wait - Türkçe İngilizce Sözlük

wait

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

wait — Definition

Anlamı ve Tanımı:
beklemek
Okunuş (IPA):
(AmE /weɪt/ – BrE /weɪt/)
Terim Türü:
Fiil: wait (waits – waited – waiting)
Bir olayın ya da zamanın geçmesini durarak izleme durumu. Eski Fransızca waitier kökünden evrilmiştir. Günlük ve kurumsal bağlamlarda sabır ve gecikme olgusunu ifade eder.
Eş Anlamlılar:
pause, delay
Zıt Anlamlılar:
proceed, rush

"wait" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 23 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
wait i. bekleyiş
After an hour of wait, we finally got on board.
Bir saatlik bekleyişin ardından nihayet uçağa binebildik.

More Sentences
wait i. bekleme
He was on a wait list for a liver transplant.
Karaciğer nakli için bekleme listesindeydi.

More Sentences
wait f. beklemek
Every person in the group was waiting for their turn.
Gruptaki herkes sıranın kendisine gelmesini bekliyordu.

More Sentences
Genel
wait i. bekleme
He was on a wait list for a liver transplant.
Karaciğer nakli için bekleme listesindeydi.

More Sentences
wait f. durmak
But wait, this isn’t a bad thing!
Ama durun, bu kötü bir şey değil!

More Sentences
wait f. bekletmek
Do not make us wait until the end; let us start this discussion now.
Bizi sonuna kadar bekletmeyin; bu tartışmaya şimdi başlayalım.

More Sentences
wait f. kalmak
I really do not see why their distribution has to wait until the afternoon.
Bunların dağıtımının neden öğleden sonraya kaldığını gerçekten anlamıyorum.

More Sentences
wait f. beklemek
Every person in the group was waiting for their turn.
Gruptaki herkes sıranın kendisine gelmesini bekliyordu.

More Sentences
wait f. ummak
I’m waiting for you to realize how stupid you are.
Ne kadar aptal olduğunu anlamanı umuyorum.

More Sentences
Teknik
wait f. beklemek
Every person in the group was waiting for their turn.
Gruptaki herkes sıranın kendisine gelmesini bekliyordu.

More Sentences
Genel
wait i. pusu
wait i. gecikme
wait i. ara
wait i. bekleme süresi
wait f. bekletilmek
wait f. dört gözle beklemek
wait f. servis yapmak
wait f. beklemede olmak
wait f. hizmet etmek
wait f. bekleme yapmak
Bilgisayar
wait i. bekleme süresi
wait ünl. bekle
wait expr. bekleyin

