row - Türkisch Englisch Wörterbuch

row

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Bedeutungen von dem Begriff "row" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 94 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
row n. sıra
In January, Governor Ryan of Illinois decided to commute the death sentences of 156 prisoners on death row.
Ocak ayında Illinois Valisi Ryan, idam sırasındaki 156 mahkumun ölüm cezalarını hafifletme kararı aldı.

More Sentences
row n. dizi
As a result, the ROW function always generates the array of integers that you want.
Sonuç olarak, SATIR işlevi her zaman istediğiniz tamsayı dizisini oluşturur.

More Sentences
General
row n. tartışma
The row about the Stability and Growth Pact has scarcely improved the EU’s reputation.
İstikrar ve Büyüme Paktı ile ilgili tartışmalar AB'nin itibarını pek de arttırmadı.

More Sentences
row n. dizi
As a result, the ROW function always generates the array of integers that you want.
Sonuç olarak, SATIR işlevi her zaman istediğiniz tamsayı dizisini oluşturur.

More Sentences
row n. sıra
In January, Governor Ryan of Illinois decided to commute the death sentences of 156 prisoners on death row.
Ocak ayında Illinois Valisi Ryan, idam sırasındaki 156 mahkumun ölüm cezalarını hafifletme kararı aldı.

More Sentences
row v. kürek çekmek
I tried to row to him, but the lake was like glue.
Ona doğru kürek çekmeye çalıştım ama göl tutkal gibiydi.

More Sentences
Colloquial
row n. tartışma
The row about the Stability and Growth Pact has scarcely improved the EU’s reputation.
İstikrar ve Büyüme Paktı ile ilgili tartışmalar AB'nin itibarını pek de arttırmadı.

More Sentences
Technical
row n. dizi
As a result, the ROW function always generates the array of integers that you want.
Sonuç olarak, SATIR işlevi her zaman istediğiniz tamsayı dizisini oluşturur.

More Sentences
row n. sıra
In January, Governor Ryan of Illinois decided to commute the death sentences of 156 prisoners on death row.
Ocak ayında Illinois Valisi Ryan, idam sırasındaki 156 mahkumun ölüm cezalarını hafifletme kararı aldı.

More Sentences
row v. kürek çekmek
I tried to row to him, but the lake was like glue.
Ona doğru kürek çekmeye çalıştım ama göl tutkal gibiydi.

More Sentences
Computer
row n. satırlar
In the second row, describe the outcome of the actions.
İkinci satırda, eylemlerin sonucunu açıklayın.

More Sentences
Marine
row v. kürek çekmek
I tried to row to him, but the lake was like glue.
Ona doğru kürek çekmeye çalıştım ama göl tutkal gibiydi.

More Sentences
Medical
row n. dizi
As a result, the ROW function always generates the array of integers that you want.
Sonuç olarak, SATIR işlevi her zaman istediğiniz tamsayı dizisini oluşturur.

More Sentences
General
row n. atışma
row n. sandal gezisi
row n. tabur
row n. ağız kavgası
row n. gürültülü kavga
row n. sandal gezintisi
row n. çıngar
row n. hır
row n. gürültü
row n. kargaşa
row n. sıra evleri olan sokak
row n. şamata
row n. maraza
row n. arbede
row n. kürek çekme
row n. hırgür
row n. sıra evler
row n. evlerin hiza çizgisi
row n. ağız dalaşı
row n. patırtı
row n. sıralı evleri olan sokak
row n. kavga
row n. (yün) yumak
row n. (yün) top
row n. (belirli bir iş alanının domine ettiği) sokak
row n. (belirli bir iş alanının domine ettiği) bölge
row n. dikiş çizgisi
row n. halı püskülü
row n. püskül dizisi
row n. halıda bulunan ortalama püskül sayısı
row n. geçiş hakkı
row v. kürekle donatmak
row v. kıyameti koparmak
row v. gürültülü bir şekilde kavga etmek
row v. kavgaya karışmak
row v. sandalla gezdirmek
row v. münakaşa etmek
row v. sözlü olarak kavga etmek
row v. kürekle yürütmek
row v. (belirli sayıda kürek ile) donatılmak
row v. sıraya koymak
row v. sarmak
row v. yumak oluşturmak
row v. yumak yapmak
row v. top yapmak
row v. top haline getirmek
row v. çekmek (kürek)
row adj. saf
Colloquial
row n. ağız dalaşı
row n. gürültü
Technical
row n. yataç
Computer
row n. dizeç
row n. sıra satır
row n. satır
Marine
row n. (kayıkta) kürek değişimi
row n. kürek çekme
Medical
row n. satır
Math
row n. satır
row n. satır dizisi
row n. yatay lineer sayı, miktar veya terim dizisi
Chemistry
row n. satır
Agriculture
row n. ekili bitki dizisi
Sport
row v. yarış ekibinde yer almak
row v. kürek yarışında yer almak
row v. kürek çekerek ilerlemek
row v. kürek çeker gibi gitmek
row v. (kürek yarışına) katılmak
row v. (kürek yarışında) rakibi olmak
row v. (kürek yarışında) karşı takımda yarışmak
row v. takımda kürek çekmek
Weight Lifting
row n. kolların arkaya doğru çekilmesi ile gerçekleştirilen bir egzersiz
Chess
row n. (satranç tahtasında) kare dizilimi
Theatre
row n. yan yana seyirci koltukları
Archaic
row n. homojen grup
row n. sınıf
row n. kategori
row n. set
row v. zorla ilerlemek
row v. uğraşmak
row v. saldırıya uğramak
row v. hırpalamak

