pole - Türkçe İngilizce Sözlük

pole

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

pole — Definition

Anlamı ve Tanımı:
kutup, direk
Okunuş (IPA):
(AmE /poʊl/ – BrE /pəʊl/)
Terim Türü:
İsim: pole (poles)
Dünya’nın uç noktalarını ve uzun dikey çubuğu tanımlamaktadır. Latince polus kökünden gelmiştir. Coğrafya, spor ve mühendislik bağlamlarında bağlama göre farklı somut anlamlarla kullanılır.
Eş Anlamlılar:
rod, extremity
Zıt Anlamlılar:
equator

"pole" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 118 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
pole i. direk
The power is gone due to a problem with the power poles.
Elektrik direklerindeki bir sorun nedeniyle elektrikler gitti.

More Sentences
pole i. kutup
You should match the battery's poles to the remote's ones, or it won't work!
Pilin kutuplarını uzaktan kumandanınkilerle eşleştirmelisiniz, yoksa çalışmaz!

More Sentences
Genel
pole i. polonyalı
You must talk to the Poles.
Polonyalılarla konuşmalısınız.

More Sentences
pole i. kutup
You should match the battery's poles to the remote's ones, or it won't work!
Pilin kutuplarını uzaktan kumandanınkilerle eşleştirmelisiniz, yoksa çalışmaz!

More Sentences
Teknik
pole i. kutup
You should match the battery's poles to the remote's ones, or it won't work!
Pilin kutuplarını uzaktan kumandanınkilerle eşleştirmelisiniz, yoksa çalışmaz!

More Sentences
Telekom
pole i. direk
The power is gone due to a problem with the power poles.
Elektrik direklerindeki bir sorun nedeniyle elektrikler gitti.

More Sentences
pole i. kutup
You should match the battery's poles to the remote's ones, or it won't work!
Pilin kutuplarını uzaktan kumandanınkilerle eşleştirmelisiniz, yoksa çalışmaz!

More Sentences
Otomotiv
pole i. direk
The power is gone due to a problem with the power poles.
Elektrik direklerindeki bir sorun nedeniyle elektrikler gitti.

More Sentences
pole i. kutup
You should match the battery's poles to the remote's ones, or it won't work!
Pilin kutuplarını uzaktan kumandanınkilerle eşleştirmelisiniz, yoksa çalışmaz!

More Sentences
Fizik
pole i. kutup
You should match the battery's poles to the remote's ones, or it won't work!
Pilin kutuplarını uzaktan kumandanınkilerle eşleştirmelisiniz, yoksa çalışmaz!

More Sentences
Genel
pole i. beş metrelik uzunluk
pole i. bayrak direği
pole i. zıt karakterli kimse
pole i.
pole i. ok
pole i. dikme
pole i. leh
pole i. karşıt uç
pole i. kazık
pole i. gönder
pole i. yelken direği
pole i. sırık
pole i. ahşap dikme
pole i. ucay
pole i. montaj direği
pole i. baton
pole i. yürüyüş batonu
pole i. sap
pole i. kol
pole i. tutacak
pole i. itfaiye direği
pole i. (hipodromun iç korkuluklarında sekizde birlik mil aralıklarla) mesafe işareti
pole i. hipodrom işaret çubuğu
pole i. berber direği
pole i. esnafların iş yerlerini gösteren çizgili kısa direk
pole i. totem direği
pole i. bölgeye göre farklılık gösteren bir uzunluk birimi
pole i. 16,5 fitlik ölçü birimi
pole i. 502.92 santimetrelik ölçü birimi
pole i. 25 metrekareye denk bir alan ölçü birimi
pole i. 30 1/4 yarda kareye denk bir alan birimi
pole i. (prensip, fikir, etken) zıt kutup
pole i. karşıt görüş
pole i. karşıt tutum
pole i. merkez nokta
pole i. kılavuz noktası
pole i. cazibe odağı
pole i. odak noktası
pole i. cazibe noktası
pole f. sırıklamak
pole f. sırıkla desteklemek
pole f. çubuk ile vurmak
pole f. sopa ile vurmak
pole f. çubuk ile hareket ettirmek
pole f. sopa ile işlem uygulamak
pole f. çubuk ile karıştırmak
pole f. çubukla itmek
pole f. sırıkla itmek
pole f. (saman veya sazlık) sırıklarla götürmek
pole f. (metali) saflaştırmak
pole f. (golf sahası çimenleri) uzun ince bir sopayla nemini almak
pole f. (bataklık veya göçük tabanda) kazıyı sırıklar ile ilerletmek
pole f. (jeneratör veya transformatör) polaritesini belirlemek
pole s. sırığa ait
pole s. sırık ile ilgili
pole s. çubuklu
pole s. çubuklardan yapılan
pole s. sırıklardan yapılan
pole s. tahta çubuk tabanlı
pole s. sırık tabanlı
pole s. kereste tabanlı
pole s. çubuğun ucunda yer alan
pole s. sırık ucunda bulunan
Teknik
pole i. çit kazığı
pole i. eksen ucu
pole i. mıknatıs kutbu
pole i. mıknatısın uçları
pole i. sırık
pole i. ucay
İnşaat
pole i. duvar dayağı
Otomotiv
pole i. akü kutup başı
Denizcilik
pole i. yelken direği
pole f. (tekne veya sal) kürek çekerek götürmek
pole f. tekneyi kürekle ilerletmek
Geometri
pole i. kristal düzlemine dik olup orijinden geçen çizgi
pole i. birim kürede orijinden geçen dik çizginin küre yüzeyiyle kesiştiği nokta
pole i. birim kürede orijinden geçen dik ile küre yüzeyi kesişiminin stereografik veya gnomik izdüşümü
pole i. çemberle sınırlanmış yansıtıcı yüzeyde merkez
pole i. meromorf fonksiyonun sonsuz limit değeri aldığı nokta
Fizik
pole i. ucay
Biyoloji
pole i. (organ, organizma veya hücrede) eksenin farklı uçlarında gelişen morfolojik farklılık
pole i. (organ, organizma veya hücrede) kutbun farklı uçlarında gelişen fizyolojik farklılık
pole i. hücre kutbunun sonlandığı nokta
pole i. sinir hücresi uzantısının ucu
pole i. kamçı tabanının ucu
pole i. ip iplikçiği ucu
Zooloji
pole i. kuş kuyruğu
pole i. hayvan kuyruğu
pole i. susamuru kuyruğu
Botanik
pole i. sabırlık bitkisinin çiçekli sapı
pole i. göğüs yüzeyi çapı 4-12 inç arasında olan ağaç
pole f. (sabırlık bitkisi) çiçek açmak
pole f. (sabırlık bitkisi) çiçeklenmek
pole f. (bitkileri) destek çubuğu ile desteklemek
pole f. (bitkileri) sırık ile desteklemek
Balıkçılık
pole i. standart tip olta çubuğu
Dini
pole i. kutub
Spor
pole i. kayak sopası
pole i. kayak batonu
pole i. pol pozisyonu
pole i. önde yarışa başlama pozisyonu
pole f. kayak batonu ile hızlanmak
pole f. hız kazanmak için kayak batonlarını kullanmak
Beysbol
pole f. (saha dışına düşen topa) sopayla güçlü bir şekilde vurmak
Eski Kullanım
pole i. sema
pole i. gök
pole i. gökyüzü
Argo
pole i. doğa gözlem teleskobu

