doler - Turc Anglais Dictionnaire

doler

doler — Definition

Signification:
yapmak, etmek
Prononciation (IPA):
(AmE /duː/ – BrE /duː/)
Partie du discours:
Düzensiz Fiil: do (does – did – done - doing)
Synonymes:
perform
Antonymes:
refrain

Sens de "doler" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 60 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
do v. etmek
My second point relates to subsidiarity, which does, indeed, loom large in the Convention's deliberations.
İkinci husus, gerçekten de Konferans müzakerelerinde büyük önem arz eden yetki devri ile ilgilidir.

More Sentences
do v. yapmak
I believe that showing them violence on a daily basis is not the best way to do so.
Onlara her gün şiddet göstermenin bunu yapmanın en iyi yolu olmadığına inanıyorum.

More Sentences
General
do v. yetişmek
And, for heaven's sake, do not let us turn around and start blaming you for not actually getting to 2004 on time.
Ve Tanrı aşkına, dönüp de 2004'e zamanında yetişemediğiniz için sizi suçlamaya başlamamıza izin vermeyin.

More Sentences
do v. yetmek
It was such a hard test that we did not have time to finish.
O kadar zor bir sınavdı ki bitirmeye vaktimiz yetmedi.

More Sentences
do v. başarmak
We tried to reach a compromise and, in fact, did so.
Bir uzlaşmaya varmaya çalıştık ve aslında bunu başardık.

More Sentences
do v. bitirmek
Yes, this is a big job and they did it fast.
Evet, bu büyük bir iş ve onlar hızlıca bitirdiler.

More Sentences
do v. yapmak
I believe that showing them violence on a daily basis is not the best way to do so.
Onlara her gün şiddet göstermenin bunu yapmanın en iyi yolu olmadığına inanıyorum.

More Sentences
do v. yeterli olmak
Only a clear 'no' or 'never' will do in the face of so much blind European arrogance.
Bu kadar kör Avrupa kibri karşısında sadece net bir 'hayır' ya da 'asla' demek yeterli olacaktır.

More Sentences
Colloquial
do v. işe yaramak
The legal system did work, however, and his murderers were convicted, with stiff sentences.
Bununla birlikte, hukuk sistemi işe yaradı ve katiller ağır cezalara çarptırılarak mahkum edildi.

More Sentences
do v. iş görmek
That'll do it.
Bu iş görür.

More Sentences
General
do n. eğlenti
do n. dolandırıcılık
do n. parti
do n. dalavere
do n. eğlenceli toplantı
do n. hile
do v. rol üstlenmek
do v. kaldırmak
do v. tamamlamak
do v. hazırlamak
do v. meydana getirmek
do v. rolünü üstlenmek
do v. ilgilenmek
do v. çözmek
do v. uymak
do v. kılmak
do v. eylemek
do v. yıkamak (bulaşık)
do v. temizlemek
do v. becermek
do v. katetmek (belirli bir mesafe)
do v. davranmak
do v. dolandırmak
do v. düzenlemek
do v. neden olmak
do v. başa çıkmak
do v. icra etmek
do v. gezmek
do v. düzeltmek
do v. kandırmak
do v. hareket etmek
do v. aldatmak
Irregular Verb
do v. did - done
Colloquial
do n. parti
do n. yapılmış saç
do n. şekil verilmiş saç
do n. saç stili
do n. saç şekli
do v. gidip yapmak
do v. yapmak zorunda olmak
do v. hizmet etmek
Music
do n. do
Slang
do v. uyuşturucu kullanmak
do v. kaka yapmaya gitmek
do v. tuvalete gitmek
do v. (uygunsuz) ilişkiye girmek
do v. seks yapmak
do v. biriyle yatmak
British Slang
do v. satmak
do v. yakalamak

Sens de "doler" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 3 résultat(s)

Turc Anglais
General
do doh n.
Music
do middle c n.
do do n.

