sharp - Turc Anglais Dictionnaire

sharp

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

sharp — Definition

Signification:
keskin, ani
Prononciation (IPA):
(AmE /ʃɑːrp/ – BrE /ʃɑːp/)
Partie du discours:
Sıfat: sharp
Synonymes:
keen
Antonymes:
dull

Sens de "sharp" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 120 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
sharp adj. sivri
He had a sharp chin and thin lips.
Sivri bir çenesi ve ince dudakları vardı.

More Sentences
sharp adj. keskin
There's a sharp turn at the end of the tunnel.
Tünelin sonunda keskin bir dönemeç var.

More Sentences
General
sharp adj. kurnaz
Tom is really sharp, isn't he?
Tom gerçekten kurnaz, değil mi?

More Sentences
sharp adj. ani (düşüş)
The sharp rise in the USD is going to hurt my business.
Dolardaki ani yükseliş işime zarar verecek.

More Sentences
sharp adj. zeki
Jill is one of our sharpest students.
Jill en zeki öğrencilerimizden biridir.

More Sentences
sharp adj. tiz
I was in the kitchen when I heard a sharp cry.
Tiz bir çığlık duyduğumda mutfaktaydım.

More Sentences
sharp adj. şiddetli
The sharp pain in her neck kept her up all night.
Boynundaki şiddetli ağrı onu bütün gece ayakta tuttu.

More Sentences
sharp adj. çok net
There is a sharp distinction between drive and greed.
Hırs ve açgözlülük arasında çok net bir ayrım vardır.

More Sentences
sharp adj. şık
Buy yourself a sharp suit for the cocktail.
Kokteyl için kendinize şık bir takım elbise alın.

More Sentences
sharp adj. uyanık
Tom looked sharp.
Tom uyanık görünüyordu.

More Sentences
sharp adj. sivri uçlu
I need a pencil, a sharp one.
Bana bir kalem lazım, sivri uçlu bir tane olsun.

More Sentences
sharp adj. sert
His tone was so sharp; it broke my heart.
Sesi çok sertti; kalbimi kırdı.

More Sentences
sharp adj. acı
That coffee you made was quite sharp.
Yaptığın kahve çok acıymış.

More Sentences
sharp adj. keskin
There's a sharp turn at the end of the tunnel.
Tünelin sonunda keskin bir dönemeç var.

More Sentences
sharp adj. net
I like these sharp figures in your paintings.
Resimlerinizdeki bu net figürleri seviyorum.

More Sentences
sharp adj. dikkatli
Stay sharp.
Dikkatli ol.

More Sentences
sharp adv. tam
I'm expecting you at 5 pm sharp.
Seni saat tam 17:00'de bekliyorum.

More Sentences
sharp adv. şiddetle
I therefore voted against the resolution despite my sharp condemnation of terrorism.
Bu nedenle terörizmi şiddetle kınamama rağmen karara karşı oy kullandım.

More Sentences
Technical
sharp adj. keskin
There's a sharp turn at the end of the tunnel.
Tünelin sonunda keskin bir dönemeç var.