"pole" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
mine pole i. maden direği
magnetic pole strength i. manyetik kutup şiddeti
telephone pole i. telefon direği
mean pole i. ortalama kutup
pole star i. kutupyıldızı
ridge pole i. çatı direği
north pole i. kuzey kutbu
fishing pole i. kamış
fishing pole i. olta kamışı
double pole i. çift kutup
surveyor's pole i. flama
the south pole i. güney kutbu
ski pole i. kayak sopası
the north pole i. kuzey kutbu
magnetic north pole i. manyetik pusulanın iğnesince gösterilen yön
pole vault i. sırıkla atlama
range pole i. jalon
south pole i. güney kutbu
scaffolding pole i. iskele direği
pole star i. kutup yıldızı
negative pole i. eksi uç
totem pole i. totem direği
tent pole i. çadır direği
magnetic north pole i. manyetik kuzey kutbu
positive pole i. anot
pole bear i. kutup ayısı
celestial pole i. gökkutbu
street-lighting pole i. sokak aydınlatması direği
telegraph pole i. telgraf direği
north-pole i. kuzey kutbu
telegraph pole i. telefon direği
spinnaker pole i. balon gönderi
wood pole i. ağaç direk
range pole i. gözetleme direği
traffic light pole i. trafik lambası direği
lighting pole i. aydınlatma direği
a fishing pole and bait i. bir olta ve yem
gallows pole i. darağacı
sliding pole i. itfaiyeci direği
fireman's pole i. itfaiyeci direği
pole corn i. süt mısır
barber's pole i. berber dükanının kapısındaki kırmızı beyaz işaret
pole-axe i. kasap baltası (tokmaklı)
pole-axe i. uzun saplı balta
barber pole candy i. çubuk şeker
barber pole i. çubuk şeker
pole dance i. direk dansı
pole top i. direk tepesi
totem pole i. totem direğine benzeyen şey
ski pole i. kayak batonu
barber pole i. eskiden berber dükkanı simgesi olan direk
barber pole i. berber direği
leaping pole i. sıçrama sırığı
may pole i. 1 mayıs kutlamaları kapsamında yürütülen spor faaliyetlerinin yapıldığı açık alanın tam ortasına konulan, çiçeklerle kaplanmış uzun sırık
buggy pole i. fayton direği
clothes pole i. giysi askılığı
clothes pole [scotland] [us] i. çamaşır kurutma ipini yükselten uzun sopa
pike pole i. yangınla mücadelede kullanılan bir tür alet
pike pole i. yüzen kütükleri yönlendiren direk
pike pole i. elektrik tellerini dik tutan direk
pole cap i. (at arabası vagonunda) ok ağacına takılan demir başlık
pole telephone i. elektrik direği
pole star i. yol gösterici
pole star i. rehber
pole horse i. araba atı
pole star i. kılavuz
pole piece i. (atı ok ağacına bağlayan) semer kayışı
pole star i. lider
pole cap i. (at arabasında) boyunduruğun sabit tutulması için şaft ucuna yerleştirilen demir başlık
pole telephone i. telefon direği
pole horse i. ok ağacına bağlı at
pole horse i. (at yarışında) başlangıç pozisyonundaki at
be up the pole f. sarhoş olmak
set up a pole f. direk dikmek
not touch something with a ten-foot pole f. karışmak istememek (bir olaya vb)
pole-jump f. sırıkla atlamak
(car) hit the pole f. (araba) direğe çarpmak
pole-axe f. şiddetle vurmak
pole (on) f. sırtından geçinmek
pole (on) f. çıkar sağlamak
pole (on) f. sömürmek
single pole s. tekkutuplu
like a bean pole s. fasulye sırığı gibi
pole-handled s. uzun tutacaklı
pole-handled s. uzun kollu
pole-handled s. uzun saplı
pole-axed s. (balta darbesi almışçasına) sersemlemiş
Konuşma Dili
pole dancing i. direk dansı
pole dancer i. direk dansçısı
pole dancer i. striptiz yapan direk dansçısı
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. aklını yemiş olmak
be up the pole f. hamile olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. sıkıntı içinde olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. aklını kaçırmış olmak
