wear a sweater back-to-front v. kazağın önünü arkasına giymek
put flowers in front of ataturk's statue v. atatürk heykelinin önüne çiçek koymak
wait in front of v. önünde beklemek
wear back to front v. bir şeyi ters giymek
in front of adj. önü
in front of adj. önüne
up-front adj. dürüst
up-front adj. belli
up-front adj. açık
up-front adj. önden (avans vb)
street-front adj. caddeye bakan
paid up front adj. peşin ödenmiş
paid up front adj. önden ödenmiş
up-front adj. öne çıkan
up-front adj. aşikar
up-front adj. peşin yatırılan
up-front adj. göze çarpan
up-front adj. dikkat çeken
up-front adj. peşin ödenen
up-front adj. belli
out-front adj. samimi
out-front adj. açık
out-front adj. içten
out-front adj. utanmaz
out–front adj. açık
out–front adj. bariz
out–front adj. belli
on the front adv. önde
in front adv. önde
on the front adv. ön tarafta
in front of one's eyes adv. gözü önünde
toward the front adv. öne doğru
out front adv. önde
out front adv. önünde
up front adv. en önde
in front of the whole nation adv. tüm ulusun önünde
in front of the movie theater adv. sinemanın önünde