| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | jam i. | sıkışıklık | ||
|
We couldn't attend the meeting because of the traffic jam. Trafik sıkışıklığı yüzünden toplantıya katılamadık. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | jam i. | reçel | ||
|
She spread some orange jam on her toast. Tostunun üzerine biraz portakal reçeli sürdü. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | jam f. | sıkıştırmak | ||
|
Ye Gu Han was actually using his own muscles to jam that person's long sword! Ye Gu Han aslında o kişinin uzun kılıcını sıkıştırmak için kendi kaslarını kullanıyordu! More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | jam f. | sıkışmak | ||
|
The printer jammed. Yazıcıya kâğıt sıkıştı. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | jam f. | kıstırmak | ||
| Genel | ||||
| Genel | jam i. | sıkışma | ||
|
The new papers caused a jam in the old printing machine. Yeni kağıtlar eski baskı makinesinin sıkışmasına neden oldu. More Sentences |
||||
| Genel | jam i. | doğaçlama caz gösterisi | ||
|
As a jazz enthusiast, he loosed himself to the jam session. Bir caz tutkunu olarak kendini doğaçlama caz gösterisinin keyfine bıraktı. More Sentences |
||||
| Genel | jam i. | parça | ||
|
This is one of my favourite jams on the album. Bu albümdeki en sevdiğim parçalardan biri. More Sentences |
||||
| Genel | jam i. | şarkı | ||
|
That's my jam! Bu benim şarkım! More Sentences |
||||
| Genel | jam f. | takılmak | ||
|
I couldn't stop the machine because its switch was jammed. Makineyi durduramadım çünkü düğmesi takılmıştı. More Sentences |
||||
| Genel | jam f. | basmak | ||
|
The driver jammed the brake pedal but couldn't stop the bus from hitting a tree. Şoför fren pedalına bastı ama otobüsün bir ağaca çarpmasını engelleyemedi. More Sentences |
||||
| Genel | jam f. | tıkmak | ||
|
I'm sick of Tom jamming his opinions down my throat. Tom'un fikirlerini boğazımdan aşağı tıkmasından bıktım. More Sentences |
||||
| Genel | jam f. | tutukluk yapmak | ||
|
My gun jammed. Silahım tutukluk yaptı. More Sentences |
||||
| Genel | jam f. | (geçidi) kapatmak | ||
|
The police jammed all the entrances to the city centre. Polis şehir merkezindeki tüm girişleri kapattı. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | jam i. | çıkmaz durum | ||
|
She felt relieved as he was helped out of a jam. Çıkmaz bir durumdan kurtulmasına yardım edilince rahatladığını hissetti. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | jam f. | sıkıştırmak | ||
|
Ye Gu Han was actually using his own muscles to jam that person's long sword! Ye Gu Han aslında o kişinin uzun kılıcını sıkıştırmak için kendi kaslarını kullanıyordu! More Sentences |
||||
| Teknik | jam f. | tutukluk yapmak | ||
|
My gun jammed. Silahım tutukluk yaptı. More Sentences |
||||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | jam i. | sıkışma | ||
|
The new papers caused a jam in the old printing machine. Yeni kağıtlar eski baskı makinesinin sıkışmasına neden oldu. More Sentences |
||||
| Bilgisayar | jam f. | sıkışmak | ||
|
The printer jammed. Yazıcıya kâğıt sıkıştı. More Sentences |
||||
| Gıda | ||||
| Gıda | jam i. | reçel | ||
|
She spread some orange jam on her toast. Tostunun üzerine biraz portakal reçeli sürdü. More Sentences |
||||
| Mutfak | ||||
| Mutfak | jam i. | reçel | ||
|
She spread some orange jam on her toast. Tostunun üzerine biraz portakal reçeli sürdü. More Sentences |
||||
| Argo | ||||
| Argo | jam i. | şarkı | ||
|
That's my jam! Bu benim şarkım! More Sentences |
||||
| Argo | jam i. | dert | ||
|
Tom helped me out of a jam. Tom beni büyük bir dertten kurtardı. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | jam i. | sıkıştırılma | ||
| Genel | jam i. | kalabalık | ||