be up the pole f. hamile kalmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. kafadan kontak/kaçık olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. hapı yutmuş olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. sıkıntıda olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. zor durumda olmak
pole to pole expr. tüm dünyada
pole to pole expr. dünyanın dört bir yanında
Deyim
low man on the totem pole i. zurnanın son deliği
high man on the totem pole i. en tepedeki adam
low on the totem pole i. zurnanın son deliği
low man on the totem pole i. en alttaki görevli/adam
the greasy pole i. başarıya giden zorlu yol
smoke pole i. tabanca
the greasy pole [uk/australia] i. ilerlemenin/yükselmenin zorlu yolu/tırmanışı
the greasy pole [uk/australia] i. başarıya giden zorlu yol
the greasy pole i. kariyerinin zorlu basamakları
the greasy pole [uk/australia] i. yükselmeye giden meşakkatli/zor yol
the greasy pole [uk/australia] i. meşakkatli yol
wouldn't touch someone or something with a ten-foot pole f. tırnağının ucuyla bile dokunmamak
be in pole position f. (yarış vb kazanmak için) avantajlı olmak
not touch someone with a ten-foot pole f. biriyle işi olmamak/ona bulaşmak istememek
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. delirmek
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. çıldırmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. kafadan kontak olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. kaçık olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. başı dertte olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. aklını kaçırmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. kafayı yemek
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. sıkıntıda olmak
be up the pole [old-fashioned] [uk] f. zorluk içinde olmak
not touch (someone or something) with a ten-foot pole [us] f. (birine/bir şeye) bir metre bile yaklaşmamak
not touch (someone or something) with a ten-foot pole [us] f. (birine/bir şeye) tırnağının ucuyla bile dokunmak istememek
not touch (someone or something) with a ten-foot pole [us] f. (biriyle/bir şeyle) hiç işi olmamak
not touch (someone or something) with a barge pole [uk/australia] f. (biriyle/bir şeyle) hiç işi olmamak
not touch with a ten-foot pole f. bir metre bile yaklaşmamak
not touch with a ten-foot pole f. asla bulaşmak istememek
not touch with a ten-foot pole f. uzak durmak
not touch (someone or something) with a barge pole [uk/australia] f. (birine/bir şeye) bir metre bile yaklaşmamak
not touch with a ten-foot pole f. tırnağının ucuyla bile dokunmak istememek
not touch with a ten-foot pole f. hiç işi olmamak
not touch (someone or something) with a barge pole [uk/australia] f. (birine/bir şeye) asla bulaşmak istememek
not touch (someone or something) with a ten-foot pole [us] f. (birine/bir şeye) asla bulaşmak istememek
not touch (someone or something) with a barge pole [uk/australia] f. (birine/bir şeye) tırnağının ucuyla bile dokunmak istememek
not touch (someone or something) with a ten-foot pole [us] f. (birinden/bir şeyden) uzak durmak
not touch (someone or something) with a barge pole [uk/australia] f. (birinden/bir şeyden) uzak durmak
up the pole expr. aklını kaçırmış
up the pole expr. deli
up the pole expr. fıttırmış
up the pole expr. kaçık
up the pole expr. kafadan kontak
the greasy pole expr. terfi
low on the totem pole expr. önemsiz
up the pole expr. sarhoş
the longest pole knocks the persimmon [us] expr. yeterli imkanın varsa kazanmak kolay
the longest pole knocks the persimmon [us] expr. gereken imkanlara sahipsen başarıyı elde etmek kolay
the longest pole knocks the persimmon [us] expr. elin kolun uzunsa her şeyi elde etmek kolay