More Sentences
General
sharp n. dolandırıcı
sharp n. diyez nota
sharp n. kaba kepek
sharp v. tizleştirmek
sharp v. oyunda hile yapmak
sharp adj. zekası zehir gibi
sharp adj. göze çarpan
sharp adj. ani (dönüş)
sharp adj. kibar
sharp adj. tiz (ses)
sharp adj. tez canlı
sharp adj. sert (vuruş/itiş)
sharp adj. ters (söz)
sharp adj. ince
sharp adj. cimri
sharp adj. seri
sharp adj. kurt
sharp adj. sek
sharp adj. coşkun
sharp adj. iğneli
sharp adj. kılağılı
sharp adj. pürüzsüz
sharp adj. temiz
sharp adj. çabuk
sharp adj. sak
sharp adj. haşin
sharp adj. etkili
sharp adj. açıkgöz
sharp adj. diri
sharp adj. şiddetli (sancı)
sharp adj. mükemmel
sharp adj. hiddetli
sharp adj. çok üstün (zeka)
sharp adj. ani (yükseliş)
sharp adj. zehir gibi
sharp adj. bariz
sharp adj. eli çabuk
sharp adj. keskin (gözler)
sharp adj. istekli
sharp adj. ağır
sharp adj. hileli
sharp adj. gözü açık
sharp adj. güzel
sharp adj. zarif
sharp adj. tesirli
sharp adj. kesici
sharp adj. ekşi
sharp adj. dokunaklı
sharp adj. sert ve sivri parçacıklardan oluşan
sharp adj. kumlu
sharp adj. çakıllı
sharp adj. doymak bilmez
sharp adj. doyurulmayı talep eden
sharp adj. atardamarı aniden şişiren
sharp adj. inişli çıkışlı
sharp adj. parlak bir ışığın aniden ortaya çıktığı
sharp adj. belirgin değişim içeren
sharp adj. ince veya dar (pruva)
sharp adj. belirgin
sharp adj. ani
sharp adv. sertçe
sharp adv. aniden
sharp adv. dikkatlice
sharp adv. dakikası dakikasına
sharp adv. birden
sharp adv. hemen hemen rüzgara karşı
sharp adv. sert bir şekilde
sharp adv. keskin bir şekilde
sharp adv. biçimli şekilde
sharp adv. iyi görünerek
sharp adv. şıklığı ile öne çıkarak
sharp adv. tam (belirli bir saatte)
Technical
sharp adj. seçik
Computer
sharp n. seçik görüntü
Radio
sharp adj. farklı frekanslara aniden değişen yanıtlar veren (radyo devresi)
Textile
sharp n. sivri uçlu ince iğne
Medical
sharp n. sivri uçlu veya keskin kenarlı tıbbi alet
Geometry
sharp adj. dar (açı)
Linguistics
sharp adj. diyezleşmiş
sharp adj. sert ünsüz olan
sharp adj. ötümsüz
sharp adj. titreşimsiz
sharp adj. ünsüz
sharp adj. sessiz
Music
sharp n. diyez
sharp v. doğru perdeden çalmak
sharp v. doğru perdeden söylemek
sharp adj. yarım aralık tizleştirilmiş (ses)
sharp adj. sesin doğru perdesinde daha tiz
sharp adj. majör (perde farkı)
sharp adj. tam aralıktan yarım ton fazla olan (perde farkı)
sharp adj. nota imi tiz olan
sharp adv. olması gereken perdeden daha tiz şekilde
Archaic
sharp v. hile ile elde etmek
sharp v. dolandırıcılıkla elde etmek
sharp v. araklamak
sharp v. çalmak
sharp v. dolandırıcılık yapmak
sharp adj. hızla akan (akarsu)
sharp adj. çalkantılı akan (akarsu)
Ornithology
sharp adj. hızlı avlanan (şahin)