"wait" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
forcing to wait on cold floor i. soğuk zeminde bekletme
wait-a-bit i. dikenli bitki
a long wait i. uzun bir bekleme süresi
lying in wait i. pusu kurma
tense wait i. gergin bekleyiş
anxious wait i. gergin bekleyiş
wait-and-see attitude i. bekle ve gör tutumu
wait staff i. restoran çalışanları
wait up for someone f. yatmayıp birini beklemek
wait in vain f. ayazlamak
wait together f. bekleşmek
wait with bated breath f. sabırsızlıkla beklemek
wait on f. bakmak
make somebody wait f. bekletmek
wait tables f. garsonluk yapmak
wait in queue f. kuyrukta beklemek
lie in wait for f. pusuya yatmak
wait for f. beklemek
wait at table f. servis yapmak
wait on f. eşlik etmek
wait on f. hizmet etmek (garson müşteriye)
wait for a sight of f. görmek için beklemek
wait for f. dört gözle beklemek
wait on f. hizmet etmek
wait tables f. lokantada müşterilere yemek servisi yapmak
wait for f. gözlemek
wait on customers f. sipariş almak (lokantada garson)
wait on f. ziyaret etmek
wait upon f. hizmet etmek
wait on f. refakat etmek
wait for an opportunity f. fırsat kollamak
wait standing f. ayakta beklemek
wait in ambush f. pusuda beklemek
wait for an opportunity f. fırsat beklemek
wait for a dead man's shoes f. miras beklemek
wait on f. servis yapmak
wait on someone hand and foot f. el pençe divan durmak
wait on customers f. lokantada müşterilere yemek servisi yapmak
wait on someone hand and foot f. varını yoğunu vermek (bir başkası için)
wait on f. ziyaretine gitmek
stand and wait a long time f. ağaç olmak
wait for somebody's words f. ağzına bakmak
wait on table f. servis yapmak
wait (for someone) in the car f. arabada beklemek
wait a long time f. çok beklemek
wait a while f. az beklemek
keep someone wait for a while f. az bekletmek
wait a little while f. az beklemek
keep someone wait a long time f. çok bekletmek
can hardly wait f. bekleyememek
wait anxiously f. endişeyle beklemek
wait with bated breath f. nefesini tutarak beklemek
wait with bated breath f. nefesini tutup beklemek
wait impatiently f. sabırsızlıkla beklemek
wait for news f. haber beklemek
wait at the door f. kapıda beklemek
wait for news f. birisinden haber beklemek
wait for a response f. karşılık beklemek
wait for a bus f. otobüs beklemek
wait upon f. eşlik etmek
wait upon f. bakmak
wait upon f. refakat etmek
wait upon f. beklemek
wait upon f. servis yapmak
wait patiently f. sabırla beklemek
wait for confirmation f. konfirmasyon beklemek
wait in a queue f. kuyrukta beklemek
wait hand and foot f. el pençe divan durmak
wait hand and foot f. bir dediğini iki etmemek
wait an answer f. yanıt beklemek
(creditors) wait at one's doorstep/door f. alacaklılar kapıya dayanmak
(creditors) wait at one's doorstep/door f. alacaklıları kapıya dayanmak
wait excitedly f. heyecanla beklemek
wait for dead men's shoes f. mirasa konmayı beklemek
wait to see which way the cat will jump f. yaş tahtaya basmamak
wait in vain f. boşuna beklemek
wait on f. -e hizmet etmek
wait on f. -e servis yapmak
wait upon f. ziyaret etmek
wait in vain f. boş yere beklemek
wait in vain f. haybeye beklemek
wait for an apology f. özür beklemek
wait for the answer f. cevabı beklemek
wait up for f. uyumayıp beklemek
wait up for f. ayakta beklemek
not wait someone f. birini bekletmemek
wait up for f. yatmadan beklemek
can't wait f. sabırsızlanmak
lie in wait f. pusu kurmak
wait at the bus stop f. (otobüs) durakta beklemek
wait at the bus stop f. otobüs durağında beklemek
wait for a long time f. uzun zamandır bekliyor olmak
wait for a long time f. uzun zamandır beklemek
wait in hope f. umutla beklemek
wait in hope f. ümitle beklemek
have to wait f. beklemek zorunda olmak
wait in the bank queue f. banka kuyruğunda beklemek
wait for news f. haberleri beklemek
wait for a permission to cross the border f. sınırdan geçmek için izin beklemek
wait in the car f. arabada beklemek
wait on a line f. kuyrukta beklemek
wait in a line f. sırada beklemek
wait in a line f. kuyrukta beklemek
wait on a line f. sırada beklemek
lie in wait f. pusuda beklemek
lie in wait f. pusuya yatmak
can't wait for something f. sabırsızlanmak
can't wait for something f. dayanamamak
wait for support f. destek beklemek
wait for his/her replacement f. kendi yerine gelecek/geçecek olan kişiyi beklemek
not able to wait f. bekleyememek
wait in the bedroom naked f. yatak odasında çıplak bir şekilde beklemek
wait one's turn f. sırasını beklemek
wait for one's turn f. sırasını beklemek
wait in a long queue f. uzun bir kuyrukta beklemek
wait for the right time f. doğru zamanı beklemek
wait for the elevator f. asansörü beklemek
wait for the elevator f. asansör beklemek
wait for a parking space to become available f. boş bir park yeri için beklemek
wait for a parking space to become available f. park yerinin boşalmasını beklemek
wait for approval f. onay beklemek
wait for a sign f. bir işaret beklemek
wait to be informed f. bilgilendirilmeyi beklemek
wait for information f. bilgi beklemek
wait for the phone to ring f. telefonun çalmasını beklemek
wait for the school bus f. okul servisini beklemek
wait for an opportunity to arise f. fırsat çıkmasını beklemek
wait for a miracle f. bir mucize beklemek
wait in line at the atm f. atm'de kuyrukta beklemek
wait in line at the atm f. atm sırasını beklemek
wait in line at the atm f. atm'de sıra beklemek
wait in line at the atm f. bankamatikde sıra beklemek
wait in line at the atm f. bankamatik sırası beklemek
wait in queue for voting f. oy kullanmak için sırada beklemek
wait in queue for voting f. oy kullanmak için kuyrukta beklemek
wait in front of f. önünde beklemek
wait for them to cook f. pişmelerini beklemek
wait for them to cook f. pişmesi için beklemek
wait at the bus stop f. (otobüs) durakta beklemek
lay wait f. tuzak kurmak
wait-listed s. bekle listesinde olan
lying in wait s. pusuda bekleyen
lying in wait s. pusuya yatmış
after a long wait zf. uzun bir bekleyişten sonra
wait a minute! ünl. bir dakika!
Öbek Fiiller
wait around f. bir şey yapmadan durmak
wait up until f. -e kadar beklemek
wait out f. (belirli bir şey için) gerçekleşene kadar beklemek
wait out f. (genellikle hoş olmayan) bir şeyin bitmesini beklemek
wait on f. katılmak