Bedeutungen, die der Begriff "row" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 150 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
row crop n. çapa ürünü
death row n. ölüm hücresi
row housing n. bitişik düzen
row houses n. sıraevler
five in a row n. beşi bir arada
first row n. birinci sıra
tough row to hoe n. çetin ceviz
hard row to hoe n. çetin ceviz
row-crop tractor n. çapa traktörü
row house n. şehir evi
row pitch n. satır aralığı
front row n. ön sıra
row z n. (gösteri salonunda/stadyumda) en arkadaki/üstteki sıra
frow (front row) n. defileleri izlemek için ön sırada bulunan en prestijli ve arzu edilen koltukların bulunduğu alan
back row n. arka sıra
back row n. rugby'de iki takımın sekiz oyuncusunun birbirine kenetlenmesi sırasında arka bölümdeki uç oyuncuları
tow-row n. patırtı
tow-row n. gürültü
christcross-row n. alfabe
row [obsolete] n. ölçülü mısra
blazing row n. şiddetli tartışma
have a row with v. atışmak
have a row with v. kavga etmek
have a row v. tartışmak
arrange in a row v. dizilemek
arrange in a row v. dizmek
have a row v. ağız kavgası etmek
have a row v. ağız dalaşı yapmak
row against the tide v. akıntıya karşı kürek çekmek
kick up a row v. karışıklık çıkarmak
make a row v. kıyameti koparmak
kick up a row v. patırtı çıkarmak
make a row v. çıngar çıkarmak
kick up a row v. kıyameti koparmak
have a row with v. tartışmak
row against the tide v. güçlüklere karşı çabalamak
raise a hell of a row v. kızılca kıyameti koparmak
kick up a row v. hır çıkarmak
kick up a row v. gürültü çıkarmak
kick up a row v. çıngar çıkarmak
kick up a row (about something) v. mesele çıkarmak
kick up a row v. kavga çıkarmak
kick up a row v. gürültü yapmak
kick up a row v. ortalığı birbirine katmak
kick up a row (about something) v. kavga çıkarmak
kick up a row v. yeri göğü inletmek
row a boat v. kürek ile yürütmek (sandalı vb)
win five games in a row v. arka arkaya beş maç kazanmak
win five games in a row v. peş peşe beş maç kazanmak
be champion three years in a row v. üç sene üst üste şampiyon olmak
tow-row v. patırtı çıkarmak
tow-row v. gürültü yapmak
in the row state adj. sıralı
in the row state adj. bir sırada
row upon row adj. bir sürü
inter-row adj. sıralar arası
inter-row adj. diziler arası
row upon row adv. alay alay
two in a row adv. ikisi bir arada
twice in a row adv. art arda iki kez
in a row adv. art arda
two years in a row adv. iki sene üst üste
two years in a row adv. iki yıl üst üste
two years in a row adv. iki yıl arka arkaya
four years in a row adv. dört yıl üst üste
in a row adv. ardı ardına
in a row adv. üst üste
those on the back row pron. arka sıradakiler
a good row clears the air expr. iyi bir kavga havayı yumuşatır.
Phrasals
row over v. kürek yarışında rakibini geçip yarışı kazanmak
row over v. kürek çekerek geçip gitmek
row back [uk] v. kararını geri çekmek
row back [uk] v. fikrini aksi yönde değiştirmek
row back [uk] v. sözünü geri almak
row back [uk] v. tutumunu tam tersine çevirmek
row (someone or something) out to something v. (birini/bir şeyi) kayıkla kıyıdan açıktaki bir yere götürmek
row out to (something or some place) v. kayıkla (bir şeye/yere) götürmek
