tutarak - Türkçe İngilizce Sözlük

tutarak

"tutarak" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 3 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
tutarak seizure i.
tutarak epilepsy i.
tutarak retentively zf.

"tutarak" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
kuyruğunu suyun yüzünde tutarak sığ suda beslenen balık tailer i.
bir nesneyi ışığa tutarak inceleme candling i.
iki kişinin ellerini çapraz tutarak oluşturduğu geçici oturak king's cushion i.
kalkan tutarak müdafaa yapan kimse hyperaspist i.
ayaklarını tutarak dalmak jackknife f.
gözünü sürekli üstünde tutarak herşeyden haberdar olmak keep tabs on f.
bir şeyi buhara tutarak çıkarmak steam something off f.
bir şeyi buhara tutarak açmak steam something open f.
nefesini tutarak beklemek wait with bated breath f.
el ve ayaklarından tutarak yüzükoyun taşımak frogmarch f.
ayaklarını tutarak dalmak jack-knife f.
balede hep aynı ayağı önde tutarak süzülme hareketi yapmak chassé f.
(binek atı) eyerlenirken nefesini tutarak göğsünü şişirmek blow (out) f.
bir kişiyi (ellerinden tutarak) düşürmeye çalışmak wrestle f.
bir kişiyi (ellerinden tutarak) hareketsiz hale getirmeye çalışmak wrestle f.
kabuk tutarak iyileştirmek skin f.
(omuz, kol) tutarak hafifçe sıkmak squeeze f.
(sabit tutarak) ağrıyı azaltmak splinter [obsolete] f.
(sabit tutarak) ağrıyı azaltmak splint f.
bir tarafı tutarak partially zf.
özellikle yeme içme konusunda kendini tutarak abstemiously zf.
atıp tutarak rantingly zf.
her şeyi göz önünde tutarak at the end of the day zf.
kendini tutarak (özellikle yeme içme konusunda) abstemiously zf.
aziz tutarak cherishingly zf.
yerini tutarak compensatingly zf.
yan tutarak partially zf.
bunu akılda tutarak with this in mind zf.
kendini uzak tutarak abstinently zf.
kendini geri planda tutarak self-effacingly zf.
kafa tutarak refractorily zf.
yas tutarak lamentingly zf.
taraf tutarak tendentiously zf.
gizli tutarak unemphatically zf.
kin tutarak revengefully zf.
kontrol altında tutarak disposingly zf.
gözünü kulağını açık tutarak cozy zf.
ayakları önde tutarak feetfirst zf.
aniden tutarak snubbingly zf.
kin tutarak spitously zf.
hariç tutarak barring zf.
hariç tutarak excluding zf.
göz önünde tutarak in regard to ed.
hariç tutarak to the exclusion of ed.
göz önünde tutarak in consideration of ed.
-e yeğ tutarak preferably to ed.
Öbek Fiiller
su tutarak süpürüp atmak flush something away f.
su tutarak süpürüp atmak flush away f.
bir şeyi bir yerden buhar tutarak çıkarmak steam something f.
bir şeyi bir yerden buhar tutarak çıkarmak steam something out f.
bir şeyi bir yerden buhar tutarak çıkarmak steam something out of something f.
bir şeyi bir yerden buhar tutarak çıkarmak steam something off (of) something f.
yük parçasını sıkıca tutarak güverte boyunca koşmak run away with f.
(birini) bir yerinden tutarak/çekerek yönlendirmek lead someone by something f.
(birini/bir şeyi/bir hayvanı) bir yerinden tutarak/çekerek yönlendirmek lead by f.
(birini/bir şeyi/bir hayvanı) bir yerinden tutarak/çekerek idare etmek lead by f.
(birini) bir yerinden tutarak/çekerek götürmek lead someone by something f.
bir yerinden tutarak/çekerek (birine) yol göstermek lead someone by something f.
bir yerinden tutarak/çekerek (birine/bir şeye/bir hayvana) yol göstermek lead by f.
bir zamanı birinin yasını tutarak geçirmek moon away f.
buharla/buhar tutarak (bir şeyden/bir yerden) çıkarmak steam out of (something or some place) f.
buharla/buhar tutarak çıkarmak steam out f.
