blink - Türkçe İngilizce Sözlük

blink

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

blink — Definition

Anlamı ve Tanımı:
göz kırpmak, anlık kesinti
Okunuş (IPA):
(AmE /blɪŋk/ – BrE /blɪŋk/)
Terim Türü:
İsim: blink (blinks); Fiil: blink (blinks – blinked – blinking)
Göz kapağının kısa süreli kapanması veya çok kısa zaman aralığı. Taklit ses kökenli sözcük, ani ve geçici hareket anlamını kazanmıştır. Algı ve anlatı bağlamlarında, sürekliliği bozan kısa anları belirtmek için kullanılır
Eş Anlamlılar:
flicker
Zıt Anlamlılar:
stare

"blink" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 58 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
blink i. göz kırpma
How Fast Is a Blink of an Eye?
Bir Göz Kırpması Ne Kadar Hızlıdır?

More Sentences
blink i. bir saniye (içinde)
In the blink of an eye, many flies had already swarmed the glass.
Bir saniye içinde bir sürü sinek cama üşüşmüştü bile.

More Sentences
blink f. gözlerini kırpıştırmak
Williams repeatedly blinked throughout the process.
Williams süreç boyunca defalarca gözlerini kırpıştırdı.

More Sentences
blink f. göz kırpmak
Try to make it a habit to blink more often when looking at a monitor.
Monitöre bakarken daha sık göz kırpmayı alışkanlık haline getirmeye çalışın.

More Sentences
blink f. yanıp sönmek
The message light on my answering machine was blinking.
Telesekreterimin mesaj ışığı yanıp sönüyordu.

More Sentences
Otomotiv
blink f. yanıp sönmek
The message light on my answering machine was blinking.
Telesekreterimin mesaj ışığı yanıp sönüyordu.

More Sentences
Genel
blink i. pırıltı
blink i. parıltı
blink i. ışıltı
blink i. nazar
blink i. bakış
blink i. gözünü kırpıştırma
blink i. yanıp sönme
blink i. (mecazi anlamda) göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre
blink i. geyiklerin geçtiği yola konan dallar
blink i. yanıp sönme
blink f. kaçınmak
blink f. pırıldamak
blink f. ışıldamak
blink f. titreşerek parlamak
blink f. yanıp sönmek (ışık)
blink f. parlamak
blink f. kırpmak
blink f. göz yummak
blink f. kırpıştırmak
blink f. göz kırpıştırmak
blink f. (göz) kırpmak
blink f. görmezlikten gelmek
blink f. (gözlerini kırpıştırarak) hayretler içinde bakmak
blink f. aralıklı bir şekilde ışık vermek
blink f. geri adım atmak
blink f. yüzleşmeyi reddetmek
blink f. kabullenmemek
blink f. (mesa) fenerle iletmek
blink f. gözlerini kısarak bakmak
blink f. gözünü silmek
blink f. (yanlışa, hataya, adaletsizliğe) gözünü kapatmak
blink f. belli belirsiz parlamak
blink f. loş bir şekilde parlamak
blink f. farkında olmak
blink f. kabullenmek
blink f. kabul etmek
blink f. (ışık) yanıp söndürmek
blink f. uzak durmak
blink f. sakınmak
blink f. atlatmak
blink s. alışkanlıkla göz kırpan
blink N. anlık kesinti
Konuşma Dili
blink i. k-pop müzik grubu blackpink'in hayran kitlesi
Teknik
blink f. (hiperbolik) yanıt oluşturabilecek en küçük hareketi yapmak
Bilgisayar
blink i. yansön
Trafik
blink f. arabadan selektör yapmak
Mutfak
blink f. (süt, bira) hafifçe ekşimek
Deniz Biyolojisi
blink i. kolyozdan daha küçük yavru veya gelişmemiş uskumru
Coğrafya
blink i. buz parıltısı
blink i. buz parıltısı yansıması
blink i. açık denizde ışık yansımaması nedeniyle gökyüzünün ufuk hizasındaki karanlık görünmesi
Meteoroloji
blink i. kar yansıması nedeniyle bulutun altında oluşan beyaz parlaklık

