fine - Turco Inglés Diccionario

fine

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Significados de "fine" en diccionario turco inglés : 145 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
fine n. para cezası
The proposed text provides for a minimum fine of EUR 2000.
Önerilen metin asgari 2000 Avro para cezası öngörmektedir.

More Sentences
fine v. ceza kesmek
When did they fine you?
Onlar sana ne zaman ceza kesti?

More Sentences
fine adj. hoş
Noble intentions and fine words on paper are no longer enough.
Soyluca niyetler ve kağıt üzerindeki hoş sözler artık yeterli değil.

More Sentences
fine adj. ince
It is not enough to establish fine principles in an agreement.
Bir anlaşmada ince ilkeler belirlemek yeterli değildir.

More Sentences
fine adj. iyi
Mr Rübig's paper certainly is a fine document, which we support.
Sayın Rübig'in makalesi kesinlikle iyi bir belge ve biz de bunu destekliyoruz.

More Sentences
General
fine n. ceza
That way, we will have fewer parking fines to pay.
Bu şekilde daha az park cezası ödemek zorunda kalacağız.

More Sentences
fine v. cezaya çarptırmak
I was fined thirty dollars for speeding.
Aşırı hızdan otuz dolarlık cezaya çarptırıldım.

More Sentences
fine v. para cezasına çarptırmak
They must be taken to court and fined.
Mahkemeye çıkarılmalı ve para cezasına çarptırılmalıdırlar.

More Sentences
fine v. cezalandırmak
The police fined the driver who didn't obey traffic rules.
Trafik kurallarına uymayan sürücüyü polis cezalandırdı.

More Sentences
fine v. para cezası vermek
In the past, the Commission has had to fine vehicle manufacturers which have blocked parallel trade.
Geçmişte Komisyon, paralel ticareti engelleyen araç üreticilerine para cezası vermek zorunda kalmıştır.

More Sentences
fine v. ceza vermek
When did they fine you?
Sana ne zaman ceza verdiler?

More Sentences
fine adj. iyi
Mr Rübig's paper certainly is a fine document, which we support.
Sayın Rübig'in makalesi kesinlikle iyi bir belge ve biz de bunu destekliyoruz.

More Sentences
fine adj. kaliteli
Before I finish, I should like to mention the issue of fine bakery products.
Bitirmeden önce, kaliteli unlu mamuller konusuna değinmek istiyorum.

More Sentences
fine adj. incecik
There is a fine line between everything and nothing.
Her şey ile hiçbir şey arasında incecik bir çizgi var.

More Sentences
fine adj. güzel
Today, we have the opportunity of turning this fine concept into reality.
Bugün, bu güzel kavramı gerçeğe dönüştürme fırsatına sahibiz.

More Sentences
fine adj. yolunda
This does not, however, mean that everything is fine and that no criticisms should be made.
Ancak bu, her şeyin yolunda olduğu ve hiçbir eleştiri yapılmaması gerektiği anlamına gelmiyor.

More Sentences
fine adj. sağlıklı
She gave birth to a fine healthy baby.
Gayet sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi.

More Sentences
fine adj. kibar
Sir Harold is a fine English gentleman.
Sir Harold kibar bir İngiliz beyefendisi.

More Sentences
fine adj. hoş
Noble intentions and fine words on paper are no longer enough.
Soyluca niyetler ve kağıt üzerindeki hoş sözler artık yeterli değil.

More Sentences
fine adv. pekala
Fine, the Americans and the English are surrounding Iraq, so Iraq cannot move.
Pekala, Amerikalılar ve İngilizler Irak'ı kuşatıyor, bu yüzden Irak harekete geçemiyor.

More Sentences
Speaking
fine expr. tamam
If they say that they want stricter standards, fine.
Eğer daha katı standartlar istediklerini söylüyorlarsa, tamam.

More Sentences
Law
fine n. para cezası
The proposed text provides for a minimum fine of EUR 2000.
Önerilen metin asgari 2000 Avro para cezası öngörmektedir.

More Sentences
fine n. para cezası
The proposed text provides for a minimum fine of EUR 2000.
Önerilen metin asgari 2000 Avro para cezası öngörmektedir.

More Sentences
fine v. para cezasına çarptırmak
They must be taken to court and fined.
Mahkemeye çıkarılmalı ve para cezasına çarptırılmalıdırlar.

More Sentences
fine v. para cezası vermek
In the past, the Commission has had to fine vehicle manufacturers which have blocked parallel trade.
Geçmişte Komisyon, paralel ticareti engelleyen araç üreticilerine para cezası vermek zorunda kalmıştır.

More Sentences
Technical
fine adj. güzel
Today, we have the opportunity of turning this fine concept into reality.
Bugün, bu güzel kavramı gerçeğe dönüştürme fırsatına sahibiz.

More Sentences
Automotive
fine adj. ince
It is not enough to establish fine principles in an agreement.
Bir anlaşmada ince ilkeler belirlemek yeterli değildir.