(bir şeyi) buharla/buhar tutarak çıkarmak steam (something) f.
buharla/buhar tutarak gidermek steam out f.
buharla/buhar tutarak (bir şeyden/bir yerden) gidermek steam out of (something or some place) f.
(bir şeyi) buharla/buhar tutarak gidermek steam (something) f.
İfadeler
göz önünde tutarak in view of f.
(bir şeyi) kontrolünde tutarak ahead of (something) ed.
(bir şeyi) kontrolünde tutarak ahead of (something) ed.
göz önünde tutarak with an eye to expr.
-i gözününde tutarak with an eye to expr.
-i göz önünde tutarak with an eye towards expr.
-i akılda tutarak bearing in mind that expr.
-i hatırda tutarak bearing in mind that expr.
dışında tutarak with apologies to expr.
birbirinin elini tutarak hand in hand expr.
(bir şeyi) göz önünde tutarak in consideration of (something) expr.
Deyim
dilenme (teneke kutu tutarak) tin cup i.
(elini tutarak) birini rahatlatmak hold someone's hand f.
başını, gövdesini vs. belli bir şekilde tutarak hareket etmek carry (oneself) f.
elinde kutsal objeleri tutarak rahip olarak kutsanmak fill (one's) hand f.
(tuvaletini) zorla tutarak caught short taken short zf.
çişini/kakasını tutarak caught short taken short zf.
her şeyi göz önünde tutarak on balance expr.
öğüdünü tutarak on advice of expr.
soluğunu tutarak with bated breath expr.
nefesini tutarak with bated breath expr.
kuyruğu dik tutarak with your tail up expr.
kuyruğu dik tutarak with (one's) tail up expr.
Ticaret/Ekonomi
bir broker’ın aynı menkul kıymetle ilgili emirleri tutarak hem alım hem de satım emirlerini aynı anda gerçekleştirdiği işlemler cross trades i.
Siyasal
göz önünde tutarak considering that i.
(politika veya uluslararası ilişkilerde) karşıt hiziplerin niyetlerini gizli tutarak üstünlük elde etmeye çalışması guessing game i.
göz önünde tutarak having regard to expr.
Teknik
hariç tutarak yönetme management by exception i.
bir elde tutarak içine sözcükleri oluşturan harfler dizilen metal kap composing machine i.
akçaağaçları kimyasal işleme tabi tutarak ve boyayarak elde edilen yeşilimsi gri renkli bir orta sertlikte bir kereste harewood i.
döner baskı makinesinde kağıdı tutarak baskı yapan silindir cylinder i.
yan tutarak partially zf.
Bilgisayar
hariç tutarak yönetme management by exception i.
seçimi dışta tutarak süz filter excluding selection expr.
İnşaat
inşaat projesi çevresinde işaret veya bayrak tutarak trafiği yöneten kimse flagger i.
Denizcilik
kum tutarak genişleyen kumsal accreting beach i.
ağı sabit tutarak balık avlama set-net fishery i.
gemiyi sabit rotada tutarak ilerletmek steer small f.
Medikal
iyon tutarak analiz edici ion-trap analyzer i.
(sıvıyı içinde tutarak) dışkı kitlesi oluşturma özelliğindeki etken madde/ajan bulk-forming agent i.
Psikoloji
nesneyi tutarak veya kaldırarak maddesel özelliklerini algılama becerisi stereognosis i.
Mutfak
ısıyı içinde tutarak yiyeceği ısıtan tencere türü fireless cooker i.
Kimya
(hidrokarbonları) kırılmaya tabi tutarak yeni forma getirmek reform f.
Botanik
su tutarak dormansi durumuna geçmek dry off f.
Tarım
bitkinin tohumunu soğukta tutarak büyümesini hızlandırmak jarovize f.
bitkinin tohumunu soğukta tutarak büyümesini hızlandırmak jarovise f.
