precise - Türkçe İngilizce Sözlük

precise

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

precise — Definition

Anlamı ve Tanımı:
kesin, net, tam
Okunuş (IPA):
(AmE /prɪˈsaɪs/ – BrE /prɪˈsaɪs/)
Terim Türü:
Sıfat: precise
Belirsizlik içermeyen, ölçülü ve ayrıntıda hatasız olanı niteleyen sıfattır. Latince praecisus (“kesilmiş, sınırlandırılmış”) kökünden gelmiştir. Bilimsel ölçüm, teknik yazım ve hukuki ifadelerde doğruluk standardını belirtmek için kullanılır.
Eş Anlamlılar:
exact, accurate
Zıt Anlamlılar:
vague

"precise" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 43 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
precise s. kesin
And the precise aim of our amendments is to bring us closer to a final agreement.
Ve değişikliklerimizin kesin amacı bizi nihai bir anlaşmaya yaklaştırmaktır.

More Sentences
Genel
precise s. dakik (saat)
My watch is very precise.
Saatim çok dakik.

More Sentences
precise s. açık
To be precise, the Council endorsed the objective of banning substandard ships from European Union waters.
Daha açık olmak gerekirse Konsey, standart altı gemilerin Avrupa Birliği sularından men edilmesi hedefini onaylamıştır.

More Sentences
precise s. doğru
Machine translations are not always precise.
Makine çevirileri her zaman doğru sonuç vermez.

More Sentences
precise s. tam
It is for this precise reason that we need a legal framework that provides legal certainty.
İşte tam da bu nedenle yasal kesinlik sağlayan bir yasal çerçeveye ihtiyacımız var.

More Sentences
precise s. kesin
And the precise aim of our amendments is to bring us closer to a final agreement.
Ve değişikliklerimizin kesin amacı bizi nihai bir anlaşmaya yaklaştırmaktır.

More Sentences
precise s. hassas
This method is more precise than the classic parallax technique.
Bu yöntem klasik paralaks tekniğinden daha hassastır.

More Sentences
Teknik
precise s. kesin
And the precise aim of our amendments is to bring us closer to a final agreement.
Ve değişikliklerimizin kesin amacı bizi nihai bir anlaşmaya yaklaştırmaktır.

More Sentences
precise s. tam
It is for this precise reason that we need a legal framework that provides legal certainty.
İşte tam da bu nedenle yasal kesinlik sağlayan bir yasal çerçeveye ihtiyacımız var.

More Sentences
Diş Hekimliği
precise s. hassas
This method is more precise than the classic parallax technique.
Bu yöntem klasik paralaks tekniğinden daha hassastır.

More Sentences
Genel
precise i. kesinlik
precise f. kesinleştirmek
precise f. belirtmek
precise f. tanımlamak
precise f. özelleştirmek
precise f. ayrıntıları ile belirtmek
precise s. sahih
precise s. titizlikle yapılmış (iş)
precise s. belirli
precise s. belgin
precise s. hassas (alet)
precise s. kusursuz
precise s. belli
precise s. titiz (kimse)
precise s. dakik
precise s. tamam
precise s. titiz
precise s. çok dikkatli
precise s. duyarlı
precise s. tam doğru
precise s. hatasız
precise s. püriten
precise s. bağnaz
precise s. dikkat çekici
precise s. göze çarpan
precise s. ayırt edilen
precise s. öne çıkan
precise s. (deneysel sonuçlar) tutarlı
precise s. (deneysel sonuçlar) bütüncül
precise s. net
precise zf. tamamen
Teknik
precise s. duyarlı
Müzik
precise s. yanlışsız

"precise" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 30 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
precise information i. kesin bilgi
to be precise zf. tam olarak
İfadeler
to be precise expr. aslını söylemek gerekirse
to be precise expr. kesin konuşmak gerekirse
to be precise expr. kesin konuşursak
to be more precise expr. tam olarak belirtmek gerekirse
to be more precise expr. daha açık olmak gerekirse
to be more precise expr. daha doğrusunu söylemek gerekirse
to be more precise expr. tam olarak söylemek gerekirse
to be more precise expr. daha kesin olmak gerekirse
to be more precise expr. daha iyi ifadeyle
to be more precise expr. daha iyi anlatmak gerekirse
Teknik
precise control i. hassas ayar
precise levelling i. hassas nivelman
precise measuring i. hassas/kesin ölçüm
precise measurement i. hassas/kesin ölçüm
precise enough i. yeterince kesin
precise measuring i. hassas ölçüm
precise measurement i. hassas ölçüm
precise result i. hassas/kesin sonuç
atomically precise i. atom seviyesinde hassas
precise enough s. yeterince hassas
Askeri
precise positioning system i. hassas konumlama sistemi
precise global positioning system i. hassas küresel konumlama sistemi
precise frequency i. on milisaniyeye denk zaman şartı
precise frequency i. bir görevin tamamlanması için gerekli süre
precise frequency i. tam zaman
precise time i. bir görevin tamamlanması için gerekli süre
precise time i. tam zaman
precise time i. on milisaniyeye denk zaman şartı