hardly - Türkçe İngilizce Sözlük

hardly

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

hardly — Definition

Anlamı ve Tanımı:
neredeyse hiç
Okunuş (IPA):
(AmE /ˈhɑːrdli/ – BrE /ˈhɑːdli/)
Terim Türü:
Zarf
Çok az miktarı veya neredeyse yokluğu anlatan zarf olarak kullanılır; olumsuzluk vurgusu taşır. Hard ile tarihsel bağlantısına rağmen anlamı soyutlaşarak nicel sınırlamaya dönüşmüştür.
Eş Anlamlılar:
scarcely
Zıt Anlamlılar:
abundantly

"hardly" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 24 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
hardly zf. zorla
Tom could hardly make himself understood.
Tom meramını zorla anlatabildi.

More Sentences
hardly zf. güçlükle
Tom could hardly stand the pain.
Tom acıya güçlükle katlanabiliyordu.

More Sentences
hardly zf. ancak
Genel
hardly zf. nadiren
This drug may hardly ever cause serious (possibly fatal) liver problems.
Bu ilaç nadiren ciddi (muhtemelen ölümcül) karaciğer sorunlarına neden olabilir.

More Sentences
hardly zf. güç bela
I had hardly reached the school when the bell rang.
Güç bela okula varmıştım ki zil çaldı.

More Sentences
hardly zf. zar zor
The express train went by so fast we hardly saw it.
Ekspres tren o kadar hızlı geçti ki onu zar zor gördük.

More Sentences
hardly zf. neredeyse hiç
We hardly spoke since graduation.
Mezuniyetten beri neredeyse hiç konuşmadık.

More Sentences
hardly zf. zorlukla
I was hardly able to see it.
Onu zorlukla görebildim.

More Sentences
hardly zf. hemen hemen hiç
I have hardly any French books.
Hemen hemen hiç Fransızca kitabım yok.

More Sentences
hardly zf. zor
Tom could hardly keep from laughing when he saw Mary trying to juggle some balls.
Tom, Mary'nin toplarla hokkabazlık yapmaya çalıştığını gördüğünde gülmemek için kendini zor tuttu.

More Sentences
hardly zf. asla
It's hardly surprising he was fired; he was always late.
İşten kovulması asla şaşırtıcı değil; o hep geç kalırdı.

More Sentences
hardly zf. daha yeni
The conference had hardly started when he left.
O gittiğinde konferans daha yeni başlamıştı.

More Sentences
hardly zf. güçbela
hardly zf. dar darına
hardly zf. zor bela
hardly zf. hemen hemen
hardly zf. sertçe
hardly zf. gücü gücüne
hardly zf. az bir olasılıkla
hardly zf. hemen hiç
hardly zf. aşırı kızgınlıkla
hardly zf. çok hüzünle
hardly zf. sadece
Konuşma Dili
hardly expr. (eğer bir soruya yanıt olarak söylendiyse) hiç de (öyle) değil

"hardly" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 80 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
hardly to have time to breathe f. çok meşgul olmak
hardly to have time to breathe f. nefes bile alacak zamanı olmamak
hardly to have time to breathe f. hiç zamanı olmamak
can hardly wait f. bekleyememek
hardly contain oneself f. kendini zor tutmak
hardly understand f. zor anlamak
be hardly believable f. akla yatkın gelmemek
be hardly believable f. inanılmaz görünmek
be hardly believable f. inandırıcı gelmemek
be hardly believable f. akla yakın gelmemek
work hardly f. sıkı bir şekilde çalışmak
hardly understand f. neredeyse hiç anlamamak
hardly visible s. belli belirsiz
hardly believable s. inandırıcılıktan uzak
hardly a s. çok az
hardly ever zf. hemen hemen hiç
hardly.... when zf. -r
hardly.... when zf. -maz
hardly ever zf. neredeyse hiç
hardly [rare] zf. gaddarca
hardly [rare] zf. merhametsizce
İfadeler
we need hardly mention that expr. söylemeye gerek yoktur ki
we need hardly mention that expr. söylemeye gerek yoktur ki
hardly any expr. neredeyse hiç
hardly any of (them) expr. neredeyse hiç biri
although it hardly matters expr. pek önemli değil, gerçi
that's hardly saying much expr. bu oldukça önemsiz
it's hardly saying much expr. bu hiç de etkileyici değil
that's hardly saying much expr. bu pek bir anlam ifade etmiyor
it's hardly saying much expr. bu pek bir şey ifade etmiyor
that's hardly saying much expr. bu pek bir şey ifade etmiyor
it's hardly saying much expr. bu pek bir anlam ifade etmiyor
that's hardly saying much expr. bu hiç de etkileyici değil
it's hardly saying much expr. bu oldukça önemsiz
Konuşma Dili
hardly dry behind the ears s. acemi çaylak
hardly a day passes without expr. gün geçmiyor ki
hardly a day goes expr. gün geçmiyor ki
hardly a day goes expr. hemen hemen her gün
Deyim
hardly have time to breath f. başını kaşıyacak vakti olmamak
hardly have time to breathe f. başını kaşıyacak vakti olmamak
hardly put one foot in front of the other f. adım atacak hali olmamak
hardly dry behind the ears f. ağzı süt kokmak
hardly dry behind the ears f. acemi olmak
hardly dry behind the ears f. toy olmak
hardly dry behind the ears f. dünkü çocuk olmak
hardly have time to breathe f. aşırı meşgul olmak
hardly have time to breathe f. çok yoğun olmak
can hardly hear yourself think f. gürültüden adeta kendi sesini duyamamak
say hardly anything to someone f. birisiyle iki çift laf edememek
hardly exchange more than two words with someone f. birisiyle iki laf edememek
hardly exchange more than two words with someone f. birisiyle iki çift laf edememek
say hardly anything to someone f. birisiyle iki laf edememek
hardly have time to think f. başını kaşıyacak vakti olmamak
hardly have time to think f. çok yoğun/meşgul olmak
hardly exchange more than some number of words with someone f. iki çift laf edememek
hardly exchange more than some number of words with someone f. iki laf edememek
say hardly anything to someone f. iki laf edememek
say hardly anything to someone f. iki lafın belini kıramamak
hardly exchange more than some number of words with someone f. iki lafın belini kıramamak
say hardly anything to someone f. iki çift laf edememek
hardly make both ends meet f. kın kanaat geçinmek
hardly make both ends meet f. ayın sonunu zor getirmek
hardly make both ends meet f. zar zor geçinmek
(one) can hardly believe (one's) eyes f. gözlerine inanamamak
can hardly hear (oneself) think f. gürültüden neredeyse kendi sesini bile duyamamak
can hardly hear (oneself) think f. gürültüden konsantre olamamak/sağlıklı düşünememek
hardly earth-shattering s. şaşkınlık yaratmayan
hardly earth-shattering s. önemsiz
hardly earth-shattering expr. üzerinde durmaya değmez
I can hardly believe my eyes! expr. gözlerime inanamıyorum!
I can hardly believe my eyes! expr. gördüklerime inanamıyorum!
Konuşma
I should hardly think so expr. pek sanmam
I can hardly talk expr. güçlükle konuşabiliyorum
I hardly see the relevance of this to what we do expr. bizim yaptığımız şeyle bunun ne alakası var anlamıyorum
I can hardly hear you expr. sesiniz çok az geliyor
I can hardly hear you expr. sizi çok zor duyuyorum
I can hardly hear you expr. seni çok zor duyuyorum
I can hardly hear you expr. sesin çok az geliyor
you hardly know me expr. beni tanımıyorsun bile
we hardly ever argue expr. neredeyse hiç tartışmayız