halinde - Turc Anglais Dictionnaire

halinde

Sens de "halinde" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 14 résultat(s)

Turc Anglais
General
halinde in adv.
I cannot appreciate how organising everything in large groups will liven up the parliamentary debate.
Her şeyi büyük gruplar halinde organize etmenin parlamentodaki tartışmaları nasıl canlandıracağını anlayamıyorum.

More Sentences
halinde on adv.
It is a vision of an industry on the offensive.
Bu, saldırı halindeki bir sektörün vizyonudur.

More Sentences
halinde in case of prep.
In case of contact, the eyes should be washed with warm water.
Temas halinde gözler ılık su ile yıkanmalıdır.

More Sentences
halinde in prep.
The soldiers walked in straight lines to salute the colonel.
Askerler albayı selamlamak için düz bir sıra halinde yürüdüler.

More Sentences
Technical
halinde in case of expr.
In case of contact, the eyes should be washed with warm water.
Temas halinde gözler ılık su ile yıkanmalıdır.

More Sentences
General
halinde inne adv.
halinde in the event of prep.
halinde in the act of prep.
halinde in process of prep.
Phrases
halinde in case of something expr.
halinde to the extent that expr.
Colloquial
halinde in the case of expr.
halinde in case of something expr.
Technical
halinde granulated adj.