Hayvancılık
(atı) dizginleri tutarak eğitmek lunge f.
(atı) dizginlerinden tutarak talim ettirmek lunge f.
(ata) dizginleri tutarak egzersiz yaptırmak lunge f.
(hayvanı) ahırda tutarak beslemek stall-feed f.
(hayvanı) kafeste tutarak beslemek stall-feed f.
Tütün
az miktardaki tütünü yanakla diş eti arasında tutarak nikotinini emme snuff-dipping i.
az miktardaki tütünü yanakla diş eti arasında tutarak nikotinini emme snuff dipping i.
Balıkçılık
(balığı) ağzından değil vücudundan tutarak yakalamak snatch f.
Dini
kötülüğün varlığını göz önünde tutarak, tanrı'nın iyiliğini ve her şeye kadir oluşunu savunmak theodicy i.
Askeri
kötü havalarda töreni kısa tutarak merasim kıyafetleri olmadan yapılan geçit töreni undress parade i.
Silah/Atıcılık
atıcının ağzını açık tutarak nefes vermesi open choke i.
Spor
(boğa güreşinde) boğayı boynuzlarından tutarak sahaya getiren kimse bulldogger i.
(lakrosta) sopayı rakibe karşı tutarak yapılan kural dışı engelleme cross-check i.
jimnastik halkasının iki yanı tutarak yapılan haç biçimli bir hareket crucifix i.
tutarak rakibi yakalamak ride f.
oyuncuyu alt ligde oynayan bir takıma belirli bir süre boyunca geri çağırma hakkını saklı tutarak transfer etmek option f.
(kriket) topu kale ve direkler arasından geçirmek için sopayı açılı tutarak vurmak draw f.
(buz hokeyinde) sopayı rakibe doğru tutarak rakibi engellemek cross-check f.
boğayı halatla tutarak ayağının üzerine devirmek dogfall f.
Basketbol
potaya giden topu tutarak durdurmak pin the ball f.
(topu) avuç içinde tutarak kural ihlali yapmak palm f.
Futbol
(amerikan futbolu) pası tutarak kontrol etme pick i.
Tenis
raketi iki el ile tutarak yapılan bekhend vuruş two-handed backhand i.
Beysbol
topu baş parmak ve parmak uçları arasında tutarak yapılan ve topun falso alarak kaleye gittiği yavaş bir atış türü knuckle ball i.
büyük beysbol ligindeki bir takımın oyuncusunu alt ligde oynayan bir takıma belirli süre boyunca geri çağırma hakkını saklı tutarak transfer edebilmesi option i.
(büyük beysbol ligindeki bir takımın) oyuncuyu alt ligde oynayan bir takıma belirli bir süre boyunca geri çağırma hakkını saklı tutarak transfer etmek option f.
(yumuşak vuruş yapan oyuncu/sopayı tutarak) atıcıya dönmek square around f.
beyzbol sopasının tepesinden tutarak short zf.
İskambil
(değerli kartları elinde tutarak) desteye dahil olmasını engellemek stop f.
(değerli kartları elinde tutarak) masaya açılan kartlara eklenmesini engellemek stop f.
(değerli kartları elinde tutarak) masaya açılan kartlara eklenmesini engellemek stop f.
Sanat
çıplak veya yarı çıplak dansçının yelpaze tutarak yaptığı solo dans fan dance i.
Müzik
(salon dansı) kadınla erkeğin birbirlerini tutarak karşılıklı durduğu closed s.
soluğunu tutarak with bated breath zf.
Matbaa
silindirler arasındaki sayfaları tutarak yazıcıya kağıt tedarik eden cihaz friction feed i.
Eski Kullanım
yasadan, sorumluluktan veya cezadan muaf tutarak (birine) izin vermek dispense f.
Argo
kutu tutarak derneğe ya da kulübe vs. bağış istemek can f.
Wrestling
rakibi boynundan tutarak mindere devirme diamond-cutter i.