| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | trade n. | ticaret | ||
|
Her job is to promote trade between the two countries. Görevi iki ülke arasındaki ticareti teşvik etmek. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | trade n. | iş | ||
|
No, I'm in a desirable trade. Hayır, ben cazip bir işin içindeyim. More Sentences |
||||
| General | trade n. | takas | ||
|
For the Lakers, this trade makes sense. Lakers için bu takas mantıklı. More Sentences |
||||
| General | trade n. | meslek | ||
|
His father was a butcher by trade. Babasının mesleği kasaplıktı. More Sentences |
||||
| General | trade n. | alışveriş | ||
|
A little trade, that is all. Küçük bir alışveriş, hepsi bu. More Sentences |
||||
| General | trade n. | ticaret | ||
|
Her job is to promote trade between the two countries. Görevi iki ülke arasındaki ticareti teşvik etmek. More Sentences |
||||
| General | trade n. | değiş tokuş | ||
|
He'd trade everything he knows about you for a slice of pizza. Senin hakkında bildiği her şeyi bir dilim pizza karşılığında değiş tokuş ederdi. More Sentences |
||||
| General | trade n. | müşteri | ||
|
They put up a sign saying "on sale" to attract passing trade. Gelip geçen müşterileri çekmek için "indirimde" yazan bir tabela astılar. More Sentences |
||||
| General | trade v. | alışveriş yapmak | ||
|
Machines and people can trade data and create an ecosystem around real-time data. Makineler ve insanlar veri alışverişi yapabilir ve gerçek zamanlı veriler etrafında bir ekosistem oluşturabilir. More Sentences |
||||
| General | trade v. | takas etmek | ||
|
The groups were then given an opportunity to trade gift cards. Daha sonra gruplara hediye kartı takas etme fırsatı verildi. More Sentences |
||||
| General | trade v. | ticaret yapmak | ||
|
In which of this Parliament's bars and restaurants is fairly traded coffee served? Bu Parlamentonun hangi bar ve restoranında adil ticareti yapılan kahve servis ediliyor? More Sentences |
||||
| General | trade v. | satmak | ||
|
I think you trade in black-market fables. Bence sen kara borsa hikayeler satıyorsun. More Sentences |
||||
| General | trade v. | değiş tokuş etmek | ||
|
The two children traded bikes for the day. İki çocuk bir günlüğüne bisikletlerini değiş tokuş ettiler. More Sentences |
||||
| General | trade v. | işlem görmek | ||
|
The benefits of the currency plunged down and started to trade in the red. Para biriminin faydaları azaldı ve kırmızı renkte işlem görmeye başladı. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | trade n. | alışveriş | ||
|
A little trade, that is all. Küçük bir alışveriş, hepsi bu. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | trade n. | iş | ||
|
No, I'm in a desirable trade. Hayır, ben cazip bir işin içindeyim. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | trade n. | meslek | ||
|
His father was a butcher by trade. Babasının mesleği kasaplıktı. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | trade n. | ticaret | ||
|
Her job is to promote trade between the two countries. Görevi iki ülke arasındaki ticareti teşvik etmek. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | trade v. | alıp satmak | ||
|
He has accumulated a large fortune from trading shares. Hisse senedi alıp satarak büyük bir servet biriktirdi. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | trade v. | değiştirmek | ||
|
I traded in my car for a new one. Arabamı yeni bir arabayla değiştirdim. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | trade v. | takas etmek | ||
|
The groups were then given an opportunity to trade gift cards. Daha sonra gruplara hediye kartı takas etme fırsatı verildi. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | trade adj. | ticari | ||
|
Trade boycotts generally harm vulnerable people in poor countries. Ticari boykotlar genellikle yoksul ülkelerdeki savunmasız insanlara zarar vermektedir. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | trade n. | meşguliyet | ||
| General | trade n. | sanat | ||
| General | trade n. | zanaatçılık | ||
| General | trade n. | zanaat | ||
| General | trade n. | aksata | ||
| General | trade n. | alım satım | ||
| General | trade n. | tecim | ||
| General | trade n. | tüccarlık | ||
| General | trade n. | paylaşım | ||
| General | trade n. | esnaf | ||
| General | trade v. | iş yapmak | ||
| General | trade v. | alım satım yapmak | ||
| General | trade v. | almak | ||
| General | trade v. | ticari faaliyet | ||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | trade n. | ticari müşteriler | ||
| Trade/Economic | trade n. | işçi hareketi | ||
| Trade/Economic | trade n. | pazar | ||
| Trade/Economic | trade n. | piyasa | ||
| Trade/Economic | trade n. | sanayi | ||
| Trade/Economic | trade n. | ticaret yapma | ||
| Trade/Economic | trade v. | satışa sunmak | ||
| Trade/Economic | trade v. | satışa çıkarmak | ||
| Trade/Economic | trade v. | bir şeyi verip onun değerini başka bir şeyin bedelinden düşürerek o şeyi satın almak | ||
| Trade/Economic | trade v. | (hisse) düzenli olarak alıp satmak | ||
| Trade/Economic | trade v. | (menkul kıymet) belirli bir fiyatı olmak | ||
| Trade/Economic | trade adj. | ticaretle ilgili | ||
| Trade/Economic | trade adj. | ticarette kullanılan | ||
| Trade/Economic | trade adj. | yerli halklarla takasta kullanılan | ||
| Trade/Economic | trade adj. | ticaret odalarını temsil eden | ||
| Media | ||||
| Media | trade n. | eğlence sektöründeki kişilere yönelik yayın | ||
| Technical | ||||
| Technical | trade n. | tecim | ||
| Meteorology | ||||
| Meteorology | trade n. | ticaret rüzgarları | ||
| Meteorology | trade n. | alize rüzgarları | ||
| Meteorology | trade adj. | alize rüzgarıyla ilgili | ||
| Meteorology | trade adj. | alize rüzgarına ait | ||
| Librarianship | ||||
| Librarianship | trade adj. | ticari amaçlarla satılmak üzere yayınlanan kitaplara ait | ||
| Librarianship | trade adj. | ticari amaçlarla satılmak üzere yayınlanan kitaplarla ilgili | ||
| Librarianship | trade adj. | ciltsiz kağıttan büyük ve yumuşak kapağı olup sadece kitapçılarda satılan (kitap) | ||
| Archaic | ||||
| Archaic | trade n. | gelenek | ||
| Archaic | trade n. | alışkanlık | ||
| Archaic | trade n. | gidip gelme | ||
| Archaic | trade n. | seyahat | ||
| Archaic | trade n. | ticaret gezisi | ||
| Archaic | trade n. | (bir insan veya hayvan tarafından bırakılan) iz | ||
| Archaic | trade v. | meşgul olmak | ||
| Archaic | trade v. | iştigal etmek | ||
| Archaic | trade adv. | düzenli olarak | ||
| Archaic | trade adv. | hep aynı yönde | ||
| Archaic | trade adv. | alize rüzgarı yönünde | ||
| Slang | ||||
| Slang | trade n. | (eşcinseller arasında) partner | ||
| British Slang | ||||
| British Slang | trade n. | fahişelerin müşterilerine taktığı lakap | ||
| British Slang | trade n. | fahişenin müşterisi | ||