jam - Turkish English Dictionary

jam

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

jam — Definition

Meaning:
reçel, sıkışma
Pronunciation (IPA):
(AmE /dʒæm/ – BrE /dʒæm/)
Part of speech:
İsim: jam (jams); Fiil: jam (jams – jammed – jamming)
Synonyms:
preserve; blockage
Antonyms:
flow

Meanings of "jam" in Turkish English Dictionary : 103 result(s)

English Turkish
Common Usage
jam n. sıkışıklık
We couldn't attend the meeting because of the traffic jam.
Trafik sıkışıklığı yüzünden toplantıya katılamadık.

More Sentences
jam n. reçel
She spread some orange jam on her toast.
Tostunun üzerine biraz portakal reçeli sürdü.

More Sentences
jam v. sıkıştırmak
Ye Gu Han was actually using his own muscles to jam that person's long sword!
Ye Gu Han aslında o kişinin uzun kılıcını sıkıştırmak için kendi kaslarını kullanıyordu!

More Sentences
jam v. sıkışmak
The printer jammed.
Yazıcıya kâğıt sıkıştı.

More Sentences
jam v. kıstırmak
General
jam n. sıkışma
The new papers caused a jam in the old printing machine.
Yeni kağıtlar eski baskı makinesinin sıkışmasına neden oldu.

More Sentences
jam n. doğaçlama caz gösterisi
As a jazz enthusiast, he loosed himself to the jam session.
Bir caz tutkunu olarak kendini doğaçlama caz gösterisinin keyfine bıraktı.

More Sentences
jam n. parça
This is one of my favourite jams on the album.
Bu albümdeki en sevdiğim parçalardan biri.

More Sentences
jam n. şarkı
That's my jam!
Bu benim şarkım!

More Sentences
jam v. takılmak
I couldn't stop the machine because its switch was jammed.
Makineyi durduramadım çünkü düğmesi takılmıştı.

More Sentences
jam v. basmak
The driver jammed the brake pedal but couldn't stop the bus from hitting a tree.
Şoför fren pedalına bastı ama otobüsün bir ağaca çarpmasını engelleyemedi.

More Sentences
jam v. tıkmak
I'm sick of Tom jamming his opinions down my throat.
Tom'un fikirlerini boğazımdan aşağı tıkmasından bıktım.

More Sentences
jam v. tutukluk yapmak
My gun jammed.
Silahım tutukluk yaptı.

More Sentences
jam v. (geçidi) kapatmak
The police jammed all the entrances to the city centre.
Polis şehir merkezindeki tüm girişleri kapattı.

More Sentences
Colloquial
jam n. çıkmaz durum
She felt relieved as he was helped out of a jam.
Çıkmaz bir durumdan kurtulmasına yardım edilince rahatladığını hissetti.

More Sentences
Technical
jam v. sıkıştırmak
Ye Gu Han was actually using his own muscles to jam that person's long sword!
Ye Gu Han aslında o kişinin uzun kılıcını sıkıştırmak için kendi kaslarını kullanıyordu!

More Sentences
jam v. tutukluk yapmak
My gun jammed.
Silahım tutukluk yaptı.

More Sentences
Computer
jam n. sıkışma
The new papers caused a jam in the old printing machine.
Yeni kağıtlar eski baskı makinesinin sıkışmasına neden oldu.

More Sentences
jam v. sıkışmak
The printer jammed.
Yazıcıya kâğıt sıkıştı.

More Sentences
Food Engineering
jam n. reçel
She spread some orange jam on her toast.
Tostunun üzerine biraz portakal reçeli sürdü.

More Sentences
Gastronomy
jam n. reçel
She spread some orange jam on her toast.
Tostunun üzerine biraz portakal reçeli sürdü.

More Sentences
Slang
jam n. şarkı
That's my jam!
Bu benim şarkım!

More Sentences
jam n. dert
Tom helped me out of a jam.
Tom beni büyük bir dertten kurtardı.