Sens de "halinde" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
kızarmış ekmek (dilim halinde) toast n.
uyku halinde dormant adj.
çatışma halinde olmak be in conflict v.
General
ekip halinde çalışma ruhu team spirit n.
i halinde isim fiil supine n.
alan (şerit halinde uzanan) swath n.
kabuğu ince pullar halinde dökülme (ağaç) exfoliating n.
sıvı halinde atık effluent n.
beraberlik halinde oynanan el rubber n.
dalgalar halinde yayılma surge n.
küçük lokmalar halinde yeme nibbling n.
sekiz yaprak halinde katlanmış kağıt tabakası eightvo n.
bir bütün halinde toplayan embodier n.
parça halinde olma özelliği fragmentariness n.
dizi halinde yayınlanan karikatür cartoon n.
taş yığını halinde mezar cairn n.
ince bir tabaka halinde olan parça flake n.
kanun halinde toplama codification n.
grup halinde sözde ciddi bir maksatla seyahat etme junketing n.
gaz halinde olma durumu gaseousness n.
akın halinde gitme surge n.
tek sıra halinde yürüme defiling n.
kıvrımlar halinde duran kumaş drapery n.
toz halinde olma powderiness n.
bir bütün halinde toplama embodying n.
taş yığını halinde anıt cairn n.
takım halinde olma teaming n.
sos tehlike halinde verilen imdat sinyali sos n.
tabaka halinde pamuk batting n.
beş dizelik bölümler halinde yazılmış eser pentastich n.
sıcak yemeklerin paket halinde satıldığı (yer) takeaway n.
zamanı çok hassas dilimler halinde ölçen alet chronometer n.
paket halinde atık package waste n.
tabakalar halinde dizilim delamination n.
büyük kütleler halinde yüzen esmer yosun sargassum n.
bir sıvının sprey halinde dağıtılmasını sağlayan aygıt nebuliser n.
bir sıvının sprey halinde dağıtılmasını sağlayan aygıt nebulizer n.
hükümet halinde olmayan nongovernment n.
yapım halinde yol road under construction n.
toz halinde madde dust n.
pul halinde ayrılıp düşen flaking n.
sıcak yemeklerin paket halinde satıldığı (dükkan) take-out n.
alabora olması halinde otomatik olarak düzgün duruma gelen küçük bot self-righting n.
kendi halinde insan an honest joe n.
saplantı halinde japon anime/manga tutkunu insan otaku n.
denizde kendi halinde yüzen şeyler drift stuff n.
ancak bir kişinin sığabileceği çekmece benzeri kompartmanlar halinde uyunacak yer capsule hotel n.
yüklü/yığın halinde aktarım bulk transfer n.
taslak halinde olma sketchiness n.
kilise apsisinde yükselen sıralar halinde yer alan din görevlilerinin oturma yeri synthronon n.
küçük parçalar halinde kırılmış buz ice chips n.
ruh halinde ani değişimler mood swings n.
ruh halinde ani değişimler mood changes n.
ishal halinde gelen dışkı squit n.
kümeler halinde büyüyen bir çimen türü bunch grass n.
kişinin tek paragraf halinde kısa özgeçmişi biographical statement n.
kişinin tek paragraf halinde kısa özgeçmişi bio statement n.
satırlar ve sütunlar halinde düzenlenmiş veri seti tabular array n.
belirli bir uzunlukta kütükler halinde kesilmiş yakacak odun tallwood n.
panik halinde olma affrightment [obsolete] n.
taş yığını halinde mezar carn n.
yüzlükler halinde ayırma centuriation n.
nesneleri düz bir çizgi halinde hizalayan kimse aliner n.
nesnelerin düz bir çizgi halinde hizalanması alineation n.
nesnelerin düz bir çizgi halinde hizalanması allineation n.
(çin'de) kırsal alanlardan kitleler halinde şehre göç etmiş genç nesil ant tribe n.
birimleri partiler halinde düzenleyen şey unitizer n.
bir birim halinde elleçlenebilen paketlenmiş öğeler unitized load n.
birimleri partiler halinde düzenleyen kimse unitizer n.
derileri tuzlayıp yataklar halinde katlayan deri işçisi bedder n.
tabletler halinde satılan katışıksız bir beyaz kurşun çeşidi krems lead n.
balkanlar'da dağınık topluluklar halinde yaşayan bir halk vlach n.
balkanlar'da dağınık topluluklar halinde yaşayan bir halkın konuştuğu rumence lehçesi walach n.
balkanlar'da dağınık topluluklar halinde yaşayan bir halkın konuştuğu rumence lehçesi vlach n.
balkanlar'da dağınık topluluklar halinde yaşayan bir halk walach n.
ambalajlamak için ayakkabıları veya çorapları çift halinde düzenleyen işçi mater n.
sıralar halinde ekim yapabilmek için toprağı işaretlemek üzere kullanılan alet veya parça marker n.
küçük fırfırlar halinde plilenmiş malzeme şeridi quilling n.
kamu kaynaklarına erişimi olanların yetkili konumda bulunanlarla anlaşma halinde yaptığı bir dolandırıcılık bobol n.
küçük ve yuvarlak porsiyonlar halinde servis edilen balık, et veya etli börek medallions n.
stadyumdaki izleyicilerin birbirine izleyen bölümler halinde ayağa kalkarak kollarını kaldırıp sonra da oturarak yarattıkları dalgalanma efekti mexican wave n.
yalnızca birkaç yüz mikrometrelik çapı bulunan ve kan gibi sıvılarda süspansiyon halinde tutulabilen çok küçük kabarcık microbubble n.
(insanları, hayvanları) grup halinde bir araya getirmek herd together n.
özellikle kale duvarının tepesine inşa edilen sıra halinde ahşaptan geçici barınaklar bratticings [obsolete] n.
(araçtaki mekanizmalar) birbiriyle etkileşim halinde olan parçaların düzeni hookup n.
gruplar halinde çalışan yankesici mobsman [obsolete] n.
ekipler halinde çalışan yankesici mobsman [obsolete] n.
küçük porsiyonlar halinde dağıtma morselling n.
lokmalar halinde dağıtma morselling n.
sürü halinde yaşama gregarianism n.
sürü halinde yaşama gregariousness n.
dizi halinde yayınlanmayan televizyon programı one shot n.
dizi halinde yayınlanmayan televizyon programı one-shot n.
tomar halinde yuvarlanmış kağıt para roll n.
tekrarlanması halinde büyük zararlar verebilecek olay russian roulette n.
küçük hayvanların damlalar halinde su içebildiği bir su kabı dewdrop n.
teşkilat halinde olmama disorganisation n.
teşkilat halinde olmama disorganization n.
sıra halinde düzenlenmiş şeyler column n.
sıra halinde düzenlenmiş bir insan grubu column n.
(armacılıkta) çift halinde bulunan dar şerit cottise n.
(armacılıkta) çift halinde bulunan dar şerit cotice n.
(armacılıkta) çift halinde bulunan dar şerit cotise n.
(armacılıkta) çift halinde bulunan dar şerit cost n.
farklı uzunluklarda iki çift halinde olma (erkek organı) didynamy n.
alışkanlık halinde yapılan aktiviteler diet n.
damlalar halinde düşme dribble n.
paket halinde terapötik uygulama packing n.
uzun çubuklar halinde kurutulan balık tutkalı pipe n.
tamamı rulo halinde toplanmış saç pompadour n.
birbirinin devamı olan parçalar halinde çıkarılan yayın continuation n.
uzun sıra halinde ilerleyen bir dizi insan crocodile n.
kendi halinde kimse fat-cat n.
nöbetler halinde görülme intermittence n.
rulo şerit halinde basılmış damga pulu coil n.
mücadele verilmesi halinde mevcut olan kazanma ihtimali fighting chance n.
birada asıltı halinde bulunan katkı maddesi parçacıkları flyer n.
sayfa benzeri bir dizi bölüm halinde katlanmış olan basılı kağıt folder n.
sıra, dizi veya topluluk halinde bulunup zorlu bir sınav teşkil eden şey gauntlet n.
ihtilaf halinde federal kanunun eyalet kanunu yerine geçmesine ilişkin doktrin preemption n.
dört kişilik takımlar halinde oynanan atış poligonunda havaya fırlatılan hedefleri vurma oyunu scoot n.
uyku halinde olma slumber n.
kendi halinde olma prudence n.
çürüme halinde olma putridness n.
ince tabakalar halinde satılan sabun soap flakes n.
asıl mirasçının erginlik çağına girmemiş olması halinde yedek varis atama substitution n.
boş bardağı çevirdiğinde bardağın dibindeki damlaların tırnaktan akması halinde oyuncunun daha fazla içki içtiği bir oyun supernaculum [obsolete] n.
(tereyağı) küçük kare porsiyonlar halinde sunulan şey pat n.
borcun ödenmemesi halinde alacaklıya haciz yetkisi veren belediye başkanı onaylı senet statute [obsolete] n.
çiftler halinde oynanan yarışma pair n.
çiftler halinde oynanan oyun pair n.
çiftler halinde oynanan turnuva pair n.
demetçikler halinde sıralanma fasciculation n.
sürü halinde gitmek run v.
belirli bir sıra halinde geçmek parade v.
panik halinde kaçmak stampede v.
savaş halinde olmak be at war v.
bir şeyi ince bir tabaka halinde sürmek spread something thin v.
sürü halinde yüzmek (balık) school v.
gruplar halinde düzenlemek arrange into groups v.
sıra halinde olmak range v.
doğurma halinde olmak labor v.
en güzel halinde olmak be in the pink v.
sıra halinde gitmek string v.
inşaat halinde olmak be under construction v.
iletişim halinde bulunmak stay in touch with v.
sürü halinde hareket etmek flock v.
akın halinde gitmek swarm v.
tabakalar halinde dizmek delaminate v.
sürü halinde toplanmak flock v.