row out to (something or some place) v. kayıkla (bir şeye/yere) taşımak
row out to (something or some place) v. kayıkla (bir şeye/yere) sevk etmek
row (someone or something) out to something v. (birini/bir şeyi) kayıkla bir yere götürmek
row out to (something or some place) v. kayıkla (bir şeye/yere) gitmek
row out to (something or some place) v. kayıkla (bir şeye/yere) ulaşmak
row out to (something or some place) v. kayıkla (bir şeye/yere) ulaştırmak
row (someone or something) out to something v. (birini/bir şeyi) kayıkla kıyıdan uzak bir yere götürmek
row (someone or something) out to something v. (birini/bir şeyi) kayıkla kıyıdan alıp bir yere götürmek
row out to (something or some place) v. kayıkla (bir şeye/yere) teslim etmek
row out to v. kayıkla (bir şeye/yere) sevk etmek
row out to v. kayıkla (bir şeye/yere) götürmek
row out to v. kayıkla (bir şeye/yere) teslim etmek
row out to v. kayıkla (bir şeye/yere) ulaştırmak
row out to v. kayıkla (bir şeye/yere) taşımak
row out to v. kayıkla (bir şeye/yere) gitmek
row out to v. kayıkla (bir şeye/yere) ulaşmak
Phrases
on the front row expr. ön sırada
at the front row expr. ön sırada
row after row expr. sıra sıra
Colloquial
skid-row bum n. başıboş
skid-row bum n. alkolik
skid-row bum n. müptela
skid-row bum n. dilenci
skid-row bum n. ipsiz
skid-row bum n. sefalet/yoksulluk içinde kimse
skid-row bum n. düşkün
skid-row bum n. evsiz
skid-row bum n. derbeder
skid-row bum n. beş parasız
skid-row bum n. ipsiz sapsız
skid-row bum n. serseri
skid-row bum n. evsiz barksız
skid-row bum n. it kopuk
skid-row bum n. berduş
skid-row bum n. ipi kırık
skid-row bum n. ayyaş
skid-row bum n. bağımlı
skid-row bum n. meteliksiz
skid-row bum n. yersiz yurtsuz
skid-row bum n. sefil
a row of beans n. incir çekirdeğini doldurmayacak önemde
a row of beans n. beş para etmez
a row of beans n. önemsiz, değersiz, incir çekirdeğini doldurmayacak bir şey
be in the back row v. arka sırada olmak
get into a row v. birbirine girmek
three years in a row expr. üç sene arka arkaya
three years in a row expr. üç yıl arka arkaya
three years in a row expr. üç yıl üst üste
three years in a row expr. üç sene üst üste
Idioms
tough row to hoe n. çetin ceviz
hard row to hoe n. çetin ceviz
a tough row to hoe n. üstesinden gelinmesi zor durum
a hard row to hoe n. üstesinden gelinmesi zor durum
tough row to hoe n. zor görev
hard row to hoe n. zor görev
a hard/tough row to hoe n. üstesinden gelinmesi zor durum
a hard/tough row to hoe n. zor/güç durum
a long row to hoe n. zorlu bir süreç
skid row n. ucuz meyhanelerin/birahanelerin bulunduğu bölge
skid row n. fakir bölge
skid row n. serserilerin/ayyaşların takıldığı bölge
a tough row to hoe n. zor iş
a tough row to hoe n. üstesinden gelinmesi zor durum
a hard row to hoe n. üstesinden gelinmesi zor durum
a hard row to hoe n. zor görev
a row of beans n. beş para etmez şey
a row of beans n. önemsiz/değersiz/incir çekirdeğini doldurmayacak bir şey
a hard row to hoe n. zor iş
a tough row to hoe n. zor görev
a long row to hoe n. zor bir iş
a long row to hoe n. meşakkatli bir iş/süreç
a long row to hoe n. başa çıkması güç bir durum/iş/süreç
a tough row to hoe n. üstesinden gelinmesi zor durum