More Sentences
General
jam n. sıkıştırılma
jam n. kalabalık
jam n. marmelat
jam n. kilitlenme
jam n. (radyo) parazit
jam n. tıkanıklık
jam n. kenetlenme
jam n. çocuk oyuncağı
jam n. basit şey
jam n. kolay şey
jam n. izdiham
jam n. yığılışma
jam n. trafik sıkışıklığı
jam n. sıkıştırma
jam v. kırmak
jam v. radyo parazit yapmak
jam v. sıkmak
jam v. dürtmek
jam v. kenetlenmek
jam v. ezmek
jam v. yayını bozmak
jam v. tıkıştırmak
jam v. kenetlemek
jam v. kilitlenmek
jam v. kilitlemek
jam v. itmek
jam v. hıncahınç doldurmak
jam v. durdurmak
jam v. aynı dalga boyunda sinyal göndererek yayını anlaşılmaz hale getirmek
jam v. parazit yapmak
jam v. hareketsiz kalmak
jam v. tıkamak
jam v. tıka basa doldurmak
jam v. boğmak
jam v. bastırmak
jam v. aniden harekete geçmek
jam v. düzensiz hale getirmek
jam v. ucunu bir yere sıkıştırarak parmağı yaralamak
jam v. (telsiz mesajını) bozmak
Colloquial
jam n. içinden çıkılamaz sorun
jam n. zorluk
jam n. müşkül durum
Technical
jam n. bereleme
jam n. ezme
jam n. kart sıkışması
jam n. sıkıştırma
jam n. bir tür çocuk cüppesi
jam v. aynı dalga boyunda sinyal göndererek yayını anlaşılmaz yapmak
jam v. parçalarının sıkışması nedeniyle çalışmaz hale gelmek
jam v. sınırlı bir hacime sıkıştırmak
jam v. sinyal boğmak
jam v. sınırlı bir hacme sıkıştırmak
jam v. tıkamak
jam v. telsiz mesajını bozmak
Computer
jam n. kart sıkışması
jam n. istemci ya da sunucu ortamları için bir uygulama geliştirme sistemi
Marine
jam v. gemiyi yelkenlerinin yarısı geriye dönecek şekilde rüzgara yaklaştırmak
Tobacco
jam n. tıkanma
Hunting
jam n. tutukluk
Sport
jam n. puan kazanılabilen oyun
jam n. ekstremitenin dar yerlere sıkıştırılmasını gerektiren kaya tırmanma manevrası
Basketball
jam n. smaç
Baseball
jam n. atıcı veya savunma takımı için zor olan durum
jam v. sopanın kalın kısmıyla vurmasını önlemek için (vurucuya) iç atış atmak
Music
jam v. doğaçlama caz gösterisine katılmak
jam v. doğaçlama caz gösterisi yapmak
Abbreviation
jam n. james
Slang
jam n. arzu edilen şey
jam n. cazip şey
jam n. bela
jam n. smaç
jam n. birinin tercihi
jam n. birinin keyif aldığı şey
jam n. biri için önemli olan/birinin önemsediği şey
jam n. birinin ilgi alanı
jam v. birlikte müzik yapmak
jam v. birlikte müzik çalmak
jam v. gitmek
jam v. çıkmak
jam v. smaç basmak

Meanings of "jam" with other terms in English Turkish Dictionary : 150 result(s)