"blink" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 109 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
blink of an eye i. göz kırpma
blink microscope i. pırıldaklı mikroskop
blink [dialect] i. hafif ekşi süt
blink of an eye i. bir an
blink of an eye i. göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre
blink at f. göz atmak
blink at f. hayret etmek
blink at f. şaşırmak
blink at f. göz yummak
blink eyes f. kırpıştırmak
blink at f. görmezlikten gelmek
happen in a blink f. göz açıp kapayıncaya kadar olmak
blink (away) f. geçiştirmek
blink (at) f. şaşırmak
blink [obsolete] f. (süt, bira) ekşitmek
blink (at) f. korkutulmak
blink (away) f. bildiğini reddetmek
blink [scotland] f. kem gözle bakarak büyülemek
blink (away) f. görmezden gelmek
blink [scotland] f. kandırmak
blink [scotland] f. aldatmak
blink-eyed s. alışkanlıkla göz kırpan
Öbek Fiiller
blink away f. gözleri kırpıştırarak silmek
blink at (something) f. (bir şeye) aldırmamak
blink at (something) f. (bir şeyi) görmezlikten gelmek
blink at (something) f. (bir şey) gözünü almak
blink at (something) f. (bir şeye/şeyde) göz kırpıştırmak
blink at (something) f. (bir şeyi) göz ardı etmek
blink at (something) f. (bir şeye) göz yummak
Konuşma Dili
blink at f. şaşkınlıklara düşmek
blink at f. şaşırmak
blink at f. şoke olmak
be on the blink f. bozulmak
be on the blink f. arıza yapmak
blink the fact f. görmezden gelmek
blink the fact f. göz ardı etmek
be on the blink f. çalışmamak
be on the blink f. arıza vermek
be on the blink f. düzgün çalışmamak
be on the blink f. arızalanmak
blink-and-you-miss-it zf. ansızın
blink-and-you-miss-it zf. apansızın
blink-and-you-miss-it zf. göz açıp kapayıncaya kadar
blink-and-you-miss-it zf. bir anlık
blink-and-you-miss-it zf. birdenbire
in the blink of an eye expr. göz açıp kapayıncaya kadar
in the blink of an eye expr. çabucak
Deyim
go on the blink f. (makine vb) arıza yapmak
go on the blink f. (makine vb) bozulmak
be on the blink f. (makine) bozuk olmak
blink one's tears back f. ağlamamaya çalışmak
be on the blink f. (makine) arızalı olmak
blink one's tears back f. gözyaşlarını tutmak
blink tears back f. ağlamamaya çalışmak
blink tears back f. gözyaşlarını tutmak
blink back tears f. ağlamamaya çalışmak
blink back tears f. gözyaşlarını tutmak
on the blink expr. arızalı
on the blink expr. bozuk
in the blink of an eye expr. göz açıp kapayana kadar
blink-and-you-miss-it expr. kaşla göz arasında
before (one) can blink expr. kaşla göz arasında
before (one) can blink expr. göz açıp kapayıncaya kadar
Konuşma
before somebody could blink expr. göz açıp kapayıncaya kadar
don't blink expr. gözünü yumma
don't blink expr. gözünü kırpma
Bilgisayar
blink rate i. yanıp sönme hızı
blink rate i. yanıp sönme oranı
cursor blink rate i. imleç yanıp sönme hızı
cursor blink slow expr. imlecin yanıp sönmesi yavaş
cursor blink fast expr. imlecin yanıp sönmesi hızlı
Medikal
blink reflex i. göz kırpma refleksi
Anatomi
eye blink i. göz kırpma refleksi
Psikoloji
blink rate i. göz kırpma oranı
Optik
blink microscope i. pırıldaklı mikroskop
Mutfak
blink beer i. keskin bira
Coğrafya
land blink i. karla kaplı arktik bölgelere denizden bakıldığında atmosferde görülen özel bir parlaklık
Meteoroloji
ice blink i. buz parıltısı
Askeri
ice blink i. buz yansıma pırıltısı
Argo
be on the blink f. kafayı bulmak
be on the blink f. sarhoş olmak
be on the blink f. leyla olmak
be on the blink f. (içip) pilot olmak
be on the blink f. kafası iyi olmak
be on the blink f. sarhoş olmak
be on the blink f. kafası güzel olmak
on the blink s. leyla olmuş
on the blink s. sarhoş
on the blink s. kafayı bulmuş
on the blink s. haşat/turşu olmuş
on the blink s. haşat
on the blink s. bozuk
on the blink s. jüt
on the blink s. fitil
on the blink s. haşatı/turşusu çıkmış
on the blink s. dut
on the blink s. körkütük
on the blink s. zom
on the blink s. küfelik
on the blink s. arızalı
on the blink s. zilzurna
on the blink s. sarhoş
on the blink s. doğru düzgün çalışmayan
on the blink s. küp
on the blink s. pilot
on the blink expr. (televizyon vb) bozuk
on the blink expr. arızalı
on the blink expr. doğru dürüst çalışmayan
İngiliz Argosu
on the blink expr. bozuk (makine)