Sens de "doler" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
do well v. becermek
do business v. iş yapmak
not know what to do v. ne yapacağını bilmemek
General
tae kwon do n. tekvando
to do list n. yapılacakların listesi
agreement on what to do n. ağızbirliği
do gooder n. iyi niyetli
to do list n. yapılacaklar listesi
do's and don'ts n. görgü kuralları
things to do n.
nothing to do n. yapacak bir şey yok
the right way do (something) n. yol yordam
the right way do (something) n. yol yöntem
do's n. yapılması gereken şeyler
the right way to do (something) n. yol erkan
stag do n. düğünden önce erkeklerin kendi aralarında yaptığı eğlence
derring-do n. gözüpeklik
do-it-yourself n. birinin kendi başına monte edebileceği (şey)
do-gooder n. iyi niyetli fakat başarısız toplumsal reformcu
do-gooder n. velinimet
do-it-all inventor n. elinden her iş gelen mucit
do-little n. tembel
do-it-yourselfer n. tamir işlerini kendi yapan kimse
do-nothing n. aylak
do-gooder n. iyi niyetli
do-nothing n. haylaz
do-gooder n. iyi niyetli ama gerçekçi olmayan sosyal reformcu
do-nothing n. tembel
do-it-yourself n. birinin kendi başına yapabileceği şey (şey)
how-to-do-it book n. el kitabı
derring-do n. cüret
do-little n. uyuşuk tip
do-nothing n. boş gezenin boş kalfası
do-all n. uşak
do-it-all inventor n. herşeyi yapan mucit
ne'er-do-well n. serseri
to-do n. telaş
ne'er-do-well n. beceriksiz
to-do n. patırtı
to-do n. şamata
never-do-well n. beceriksiz
to-do n. çıngar
never-do-well n. serseri
to-do n. hayhuy
ne'er-do-weel n. serseri
to-do n. gürültü
to-do n. tantana
ne'er-do-well n. hiçbir işi beceremeyen (kimse)
to-do n. curcuna
never-do-well n. işe yaramaz kimse
well-to-do family n. varlıklı aile
getting ready to do business n. iş yapmaya hazır hale gelme
bridal hair-do n. gelin başı saç modelleri
well-to-do man n. zengin adam
to-do n. karmaşa
nothing to do n. yapılacak bir şey yok
things to do n. yapılması gerekenler
do-it-yourself n. kendin yap
hen do n. düğünden önce kadınların kendi aralarında yaptığı eğlence
su do ku n. bir japon rakam oyunu
do-it-yourself project n. kendin yap projesi
do-nothing n. serseri
capability/ability to do work n. iş yapabilme gücü/yeteneği
derring do n. cüret
derring do n. gözüpeklik
derring do n. ölçüsüz cesaret
do-gooder n. kendini toplumun refahına ve sosyal reformlara adamış kimse
do-gooder n. gönüllü hayırsever
national do-not-call list n. ulusal telefon rehberinde yer almayanlar listesi
a can–do attitude n. bir işi yapmak için gereken heves
a can–do attitude n. bir işi yapmak için gösterilen gayret
things to do during an earthquake n. deprem anında yapılacaklar
things to do during an earthquake n. deprem anında yapılması gerekenler
things to do during an earthquake n. deprem anında yapılması gereken şeyler
do-si-do n. bazı dans türlerinde temel dans adımı
to-do [dialect] n. resmi kutlama
to-do [dialect] n. alışılmadık tarzda şov
to-do [dialect] n. şaşaalı parti
up-do n. saçı tepeden toplama
up-do n. üstten bağlamalı saç modeli
make-do n. temin edilemeyen bir şeyin ikamesi
make-do n. geçici çare
whoop-de-do n. reklam çalışması
whoop-de-do n. hararetli münazara
whoop-de-do n. hareketli sosyal etkinlik
whoop-de-do n. tantana
whoop-de-do n. tanıtım çalışması
whoop-de-do n. abartılı reklam
whoop-de-do n. halka açık etkinlikler
whoop-de-do n. cümbüş
whoop-de-do n. eğlenceli parti
whoop-de-do n. siyasi çekişme
whoop-de-do n. eğlence
whoop-de-do n. canlı ve gürültülü şenlikler
whoop-de-do n. coşkulu hitabet
whoop-de-do n. hararetli kamusal tartışma
whoop-de-do n. hararetli tartışma
whoop-de-do n. tanıtım kampanyası
whoop-de-do n. reklam kampanyası
whoop-de-do n. etkileyici manevra
whoop-de-do n. abartılı propaganda
whoop-de-do n. abartılı tanıtım
whoop-de-do n. hararetli kamusal müzakere
derring-do n. cesur ve riskli hareketler
do-gooding n. fayda sağlama
do-goodism n. hayırseverlik faaliyetleri
do-gooding n. hayır işleme
do-goodism n. hayır işleri
do-gooding n. iyilik yapma
do-goodism n. iyi niyetli reformcu davranışı
do-gooderism n. iyi niyetli reformcu davranışı
do-gooding n. faydalı olma
do-gooding n. geliştirme
do-gooderism n. iyilik hareketi
do-gooderism n. hayırseverlik faaliyetleri
do-gooderism n. hayır işleri
do-goodism n. iyilik hareketi
do-in n. (çin usulü) kendi kendine masaj
do-nothingism n. aksiyon almama
do-naught n. serseri herif
do-nothingism n. kasıtlı engelleme politikası
do-naught n. moloz
do-nothingism n. hiçbir şey yapmayalımcılık
do-nothingism n. değişikliğe karşı çıkma
do-naught n. beş para etmez kimse
do-naught n. tembel herif
do-nothingism n. hiçbir şey yapmama
do-nothingism n. yerinde sayma
do-naught n. işe yaramaz kimse
do-over n. tepeden tırnağa bakım
do-over n. genel bakım
do-all [obsolete] n. kahya
do-all [obsolete] n. genel müdür
do-dad n. biblo
doggy do n. köpek dışkısı
dog do n. köpek dışkısı
fine how-d’ye-do n. tuhaf durum
fine how-d’ye-do n. boktan vaziyet
fine how-d’ye-do n. acayiplik
fine how-d’ye-do n. saçma sapan olay
do a biopsy v. biyopsi yapmak
have no work do v. boş oturmak
do one's part v. üzerine düşeni yapmak
do a deal v. anlaşmaya bağlamak
do good v. yaramak
do something in secret v. bir şeyi gizlice yapmak
agree to do the same thing v. sözbirliği etmek
do up v. yormak
do harm v. zarar vermek
do something mad v. delişmenlik etmek