More Sentences
General
fine n. ceza bedeli
fine v. berraklaşmak
fine v. berraklaştırmak
fine v. ceza yazmak
fine v. açılmak
fine v. arıtmak
fine v. para cezası kesmek
fine v. trafik cezası kesmek
fine v. ceza ödemek
fine v. giderek azalmak
fine v. incelmek
fine v. önemini yitirmek
fine v. küçülmek
fine v. etkisizleşmek
fine v. etkisini yitirmek
fine v. sorumluluğu azalmak
fine v. önemini kaybetmek
fine v. inceltmek
fine v. (dokusunu) yumuşatmak
fine v. rafine etmek
fine v. küçültmek
fine v. öğütmek
fine v. ufalamak
fine v. toz haline getirmek
fine v. azaltmak
fine v. (ebadını) küçültmek
fine adj. kıyak
fine adj. nefis
fine adj. sıkı
fine adj. saf
fine adj. ala
fine adj. zarif
fine adj. rakik
fine adj. narin
fine adj. üstün
fine adj. katkısız
fine adj. halis
fine adj. açık
fine adj. güzel (hava)
fine adj. mükemmel
fine adj. duygulu
fine adj. hassas
fine adj. tetik
fine adj. katışıksız
fine adj. ince ruhlu
fine adj. (hava) açık
fine adj. rahat
fine adj. parlak
fine adj. som
fine adj. (maden) saf
fine adj. çok küçük
fine adj. küçücük
fine adj. minik
fine adj. ufak
fine adj. ince düşünen
fine adj. kılı kırk yaran
fine adj. hassas ürün içeren
fine adj. hassas malzemelerden yapılan
fine adj. kırılgan
fine adj. açık
fine adj. hafif
fine adj. çekici
fine adj. yakışıklı
fine adj. dikkat çeken
fine adj. (görüntü) parlayan
fine adj. kendine baktıran
fine adj. gösterişli
fine adj. süslü
fine adj. göze hitap eden
fine adj. muhteşem
fine adj. şahane
fine adj. hayranlık uyandıran
fine adj. göze çarpan
fine adv. ince ince
fine adv. nazikçe
fine adv. zarif bir şekilde
fine adv. nazik bir şekilde
fine adv. çok iyi bir şekilde
fine adv. harika bir şekilde
fine adv. muhteşem bir şekilde
fine adv. ihtiyatla
fine adv. büyük bir özenle
fine adv. oldukça kısıtlı bir sürede
fine adv. kısa süre içerisinde
fine adv. dar bir alanda
fine adv. zamanla yarışarak
fine adv. sıkışıp tıkışarak
fine adv. eksiksiz olarak
fine adv. şüphesiz ki
fine adv. kesinlikle
fine adv. kuşkusuz ki
fine interj. iyilik sağlık
Trade/Economic
fine adj. (madeni veya kağıt para) yıpranmış
Law
fine n. kira bedeli
fine n. kiracının toprak sahibine ödediği para
fine n. çeyizlik mal
fine n. resmi anlaşma
fine n. para karşılığı satın alınan mesken
fine n. varlık devri hususunda taraflar arasındaki ihtilafı sonlandıran anlaşma
fine n. belirli bir menfaat uğruna ödenen para
fine n. rüşvet
fine v. para cezası kesmek
fine v. para cezasıyla cezalandırmak
Technical
fine adj. iyi kaliteli
fine adj. (metal) belirli oranda saf metal içeren
fine adj. (cam) kabarcıksız
Automotive
fine n. trafik cezası
Marine
fine adj. kıç tarafta bulunan
fine adj. pruvada bulunan
fine adj. en önde bulunan
Literature
fine adj. (yazı dili) ağdalı
fine adj. (yazı dili) zarif
fine adj. (yazı) tumturaklı
fine adj. (yazı) retorik
Geography
fine n. new york eyaletinde yerleşim yeri
Sport
fine adj. (sporcu veya hayvan) belirli sıklette olan
fine adj. (krikette atış) düz
fine adj. (kriket) vuruş sırası gelen oyuncunun arkasında olan