| Genel | jam i. | marmelat | ||
| Genel | jam i. | kilitlenme | ||
| Genel | jam i. | (radyo) parazit | ||
| Genel | jam i. | tıkanıklık | ||
| Genel | jam i. | kenetlenme | ||
| Genel | jam i. | çocuk oyuncağı | ||
| Genel | jam i. | basit şey | ||
| Genel | jam i. | kolay şey | ||
| Genel | jam i. | izdiham | ||
| Genel | jam i. | yığılışma | ||
| Genel | jam i. | trafik sıkışıklığı | ||
| Genel | jam i. | sıkıştırma | ||
| Genel | jam f. | kırmak | ||
| Genel | jam f. | radyo parazit yapmak | ||
| Genel | jam f. | sıkmak | ||
| Genel | jam f. | dürtmek | ||
| Genel | jam f. | kenetlenmek | ||
| Genel | jam f. | ezmek | ||
| Genel | jam f. | yayını bozmak | ||
| Genel | jam f. | tıkıştırmak | ||
| Genel | jam f. | kenetlemek | ||
| Genel | jam f. | kilitlenmek | ||
| Genel | jam f. | kilitlemek | ||
| Genel | jam f. | itmek | ||
| Genel | jam f. | hıncahınç doldurmak | ||
| Genel | jam f. | durdurmak | ||
| Genel | jam f. | aynı dalga boyunda sinyal göndererek yayını anlaşılmaz hale getirmek | ||
| Genel | jam f. | parazit yapmak | ||
| Genel | jam f. | hareketsiz kalmak | ||
| Genel | jam f. | tıkamak | ||
| Genel | jam f. | tıka basa doldurmak | ||
| Genel | jam f. | boğmak | ||
| Genel | jam f. | bastırmak | ||
| Genel | jam f. | aniden harekete geçmek | ||
| Genel | jam f. | düzensiz hale getirmek | ||
| Genel | jam f. | ucunu bir yere sıkıştırarak parmağı yaralamak | ||
| Genel | jam f. | (telsiz mesajını) bozmak | ||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | jam i. | içinden çıkılamaz sorun | ||
| Konuşma Dili | jam i. | zorluk | ||
| Konuşma Dili | jam i. | müşkül durum | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | jam i. | bereleme | ||
| Teknik | jam i. | ezme | ||
| Teknik | jam i. | kart sıkışması | ||
| Teknik | jam i. | sıkıştırma | ||
| Teknik | jam i. | bir tür çocuk cüppesi | ||
| Teknik | jam f. | aynı dalga boyunda sinyal göndererek yayını anlaşılmaz yapmak | ||
| Teknik | jam f. | parçalarının sıkışması nedeniyle çalışmaz hale gelmek | ||
| Teknik | jam f. | sınırlı bir hacime sıkıştırmak | ||
| Teknik | jam f. | sinyal boğmak | ||
| Teknik | jam f. | sınırlı bir hacme sıkıştırmak | ||
| Teknik | jam f. | tıkamak | ||
| Teknik | jam f. | telsiz mesajını bozmak | ||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | jam i. | kart sıkışması | ||
| Bilgisayar | jam i. | istemci ya da sunucu ortamları için bir uygulama geliştirme sistemi | ||
| Denizcilik | ||||
| Denizcilik | jam f. | gemiyi yelkenlerinin yarısı geriye dönecek şekilde rüzgara yaklaştırmak | ||
| Tütün | ||||
| Tütün | jam i. | tıkanma | ||
| Silah/Atıcılık | ||||
| Silah/Atıcılık | jam i. | tutukluk | ||
| Spor | ||||
| Spor | jam i. | puan kazanılabilen oyun | ||
| Spor | jam i. | ekstremitenin dar yerlere sıkıştırılmasını gerektiren kaya tırmanma manevrası | ||
| Basketbol | ||||
| Basketbol | jam i. | smaç | ||
| Beysbol | ||||
| Beysbol | jam i. | atıcı veya savunma takımı için zor olan durum | ||
| Beysbol | jam f. | sopanın kalın kısmıyla vurmasını önlemek için (vurucuya) iç atış atmak | ||
| Müzik | ||||
| Müzik | jam f. | doğaçlama caz gösterisine katılmak | ||
| Müzik | jam f. | doğaçlama caz gösterisi yapmak | ||
| Kısaltma | ||||
| Kısaltma | jam i. | james | ||
| Argo | ||||
| Argo | jam i. | arzu edilen şey | ||
| Argo | jam i. | cazip şey | ||
| Argo | jam i. | bela | ||
| Argo | jam i. | smaç | ||
| Argo | jam i. | birinin tercihi | ||
| Argo | jam i. | birinin keyif aldığı şey | ||
| Argo | jam i. | biri için önemli olan/birinin önemsediği şey | ||
| Argo | jam i. | birinin ilgi alanı | ||
| Argo | jam f. | birlikte müzik yapmak | ||
| Argo | jam f. | birlikte müzik çalmak | ||
| Argo | jam f. | gitmek | ||
| Argo | jam f. | çıkmak | ||
| Argo | jam f. | smaç basmak | ||