English Turkish
General
traffic jam n. trafik tıkanıklığı
traffic jam n. trafik sıkışıklığı
rose jam n. gülbeşeker
rose jam n. gül reçeli
ice jam n. buz yığılması
a jar of jam n. bir kavanoz reçel
jam jar n. reçel kavanozu
quince jam n. ayva reçeli
pearl jam n. amerikalı bir rock grubu
log jam n. tomrukların nehir akışını tıkaması
log jam n. tıkanıklık
log jam n. tıkanıklık
log jam n. sıkışıklık
log jam n. sıkışma
log jam n. tomrukların neden olduğu tıkanıklık
log jam n. tıkanma
log jam n. kördüğüm
blackberry jam n. böğürtlen reçeli
jam-up n. tıkanıklık
jam-up n. sıkışıklık
jam up n. keşmekeş
jam up n. sıkışıklık
jam-up n. keşmekeş
log jam n. yığılma
log jam n. kalabalık
jam box n. teyp/kaset çalar
be in a jam v. başı dertte olmak
jam the lines v. telefonları kitlemek
jam in v. kıstırmak
in a jam v. başı dertte olmak
jam in v. takılmak
jam in v. sıkıştırmak
jam on the brakes v. frene kuvvetle basıvermek
jam in v. sıkışmak
jam the phone lines v. telefonları kitlemek
get somebody out of a jam v. kurtarmak
the traffic jam to break up v. trafik açılmak
be in a bit of a jam v. zorda olmak
be in a bit of a jam v. sıkıntıda olmak
be in a bit of a jam v. darda olmak
jam one's hand in the door v. elini kapıya sıkıştırmak
jam one's finger in the door v. parmağını kapıya sıkıştırmak
jam the finger in the door v. parmağı kapıya sıkıştırmak
point jam v. frekans bandını daraltmak
point jam v. dar frekans bandını sıkıştırmak
jam-packed adj. tıka basa dolu
jam-packed adj. dopdolu
jam-packed adj. tıklım tıklım dolu
jam-packed adj. hıncahınç dolu
jam-packed adj. tıklım tıklım
jam-packed adj. tıka basa dolu
jam-packed adj. ağzına kadar dolu
jam-full adj. tam kapasite dolu
jam-full adj. ağzına kadar dolu
jam-full adj. kalabalık
jam-full adj. tıka basa dolu
jam.(james) abrev. james
jam. (jamaica) abrev. jamaika
jam (jamaica) abrev. jamaika
Phrasals
jam in v. daracık yere tıkıştırmak
jam into v. tıkıştırmak
jam into v. sıkıştırmak
jam in v. küçücük yere sıkıştırmak
jam in v. sıkışıp kalmak
jam in v. tıkıştırmak
jam into v. sıkışmak
jam into v. daracık yere tıkıştırmak
jam in v. sıkışmak
jam in v. kıstırmak
jam into v. sıkışıp kalmak
jam in v. sıkıştırmak
jam into v. kıstırmak
jam into v. küçücük yere sıkıştırmak
jam something up with something v. -ile tıkamak
jam something into something v. bir şeyi bir şeyin içine tıkıştırmak
jam with someone v. birileriyle doğaçlama yapmak
jam something up v. bir şeyi sıkıştırmak/tıkamak
jam something in v. bir şeyi bir şeyin içine tıkıştırmak
jam together v. yan yana/üst üste tıkmak
jam together v. bir araya tıkıştırmak/sıkıştırmak
jam together v. üst üste yerleştirmek
jam together v. sıkışık bir şekilde yerleştirmek
jam together v. gelişigüzel koymak/tıkmak
jam together v. kısa bir zamana sığdırmak
jam with someone v. biriyle doğaçlama bir şeyler çalmak
jam someone or something together v. birilerini/bir şeyleri bir araya yığmak
jam together v. aceleyle/apar topar bir araya getirmek
jam something together v. bir şeyleri yan yana/üst üste tıkmak
jam with someone v. biriyle doğaçlama müzik yapmak
jam someone or something together v. birilerini/bir şeyleri bir yere tıkmak
jam with someone v. biriyle birlikte müzik yapmak
jam someone or something together v. birilerini/bir şeyleri üst üste/yan yana yığmak
jam something together v. bir şeyleri sıkışık bir şekilde yerleştirmek
jam together v. zorla bir araya getirmek
jam together v. rastgele koymak/tıkmak
jam something together v. bir şeyleri üst üste yerleştirmek
jam together v. zorla kenetlemek
jam together v. herkesi bir yere sıkıştırmak
jam something together v. bir şeyleri rastgele koymak/tıkmak
jam with (something) v. kısa bir zaman dilimine (bir çok şey) sığdırmak
jam together v. zorla birleştirmek
jam together v. herkesi sığıştırmak
jam someone or something together v. birilerini/bir şeyleri bir araya sıkıştırmak
jam something together v. bir şeyleri bir araya tıkıştırmak/sıkıştırmak
jam with (something) v. kısa bir zaman dilimine (bir çok şey) doldurmak
jam someone or something together v. birilerini/bir şeyleri sıkışık bir şekilde yerleştirmek
jam together v. kısa bir süreye sıkıştırmak
jam with (something) v. ağzına kadar (bir şeyle) doldurmak
jam something together v. bir şeyleri gelişigüzel koymak/tıkmak
jam something together v. bir şeyleri gelişigüzel bir araya toplamak
jam together v. balık istifi gibi sıkıştırmak
jam with (something) v. (bir şeyle) tıkamak
jam with (something) v. kısa bir zaman dilimini (bir şeyle) doldurmak
jam with (something) v. kısa bir zaman dilimi için (bir çok şey) planlamak
jam together v. birlikte doğaçlama müzik yapmak
jam with (something) v. (bir şeyle) doldurmak
jam someone or something (into something) v. birini/bir şeyi (bir şeyin içine) tıkıştırmak
jam someone or something in v. birini/bir şeyi (bir şeyin içine) sığıştırmak
jam someone or something in v. birini/bir şeyi (bir şeyin içine) tıkıştırmak
jam someone or something (into something) v. birini/bir şeyi (bir şeyin içine) sıkıştırmak
jam someone or something in v. birini/bir şeyi (bir şeyin içine) sıkıştırmak
jam someone or something (into something) v. birini/bir şeyi (bir şeyin içine) sığıştırmak
jam something up something v. bir şeyi (yukarıdaki) bir şeye itmek/sokmak
jam up v. tıkanmasına sebep olmak
jam up v. tıkamak
jam into (something) v. (bir şeyin) içine sığıştırmak/tıkıştırmak
jam with v. ile doğaçlama yapmak
jam up v. hızlıca yukarı kaldırmak/itmek
jam into (something) v. (bir şeye) sıkıştırmak
jam into (something) v. (bir şeyin) içine doluşmak
jam with v. ile doğaçlama bir şeyler çalmak
jam with v. ile doldurmak
jam into (something) v. (bir şeyin) içine sığışmak/tıkışmak
jam into (something) v. (bir şeyin) içine doluşturmak
jam with (something) v. (bir şeyle) tıka basa doldurmak
jam with v. ile tıkamak
jam with v. ile birlikte müzik yapmak
jam into (something) v. (bir şeyin) arasına sıkıştırmak
jam with (something) v. (bir şeyle) ağzına kadar doldurmak
Phrases
what more do you want - jam on it? expr. buldun da bunama
Colloquial
jam session n. doğaçlama tartışma
jam [uk] n. şans
hit a traffic jam v. trafiğe takılmak
jam-pack v. ağzına kadar doldurmak
jam-pack v. tıka basa doldurmak
jam out v. müzikle coşmak
jam out v. müziğe kendini kaptırmak
jam-packed adj. her anı/dakikası dolu
jam-packed adj. içi bir şey dolu
jam-packed adj. her anı/dakikası dopdolu