Significados de "fine" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
heavy fine n. ağır para cezası
fine coal n. ince kömür
fine mist n. ince taneli (sprey vb)
fine hair n. vellüs
fine art n. güzel sanat
a fine distinction n. ince fark
fine filter n. ince filtre
fine and coarse material n. ince ve iri madde
fine cotton n. ince pamuk
fine adjustment n. ince ayar
fine sieve n. ince elek
fine sandstone n. maltataşı
fine casting n. ince döküm
fine arts n. güzel sanatlar
fine movement n. hassas hareketi
delay fine n. gecikme cezası
fine line n. ince çizgi
fine work n. ince iş
fine grain n. ince tanecik
fine weather n. güzel hava
fine white flour n. galeta unu
fine sand spit n. ince kum birikintisi
fine gold n. sarı altın
fine tune n. ince ayar
fine cut n. ince kesim
fine cut n. ince kıyım
fine flour n. has un
fine gold n. has altın
fine gravel n. ince çakıl
fine-toothed comb n. ince dişli tarak
fine-good treatment n. hüsn-ü muamele
fine (fine gold) n. altın ayarı
punitive fine n. adli para cezası
a fine ear for music n. müzik kulağı
fine lines n. ince çizgiler
fine details n. ince detaylar
fine detail n. ince ayrıntı
fine detail n. ince detay
fine details n. ince ayrıntılar
hefty fine n. yüklü ceza
hefty fine n. yüklü para cezası
fine receipt n. ceza makbuzu
fine workmanship n. ince işçilik
monetary fine n. para cezası
fine print n. anlaşılması zor bilgi
fine-toothed comb n. kapsamlı araştırma yöntemi
fine cut n. çiğneme tütünü
fine print n. belgede yer alan kısıtlamalar bölümü
fine print n. küçük puntolu baskı
fine-tooth comb n. kapsamlı araştırma sistemi
fine [obsolete] n. son
fine-toothed comb n. didik didik etme
fine spray n. sıvıyı küçük damlalar şeklinde püskürten sprey
fine-toothed comb n. ince eleyip sık dokuma
fine [obsolete] n. sonuç
fine print n. belgede küçük puntolarla yazılı bölüm
fine [obsolete] n. kapanış
fine [obsolete] n. bitiş
fine-toothed comb n. sık dişli tarak
fine art n. yaratıcılık gerektiren yetenek
fine print n. detaylı bilgi
fine art n. özgün beceri
fine spray n. küçük damlalı sprey
fine how-d’ye-do n. tuhaf durum
fine how-d’ye-do n. boktan vaziyet
fine how-d’ye-do n. acayiplik
fine how-d’ye-do n. saçma sapan olay
fine off v. incelmek
fine down v. aşınmak
go over something with a fine comb v. kılı kırk yarmak
pay a fine v. ceza vermek
go over something with a fine comb v. ince eleyip sık dokumak
fine down v. yontmak
go over something with a fine tooth comb   v. ince eleyip sık dokumak  
levy a fine v. para cezası almak
fine away v. inceltmek
fine away v. sivriltmek
fine down v. sivriltmek
fine away v. incelmek
fine away v. yontmak
fine down v. arıtmak
fine away v. aşınmak
fine down v. inceltmek
draw it fine v. kısa kesmek
not to put too fine a point on it v. tam anlamıyla ifade etmek
fine down v. incelmek
fine off v. aşınmak
fine tune v. boyayarak güzelleştirmek
fine tune v. cilalayarak güzelleştirmek
go over the matter with a fine-toothed comb v. ince eleyip sık dokumak
get down to a fine art v. zirveye tırmanmak
get down to a fine art v. ustalığın şahikasına ulaşmak
get down to a fine art v. mükemmele ulaşmak
get down to a fine art v. doruğa ulaşmak
get down to a fine art v. mükemmele erişmek
pay a fine v. ceza ödemek
be served with fine v. para cezası yemek
be served with fine v. para cezası almak
convert imprisonment into a fine v. hapis cezasını para cezasına çevirmek
change the imprisonment into a fine v. hapis cezasını para cezasına çevirmek
fine-tune v. ince ayarlamak
fine-tune v. ince ayar yapmak
impose punitive fine v. adli para cezası ile cezalandırmak
be imposed punitive fine v. adli para cezası ile cezalandırılmak
pay the fine v. ceza ödemek
have a fine ear for music v. müzik kulağı olmak
have a good cry and be fine v. iyi bir ağlayıp kendine gelmek
get a parking fine v. park cezası almak
receive a parking fine v. park cezası almak
fine-tune v. küçük bir değişiklikle iyileştirmek
fine-tune v. ufak bir dokunuşla düzeltmek
fine-tune v. tam olarak ayarlamak
very fine adj. incecik
having a fine view adj. manzaralı
in fine fettle adj. tavrı düzgün
fine looking adj. yakışıklı
in fine fettle adj. iyi kıyafette
fine as a fiddle adj. çok güzel
in fine fettle adj. keyfi yerinde
garmented in fine attire adj. hoş giyimli
in fine style adj. çok güzel bir biçimde
in a fine pickle adj. başı belada
in fine feather adj. iyi huylu
fine-grained adj. ince taneli
fine-meshed adj. sık ilmekli
fine-spun adj. incecik
fine-grain adj. ince taneli
fine-bred adj. iyi yetiştirilmiş
fine-sounding adj. kulağa hoş gelen
fine-textured adj. pürüzsüz dokulu
fine-drawn adj. (argüman, ayrım) nokta atışı
fine-spun adj. detaylı
fine-drawn adj. (özellik) hassas
fine-grained adj. çok farklı
fine-looking adj. güzel görünen
fine [obsolete] adj. cingöz
fine-looking adj. çekici
fine-grained adj. ince detaylı
fine-looking adj. standartlara uyan
fine-spun adj. aşırı süslü
fine-grained adj. detaylı
fine-grained adj. alışılmışın dışında
fine-drawn adj. (özellik) rafine
fine-toothed adj. ince ve sık dişli
fine-drawn adj. (argüman, ayrım) kesin
fine-drawn adj. (argüman, ayrım) tam
fine [obsolete] adj. akıllı
fine [obsolete] adj. yaratıcı
fine-spun adj. aşırı cafcaflı
fine-spun adj. ayrıntılı