Sens de "sharp" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
sharp-witted adj. cin gibi
sharp-tongued adj. keskin dilli
General
sharp shooter n. keskin nişancı
sharp answer n. sert cevap
sharp edge n. keskin ağız
sharp practices n. dalavere
sharp sightedness n. keskin gözlülük
sharp practices n. hileli işler
sharp curve n. keskin dönüş
sharp bend n. keskin viraj
sharp shooter n. nokta atışçısı
sharp practice n. hileli bir iş
sharp sudden sound n. şırak
sharp practice n. dalavere
sharp practice n. hileli iş
sharp pain n. akut ağrı
sharp drop n. keskin düşüş
sharp apple n. ekşi elma
sharp-pointedness n. sivrilik
sharp contrast n. keskin ayrım
sharp knife n. keskin bıçak
sharp criticism n. ağır eleştiri
sharp criticism n. sert eleştiri
sharp criticism n. acımasız eleştiri
a sharp break n. keskin bir dönüş
sharp tooth n. sivri/keskin diş
a sharp criticism n. sıkı bir eleştiri
a sharp stick n. keskin bir sopa
sharp pointed curve n. sivri uçlu eğri
razor-sharp skills n. keskin beceriler
sharp axe n. keskin balta
sharp edge n. kesici uç
b sharp n. si diyez
a sharp pain n. keskin bir ağrı
sharp increase n. keskin yükseliş
sharp rise n. keskin yükseliş
sharp claws n. keskin pençeler
sharp object n. kesici alet
sharp beak n. keskin gaga
a sharp slap n. okkalı bir tokat
sharp scissors n. keskin makas
sharp-sightedness n. dikkatli ve canlı olma
sharp-sightedness n. ince detayları görebilme
sharp decline n. büyük düşüş
sharp eye n. keskin göz
sharp eye n. dikkatli göz
keep a sharp lookout v. kuş uçurtmamak
make a sharp sound v. keskin ses çıkarmak
get sharp v. keskinleşmek
look sharp v. şık olmak
become sharp v. keskinleşmek
give a sharp reply v. cevabı yapıştırmak
look sharp v. dikkat etmek
look sharp v. gözünü dört açmak
make sharp v. keskinleştirmek
sharp [dialect] v. keskinleştirmek
sharp witted adj. zeki
as sharp as a needle adj. uyanık
sharp cornered adj. keskin köşeli
sharp pointed adj. sivri
sharp enough adj. yeterince keskin
as sharp as a needle adj. zeki
not sharp adj. kör
very sharp adj. sipsivri
sharp sighted adj. keskin gözlü
as sharp as adj. kadar keskin
very sharp adj. çok keskin
sharp-edged adj. keskin kenarlı
sharp-eyed adj. gözü keskin
sharp-witted adj. zeki
razor-sharp adj. çok keskin
sharp-sighted adj. keskin görüşlü
sharp-witted adj. zekası zehir gibi
sharp-set adj. sert
sharp-set adj. keskin
sharp-edged adj. keskin
sharp-sighted adj. gözü keskin
sharp-cut adj. belirgin
sharp-cut adj. keskin
sharp-tongued adj. sivri dilli
sharp-pointed adj. keskin uçlu
sharp-eyed adj. keskin bakışlı
sharp as a sword adj. kılıç kadar keskin
sharp-sighted adj. keskin gözlü
sharp-sighted adj. gözleri keskin
sharp-eyed adj. gözleri keskin
sharp-eyed adj. keskin gözlü
sharp-witted adj. cin fikirli
needle-sharp adj. keskin zekalı
needle-sharp adj. sezgileri kuvvetli
needle-sharp adj. uyanık
sharp-worded adj. iğneleyici
sharp-angled adj. keskin köşeli
sharp-set adj. şiddetli açlık duyan
sharp-nosed adj. sivri burunlu
sharp-cornered adj. keskin köşeli
sharp-tempered adj. kolay sinirlenen
sharp [obsolete] adj. bilge
sharp-toothed adj. sivri dişli
sharp-nosed adj. keskin ve çıkıntılı yüzlü
sharp [obsolete] adj. konforsuz
sharp-toothed adj. dişlerini geçirmeye hazır
sharp-tasting adj. acımsı
sharp-nosed adj. koku alma duyusu keskin olan
sharp [obsolete] adj. seçici
sharp-faced adj. yüz hatları belirgin olan
sharp-featured adj. yüz hatları belirgin olan
sharp-set adj. hevesli
sharp-worded adj. acımasızca konuşan
sharp [obsolete] adj. fark gözeten
sharp-tasting adj. acımtırak
sharp [obsolete] adj. ciddi
sharp-set adj. istekli
sharp-tempered adj. çabuk parlayan
at four o'clock sharp adv. saat tam dörtte
in a sharp voice adv. keskin bir sesle
at one o'clock sharp adv. saat tam 1'de
at three o'clock sharp adv. tam saat üçte
at three o'clock sharp adv. saat tam üçte
sharp [obsolete] adv. cırtlak bir şekilde
sharp [obsolete] adv. acı acı bağırırcasına
in sharp contrast to prep. kesin/tam bir zıtlık/karşıtlık içinde
look sharp! interj. dikkat et!
sharp [south africa] interj. kesinlikle
Phrases
with a sharp blow expr. küt diye
Colloquial
short sharp shock v. acil ve şiddetli bir şekilde cezalandırmak
sharp-sighted adj. keskin bakışlı
sharp-sighted adj. keskin gözlü
sharp as a razor expr. çok keskin
look sharp expr. elini çabuk tut
look sharp expr. acele et
Idioms
sharp wit n. keskin zeka
sharp wit n. pratik zeka
the sharp end (brit) n. (bir işin) en zor kısmı
sharp tongue n. sivri dil
a short sharp shock n. iyi bir ders (vermek)
a short, sharp shock [brit] n. kısa ve özlü/etkili ceza
short, sharp shock [brit] n. kısa ve öz
short, sharp shock [brit] n. az ve öz
a short, sharp shock [brit] n. kısa ama sert ceza
short, sharp shock [brit] n. kısa ve yerinde
short, sharp shock n. kısa fakat yoğun bir deneyim
be as sharp as a needle v. leb demeden leblebiyi anlamak
have a mind as sharp as a steel trap v. keskin bir zekaya sahip olmak
have a mind as sharp as a steel trap v. çok zeki olmak
have a mind as sharp as a steel trap v. zehir gibi akıllı olmak
throw something into sharp relief v. bir şeyi net/bariz bir biçimde ortaya koymak
throw something into sharp relief v. keskin biçimde görünür kılmak
have a sharp tongue v. sivri bir dili olmak
stay sharp v. tetikte olmak